Kendinde Fıkraları

loading...

Dursun, saatlerin geri alınacağını duyunca, evdeki saatleri toplayıp Saatçi Temel’e gider: - Ula Temel, saatler geri alınacakmış. Biz de evdeki saatleri senden satın aldığımız için sana getirdik. Bunları geri alacaksun da. Temel kendinden emin bir şekilde: - Öyle yağma yok. Ben de duydum ama, sadece 1 saat geri alınacakmış. 1 tanesini alırım, diğerlerini almam. xD
fıkranın devamı



Uc mahkum cezaevi yolundadir. Herbirine, hapiste gecirecekleri gunler icin bir esya getirilmesine izin verilmistir.
Otobuste, biri digerine doner ve sorar, "ee, sen ne getirdin ?",
diger mahkum bir kutu boya kutusu cikarir ve bunlarla herseyi boyayabilecegini soyler. ve birinci mahkuma sorar,
"sen ne getirdin ?".
Oda, yanindaki kutuyu acar ve icinden iskambil kagitlarini cikarir.
"Bunlarla poker oynayabilir, fal bakabilir veya herhangi bir kard oyunu oynayabilirim"der.
Ucuncu mahkum kosede sessizce siritarak oturmaktadir.
Diger iki mahkum farkeder ve sorarlar, "Sen niye kendinden eminsin o kadar, sen ne getirdin ?"
ucuncu mahkum bir kutu cikarir ve gulerek "bu tamponlari getirdim," der.
diger iki mahkumunda kafasi karismistir,
merakla sorarlar,- "-Bunlarla ne yapabilirsin ki?"
ucuncu yine siritir ve kutuyu gostererek "Kutuda yazdigina gore, bunlarla at surebilir, yuzmeye gidebilir hatta paten kayabilirmisim"

fıkranın devamı


Claudia, Cindy ve Naomi bir defileye gitmek üzere uçağa binerler. Az sonra Kokpit'den gelen bir anons uçakta bir arıza meydana geldiğini, düşme tehlikesi yaşadıklarını, herkesin kemerlerini bağlaması gerektiğini bildirir.

Cindy ani bir hareketle kalkar ve kemerini takmak yerine bluzunu ve sütyenini çıkarır. Arkadaşları hayret içinde bunu niye yaptığını sorarlar..

- "Eee.." der Cindy, "uçak düşüp enkaz çalışmaları başladığında bu kadar insanın arasında benim güzel göğüslerim dikkat çekecek ve ilk beni kurtaracaklar.."

Bunu duyan Claudia da hemen kalkar, pantolonunu çıkartır ve gayet kendinden emin, uzun bacaklarının kurtarma ekiplerini cezbedeceğini söyler.

Onlar aralarında konuşurken Naomi kalkar.. Önce Pantolonunu, sonra iç çamaşırını çıkartır ve yerine oturur. Diğerleri ne yaptığını anlamaya çalışırken gayet sakin cevap verir.

- "Uçak düştüğünde ilk neyi arayacaklar sanıyorsunuz?"

"KARA KUTUYU!"

fıkranın devamı


Adamı, vergi dairesine çağırmışlar.. Yanında bütün defterlerini ve hesaplarını da getirmesini istemişler..
Adam korku içinde, mali danışmanına gitmiş..
Sormuş:
- Vergi dairesine giderken nasıl giyineyim?. Ne tür bir izlenim bırakırsam, bana daha az vergi cezası keserler?
Mali danışman öğüt vermiş:
- En eski elbiselerini giy.. Yoksul, muhtaç bir görüntü ver ki, sana az ceza kessinler..
Adam güvenemeyip, bir de avukatına danışmış..
Avukat, mali müşavirin tam tersi bir öğüt vermiş:
- En yeni, en pahalı elbiseni giy.. Güvenli, kendinden emin bir görüntü ver ki, az ceza kessinler vergiciler..
Adamı bu öğütler tatmin etmemiş.. Aklına güvendiği, filozof bir arkadaşına aynı soruyu sormuş.. Bu akıllı arkadaş bir hikaye anlatmış.. Şöyle demiş:
- Bir gelin, zifaf gecesi ne giymesi gerektiğini bir arkadaşına sorar.. O da, gırtlağa kadar kapalı, koyu renk bir gecelik giymesini tavsiye eder.. Bir başka arkadaşı ise, dekolte, şeffaf bir gecelik giymesini söyler..
Vergi dairesine giderken ne tür bir elbise giymesi için arkadaşından öğüt bekleyen adam, bu hikayeyi dinledikten sonra, sorar:
- Zifaf gecesi ne giyeceğini bilemeyen gelinle, vergi dairesine giderken ne giyileceğini soran benim aramda ne gibi bir ortak yan var ki?
Adamın akıllı arkadaşı gülerek, izah eder:
- Ne giyersen giy, başına gelecek şey aynıdır..

fıkranın devamı


Temel Laz olduğu için kendinden nefret ediyormuş. Amerikaya gitmiş ve birçok ameliyattan sonra burnunu düzelttirmiş, iyi şekilde İngilizce öğrenmiş ve meşhur bir piyanist olmuş. Birgün büyük bir topluluğa konser verdikten sonra seyircileri selamlarken ön taraftan bir ses duymuş:

-Helal sana hemşerum, çok iyi çalayusun da!

Temel: - Benim Laz olduğumu nereden anladın yahu. Halbuki Lazlara benzememek için bir sürü ameliyat oldum.

- Nasıl anlamayayım, demiş adam. Bütün piyanistler otururken sandalyeyi kendilerine çekerler, sen ise sandalyeye oturup piyanoyu kendine çekeyusun.

fıkranın devamı


Temel trene binmiş, Kontrol gelmiş, biletinin İstanbul'a olduğunu, trenin Ankara'ya gittiğini söylemiş. Temel kendinden emin:
- Peçi maçinist yanlış istikamete cittiğini piliy mi?

fıkranın devamı


Malum, avcılar atıcılıklarıyla meşhurdurlar. Yine bir mecliste üç avcı karşılıklı olarak köpeklerini övüyorlarmış. Birincisi demiş ki:"Benim köpeğim çok akıllıdır, bakkala gönderirim, ne istersem alır ve getirir." Hemen ikinci avcı atlamış:" Ya benimki! Sadece istediklerimi almakla kalmaz, paranın üstünü de doğru olarak getirir, satış fişini de alır vs. vs.
Bu sırada üçüncü avcı kendinden emin bir tavırla aynen şöyle der:"Sizin köpeklerinizin alışveriş ettiği dükkanı benim köpeğim çalıştırıyor."

fıkranın devamı


Temel bir gün bir hayvanat bahçesine gitmiş. Akvaryumların yanında birini görmüş. Adam elini akvaryumun neresine götürse balık da takip ediyormuş. Temel sormuş:



-Ula bu nası oliyi?



Adam:



-Her zaman daha zeki olan yaratıklar kendinden daha az zeki olanları yönetebilirler demiş.Adam oradan uzaklaşmış. Bir kaç dakika sonra geldiğinde bir de ne görsün? Temel kafasını akvaryuma sokmuş ağzını balıklar gibi bir açıp bir kapatıyor.

fıkranın devamı


Temel trene binmiş, Kontrol gelmiş, biletinin İstanbul"a olduğunu, trenin Ankara"ya gittiğini söylemiş. Temel kendinden emin:

- Peçi maçinist yanlış istikamete cittiğini piliy mi?

fıkranın devamı


doktorlar aralarında idaaya tutuşmuşlar. Benim tedavi ettiğim hastalar daha çabuk iyileşiyor iddasına. Bunu anlamak içinde hastanede dolaşmaya başlamışlar. bi grup deliyi oldukları yerde zıplarken görmüşler.sormuş doktorlardan biri siz niye böyle zıplıyorsunuz diye. Onlarda biz mısırız patlıyoruz cevabını vermişler. ama yanlarında bi deli zıplamıyormuş. Bu hastanın doktoru kendinden emin sormuş. galiba bu iyileşmiş diye düşünerek. Sen niye patlamıyorsun mısır diğil misin diye. Deli üzgün bü şekilde cevzp vermiş: ben tavaya yapıştım...

fıkranın devamı


Temel trene binmis, kondüktör gelmis, biletinin Istanbul a oldugunu, trenin ise
Ankara ya gittigini söylemis. Temel kendinden emin :
- Peçi maçinist yanlis istikamete cittigini piliy mi?..

fıkranın devamı


Fransa da çok ünlü bir lokanta. Bir hayir kurumu yararina gece düzenlenmis,
giris oldukca pahali... Bizim Temel jilet gibi giyinmis, sinek kaydi tras olmus,
kapidakileri atlatip, içeri sizmanin yollarini ariyor...
Bir bakiyor ki, top sakalli, asker kilikli biri, kapiya yaklasiyor. Elinde davetiye
falan yok..
"Ajaaaeenn" (Fransiz aksaniyla) diyor, kapi görevlisi iki büklüm egilip selam
veriyor, içeri aliyorlar hemen top sakalliyi... Az sonra bir top sakalli daha...
O da "Ajaaaeenn" diyor, o da içeri. Biri daha. Biri daha...
Bizim sinek kaydi trasli Temel, kendinden emin adimlarla kapiya yaklasiyor.
Davetiye soran görevlinin kulagina egiliyor. "Ajaaaeenn" diyor... Görevli öfke
ile bagiriyor :
- Hadi ordan ulan... Bu nasil teskilat?.. Sakalin bile yok!..
Temel pantolonunun fermuarini asagi indirirken isaret ediyor :
- Gizli Ajaaaeenn!..

fıkranın devamı


Temel bir gün bir hayvanat bahçesine gitmis. Akvaryumlarin yaninda birini
görmüs. Adam elini akvaryumun neresine götürse balik da takip ediyormus.
Temel sormus :
- Ula bu nasi oliyi?..
Adam bilmis bir tavirla cevaplamis :
- Her zaman daha zeki olan yaratiklar kendinden daha az zeki olanlari
yönetebilirler...
demis ve oradan uzaklasmis. Birkaç dakika sonra geldiginde bir de ne görsün?
Temel akvaryuma agzini yapistirmis, balik gibi bir açiyor bir kapiyor...

fıkranın devamı


Istanbul'da üniversitede okuyan genç kiz Ankara'daki babasina telefon etmis:
-"Baba, meraba. Ben Lale...."
-"Ooooo. Güzel kizim benim. N'abersin bakalim?..."
-"Hiç sorma babacigim. Hiç keyfim yok valla..."
-"Hayirdir? Bi sorun mu var?...
Kiz aglamaya baslar; babasi ise üzüntü ve meraktan kafayi yemektedir:
-"N'ooldu kizim? Anlatsana..."
-"Murat evi terketti. Bosanmak istiyormus..."
-"Ne evi lan? Ne bosanmasi? Sen ne zaman evlendin de bosaniyorsun?..."
-"Hani senin hiç hoslanmadigin esrarkes çocuk vardi ya. Ben onunla evlendim."
-"Iyi halt ettin, zilli. Neyse, artik yapacak bi sey yok. Versin mahkemeye, hemen bosanin..."
-"Bosanalim ama benden 10 milyar istiyor. Eger vermezsem, iyi zamanlarimizda çektigi çiplak fotograflarimi Internetten herkese yollayacakmis...."
-"Püüh. Rezil... Çiplak fotograf çektirdin, öyle mi?"
-"Ama babacigim. O benim kocamdi. Ne biliyim böyle bir pustluk yapacagini."
-"Peki. Olan olmus artik. Yarin havale ederim parayi...Ögleden sonra Bankaya gidip çekersin; sonra da alip yakarsin o kahrolasi fotograflari..."
-"Sagol baba. Eeee. Sey...Bi de kürtaj için 2 milyara ihtiyacim var..."
Adam artik iyice fenalasir. Boguk bir sesle konusur:
-"Kürtaj mi? Bi de hamile mi kaldin o çocuktan sen?..."
-"Aslinda ondan degil... Zenci bi çocuk vardi...Zaten o yüzden ayriliyoruz ya...."
Adam bayilmak üzeredir. Nabzi yükselir, tansiyonu düser, artik inleyerek konusmaktadir:
-" Biz seni oraya okumaya yollamistik. Sen ne haltlar çevirmissin. Allahim. Nedir bu basimiza gelenler...Okulu bititir bitirmez Ankara'ya dönüyorsun, yoksa kirarim bacaklarini..."
-"Istersen hemen dönebilirim babacigim. Ben geçen yil okuldan atildim çünkü..."
Adam masanin üzerindeki soguk su dolu sürahiyi basindan asagiya devirir ve ancak bu sekilde konusmasini sürdürebilir:
-"Okuldan mi atildin? Hani birlikte avukatlik yapacaktik, zilli?...Eh ulan? Sen hele bi gel buraya. Ben sana yapacagimi bilirim. Evden disariya adim attirmiycam sana. Ilk isteyenle de evlendiricem...."
-"O is zor be baba. Biliyorsun, moda oldu, artik evlenmeden önce esler birbirlerinden saglik raporu istiyorlar... Pek iyi bi rapor sunacagimi zannetmiyorum ben..."
-"Allahim, çildiracagim... Bir de cinsel hastaliklar haaa.....Kesin o zencidendir..."
-"Çok pis arkadaslari vardi. Bilmem artik hangisinden kapmisimdir..."
Güm diye bir ses duyulur. Adam kisa bir süre için kendinden geçmistir; ancak hemen kendisini toparlayip tekrar telefonu alir.
-"Hemen bu aksam dayini yolluyorum oraya. Seni alip gelecek. Adresini ver bakiyim..."
-" Mahmutpasa Karakolu'ndayim... Gelirken kefalet için de biraz para getirsin yaninda..."
-"Karakol mu?...Bi de karakola mi düstün layyynnn? Ne yaptin?...."
-"Dün kafam çok bozuktu, çok içmisim. Araba kiralayip dolasmaya çiktim. O kafayla Arnavutköy'de kokoreççi dükkanina girdim. Ama neyse ki kimse ölmedi. Dükkan sahibiyle kiralik araba firmasina biraz para vermek gerekir sanirim..."
Adam artik iyice fenalasmistir. Hatta fenalasmak ne kelime; adeta kahrolmustur. Telefonda kisa bir sessizlik olur. Kiz tekrar konusmaya baslar:
-"Babacigim. Sakin üzülme. Bütün bunlar bir sakaydi. Ben sadece sinifta kaldigimi söylemek için aramistim..."
Bunun üzerine adam sevinçle ve mutlulukla haykirir:
-"Canin sagolsun be güzelim, bosveeerrr. Okul da neymis? Hiç mühim degil, tatli canin sagolsun senin...."

fıkranın devamı


Tilki ormanda gezmektedir. bir ağacın dalında asili bir geyik budu
görür.
Açtır ama şüphelenir kontrol etmeye baslar ve görür ki bu bir tuzak.
Geyik budu bir iple bombaya bağlıdır.
Epeyce uzağa gider ve başını kollarının üzerine koyarak yatar, biraz
sonra
kurt gelir, budu görür ve yatan tilkiyi de tabi... Tilkiye sorar "ne
yapıyorsun dostum"
Tilki cevap verir "hiç... yatıyorum" -Burada bir but var
-Evet var
-Neden yemedin
Tilki sakince cevap verir ;
"BU GÜN ORUCUM"
Kurt kendinden emin ;
"Ben yiyeyim o zaman"
Tilki "Buyur afiyet olsun" der.
Kurt but 'a uzanır uzanmaz bir patlama ortalık toz duman kurt yaralı
hareketsiz 10 metre uzakta perişan halde yatarken tilki sakince budu
yemeye
baslar.
Bunu gören kurt ;
"LAN SEREFSIZ HANI ORUCTUN"
Tilki pişkin pişkin ;
"Biraz önce top
patladı duymadın mı ?" der....

HERKESE NEŞELİ , SAĞLIKLI, HAYIRLI RAMAZANLAR

fıkranın devamı


40 yaslarindaki kadin kalp krizi nedeniyle hastaneye yatirilmisti.Kendinden geçmis durumdaydi. Doktorlar kurtarmak için çilginlar gibi ugrasiyordu..Tam bu sirada Tanri kadina göründü.
-"Yanina geliyorum Tanrim," diye inledi kadin.
-"Hayir," diye cevap geldi yücelerden,"daha önünde 35 yil, 2 ay, 8 gün var..."
Kadin nihayet kendine gelmisti. Doktorlar mutluydu. Kadin daha da mutluydu.
Biraz iyilesince kesenin agzini açti.
Yüzünü gerdirdi.Liposuction yaptirdi.Gögüserini silikonla diklesirildi.Kadinin israrlarina dayanamayan hastane yönetimi bir kuaförün gelip saçlarini platine boyamasina izin vermisti.Artik bomba gibiydi kadin. Kendini çok iyi hissediyordu.
Hayatinin kalan bölümünü mutlu bir biçimde geçirmeye hazirdi.Nihayet taburcu oldu.
Disariya çikip temiz havayi içine çekti.
Taksiye binmek üzere caddenin karsisina geçerken bir ambulans çarpti kadina.
Vahimdi durumu. Derin karanliga dogru kayarken sordu:
-"Ulu Tanrim, sen her seyi daha iyi bilirsin, ama hani önümde daha 35 yil vardi?"
Tanri'nin cevabi söyle oldu:
-"Taniyamadim..."

fıkranın devamı


Hoca ve oglu bir keresinde bir yolculuga çikarlar.
Hoca oglunun esege binmesini ve kendisininde yürümesini tercih eder.
Yolda birileriyle karsilasirlar,
-Bakin su saglikli, genç çocuga! Bugünün gençligi. yaslilarina hiç saygilari yok.
Kendisi esege binmis ve garip babasi yürüyor! derler.
Bu insanlarin yanindan geçince, çocuk kendinden utanmis hisseder ve
kendisinin yürümesi, babasinin da esege binmesi üzerine israr eder.
Böylece, Hoca esekle giderken, cocuk da yaninda yürür.
Kisa bir sure sonra baska insanlara rastlarlar,
-Suna bak! Babasi esekle giderken, su gariban çocuk yürüyor. derler
Bu insanlari geçtikten sonra, Hoca ogluna
-En iyi yapilacak sey, ikimizin de yürümesi. der...
Kisa bir yol aldiktan sonra, yine baskalarina rastlarlar,
-su aptallara bakin. Bu sicak günes altinda ikisi de yürüyor, hiç biri de esege binmiyor!
Hoca ogluna döner ve
-Iste bu insanlarin fikirlerinden kurtulmanin ne kadar zor oldugunu gösterir, der.

fıkranın devamı



Temel bir gün bir hayvanat bahçesine gitmiş. Akvaryumların yanında birini görmüş. Adam elini akvaryumun neresine götürse balık da takip ediyormuş. Temel sormuş:

- Ula bu nası oliyi?

Adam: - Her zaman daha zeki olan yaratıklar kendinden daha az zeki olanları yönetebilirler demiş.

Adam oradan uzaklaşmış. Bir kaç dakika sonra geldiğinde bir de ne görsün? Temel kafasını akvaryuma sokmuş ağzını balıklar gibi bir açıp bir kapatıyor.

fıkranın devamı


Temel Laz olduğu için kendinden nefret ediyormuş. Amerikaya gitmiş ve birçok ameliyattan sonra burnunu düzelttirmiş, iyi şekilde İngilizce öğrenmiş ve meşhur bir piyanist olmuş. Birgün büyük bir topluluğa konser verdikten sonra seyircileri selamlarken ön taraftan bir ses duymuş:

-Helal sana hemşerum, çok iyi çalayusun da!

Temel: - Benim Laz olduğumu nereden anladın yahu. Halbuki Lazlara benzememek için bir sürü ameliyat oldum.

- Nasıl anlamayayım, demiş adam. Bütün piyanistler otururken sandalyeyi kendilerine çekerler, sen ise sandalyeye oturup piyanoyu kendine çekeyusun.

fıkranın devamı


Atesli bir köy çocugu sehrin en büyük marketinde ise basvurur. Dünyanin bu en büyük alisveris merkezinde her sey ama her sey satilmaktadir. Patron sorar :

- Daha önce hiç saticilik yaptin mi?

- Evet köyümde bu isi yaptim. Patronun gözü çocugu tutar :

- Iyi, yarin basliyorsun.

Ertesi gün aksam olur ve patron çocugu karsisina alir ;

- Evet, bugün kaç satis yaptin??

- Bir!

- Ne bir mi? Digerleri 20-30 satis yaptilar, Nasil bir? Kaç dolar tuttu peki?

- 320.334 USD dolari. Patron sasirir ve sorar:

- Nasil becerdin bunu?

- Adama basta küçük boy bir olta, sonra orta boy ve sonra da büyük boy bir olta sattim. Adama nerede balik tutacagini sordum. Kiyida diyince bir tekneye ihtiyaci oldugunu söyledim. Tekne bölümüne indik ve çift motorlu, yelkenli, lüks bir yat sattim. Vosvosuyla bunu çekemeyecegini söyleyince son model 4x4 bir jeep sattim. Patron kendinden geçer:

- Ne diyorsun, bütün bunlari bir küçük olta almaya gelen adama mi sattin? Genç çocuk cevap verir :

- Yoo aslinda karisi için bir tane orkid istemisti... Ben de ona söyle dedim:" Hafta sonun mahvolmus, sen en iyisi baliga git..."

fıkranın devamı


Şirkette eski genel müdür kovulmuş, yeni bir genel müdür atanmıştı. Eski müdür görevi devrederken, yenisine tavsiyelerde bulundu ve 3 adet zarf verdi. Her biri numaralanmıştı. Eski müdür yenisine ileride her başı sıkıştığında bir zarfı açmasını söyledi. Ve yeni müdür işe başladı. Altı ay işler yolunda gitti. Fakat sonra satışlar birdenbire düştü. Ne yapacağını bilemeyen yeni müdür, en sonunda 1. zarfı açtı. Zarfta şöyle yazıyordu:
- Kendinden önceki müdürü suçla... Yeni müdür hemen bir basın toplantısı ayarladı ve sorunlar için kendinden önceki müdürün politikalarını suçladı. Basın ve borsa bu açıklamalara olumlu baktı, şirket hisseleri toparlandı, bu arada da satışlar düzeldi... İşler bir süre daha yolunda gitti. Fakat sonra üretim sorunları çıktı. Önceki olaydan tecrübeli yeni müdür gecikmeden 2. zarfı açtı. zarfta şu yazıyordu:
- Şirketi yeniden organize et. Yeni müdür reorganizasyonu uygulamaya koydu, sorun çözüldü. Bir süre sonra işler yine bozuldu. Yeni müdür koşa koşa gitti ve 3. zarfı açtı:
- 3 zarf hazırla...

fıkranın devamı

Köylü adam doktora gitmis, Muayene bitip sira ödemeye gelince doktora ;Doktor bey ben size bir so...
fıkranın devamı

Bir kayserili; bir çorumlu; bir ankaralı trende giderken kayserili kalkmış bir top pastirmayi tr...
fıkranın devamı

Kadının biri kumsalda dolaşırken ayağına bi şey takılmış eğilip bakmış bir lamba üzeri...
fıkranın devamı

Günün birinde İstanbullu ve İzmirli iki geç vatani görevlerini Jandarma olarak yapmak üzere G...
fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama