Konserve Fıkraları

loading...


Temel bara gitmis. Geçmis bir kenara oturmus, biraz sonra bara bir adam girmis ve siska uzun boylu bir adamin kafasinin üstüne sise koymus, çekmis silahi ates etmis sise paramparça ates eden adam elini kaldirmis
- " I"am Pekosbill " demis ve çekmis gitmis. Daha sonra bara bir baska adam girmis ve yine o siska adamin kafasinin üstüne konserve kutusu koymus çekmis silahi ates etmis kutu paramparça ates eden adam elini kaldirmis.
- " I"am Redkit " demis ve çekmis gitmis. Temel bunlari seyrettikten sonra dayanamamis eline bir elma almis ve o siska adamin kafasinin üstüne elmayi yerlestirmis çekmis silahi ates etmis ve o ne adami tam anlinin ortasindan vurmus. Temel"de elini kaldirmis ve
- "I"am sorry demiş."

fıkranın devamı


Bir fizikçi, bir kimyacı ve bir ekonomist. Issız bir adaya düşmüş. Yiyecek bir şey yok. Lakin bir bakmışlar sahile vuran bir konserve kutusu: Dolma!
Fizikçi demiş ki:
- Bir taşla vurup açalım, yeriz.
Kimyacı demiş ki:
- Ateşe atalım hem sıcak bir şeyler yemiş oluruz hem de kutu açılır.
Ekonomist lafa girmiş:
- Farz edelim ki elimizde bir konserve açacağı var.

fıkranın devamı


Temel bara gitmis. Geçmis bir kenara oturmus, biraz sonra bara bir adam girmis
ve siska uzun boylu bir adamin kafasinin üzerine sise koymus, çekmis silahi
ates etmis sise paramparça... Ates eden adam elini kaldirmis;
- I am Pekosbill...
demis ve çikip gitmis. Daha sonra bara bir baska adam girmis ve yine o siska
adamin kafasinin üzerine konserve kutusu koymus, çekmis silahi ates etmis
kutu paramparça... Ates eden adam elini kaldirmis;
- I am Redkit...
demis ve bardan çikip gitmis...
Temel bunlari seyrettikten sonra dayanamamis, eline bir elma almis ve o siska
adamin kafasinin üzerine elmayi yerlestirmis, çekmis silahi ates etmis ve adami
tam anlinin ortasindan vurmus... Elini kaldirip;
- I am sorry...
demis ve çikip gitmis...

fıkranın devamı

1.Pamela Anderson.
2.Filmlerdeki çiplaklik sahnelerinin yildizlari genelde disidir.
3.Bes günlük bir tatil için minik bir çanta yeterlidir.
4.Spor karsilasmalari.
5.Telefon konusmalariniz maksimum 30 saniyedir.
6.Arkadaslarinizin seks hayatini gözlemlemeniz gerekmez.
7.Tüm konservelerinizi siz açarsiniz.
8.Tuvalet ihtiyacinizi kadinlardan %80 daha hizli ve pratik giderirsiniz.
9.Eski arkadaslariniz kilo almis yada vermis olusunuzla ilgilenmezler.
10.Kuaförde saatler harcamazsiniz.
11.Disilerden %98 daha hizli zap yaparsiniz.
12.Pembe dizilerle zaman kaybetmezsiniz.
13.Poponuz ise alinmanizda asla bir kriter degildir.
14.Tüm orgazmlariniz gerçektir.
15.Tecavüzcüler sizle ilgilenmez.
16.Her yere yaninizda gereksiz seylerle dolu bir çanta götürmek zorunda kalmazsiniz.
17.Yaslanirsaniz Viagra kullanirsiniz.
18.Tuvalete yardimci bir grup arkadasiniz olmadan gidebilirsiniz.
19.Soyadiniz oldugu gibi kalir.
20.Bir otel yatagini toplanmamis bir sekilde birakabilirsiniz.
21.Kendi yemeginizi öldürebilirsiniz
22.Düsüncesizlikleriniz için ekstra kredi sahibisinizdir.
23.Hiç kimse sizi (onu) yutarken hayal etmez.
24.Tuvaleti silmek zorunda degilsinizdir.
25.10 dakikada tras olup, dus alip hazirlanabilirsiniz.
26.Kendinizi tatmin
etmek için yardimci bir titresimli faktöre ihtiyaç duymazsiniz.
27.Bayan patronlara karsi avantajlisinizdir.
28.Ne kadar çirkin olursaniz olun sizden hoslanan bir karsi cins bulunur. (bkz. Quassimodo)
29.Dügün planlariyla ilgilenmezsiniz.
30.Biri sizi bir yere davet etmeyi unutursa hala arkadasiniz olabilir.
31.Bir partide sizin kiyafetinizin aynini giyen biriyle tanisirsaniz onunla hayat boyu arkadas olabilirsiniz.
32.İç çamasırlaınız pazarda 500.000TLdir.
33.Bilimum güzellik yarismalari.
34.Sizin emrinizde çalisan insanlardan hiçbiri sizi aglatma gücüne sahip degildir.
35.Boynunuzun altinda kalan hiçbir vücut bölgesini tıras etmezsiniz.
36.Her aksam killi poponun birine arkanizi dönmek zorunda degilsinizdir.
37.Otuz dört yasinda ve hala bekarsaniz kimsenin umurunda olmaz.
38.Adinizi kara sidikle yazabilirsiniz.
39."Uzaga iseme" yarismalarinda tartismasiz bir üstünlük saglarsiniz.
40.Çukulata sadece bir çesit tatlidir, kaçilmasi gereken bir güzel sey degil.
41.Cumhurbaskani olabilirsiniz.
42.Yolcu koltugunda da yolculuklardan zevk alabilirsiziniz.
43.Çiçekler her seyin anahtari, her sorunun çözümüdür.
44.Diger insanlarin duygularina çok önem vermeniz sizden beklenmez.
45.Çalisma saatlerinizin %90'ini seksi düsünerek geçirebilir ve tam verim alabilirsiniz.
46.Islanacaginiz bir ortama beyaz bir t-shirt ile gidebilirsiniz.
47.Üzerinde "Hâ$$îktir ordan!" yazan bir t-shirt giyebilirsiniz.
48.Üç çift ayakkabi yeter de artar bile.
49.Araba tamircisine kolayca gidebilir ve hatta orada muz bile yiyebilirsiniz. Basiniza bir sey gelmez.
50.Istedginizi söylersiniz ve insanlarin sizin hakkinizdaki düsüncelerini takmazsiniz.
51.Leonardo DiCaprio'nun hoslanilacak biri bile olmadigini daha kolay anlarsiniz.
52.Arkanizdan fazla kisi konusmaz; konussa bile aldirmazsiniz.
53.Sicak bir günde gömleginizi çikartabilirsiniz.
54.Yanliz yasiyorsaniz annenizin sizi ziyaret etmesi arifesi hariç evinizi asla toplamayabilirsiniz.
55.Tüm tamirciler size gerçegi söyler, doru fiyati teklif eder ve pazarliga daha açiktirlar.
56.En yakin arkadasinizla saatlerce oturup "Benden hoslaniyor olmali" seklinde düsünmeden maç seyredebilirsiniz.
57.Sevgilinizin sizden ayrilmaya çalistigini ima ettigi cümleleri asla yanlis anlamazsiniz.
59.Ruhsal durumunuz çok zor degisir.
60.Dünyaniz isediginiz yerdir.
61.Mekanik aletleri diger cinsten daha kolay kullanir, onlari yönetirsiniz.
62.Arkadasinizin yeni saç biçiminizi fark etmesi sizi pek ilgilendirmez.
63.Clint Eastwood'a hayran oldugunuzda için ona benzemek istemezsiniz ya da benzemek için kilo verme geregi duymazsiniz.
64.Asla bir önceki benzin istasyonunun çalisanlarini begenmediginiz için digerine 20 km yol almazsiniz.
65.Bir içecek sisesini açmanin en az 20 farkli yolunu bilirsiniz.
66.Ne giyerseniz giyin, bacaklarinizi farkli yönlere sonuna kadar açarak oturabilirsiniz.
67.Ayni is . . . Fazla maas.
68.Gri saç ve kirisikliklar karizma katar.
69.Gelinlik - 200$, frak kirasi - 100$
70.Bir atista 400 milyon sperm ile 15 denemede dünya nüfusunu ikiye katlayabilirsiniz - en azindan teorik olarak.
71.Diger insanlarin yemeklerine ve tatlilarina ilgi duymazsiniz.
72.Uzaktan kumanda sadece ve sadece sizindir.
73.Siz insanlarla konusurken asla gögüslerinize bakmazlar.
74.Eurosport'da ki birbirinden ilginç motor sporlari.
75.Formula 1.
76.Bir arkadasiniza hediye götürme geregi duymadan da ugrayabilirsiniz.
77.Bekarliga veda partileri kina eglencelerinden kat kat iyidir.
78.Annenizle normal ve saglikli bir iliskiniz vardir.
79.Erkek çocuklar aileler tarafindan -genelde- daha çok sevilirler.
79.Kolayca prezervatif alabilirsiniz. (Eczaci sizi çiplak olarak hayal etmez)
80.Banyoya gidip makyaj tazelemenize gerek yoktur.
81.Makyaj yapmaniza gerek yoktur!
82.Eger bir arkadasinizi arayacagim deyip aramazsaniz o arkadaslariniza sizin degistiginizi söylemez.
83.Bir gün uyandiginizda pis, yasli bir adam oldugunuzu fark edeceksiniz.
84.Muayyen gunleriniz olmadigi icin istediginiz zaman rahatlikla denize girebilirsiniz.
85.Ev hayvaniniz varsa onun yemek ve tuvaletiyle ilgilenmeyebilir, ama onunla oynayabilirsiniz.
86.Her durumu "$îKtir et" diyerek rasyonalize edebilirsiniz.
87.Prenses Di'nin ölümü sizin için sadece baska bir ölüm ilanidir.
88.Gegirmek normal bir seydir. Bunun zevkine varabilir ve hatta iyi gegiriyorsaniz bu olay arkadaslariniz tarafindan saygi ile karsilanabilir.
89.Ruhsal durumunuz yüzünden seksüel bir sansi kaçirmazsiniz.
90.Steven Seagal gibi büyük bir sahsi yakindan anlayabilir, ona hayranlik duyabilirsiniz.
91.Normal disi bir durum hariç estetik ameliyata ihtiyaç duymazsiniz.
92.Mekanik bir dalgamatik çalismadiginda onu yumruklayip firlatabilir, bundan zevk alabilirsiniz.
93.Yeni ayakkabilar yüzünden büyük acilar çekmezsiniz.
94.Porno filmler tam sizin istediginiz gibi tasarlanmistir.
95.Herkesin dogum günü yada yilbaslarini hatirlamak zorunda degilsinizdir.
96.Birinden nefret etmek onunla seksüel bir yakinliginizin olmasini engellemez.
97.Arkadaslariniz asla size "Ee, degisik bir sey fark ettin mi" teklinde tuzaklar kurmazlar.
98.Internet ve olanaklari.
99.Cinsel organinizla gurur duyabilir, ona isimler takabilirsiniz. Yaratici degilseniz "Osman" diyebilirsiniz.
100.Ve ''ben Erkegim'' demek bile yeter...
fıkranın devamı

Temel Afrika'da bir lokantaya girmiş ve en meşhur yemeklerini getirmelerini söylemiş.Garson dev gibi bir konserve kutusu getirmiş ve Temelin önüne koymuş, bir de konserve açacağı vermiş. Temel konserve kutusunu açmış ve içindeki yemeği yemiş. Aman tanrım hahatında bu kadar güzel bir şey yememiş. Garsonu çağırmış ve bunun ne olduğunu sormuş. Garson da bunun özel yemekleri ''fil götü konserve'' olduğunu söylemiş. Yine Afrika'da bulunan arkadaşı Dursun'a gitmiş hemen anlatmış ve şiddetle tavsiye etmiş. Dursun da aynı lokantaya gitmiş ve garsondan fil götü konserve istemiş. Garson yine kocaman bir konserve kutusu ve bir açacak getirmiş. Dursun kutuyu büyük bir iştah ve merakla açmış ama bir de ne görsün kutu boş!
Hemen garsonu çağırmış ve nedenini sormuş. Garson pişkin bir şrkilde;
-Kusura bakmayın efendim size tam deliği denk gelmiş...! demiş.
fıkranın devamı

Temel bara gitmiş. Geçmiş bir kenara oturmuş, biraz sonra bara bir adam girmiş ve sıska uzun boylu bir adamın kafasının üstüne şişe koymuş, çekmiş silahı ateş etmiş şişe paramparça ateş eden adam elini kaldırmış " I'am Pekosbill " demiş ve çekmiş gitmiş. Daha sonra bara bir başka adam girmiş ve yine o sıska adamın kafasının üstüne konserve kutusu koymuş çekmiş silahı ateş etmiş kutu paramparça ateş eden adam elini kaldırmış." I'am Redkit " demiş ve çekmiş gitmiş. Temel bunları seyrettikten sonra dayanamamış eline bir elma almış ve o sıska adamın kafasının üstüne elmayı yerleştirmiş çekmiş silahı ateş etmiş ve o ne adamı tam anlının ortasından vurmuş. Temel'de elini kaldırmış ve I'am sorry demiş
fıkranın devamı

Bir fizikçi, bir kimyacı ve bir ekonomist. Issız bir adaya düşmüş. Yiyecek bir şey yok. Lakin bir bakmışlar sahile vuran bir konserve kutusu: Dolma!
Fizikçi demiş ki:
- Bir taşla vurup açalım, yeriz.
Kimyacı demiş ki:
- Ateşe atalım hem sıcak bir şeyler yemiş oluruz hem de kutu açılır.
Ekonomist lafa girmiş:
- Farz edelim ki elimizde bir konserve açacağı var.
fıkranın devamı

Sabahın o muhteşem ilk saatlerini yakalayabilen akıllı adamlardan olamadım hiç. Ancak kuvvetli bir dürtü olursa, isteyerek ve severek erkenden uyanır, her gün böyle erkenci olmaya söz verir, sonra hemen unuturum. Fakat son iki haftadır yalnızca onunla beraber olabilmek için erkenden kalkıyorum.Saat altı oldu mu, beynim otomatik olarak uyanıyor, ama bedenim yarı uykuda,bir kavgadır başlıyor:

"Yat uyu! Tatildesin. Öğleye doğru kalkarsın, iki rafadan yumurta,sıcak ballı süt, peynir, tereyağı, kızarmış ekmek ve tavşan kanı büyük bir bardak çayla güzel bir kahvaltı yaparsın. Denizi seyredersin. Gazetelerin beş para etmez sayfaları arasında tembellik edersin. Yat uyu. Tatildesin.Ta-til-de-sin!"

"Hayır. Hemen fırla yataktan. Soğuk bir duş yap. Çivi gibi ol. Sokağa at kendini. Şimdi herkes uyuyor. Sokaklar senin, köy senin. Doğmakta olan güneş senin. Deniz senin. Sabah rüzgarının genç, uçuk mavi ışıltısı, taze serinliği senin. Çok erken sabahın o inanılmaz gücü senin. Tembellik etme.Kalk. Bütün bunların tadına var."

Kısa bir sessizlik olur, hangi yanı tutacağıma karar veremem bir süre."Tatildesin. Yıllardır sabahları erkenden kalkıp işe gitmekten bıkmadın mı?Şimdi tatil yapıyorsun. Yat uyu. Yastık yumuşak, yatak sıcak. Çek pikeyi üzerine, bir düş düşle. Dünyanın herhangi bir kuzey kentine uçak bileti alıyorsun. Neresi olduğunu sakın belirleme. Sonrasını düşünde görürsün. Bırak kendini uykunun şefkatli kollarına. Bırak rüyanın sihirli değneği işlesin.

Bırak uyku çeksin seni. Uzun, sessiz, dipsiz bir kuyuya deli bir hızla yuvarlan. Uyu. Uyku alsın götürsün seni. Uykularında olsun bir kez teslim olmayı dene. Gevşe, rahatla. Uyu. Tatildesin!"

"Peki ya Sulhi?"

"Ta-til-de-sin!"

Sulhi şimdi dükkanını açmaktadır. Bu saatte müşterisi olmaz. Müşterisi olsun diye açmaz zaten: Kendisi için. Çiçeklerini sular bir bir. Yeni bir konserve kutusuna birkaç gündür kökü suya bırakılmış bir bitki diker. Bol bol sardunyalar... Rengi artık hiç çıkmayacak ilaçlarla boyanmış vişne çürüğü parmak uçları toprakla kaynaşır. Çamurlu ellerini kadife pantolonuna siler,sonra kapının önünü sular. Sabahın en erken toprağı Akdeniz açlığıyla emer suyu. Mis gibi kokar sabah.

Kısa bacaklı bir tabure koyar dükkanının önüne. Eski, her yanı eğrilmiş, isten kapkara olmuş küçük cezvesine ölçerek bir fincan su doldurur. İspirto ocağını yakar. Bir çay kaşığı şeker. Şeker suya iyice karışmalıdır.İki kaşık kahve. Dikkatle karıştırır kahveyi. Severek ve özenle. Sorunca; "iyi ve güzel işler severek, özenle yapılmalıdır." der. Kahve ve şeker tamamen suya karışmıştır ki, cezveyi ateşe koyar. Büyük bir sabırla kahvenin hifif ateşte köpüklenmesini bekler. O sırada ne düşünür, nereleri yaşar bilmiyorum.Çözemiyorum. Biraz sonra dünyanın en güzel kokusu yayılır çevreye: Sabah kahvesi kokusu! Toprak, sabah kahvesi ve su kokusu birbirine karışır. Bu, çok sık rastlanmayan bir güzellik yaratır. Görülür, koklanır ve tadılır bir güzellik... Önce kahvenin köpüğünü boşaltır fincana, sonra tekrar cezveyi ateşe tutar, fokur fokur kaynayana dek. Kahve pişmiştir artık. Günün ilk sigarasının vaktidir şimdi. Mavi-beyaz kareli gömleğinin sol cebinden bir sigara çeker, kibrit aranır. Dükkana girer, kibrit bakınır. O karmaşa ve deli dağınıklıkta masanın altına düşmüş kibriti bulur. Sigarasını yakar. Kısa bacaklı taburesine döner. Höpürdeterek kahvesinden bir yudum alır, bir nefes de sigarasından. Oh be! Gözlerini kısar, kimselerin bilmediği bir yeri görür gibi gizemli, hazlı birkaç dakika yaşar. Derin bir iç çekerek elli sekiz yaşında yaşamaktan ne kadar çok tat aldığına yanarak, kahrolarak sevinir.Sabahı koklar, kahve içer, sigara içer.

"Uyu. Tatildesin."

"Kalk ve Sulhi ile sabahı yaşa."

"Ta-til-de-sin!"

"Sulhi'nin sabah kahvesini kaçırma!"

Kalktım. Uykumu soğuk duş ve sabah ile yendim. Ayak seslerimi dinleyerek paket taş döşeli, dar köy sokaklarında yürüdüm. Yalnızca kendi ağırlıklarını omuzlarında taşıyan bağımsız ve yalnız adamların gururuyla keyiflendim. Onu dükkanının önünde oturmuş, kahvesini içerken buldum. Gözlerini uzaklara dikmiş düşünüyordu. Bir teneke kutunun üzerine miden koyup oturdum karşısına. Bana baktı. Beni gördü. "N'aaber" anlamına göz kırpıp, başını salladı. "İyidir" gibisine gülümsedim. Kahvesinin kalan kısmını ben orada yokmuşum gibi ağır ağır içti, bitirdi. Kalktı. Yaşına bir türlü uymayan çevik adımlarla fırladı gitti. Elinde bir fincan suyla geri geldi. Suskun ve dikkatli yeniden şekeri sonra kahveyi suya karıştırdı. Sorunca: "İnsan susar,varlığı konuşur." der. Varlıklarımız konuştu. Varoluşumuzun bilincine ve tadına vardık. Kahvemi uzattı, bir de sigara yakıp verdi. Yıllar var birilerine hiç yakın olamazken, Sulhi'ye yakın oluşum, varlığını duyabilişim tedirgin etmeden şaşırttı beni. Onun yanında hoşnuttum ve böyle kolay hoşnut oluşumdan huzursuz değildim. Kendimi sorgulayıp, hırpalamadım bu kez.Hoşnutluğumu yaşadım kahvemin tadında. "İnsana insan gerek" diye geçti içimden. Bu da yetmedi. İçimdeki sesi de susturdum. Sessizleştim. Dükkanın açık kapısından içerdeki berbat dağınıklığa gözlerimi diktim. Gördüğüm en gösterişli dağınıklık beni yine büyüledi. Bana hep sevimli ve zekice gelen o kocaman STÜDYO levhasının, aslında bana ince ince dokunan bir acıklı yanı vardı ki, yıkıntılar üzerine kurulu bir imparatorluk gibiydi. Don Quichote'u pek severim ben.

Sulhi yeniden kalktı, yirmi yıl önce ömrünü tamamlamış Stüdyoya girdi.Bir zamanlar masa olan bir tahtanın çekmecesinden bir zarf çıkarttı, geldi karşıma oturdu. Zarfın içinde kurutulmuş bir kelebek vardı. Özenle kurutulmuş,sonra eski bir masa gözüne hapsedilmiş.

"Askerliğimi yapmak için geldim buraya ilk kez. Askerlik bitince de yerleştim. O zamanlar adı pek bilinmez bir köydü burası; ama güzelliği tanır gözlerim. Bu kelebek köydeki ilk dostumdu. Onu çok severdim. Öldürdüm ve saklıyorum. Başkası öldürmesin diye."

Kelebeğe baktım. Yüzünde en yakın dostun eliyle öldürülmüş olmanın kederini aradım. Bulamadım.

"Askere gitmeden önce İstanbul'da bir sevgilim vardı. Onunla evlenmedim. Karım olmak onu soldurur diye. Başkasının mutfağında soluyor şimdi, benimkinde değil."

Sevdiği kızı düşündüm. Terk edilişinin nedenini ve anlamını kavradı mı diye. Hiç inanmadım.

"İlk müşterim ebe hanımdı. Geldi. Vesikalık resim çektirdi. Onun kızıile evlendim. İlk müşteri uğurludur diye."

Karısının Akdeniz köylüsü yüzü ve iri elleri geldi aklıma. Gençken güzeldi herhalde dedim. Yine de Sulhi'yle yan yana koyamadım bir türlü. Sulhi yeniden dükkana girdi. Küçük, eski "mono" teybine Vivaldi kaseti koydu. Dört Mevsim yayıldı dükkana, içeriye sığmadı, kapıdan taştı, kapı önüne birikti;tam benim oturduğum yere. Müzikle beraber, hala ıslak toprak canlandı. Havada rengarenk bir sevinç kıpırdadı. İçim kımıl kımıl, sıcacık, ışıl ışıl oluverdi.

Komşu köylerden biri bebek, üç kadın ve bir erkek çıkageldiler. Yeni doğmuş bebek kucaklarında bir "aile hatırası" çektirdiler. Sulhi o zavallı stüdyosuna aldı onları. Sanki muhteşem bir kraliyet ailesinin fotoğrafını çekiyormuş gibi özenle öne üç kadını oturttu. Bebeği ortada oturan "yeni-anne"nin kucağına verdi. Baba arkada, ayakta elleri iki kız kardeşinin omuzlarında vakurca dikildi. Bu pozu üç kez çekti Sulhi. Sonra bir de, baba,bebek ve annenin üçlü fotoğrafını. Köylüler sevinç içinde teşekkür edip gittiler. Teypte hala Vivaldi çalıyordu. Bu kadar birbirini tutmaz manzaraları iç içe yaşamak beni hem şaşırtıyor, hem de anlatılmaz biçimde çekiyordu.

İzin isteyip kalktım. Sahile indim. Bir sahil kahvesinde çay içtim.Biraz dolaştım ve pansiyonuma döndüm. Günün kalan kısmı herkesle ve herkesinki gibi geçti: Arkadaşlar, deniz, güneş, yemek falan filan... Bunlar bedenimi dinlendiriyor ya, aklım fikrim Sulhi'de.

Benim gibi sevgililerine -topu topu üç tane zaten- bile çok yakın olamamış, kuşkucu, soğuk bir insanın, bu garip yaşlı adamı böyle çok seviyor oluşu bir garibime gidiyordu. Buna en çok tatile beraber geldiğim iki erkek arkadaşım gülüyor, açık açık dalga geçiyorlardı benimle.

Akşam yemeğinden sonra Sulhi'yi her zamanki sahil lokantasında yakaladım. Bozuk Fransızcası ile bir turist kıza bir şeyler anlatıyordu."Denizi ve güneşi en erken ve en saatlerinde yaşamamış olanlar daima ortalama kalacak insanlardır." Kızcağız anlamamış, kocaman gözlerle şaşkın,Sulhi'ye bakıyordu. Ben anlattım. Güldü kız. "Bu adam filozof" dedi ve gitti.Burun büktü Sulhi kızın ardından. Filozof kelimesini sevmemişti besbelli. Ben de onun gibi bir kadeh rakı alıp, oturdum karşısına. Deniz önümüzde simsiyah uzanıyordu. Hiç konuşmadan uzun bir süre denize baktık. Kumların üzerindeki tahta masada rakı içtik, denizi dinledik. Ne sabırlı bir derinlik, ne anlatılmaz bir huzur taşır bu konuşulmadan paylaşılan dostluk anları....

"Büyük oğlumdan mektup aldım bugün. Hollanda'da gitar çalıyor oğlum."Baktım. Sesindeki kederi gördüm. Dükkânının duvarında asılı fotoğraflarından iki oğlunu anımsadım. Yakışıklı, uzun boylu iki delikanlı. "Büyük oğlum bana benzer. Hiç uslanmayacak ve hiç mutlu olmayacak!"

Yeni bir rakı daha istedi. Canı sıkkın diye düşündüm. Çok içiyor diye hayıflandım. O orada, gözleri denizde, kaskatı oturuyordu. Konuşmaya cesaret edemedim. Bu ne garip bir adam diye yeniden düşünmeye başladım. Bazen ne olağandışı, inanılmaz güzel, bazen de ne sıradan... İşte şimdi karşımda alkole düşkün, oğlunu özleyen yaşlı bir baba olmuş oturuyor, oysa bu sabah köylü ailenin soylu fotoğrafçısı, Vivaldi sever, düşünen bir adamdı. "Yarın sabah erkenden yola çıkıyoruz. İstanbul'a dönüyoruz" dedim. Başını çevirmeden, buz gibi "İyi ya, yolun açık olsun" dedi. Bu kadar mı? Hepsi bu mu? Keyfim kaçtı.Öyle ya, ben onun gözünde tatilini deniz kenarında, turistik bir köyde geçiren, biraz da içine kapanık bir genç adamdım. Daha ne deseydi yani? Beni çok özleyeceğini falan mı? Kim bilir o kimlerle karşılaşıyordu her yaz bu köyde. Bir şeyler kırıldı içimde. Ne duygusal bir herifim, diye kızdım

kendime. Yapayalnız, buruk, kederli kalakaldım. Bir sigara yaktım. Kendimi toparlamaya çalıştım. O hâlâ yanı başımda oturuyor, dalgın, denizi seyrediyordu. Sanki ben orada yoktum. Belki de hiç olmadım! Birden fırladı yerinden. "Eve gidip, biraz da bizim Halime'yi memnun edeyim, anlarsın ya!"dedi. Tanrım ne bayağılık, ne çürümüşlük! İçim bulandı. Bu adamı ne sandım ben? Yine kitaplarda yaşıyorum. Yaşlı adam ve Deniz. O Santiago, ben Manolin!Oh ne âlâ! Ah bu benim sınır bilm düşçülüğüm... Pansiyonuma ayaklarım sürüklenerek döndüm. Uzun süre yatakta döndüm durdum. İçim sıkılıyor, güçlükle nefes alıyordum. Yaşayan birisini ölü saymaya çalışmak, bir insanı öldürmekten güç olmalı diye düşündüm. Rüyamda Hemingway ile bir sal üzerinde dalgalarla boğuştuk gece boyu.

Ertesi sabah erkenden uyandırıldım. Güneş doğmadan yola çıkmalıymışız. Sıcağa yakalanmadan yolu yarılayacağımızı söylüyordu arabayı kullanacak arkadaşım. Son bir-iki havlu, diş fırçası ve terliği de çantama attım.Arabanın arka koltuğuna oturdum. Bir karış suratım, güneş yanığıyla acıyan sırtım ve sabahın erken saatlerinde bir türlü ayılamayışım... En kötüsü Sulhi'nin dün geceki hali. Kimse dokunmasın bana. Kimse konuşmasın benimle...

Arabamız hareket etti.

"Bak az daha unutuyordum. Şu senin pek sevgili fotoğrafçı dostun sabahın köründe geldi, seni sordu. Uyandırayım, dedim, dokunmayın, sabahları güç uyanır o, dedi. Sana bunu bırakıp gitti." Sulhi'ye duyduğum yakınlığı başından beri sezip, bunu kendisine yapılmış bir haksızlık gibi algılayan arkadaşım bir konserve kutusuna dikilmiş sardunyayı ve kirli bir dosya kağıdına kötü bir el yazısıyla yazılmış bir notu pis pis sırıtarak uzattı. Umurumda mı sanki, uzaktaki sevgilisinden mektup almış liseli bir delikanlı gibi heyecanlandım. Uykum filan kalmadı, ayıldım, sevindim, heyecanlandım.Buyrun işte, ben adam olmam! Kağıdı açtım:

"Çiçek dostluk demektir.Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır.Sulhi."

Yalvar yakar, iki arkadaşımı Sulhi'nin dükkanına geri dönmeye razı ettim. Ama o ne? Neden kapalı bu dükkan? Halbuki şimdi dükkanının önünü suluyor, sabah kahvesini... Kapıda bana yazdığı mektubun kağıdına benzer bir kirli sayfaya karalanmış bir not asılı:

"SULHİ BUGÜN ÇALIŞMAYACAK."

Yola çıktık. Yol boyunca hep iki cümleyi yineledim kendime: Beni seviyor. Gidişime üzülüyor.Yüreğim kımıl kımıl. Neden böyleyim ben? İnsanlar, insanlar, insanlar...Kocaman, yayvan bir gülümseme takılı kaldı yüzüme bütün gün... Şimdi oturdum ve bu öyküyü yazdım.

Kırk yıllık dostum Sulhi'yi siz de bilin diye...

fıkranın devamı

Temel bara gitmis. Geçmis bir kenara oturmus, biraz sonra bara bir adam girmis ve siska uzun boylu bir adamin kafasinin üstüne sise koymus, çekmis silahi ates etmis sise paramparça ates eden adam elini kaldirmis " Iam Pekosbill " demis ve çekmis gitmis. Daha sonra bara bir baska adam girmis ve yine o siska adamin kafasinin üstüne konserve kutusu koymus çekmis silahi ates etmis kutu paramparça ates eden adam elini kaldirmis." Iam Redkit " demis ve çekmis gitmis. Temel bunlari seyrettikten sonra dayanamamis eline bir elma almis ve o siska adamin kafasinin üstüne elmayi yerlestirmis çekmis silahi ates etmis ve o ne adami tam anlinin ortasindan vurmus. Temelde elini kaldirmis ve Iam sorry demiş.
fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama