Keçiyi Fıkraları

loading...

Biri , Hocaya evinin darlığından, evindeki sıkıntıdan bahsederek çare söylemesini ister. Hoca adamı sükûnetle dinler :- ̶...
fıkranın devamı

Köylünün biri, diğerinin kuzusunu çalmış, kesip yemiş. O da onun keçisini aşırmış, kesip yemiş.Nasreddin Hoca olayı incelediğ...
fıkranın devamı


Edirne'ye yeni atanan Osmanlı valisi, kesesini doldurmak ister. Bunun için bir kurnazlık düşünür. Kendisini kutlamaya gelen topluluklar temsilcilerini makamında kabul ettikçe, odanın ortasına bağlattığı keçiyi göstererek sorar:
- Bu nedir?
- Keçi, efendimiz.
- Bilemediniz. Beşyüz altın ceza vereceksiniz.
Ermeni topluluğu temsilcileri, Rum topluluğu temsilcileri !!bilemedikleri!! gerekçesiyle beşer yüz altın cezaya çarptırıldıktan sonra Musevi temsilcisi girer.
- Bu nedir haham efendi?
Haham neşeyle gülümseyerek cevap verir:
- Paşa hazretleri, bu ne keçidir, ne tekedir, ne koyundur. Bu, Allah'ın bir belasıdır. Emir buyurun, ne kadar uygun görürseniz verip çıkalım.




fıkranın devamı


Edirne'ye yeni atanan Osmanlı valisi, kesesini doldurmak ister. Bunun için bir kurnazlık düşünür. Kendisini kutlamaya gelen topluluklar temsilcilerini makamında kabul ettikçe, odanın ortasına bağlattığı keçiyi göstererek sorar:
- Bu nedir?
- Keçi, efendimiz.
- Bilemediniz. Beşyüz altın ceza vereceksiniz.
Ermeni topluluğu temsilcileri, Rum topluluğu temsilcileri !!bilemedikleri!! gerekçesiyle beşer yüz altın cezaya çarptırıldıktan sonra Musevi temsilcisi girer.
- Bu nedir haham efendi?
Haham neşeyle gülümseyerek cevap verir:
- Paşa hazretleri, bu ne keçidir, ne tekedir, ne koyundur. Bu, Allah'ın bir belasıdır. Emir buyurun, ne kadar uygun görürseniz verip çıkalım.



fıkranın devamı


Kahvede otururken sohbet arası biri sorar?

-Temel Reis, haçan sen kaç senedur tekneyle Rusya" ya gidup geleysun?

-Olmuştur bir kırk sene.



Bir başkası:

-O zaman sen Rusçayu eyi kapmışsındır, Reis?

-Ben Rusçanun alasunu pilirum, da.



Bir diğeri:

-O zaman de bakalum... deveye Rusça ne denur?

Kaptan:

-Huy uşağum, sen de soraysun pek büyüğünü, da.



Bir diğeri:

-O zaman de bakalum... sineğe Rusça ne denur?

Kaptan:

-Huy uşağum, sen de soraysun pek küçüğünü, da.



Bir diğeri atılır:

-Peki keçiye ne derler o zaman?

Reis şöyle bir çenesini sıvazlar ve:

-Valla uşağum keçiyi pilmeyrum ama koyuna bir acayip dirler...



fıkranın devamı


Edirne'ye yeni atanan Osmanlı valisi, kesesini doldurmak ister. Bunun için bir kurnazlık düşünür. Kendisini kutlamaya gelen topluluklar temsilcilerini makamında kabul ettikçe, odanın ortasına bağlattığı keçiyi göstererek sorar:
- Bu nedir?
- Keçi, efendimiz.
- Bilemediniz. Beşyüz altın ceza vereceksiniz.
Ermeni topluluğu temsilcileri, Rum topluluğu temsilcileri !!bilemedikleri!! gerekçesiyle beşer yüz altın cezaya çarptırıldıktan sonra Musevi temsilcisi girer.
- Bu nedir haham efendi?
Haham neşeyle gülümseyerek cevap verir:
- Paşa hazretleri, bu ne keçidir, ne tekedir, ne koyundur. Bu, Allah'ın bir belasıdır. Emir buyurun, ne kadar uygun görürseniz verip çıkalım.

fıkranın devamı


Bir gün Mustafa Almanya ya gidecek olmus. Annesi de ona bir keçi vermis. "Al
bu keçiyi, sütünü sagar içersin, içemedigini yogurt yapar yersin", demis. O da
almis keçisini gitmis. Tam gümrükten geçerken memur "Hayir, bu keçi buradan
geçemez." demis. Mustafa da, "Abi bu keçi degil, köpek" demis. Memur, "Peki
ya bu boynuzlar ne?" demis. Mustafa da, "Vallahi memur bey ben köpegimin
özel hayatina karisamam" demis...

fıkranın devamı

Babası önündeki boş resim kağıdına bakan Selin`e sordu:-Kızım ne resmi yapıyorsun?-Babacı...
fıkranın devamı

Kahvede otururken sohbet arası biri sorar? -Temel Reis, haçan sen kaç senedur tekneyle Rusya' y...
fıkranın devamı

Temel köyünün en sapık erkeğiymiş. Herekezin karısına kızına sarkarmış. Köylü rahatsı...
fıkranın devamı

Genç bir kadın, yakışıklı bir çiftçi ile birlikte gidiyorlardı. Çiftçinin sırtında bir...
fıkranın devamı

Genç bir kadın, yakışıklı bir çiftçi ile birlikte gidiyorlardı. Çiftçinin sırtında bir küp, sol elinde bir horoz, sağ elinde kocaman saplı bir kazma vardı ve önünde de bir keçi yürüyordu. Bir hayli yürüdükten sonra yolları tenha bir geçite gelince genç kadın durdu:
-Ben, seninle bu tenha yoldan gitmem.
-Niçin?
-Beni öpmeye, sevmeye kalkarsın da.
Delikanlı gülerek:
-Sırtımda ve ellerimde bu kadar yük varken nasıl yapabilirim?
-Nasıl olacak! Kazmayı yere saplarsın, keçiyi sapına bağlayıp küpün içine horozu koyunca elleriniz serbest kalır da...
fıkranın devamı

Bektaşinin birine konuk gelecekmiş. Bektasi konuğu nasıl ağırlar... Elde yok, ayakta yok.. Mahçup olmak da istemiyor... Komşusu Yahudinin bir sürü keçisi varmış...Onlardan birini çaktırmadan alıp kesiyor... Ama çaktırmadığını sanan kendisi... Yahudi, ağacın arkasından gözlermiş durumu... Diyor ki kendi kendine, "Kadıya gitsem.. Kadı Müslüman, o Müslüman, ben Yahudi… Davayı kazanamam. Hadi kazandım, Bektaşinin nesi var ki, ondan alıp bana versin... Biz artık Allahın huzurunda hesaplaşırız... Yıllar geçiyor. Yahudi, Allahın huzurunda davacı oluyor, Bektaşiden... Mahkeme kuruluyor..
Allah :
-Sen Yahudi kulumun keçisini kesmişsin, diyor Bektaşiye...
-Kesmedim, diyor Bektaşi...
-Ben gözlerimle gördum diyor, Yahudi..
-Allahım, diyor Bektaşi... Bir mahkemede bir adam hem şahit, hem davacı olamaz.
-Haklısın ama, diyor, Allah Ben her şeyi görürüm. Ben de gördüm, kestiğini...
-Allahım, diyor Bektaşi...Aynı mahkemede, hem şahit, hem hakim olunmaz...
-Gene haklısın, diyor Allah... O zaman getirin keçiyi ona soralım...
-Ne!... diyor Bektaşi... Keçi burada mı?...Ver onu o zaman bu Yahudiye...Bitsin bu dava..
fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama