Kokla Fıkraları

loading...

ARTVİN FIKRALARI 1-HABU NAHİRİ… İki Artvinli öğretmen arkadaş, İstanbul’da bir okulda görev yapmaktadırlar. Birisi okul müdürü, diğeri ise meslektaşları ile arası biraz limonidir. Bir gün müdür, öğretmenleri toplantıya çağırır. Toplantı odasına giren Artvinli öğretmen, herkesin hazır olduğunu görür, yerine otururken müdüre: -Ço!..Habu nahiri naya topladın ki?(1). Diye söylenir. Müdür gülmemek için kıvranır, yanına oturduğu meslektaşı kulağına eğilerek: - Anlamadım, ne dedin ki? Diye merakla sorar. Bizimki umursamaz aynı tonda; -Boş ver, anlayan anladı der. (1)-Arkadaş!..Şu sığır sürüsünü niçin topladın ki? 2-AAAHO İÇTUĞUN… Artvinli yaşlı hanım, İstanbul’a oğlunun yanına misafir gider. Bir kaç gün sonra midesi bozulur, hasta-lanır. Gelini doktora götürür. Genç doktor çayından bir yudum çektikten sonra hastamıza şikâyetini sorar. İshalden kıvranan yaşlı kadın: -Ola oğul!..Ela vırıhliyerim(1),ela vırıhliyerim ki,aaaho(2) içtuğun çaya benzar ,der. Doktor bir şey anlamaz, ne diyor diye merakla gelinine bakar. Gelin, utanma ve gülme arasında bocalarken durumu anlatır. (1)-Vırıhlamak: İshal dışkı çıkarmak. (2)-Aaaho: Şu 3-TOZPEMBE İki köylü genç güzelce giyinir, gözlük takarak Artvin caddelerini arşınlamaya başlarlar. Niyetleri iki şehirli kız bulup onlarla tanışmaktır. Epey dolaştıktan sonra, Efkâr Tepesi Gezi Yolunda pantolon giy-miş, salına salına gezinen iki genç kıza gözleri takılır, peşlerinden yürümeye başlarlar. Biraz sonra birisi diğerine kızların duyacağı şekilde: -Ola!..Goriyersin,nasılda yugurtiyer(1) der.Diğeri başını sallayarak aynı tonda: -Emumgilin degirman taşı heç kalur, diye cevap verir. Bunu üzerine kızlardan birisi başını arkaya çevi-rir ve poşa(2) şivesi ile: -Aaattıreeem o göözlüklara daa, Dünya’yı touzpembee gorasız der. (1)-Yügürtmek: Bir merkez etrafında döndürmek. (2)-Poşa: Roman vatandaşlarımızın yöredeki ismi 4-İKİ PİTİK Eskiden Artvin yaylalarında otlak yüzünden köyler arasında kavgalar olur, çobanlar birbirlerinin kafasını gözünü patlatırdı. Yönetim anlaşmazlığı gidermek için Hükümet Tabibi başkanlığında bir heyeti atlı olarak yaylalara gönderir. Köy muhtarı, öğle yemeğini en varlıklı bir ailenin yayla evinde verdirir. Ama tabakların pisliğinden ve düzensizlikten heyet memnun olmaz. Muhtardan akşam yemeğinin daha temiz yerde verilmesi istenir. Muhtar da temizliği ve tertipli oluşu ile bilinen Teto Nene’nin evinde akşam yemeğinin verilmesini uygun bulur. Heyet sofraya oturur, gerçekten her yer düzenli ve tabaklar da tertemizdir. Büyük bir istekle yemeğe başlanır, yemek sonuna doğru heyet başkanı kendilerine hizmet etmekte olan Teto Nene’ye teşekkür eder, öğle yemeği verilen evden ise şikâyetçi olur. Bunun üzerine Teto Nene: -Vay toprah onlarun başuna, goya zengundurlar, kaç defe dedim ki iki pitik(1) edinin de habu kapkacağı(2) bir paklatun, der. (1)-Pitik: Enik, köpek yavrusu ()-Kapkacak, Tabak, çanak, kaşık gibi eşyanın genel adı 5-TAŞLAŞMIŞ GİBİ Artvin’de halk kendi aralarında yalnız masal, mani söylemezler bir de şakalaşırlardı. Ali ile Meh-met aynı köyde iyi arkadaştırlar. Nennar çayırlığında kızaklarına ot yüklemektedirler. Ancak Ali’nin kızağı biraz havalı olmuş, urganla kızağa iyice bağlamak gerekir, çocuğunun ise sıkmaya gücü yetmez. Yardımcı olması için arkadaşına seslenir. Kendisi üste, arkadaşı kızağın yan tarafından urganı çekince ek yerinden çözülür ve Mehmet sırt üstü yere düşer. Görenlerin kahkahaları arasında Mehmet yerden kalksa da sırtını vurduğu taş, canını çok acıtmış ve olay belleğine kazınmıştır. Kış ortalarına gelince Ali hastalanır, yataklara düşer. Mehmet ziyaretine gitmek ister, ancak meyve ve çerezler suyunu çekmiş, ne götüreyim diye düşünmeye başlar. Arkadaşının pestili çok sevdiğini bildiği için pestil yapmaya karar verir. Eski çarıklarından birinin tabanını pestil şeklinde dilimler, te-mizler, bıçakla çentikler ve akşamdan pekmeze yatırır. Ertesi günü başka bir arkadaşını alarak hasta-mızın ziyaretine gider. Konuşma sırasında hediyeyi ikram eder. Ali biraz zorlansa da afiyetle yer ve sonra: -Ola eymiş da, biraz taşlaşmış gibi der. Mehmet de Yoh Ola!.. mutlu bir şekilde: -Nennar’daki taş nerdaa,habu nerdaa,der. 6- ÇOCUK BOKU İLE Uzun kış gecelerinin birinde Ardanuç-Yolağzı Köyünde akranları İskender Durmuş’un evinde toplanmış sohbet ediyorlardı. Birden odanın içini pis bir koku yayılması üzerine, en gençlerini oturanların arkalarını koklaması için görevlendirilir. Teker teker kontrol edilmeye başlanır, sıra Nazım Yenigün’e gelince görevlinin burnuna ikincisini de sesli bir şekilde koy verir. Gül-meler arasında kendisini karga tulumba kürüne atmak için dışarı çıkarırlar. Yolda Tavuk etli ziyafet sözü verince kürünün buzlu sularına atılmadan kurtulur. O zamanlar 35 yaşlarında ve küçük yaşlarda 5 çocuk babasıdır. Evi, ahırı ve kümesi yan yanadır, çocuklar ahpun (1) kenarına kakalarını yapmakta ve tavuklar da o civarda yemlenmektedir. Aynı odada ziyafet sofrası kurulur, bulgur pilavı üstündeki haşlanmış tavuk etleri ayran eşliğinde iştahla yenmeye başlanır. Yemeğin ortalığına doğru Nazım Yenigün, sevinçli ve mutlu bir şekilde: -Ola ey yeyin. Habu tavuklar çocuk bohuyla tavlandı(2) haa. Helal olsun, yeyin, yeyin, der. 1-Ahpun: Ahır yanındaki gübrelik 2-Tavlanmak: Semirmek, aşırı kilo almak. 7-KOLOPA(1) Ardanuç-Yolağzı Köyü’nde Kurbanı Özkan ailece çayır kaldırmaktadır(2). Öğle yemeği için bir pantanın(3) altında sofra kurulmuş, aile reisinin namazının bitmesi beklenmektedir. Fakat namazda eğilirken de“Allah-u Ekber, kolop”,kalkarken de “Allah-u Ekber, kolop” diye seslice söylenmekte, herkes şaşkın şaşkın birbirine bakmakta, yeni bir dua mı diye merak etmekte-dirler. Selam verdikten sonra sofraya dönerek bağırır: -Yoğurda çekirgeler sıçrıyer, olaa!..Goramiyersız,anlamiyersız daa. 1-Kolopa/kolop: Ahşap yoğurt kabı 2-Çayır kaldırmak: Biçilmiş, kurumuş otları bir araya toplamak
fıkranın devamı

ARTVİN FIKRALARI 1-HABU NAHİRİ… İki Artvinli öğretmen arkadaş, İstanbul’da bir okulda görev yapmaktadırlar. Birisi okul müdürü, diğeri ise meslektaşları ile arası biraz limonidir. Bir gün müdür, öğretmenleri toplantıya çağırır. Toplantı odasına giren Artvinli öğretmen, herkesin hazır olduğunu görür, yerine otururken müdüre: -Ço!..Habu nahiri naya topladın ki?(1). Diye söylenir. Müdür gülmemek için kıvranır, yanına oturduğu meslektaşı kulağına eğilerek: - Anlamadım, ne dedin ki? Diye merakla sorar. Bizimki umursamaz aynı tonda; -Boş ver, anlayan anladı der. (1)-Arkadaş!..Şu sığır sürüsünü niçin topladın ki? 2-AAAHO İÇTUĞUN… Artvinli yaşlı hanım, İstanbul’a oğlunun yanına misafir gider. Bir kaç gün sonra midesi bozulur, hasta-lanır. Gelini doktora götürür. Genç doktor çayından bir yudum çektikten sonra hastamıza şikâyetini sorar. İshalden kıvranan yaşlı kadın: -Ola oğul!..Ela vırıhliyerim(1),ela vırıhliyerim ki,aaaho(2) içtuğun çaya benzar ,der. Doktor bir şey anlamaz, ne diyor diye merakla gelinine bakar. Gelin, utanma ve gülme arasında bocalarken durumu anlatır. (1)-Vırıhlamak: İshal dışkı çıkarmak. (2)-Aaaho: Şu 3-TOZPEMBE İki köylü genç güzelce giyinir, gözlük takarak Artvin caddelerini arşınlamaya başlarlar. Niyetleri iki şehirli kız bulup onlarla tanışmaktır. Epey dolaştıktan sonra, Efkâr Tepesi Gezi Yolunda pantolon giy-miş, salına salına gezinen iki genç kıza gözleri takılır, peşlerinden yürümeye başlarlar. Biraz sonra birisi diğerine kızların duyacağı şekilde: -Ola!..Goriyersin,nasılda yugurtiyer(1) der.Diğeri başını sallayarak aynı tonda: -Emumgilin degirman taşı heç kalur, diye cevap verir. Bunu üzerine kızlardan birisi başını arkaya çevi-rir ve poşa(2) şivesi ile: -Aaattıreeem o göözlüklara daa, Dünya’yı touzpembee gorasız der. (1)-Yügürtmek: Bir merkez etrafında döndürmek. (2)-Poşa: Roman vatandaşlarımızın yöredeki ismi 4-İKİ PİTİK Eskiden Artvin yaylalarında otlak yüzünden köyler arasında kavgalar olur, çobanlar birbirlerinin kafasını gözünü patlatırdı. Yönetim anlaşmazlığı gidermek için Hükümet Tabibi başkanlığında bir heyeti atlı olarak yaylalara gönderir. Köy muhtarı, öğle yemeğini en varlıklı bir ailenin yayla evinde verdirir. Ama tabakların pisliğinden ve düzensizlikten heyet memnun olmaz. Muhtardan akşam yemeğinin daha temiz yerde verilmesi istenir. Muhtar da temizliği ve tertipli oluşu ile bilinen Teto Nene’nin evinde akşam yemeğinin verilmesini uygun bulur. Heyet sofraya oturur, gerçekten her yer düzenli ve tabaklar da tertemizdir. Büyük bir istekle yemeğe başlanır, yemek sonuna doğru heyet başkanı kendilerine hizmet etmekte olan Teto Nene’ye teşekkür eder, öğle yemeği verilen evden ise şikâyetçi olur. Bunun üzerine Teto Nene: -Vay toprah onlarun başuna, goya zengundurlar, kaç defe dedim ki iki pitik(1) edinin de habu kapkacağı(2) bir paklatun, der. (1)-Pitik: Enik, köpek yavrusu ()-Kapkacak, Tabak, çanak, kaşık gibi eşyanın genel adı 5-TAŞLAŞMIŞ GİBİ Artvin’de halk kendi aralarında yalnız masal, mani söylemezler bir de şakalaşırlardı. Ali ile Meh-met aynı köyde iyi arkadaştırlar. Nennar çayırlığında kızaklarına ot yüklemektedirler. Ancak Ali’nin kızağı biraz havalı olmuş, urganla kızağa iyice bağlamak gerekir, çocuğunun ise sıkmaya gücü yetmez. Yardımcı olması için arkadaşına seslenir. Kendisi üste, arkadaşı kızağın yan tarafından urganı çekince ek yerinden çözülür ve Mehmet sırt üstü yere düşer. Görenlerin kahkahaları arasında Mehmet yerden kalksa da sırtını vurduğu taş, canını çok acıtmış ve olay belleğine kazınmıştır. Kış ortalarına gelince Ali hastalanır, yataklara düşer. Mehmet ziyaretine gitmek ister, ancak meyve ve çerezler suyunu çekmiş, ne götüreyim diye düşünmeye başlar. Arkadaşının pestili çok sevdiğini bildiği için pestil yapmaya karar verir. Eski çarıklarından birinin tabanını pestil şeklinde dilimler, te-mizler, bıçakla çentikler ve akşamdan pekmeze yatırır. Ertesi günü başka bir arkadaşını alarak hasta-mızın ziyaretine gider. Konuşma sırasında hediyeyi ikram eder. Ali biraz zorlansa da afiyetle yer ve sonra: -Ola eymiş da, biraz taşlaşmış gibi der. Mehmet de Yoh Ola!.. mutlu bir şekilde: -Nennar’daki taş nerdaa,habu nerdaa,der. 6- ÇOCUK BOKU İLE Uzun kış gecelerinin birinde Ardanuç-Yolağzı Köyünde akranları İskender Durmuş’un evinde toplanmış sohbet ediyorlardı. Birden odanın içini pis bir koku yayılması üzerine, en gençlerini oturanların arkalarını koklaması için görevlendirilir. Teker teker kontrol edilmeye başlanır, sıra Nazım Yenigün’e gelince görevlinin burnuna ikincisini de sesli bir şekilde koy verir. Gül-meler arasında kendisini karga tulumba kürüne atmak için dışarı çıkarırlar. Yolda Tavuk etli ziyafet sözü verince kürünün buzlu sularına atılmadan kurtulur. O zamanlar 35 yaşlarında ve küçük yaşlarda 5 çocuk babasıdır. Evi, ahırı ve kümesi yan yanadır, çocuklar ahpun (1) kenarına kakalarını yapmakta ve tavuklar da o civarda yemlenmektedir. Aynı odada ziyafet sofrası kurulur, bulgur pilavı üstündeki haşlanmış tavuk etleri ayran eşliğinde iştahla yenmeye başlanır. Yemeğin ortalığına doğru Nazım Yenigün, sevinçli ve mutlu bir şekilde: -Ola ey yeyin. Habu tavuklar çocuk bohuyla tavlandı(2) haa. Helal olsun, yeyin, yeyin, der. 1-Ahpun: Ahır yanındaki gübrelik 2-Tavlanmak: Semirmek, aşırı kilo almak.
fıkranın devamı

Nasreddin Hoca , “İnsanlar nefislerinin istediklerini düşünmeden yapmamalıdırlar. Nefsinizin beğendiği her şey ahirette...
fıkranın devamı


Gece karanlığında gezinen Temel önünde birşey olduğunu görmüş ve eğilip eline almış, mıncıklamış, yüzüne sürmüş, koklamış ve demişki.:
"Ula pokmuş da iyiki üstüne basmadım"

fıkranın devamı


Hasta dahiliye uzmanina gider doktor hastayi soyar ve sadece dinleme aletiyle dinleyerek
- Nefes al birak nefes al birak diyerek muayeneyi tamamlar.
Hasta parayi çikarir doktora uzarir
- Kokla-birak,kokla,birak..

fıkranın devamı


akşehir çarşısında bir kebapçi dükkani vardır.bu dükkanın sahibi pek cimri,pek kurnaz bir adamdır.bir öğle vakti bu kebabcının önünden yoksul bir köylü geçer.köylü sokağa yayılan kebap dumanını uzun uzun koklar,içini çeker.çünkü kebap yemeye yetecek kadar parası yoktur.koynundan kuru bir ekmek parçası çıkarır.bunu kebab dumanına tutar,sonrada yer.dükkan sahibi onun bu yaptığını görür.zavallı köylü tam gidecekken yakasına yapışır.kebap parasını vermeden şuradan suraya gidemessin der.köylü affallar ne kebabı ne parası diye sorsada kebabcıya laf anlatamaz.kavga uzayıp gider.sonunda hocanın karşısına çıkarlar.hoca o sırada akşehirde kadılık yapmaktadır.ona olup biteni anlatırlar.hoca onları dinledikten sonra köylüye döner üstünde ne kadar para varsa çıkar,bana ver der köylüğ bozulur ama ne yapsın kadı öyle buyuruyor.koynundan para kesesini çıkarıp hocaya uzatır.hoca keseyi aLIP UZUN UZUN SALLAR.İÇİNDE ÜÇ BEŞ KURUŞ MADENİ PARA ŞIKIR ŞIKIR SALLANIR.HOCA SERT BİR SESLE KEBAPÇIYA SORAR.PARANIN SESİNİ İYİCE DUYDUN MU.KEBABÇI DUYDUM DER,BUNUN ÜZERİNE HOCA KEBABÇIYA ŞÖYLE DER.KEBAB DUMANI SATAN PARA SESİ ALIR.İŞTE SENDE HAKKINI ALDIN.ŞİMDİDEFOL GİT.




fıkranın devamı


emel çalışmak için İstanbul"a gelir ve boğazda deniz kenarında

güzel bir arsa görür. Gecekondusunu yapar ama belediye ile başı derde girer. Temel,arsanın kendisinin olduğunu iddia etmektedir. Uzun süren

duruşmalar, sonunda Temel"in yapacağı yemin ile çözümlenecektir.

Temel, bir "biz" alır ve ucuna bir sinek geçirir. Ceketinin sağ iç

cebine olmuş, sol iç cebine olmamış (ham) birer armut koyar.

Ayakkabılarının içine de gurbette iken koklayıp özlem giderdiği

Karadeniz toprağından bir avuç yerleştirip, hakimin huzuruna çıkar:

-Yemin etmeye geldum...

-Peki et bakalım...

-Hakim Bey, bak... Habu bizdeki cana; (Elini sağ ve sol göğsüne

bastırarak) işte olmuş, işte olacağa, hem vollaha, hem billaha; bastığım toprak benimdur!

fıkranın devamı


Birgün Kayseri ile Niğde sınırında ölmüş biri bulunur. İnsanlar hemen toplanıp ne yapacaklarını düşünürler.Polis adamı hangi şehre götüreceğini bilmiyordur. Ordan geçen bir Kayseri`li duruma el koyar ve şöyle der.
-Ağzını koklayın sarımsak kokuyorsa Kayseri`ye ;soğan kokuyorsa Niğde`ye götürün demiş.

fıkranın devamı


Temel, memleketinden uzunca bir süre önce ayrilmisti. Trabzon plakali arabayi
görünce hemen arabanin yanina geldi, lastigini patlatti, havasini koklamaya
basladi.
Araba sahibi yetisti :
- Ne yapiyorsun sersem herif?
- Rahat pirakpenu... Memleçet havasi alayrum...

fıkranın devamı

Kasabanın tekinde bir adam, her gün çalıstığı yerin karşısındaki restoranta gidip çatalla...
fıkranın devamı

Adamin biri bir aydir tatilde yalniz basina biraktigi karisini hafta sonu nedeniyle ziyarete gitmist...
fıkranın devamı

Hasta dahiliye uzmanına gider doktor hastayı soyar ve sadece dinleme anletiyle dinleyerek - N...
fıkranın devamı

Yaslı kadın, luks otelın en ust katından ınıyordu. Ara Katlardan bırınde asansor durdu. ...
fıkranın devamı

İki avcı köpekleriyle övünüyorlarmış. Avcılardan biri: "Benim köpeğim çok akıllı,geçe...
fıkranın devamı

Adamin biri hergun lokantaya geliyormus ve kendisine servis yapilinca (bos buyuk bi tabak, catal+bic...
fıkranın devamı

İki avcı köpekleriyle övünüyorlarmış. Avcılardan biri "Benim köpeğim çok akıllı. Geç...
fıkranın devamı

Hasta dahiliye uzmanına gider doktor hastayı soyar ve sadece dinleme anletiyle dinleyerek - Nefes ...
fıkranın devamı

Temel bir maskeli balonun yarışmasında kompozisyonuyla birinci gelmiş. Çırılçıplak, kafası...
fıkranın devamı

Ahmet sarayın hizmetkarlarından biri.. Yıllardır Kraliçeyi görür ve onun gögüslerine hayra...
fıkranın devamı

2003 yilinda bana zincir mektup (chain letters) gonderen tum dost ve
arkadaslarima tesekkur ederim.
Sayenizde tuvalet temizlemekte kullanildigini ogrendigim Cola'yi icemez oldum.

AIDS virusu tasiyan igneler popoma batacak korkusuyla sinemaya gidemez oldum.

Deodorantlar kanser yapiyor diye sayenizde artik bir domuz gibi kokuyorm.

Marketlerde yasli kadinlar beni kandirip parfum koklatacagim diye bayiltip
kacirir korkusuyla ya markete gitmiyorum ya da yasli
kadinlara asla yardim
etmiyorum.

Telefon hattimi kullanip bana borc takarlar korkusuyla telefona bile cevap veremiyorum.

Yiyeceklerin icinde neler oldugunu acikca ifsa etmeniz karsisinda korkudan
yemek yiyemez oldum.

Ustune kesin fare sicmistir diye hicbir kutu icecegi icemiyorum.

Cok begensem bile ya ickime ilac koyup beni uyutup organlarimi calar ve
buz dolu kuvetin icinde uyanirsam diye bana yaklasanlari tersliyorum.

Tum birikimlerimi hastenade yatan ve olmek uzere olan cocuklara yatirdim.
Bes parasiz kaldim.

Mail listesine katilirsam alacagim soylenen para, bilgisayar, cep telefonu ya da
gezileri beklemekten evden disari cikamaz oldum.

Bir maili forward etmedim basima ne belalar gelecek diye korkuyla
beklemekten ruh sagligimi kaybettim.

SIMDI: Eger bu maili 60 saniye icinde 1200 kisiye yollamazsan,

ishal bir kus sabah aksam kafana sicacak ve hayati sana dar edecektir.
fıkranın devamı

Temel bir maskeli balonun yarismasinda kompozisyonuyla birinci gelmis.
Çirilçiplak, kafasinda gaz maskesi, elinde bir demet çiçek ve orasinda sallanan bir prezervatif.
Juriye göre: Çiplaklik fakirligi, gaz maskesi hava kirliligini, prezervatif bedensel kirliligi, bir demet çiçek ise doğayi simgeliyormus.
Hemen itiraz etmis Temel.
- Punu temek istemiştum. Kaput kullanmak, çiçegi gaz maskesiyle koklamaya penzer.
fıkranın devamı

Yaslı kadın, luks otelın en ust katından ınıyordu. Ara
Katlardan bırınde asansor durdu.
Kapı acıldı, genc ve guzel bır kız ıcerı gırdı. Onunla
Bırlıkte asansoru yogun bır parfum kokusu da doldurdu.
Yaslı kadın, parfum kokusunu derın derın ıcıne cekınce
Genc kız magrur bır eda ıle kadına baktı ve
'' Gıorgıo-beverly hılls '' dedı ''
Kucucuk bır sısesı bıle 100 mılyon lıra!..''
Bıraz sonra asansor gene durdu. Gene cok sık genc bır
Kadın gırdı. O da buram buram parfum kokuyordu.
Yaslı kadın yıne koklamaktan kendını alamadı.
Yenı bınen genc kadın da yaslı kadına donerek kıbırlı bır
Tavırla
'' Chanel 5 numara '' dedı ''
Mını mını bır sısesı bıle 150 mılyon lıra! ''
Bıraz sonra asansor yaslı kadının ınecegı katta durdu.
Kadın asansorden cıkmadan buyuk bır gurultu cıkartarak
Yellendı.
Sonra da asansorde kalan ıkı alımlı genc kadına donerek
Ayşe kadın fasulye yarım kılosu 450 bın lıra
fıkranın devamı

Temel bir maskeli balonun yarışmasında kompozisyonuyla birinci gelmiş. Çırılçıplak, kafasında gaz maskesi, elinde bir demet çiçek ve *ikinde sallanan bir prezervatif.
Jüriye göre;
- ''Çıplaklık fakirliği, Gaz maskesi hava kirliliğini, Prezervatif de bedensel kirliliği, bir demet çiçek ise doğayı simgeler''.
- ''Hayır'' diye itiraz etmiş Temel.
- ''Punu temek istemiştum. Prezervatif kullanmak, çiçeği gaz maskesiyle koklamaya benzer''.
fıkranın devamı

Arabasıyla Almanya'ya giden Dursun, arkadaşı Temel'i lastiğinin havasını indirirken yakalar:
- Ne yapaysun uşağum?
Temel oldukça duygusal bir modda cevap verir:
- Biraz memleket havasi koklayalum dedik da!

fıkranın devamı

Amerikada en az 3 farklı objeyi kullanarak dünyanın temel sorunlarının ifade edilmesine dayanan bir yarışma düzenlenir. Bu yarışmaya bizim Temel de katılır ve sahneye başında gaz maskesi elinde bir demet çiçek ve prezervatif takmış bir şekilde çıkarak birincilik ödülünü kazanır. Sunucu Temel'i yanına çağırarak bu objelerden maske ile dünyadaki çevre kirliliğine, çiçeklerle doğanın korunmasının gerekliliğine ve prezervatifle de doğum kontrolünün önemine dikkat çektiğiniz için bu ödülü size layık gördük der. Bunun üzerine Temel aslında ben " prezervatifle sevişmek gaz maskesiyle çiçek koklamaya benzer. " demek istemiştim der.

fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama