Kimse Fıkraları

loading...

Kısa Anekdotlar


1) Bir erkek ve bir kız kedi saklambaç oynuyorlarmış. Kız kedi demiş ki; "Eğer beni bulursan, ben seninim. Eğer ki bulamazsan dolaptayım"

2) Müdür geçen hastalandı ve bunu facebook'ta paylaştı. Paylaşımı kısa bir kelime "Hastalandım.". Bunu 1 dakikadan az sürede 16 kişi beğenmiş durumda. Onu gerçekten kimse sevmiyor olmalı.

3) Bir gün bir adam tanımadığı bir berbere gidiyor. Berber iki defa adamın canını yakacak şekilde kesiyor. Berber durumu yumuşatmak için,

- Daha önce bize uğramış mıydınız?, diyor. Adamın cevabı ise oldukça ironik,
- Hayır kolumu savaşta kaybettim.

fıkranın devamı

Bir gün Akşehir'e bilginliğiyle övünen bir papaz gelir. Papaz, sorularına kimsenin cevap veremediğini, bu yüzden dünyanın en akıllı insanı oldğunu iddia etmektedir.


Papazı alıp Nasreddin Hoca'ya getirirler. O sırada Hoca eşeğini çıkarmış, tarlaya gidecekmiş. Papaz:

- İki sorum var. Bütün dünyayı dolaştım. Bu sorularıma cevap verecek kimseyi bulamadım. Bakalım sen denildiği kadar akıllı ve bilgili misin? Birinci sorum şu: Gökyüzünde kaç yıldız vardır?

Hoca hiç tereddüt etmeden:

- Şu kapıdaki eşeğimin sırtında kaç tane kıl varsa, o kadar yıldız var, der.

Papaz şaşırır:

- Bu nasıl cevap? Nereden biliyorsun? der.

Hoca:

- İstersen say da bak!

Papaz memnun olmamış vaziyette:

- Pekala, bu sorunun cevabını vermiş olduğunu kabul ediyorum. Şimdi ikinci soruma cevap verebilecek misin bakalım?

Şu sakalımda kaç kıl var?

Hoca yine tereddüt etmeden:

- Eşeğimin kuyruğunda kaç kıl varsa, senin sakalında o kadar kıl var, der. Papaz:

- Nasıl ispatlarsın? der. Hoca:

- Bundan kolay ne var? Bak eşeğim burada. İnanmazsan otur şuraya. Sıra ile bir onun kuyruğundan kıl koparalım, bir de senin sakalından kıl koparalım. Eğer senin sakalın kalmadığı ve yüzün kabak gibi ortaya çıktığı halde, eşeğin kuyruğunda kıl kalırsa senin haklı olduğuna inanırız, der.

Papaz, bu benzetmeleri ve ispatı duyunca çareyi oradan sıvışmakta bulur.

ÖĞÜTLER

Saçma sorularla kendilerini meşgul eden insanlar, Nasreddin Hoca'yı bu sorularıyla küçük düşürmek isteseler de Hoca, hazır cevap olşu sayesinde kolayca onlara dersini vermiştir. 

İnsan ne kadar az bilirse o kadar çok bildiğini sanır. Hikayedeki papaz gibi.

İnsanlara akıllarının seviyesine göre konuşmaka gerçekten bir hünerdir. Hoca da bunu çok güzel bir misalle bizlere sunmuştur.

*İnsanlara akıllarının seviyesine göre konuşun.

fıkranın devamı

Aksak Timur, Nasreddin Hocanın köyüne uğrar.Köylü padişahı layıkıyla ağırlar. Padişah da giderken bu konukseverliğe karşılık; "Köyünüze bir fil hediyem olsun" der ve gider.Fil bu zamanla bağ bahçe koymaz her yanı talan eder.Köylü ne yapsın çaresiz padişahın hediyesi diye ses çıkaramaz.Hocaya: -Hocam perişan olduk bizi kurtar.Biz bu file bişey yapsak padişah kellemizi alır derler.Hoca: -Benimle gelin padişaha durumu arz edeyim der.Köylüyü arkasına alır huzura çıkar.Timur: -Hoca niye geldin? Filim nasıl? diye sorar.Hoca: -Padişahım bu filiniz derken bi bakar korkudan arkasında kimse kalmamış herkes kaçmış.Padişah: -Eeeee ne olmuş file? Hoca: -Padişahım hediyeniz olan filden çok memnun kaldık.Yalnız kalıyor bir tane daha istiyoruz.
fıkranın devamı

sarhoş adamın biri inşaat çukuruna düşer.başlar bağırmaya.-çimse yok mi.-çimse yok mi.hiç kimse adamla ilgilenmez.sonunda adamın biri ona acır. tamam seni oradan çıkarırım ama birşartım var.sarhoş adam -dağam jartın ne.adam -bi daha şu zıkkım şeyi içme.adam arkasını döner ve -başka çimse ok mi. der
fıkranın devamı

Evvel zaman içinde vergileri arttıran padişah, kimsenin gıkının çıkmamasından fena halde kuşkulanmış. Vergileri önce iki katına, sonra dört katına çıkarmış. Ahalide yine çıt yok. Hemen vezirini çağırmış. Durumu karşılıklı değerlendirmişler ve bir karara varmışlar. Galata köprüsünün her iki başına iri yapılı ikişer tane zenci yerleştirmişler. Zencilerin görevi, köprüden gelip geçen herkesi pataklamakmış. Ama ahaliden yine ses yok. Padişahı almış bir endişe. Bir süre sonra ahaliden bazıları sarayın önünde toplanıp, padişahla görüşmek istediklerini söylemişler. Padişah bu tepki karşısında sevinmiş ve bu kimselerin huzura alınmasını istemiş. Huzura alınan ahaliyi gören padişah sertçe sormuş; - Tebaam ne ister?! İçlerinden en yaşlısı bir adım öne çıkıp cılız bir ses tonuyla cevap vermiş; - Padişahım bağışlayın, vergi koydunuz sesimizi çıkarmadık, arttırdınız sesimizi çıkarmadık, köprüden her geçişimizde dayak yedik sesimizi çıkarmadık. Lakin bir maruzatımız var. - Çekinme söyle, demiş padişah. - Padişahım, sabah ve akşam köprüde çok kuyruk oluyor. Sabah işe, akşamda eve geç kalıyoruz. Sizden istirhamımız, şu zencilerin sayısını dörtten sekize çıkarsanız da biz de köprüden rahat rahat geçsek.
fıkranın devamı

birgun koyde adamin biri pazara gidecekmis, binmis essege, 10 yaslarinda birde oglu varmis onuda onune oturtup cikmislar yola, hava sicak, koyun ortasinda giderken karsilarin iki adam geliyormus, adamlar bunlari gorunce bir digerine demiski' ya sunlara bak bu havada binmisler essegin ustugune hic acimiyorlarda hayvancagiza' demis..adam bunu duymus ama birsey dememis, hemen inmis essekten, oglu essegin ustunde yola devam ederlerken camasir yikayan kadinlarin onunden geciyorlarmis, kadinlardan biri 'su terbiyesiz cocuga bak, babasini yurutuyor kendi binmis essege pazara gidiyor terbiyesiz' demis. adam bunuda duymus yine seslenmemis, kimse benim cocuguma terbiyesiz diyemez diye indirmis oglunu essekten, kendi binmis essege..yola devam etmisler bu sefer, odun kesen kadinlarin onunden geciyorlarmis, kadinlardan biri digerine 'ya su ahlaksiz adama bak, kucucuk cocugu yurutuyor, kendi binmis essege pazara gidiyor' demis. adam bunu duymus ama yine seslenmemis, kimse bana ahlak dersi veremez demis, inmis essekten. bir elinle essegin yularindan , diger elinle oglunun elinden tutup yola devam etmis. bu sefer koy kahvesinin onunden gecerken kahvedekiler bunlari gorunce kahkaha atmislar ' vay ahmaklar vay, yanlarinda essek var, bu sicakda koca yolu yuruyerek gecirdiler 'diyerek gulmusler. adam ne diyecegini sasirmis..HATA BUNLARDA DEGIL, BUNLARA GORE DAVRANANDA demis...
fıkranın devamı

bir gün fadime temele:
temel kimse yok bugün bize gel demiş.
fıkranın devamı

11-ISLIKLA ÇAĞIRMA Çobanların en yakın yardımcıları sadık köpekleridir.Çok uzaklardan sesinden ve “früit,früit,früit..” diye ıslıkla çağrılmaları halinde sahibinin yanına koşarlar. Ardanuç-Yolağzı Köyünde Molla Ali Pehlevan’ın evine Kala’dan(1) memur gelmiş,muhtarla görüşmek istemektedir.Muhtar diğer mahallede oturduğundan getirilmesi için torun Adnan Pehlevan görevlendirilir.Zırıki(2) oluşu ile bilinen 10 yaşlarındaki torun ;Veysel Yüksel’in harman yerinden mahallesi karşısına geçerek muhtarı çağırmaya başlar.Muhtardan ses gel-meyince bu sefer de”Früit,früit,früit..” diye ıslıkla çağırmaya başlar,yanındaki arkadaşı karşı gelse de devam eder.Halbuki muhtar yakın bir evdedir,ıslığı duyunca öfke ile gizlice çocuklara yaklaşır, bacaklarına bastonunu fırlatır ve taşlamaya başlar.Neye uğradıklarını şaşıran çocuklar tarladan aşağı doğru kaçmaya başlarlar. Muhtar peşlerinden: -Na var!..Ola it oğlu, itlar? Diye bağırır. Taş menzilinden uzaklaştıktan sonra ıslıkçımız: -Emi!..Dedem çağırıyerdi,dedem!..Diye cevap verir. 1-Kala: Köylülerin Ardanuç ilçelerine verdikleri isim. 2-Zırıki: Şımarık, aksi çocuk. 12-HA BU KARADENİZ Köyün birinde bir çoban, sürüsünün pazarlamasına yardımcı olmak için Batum’a gider. Köyüne dönünce; köyünden hiç ayrılmamış bir arkadaşına gördüklerini anlatmaya başlar. Batum’un yemyeşil bir ova içinde deniz kenarında olduğunu, büyük pencereli çok yüksek bi-nalar gördüğünü, denizin adına Karadeniz dendiğini ve bu denizin de uçsuz bucaksız olduğunu ballandırarak anlatırken; bizimki artık dayanamaz: -Ola heee!..He,da!..Ha bu Karadeniz,bizim Karagol’dan da beyuk degil yaaa,hoş!..Der. 13-GENÇ VALİ İsmet İnönü, Atatürk’ün Başbakanı iken Ardahan üzerinden Artvin’e geleceği duyulur. Artvin’in ileri gelenleri, sözcülüğe Ardanuç-Yolağzı köyünden Molla Ali Pehlevan’ı seçerler ve sınırda karşılarlar. Kutul’da bir yemek verilir. Yemekte yöre meseleleri konuşulur, İsmet Paşa ayrılırken de sözcümüze: -Benden başka bir isteğiniz var mı? Diye sorar. -Sayın Paşam!..Bize genç ve çalışkan bir vali gönderin diye cevap alır. Ancak bu istekten kimse memnun olmaz, Paşamız uzaklaştıktan sonra “Bu kadar sorunu-muz varken, yalnız bir vali istenir mi?”Diye çıkışanlara “Aklında yalnız vali kalır”demesine rağmen tenkitten kurtulamaz. Kısa süre sonra ise Refik Koraltan isimli bir genç, vali olarak atanır. Bayındırlık işleri yanında en uzak köylere dahi okullar açılır, Kuvarshan ve Murgul maden yatakları işletmeye alınır. Artvin, öğrenim ve yüksek tahsilli oranında, nüfusuna göre birinciliği başka bir ilimize bırakmayan bir il haline gelir. 14- YAZ MI, KIŞ MI? Yolağzı Köyü’nden Ömer Pehlevan, Ardanuç-Kapı Köydeki yaşlı akrabasının ziyaretine gider. Dereden tepeden konuştuktan sonra yaşlı adam bir anısını anlatmaya başlar: - “Bir tarihte; okuzlari kızağa koştuh, Killuğa(1) oduna gettuh.(2)Okuzlari çayıra salduh, onlar otliyer, ben başladım odun yapmaya. Ama hava savuh(3),kar adam boyi(4)”diye konuşmaya başlayınca bizimki daha fazla dayanamaz: - Emi!..Yaz miydi?,Kış miydi? Diye atılır. Adam iyice şaşırır ve: - Ola!..Bilmam ki,yaz miydi? Kış miydi? Der. 1-Killuğa: Killik ormanına 2-Gettuh: gittik 3-Savuh: Soğuk 4-Boyi: Boyu 15-KURT DUŞTİ(1) Ardanuç-Yolağzı Köyü’nün akıllı delisi Asım Demirci Ağabeyi ile köyün sığırtmacıdır ve yalan söylemesi ile bilinir. Uzun Çayır otlağında koyun sürüsü ile nahır(2) yan yana otlamaktadır. Asım, Koco (3) oynamakta olan çobanların yanına koşar ve katıla katıla gülerken: - Ola!.. Vallah suruya kurt duşti,kurt!..Der ve gülmeye devam eder. Oyuna dalmış olan çobanlar aldırmaz, oyunlarına devam ederler. Başka tarafta olan ağabeyi durumu anlar ve köpekleri çağırarak kurdu koyunlara zarar vermeden ormana doğru kovar. Köpeklerin koşuşmaları ve havlamaları üzerine oyuncularımız kendilerine gelir, görev yerlerine koşarken de: -Ola tuh!..Asım, Asım olalı, bir defe doğru dedi, ona da biz orali olmaduh(4), derler. 1-Kurt duşti: Kurt sürünün içine girdi 2-Nahır: Sığır sürüsü 3-Koco: Yöresel bir çelik çomak oyunu 4-Orali olmaduh: İlgilenmedik, aldırmadık 16-GEMİLER(1) YERLERDE Ardanuç-Yolağzı Köyünde Abdullah ve M.Ali Pehlevan bir çift öküz, bir çift tosun ile harman dövmektedirler(2). Karşıdaki tek katlı Nazım Yenigün’ün evinin penceresinden de çocuklar onları seyreder. Tosunlar, yeni koşulmalarına rağmen kısa sürede alışmış, uyum sağlar. Çocukların arasındaki Abdulvehap Yasal: -Habunların harmanını bir toz duman edem, hele bir seyredin, der. Bu sırada tosunların göz-leri ile Abdulvehap’ın gözleri çakışır. Tosunlar aniden harman çeperinden (3) atlayarak yola çıkarlar. Öküzle de onları izlerler. Sürüklenen düvenler yoldan duman halinde toz çıkarır. Hayvanlar sakinleştirilir, düvenlerin onarımına geçilir, öküzler otlağa gönderilir. Düvenin taşlarını tamir ederken de M.Ali Usta Ağabeyine: -Havada sinek yoh, habu tosunlar niya(3) bızıklandi(4), anlamadım, der. 1-Gemi: Düven, döven 2-Harman dövme: Harmanda daneleri ayırma işi 3-Çeper: Ahşap çit 4-Niya: Niçin
fıkranın devamı

Nasıl Atladılar Bir grup ingiliz, amerikan ve Türk gemiyle yolculuk ediyorlarmış. birden şiddetli bir fırtına kopmuş.Geminin batacağını anlayan kaptan hemen yolculara koşup gemiyi boşaltmalarını istemiş.fakat kimse buna inanmayarak kendini denize atmayı kabul etmemiş. bir süre sonra bütün yolcuların ölüm tehlikesiyle ka…rşı karşıya olduğunu gören kaptan hemen bir tayfasını çağırmış. “Git bir de sen dene onları gemiden atlamaya ikna etmeyi” demiş.Tayfa gitmiş ve kısa bir süre sonra geri dönmüş. Kaptan merakla sormuş: -Eee,noldu? -Hepsi atladılar efendim. Kaptan çok şaşırmış: -Nasıl olur,daha demin kıllarını bile kıpırdatmamışlardı. Ne dedin onlara? -Çok kolay. İngilizlere “sizin gibi soylu insanlar batmak üzere olan bir gemide olmamalılar” dedim. Amerikalılara deniz suyunun insan vücudu icin çok faydalı olduğunu söyledim. -Peki ya Türklere ne dedin? -onlara da “Denize girmek yasak! ” dedim.
fıkranın devamı

Çerez tabağı teoremi-1 Galatasaray Lisesi’nden bir arkadaşım hâlâ evlenemedi. Geçenlerde “Yeter artık evlen, evlen de çoluk çocuk sahibi ol” dedim. Aşağıdaki teoriyi aktardı: Bir kuruyemiş tabağı kalabalık bir grubun önüne geldiği zaman sırasıyla önce antepfıstıkları, ardından bademler, sonra fındıklar gider. En sona beyaz ve sarı leblebiler kalır. Eğer belli bir yaşa kadar evlenmemişsen de durum farklı olmaz. Ya kalan leblebiler ve ayçekirdekleri ile idare edersin ya da olur ya bir fıstık bulurum diye tabağı karıştırır durursun.. Çerez tabağı teoremi-2 Geçen hafta bir türlü evlenemeyen bir arkadaşımın, ileri yaşta evlenmekle, çerez tabağı arasındaki benzerliği anlatan görüşlerini aktarmıştım.Bu yazı üzerine, bazı okurlarımdan eklemeler geldi. Ben tabakta en sona kalanların sarı ve beyaz leblebiler olduğunu yazmıştım. Mektep arkadaşım Merih Tüzün şöyle yazmış: “Sevgili Fatih, aynı tabakta ucu açılmamış kabuklu Antep fıstıkları da kalır. Herkes bir eller, bakar ama kimse açmaya cesaret edemez, tabağa geri bırakır. Onlara ulaşmak cesaret ister. Dişine güveneceksin kıracaksın ki, içinde gizlediği lezzete ulaşabilesin. Ama risklidir, dişini kırabilirsin.” Not : Fatih Altaylı’nın köşesinde epey bir zaman önce yazılmış ve oradan da internet alemine akmış bir yazıdır.
fıkranın devamı

günün birinde üç tane genç kız ölmüşler.azrail bunlardan hesap soruyormuş birinci kıza anlat bakalım dedi ne yaptın kız ömrümde hiç kimseyle yatmadım daha bakireyim dedi azrail buna gümüş anahtarı vermiş ikinci kıza sen anlat demiş buda bende evliydim ama kocama bile vernedim demiş azrail bunada altın anahtarı vermiş üçüncüye sormuş sen anlat bakalım demiş kızda anlatmış ben herkese verdim herkesle yattım demiş azrail bunada al benim odamın anahtarı demiş..
fıkranın devamı

Adamın biri elinde büyük bir bıçakla camiye dalar ve yüksek sesle Cami Cemaatine sorar :

-Aranızda müslüman olan var mı ?  korkudan kimse bişey diyemez. Bir müddet sonra yaşlı bir adam ayağa kalkar ve  ' ben müslümanım' der.
fıkranın devamı

Timur Han, Akşehir’e bir erkek fil getirmiş. Bahçe ve tarlalarda serbestçe gezen fil, ekinlere çok fazla zarar veriyorm...
fıkranın devamı

Cemaatten biri, yatsı ezanını okumak için minareye çıkmış. Kısık sesiyle, ezanı okumaya başlamış. Sesini, ancak minarenin dib...
fıkranın devamı

Nasreddin Hoca, Akşehir’in eşrafı ile beraber piknik yapmak üzere bağlara gitmiş. Büyük ağaçların altında yemeklerini, ...
fıkranın devamı

Timurlenk, Akşehirlilere:- “En yürekli adamınız kimse yanıma yollayın, Ona yüksek ücretle, çok önemli bir görev vereceğ...
fıkranın devamı

Nasreddin Hoca’ya Akşehir’in zenginlerinden biri elli akçe vererek;-“Hocam bunu al, beş vakit namazında ban...
fıkranın devamı

Çocuklar Nasreddin Hocaya :- “Hoca efendi, Allah insanları niçin yaratmış?“ diye sormuşlar.- “Yokuş çıkmak,...
fıkranın devamı

Nasreddin Hoca bir sabah çok erken, damındaki karları kürüyormuş. Çişi gelmiş, bakmış etrafta kimsecikler yok. Bir köşeye diz...
fıkranın devamı

Üç yıllık evli bir hanım hamile kalamamış. Kaynanası ile kocası gelini ve gelinin anasını suçlayıp duruyorlar, sanki kabahati...
fıkranın devamı

Nasreddin Hoca’nın, ailece oruç tutmayan bir komşusu varmış. Ama adam hep sahur yemeği hazırlattırır, çocuklarını da sa...
fıkranın devamı

Köylünün biri, diğerinin kuzusunu çalmış, kesip yemiş. O da onun keçisini aşırmış, kesip yemiş.Nasreddin Hoca olayı incelediğ...
fıkranın devamı

Nasreddin Hoca’nın Köylüsü, iri yarı bir delikanlı olan Ali Can, sıcak bir yaz gününde ormana gidip odun hazırlamağa ka...
fıkranın devamı

Nasreddin Hoca , yeni öğrencilerine [mollalarına] dünya ve ahireti genel anlamı ile anlatmaya, kavratmaya çalışmış.“Ahi...
fıkranın devamı

Kasabalılar, Nasreddin Hoca’ya Kadı’dan yakınmışlar : “Kadı efendi çok menfaatçi bir adam. Aynı suça bazen ...
fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama