Konuşan Fıkraları

loading...

Nasreddin Hoca pazarda dolaşırken, bir papağanın on iki altına satıldığını görünce şaşıp kalarak yanındakilere sormuş:- ̶...
fıkranın devamı


Yalnız kovboy Kızılderili bölgesinden geçerken, bir ağacın gölgesinde oturmuş kızılderili bir bufalo çobanına rastlar.
Aslında kovboy da yorgundur ve dinlenmek için, kızılderili çobana selam verip, atından iner, birer barış çubuğu tüttürürler.
Biraz sohbetten sonra çobana sorar;
-Şu bufalonla biraz konuşabilirmiyim ?der.
Çoban; O hayvan. Yok konuşma bilmek.
Kovboy; Ben bir deneyeyim der ve bufaloya, "sahibin sana iyi davranıyor mu" diye sorar.
Bufalo; Yeşil otların bol olduğu yerlere götürüyor ben memnunum.
Bufalonun konuştuğunu gören çoban çok şaşırır, şok olur adeta.
Kovboy; Köpeğinle konuşabilirmiyim?
Çoban; Köpek yok konuşma bilmek .
Kovboy; Ben konuşurum onunla diyerek", sahibinden memnunmusun, sana nasıl davranıyor"
Köpek; Arada bir beni dövmese, iyi olur genelde memnunum deyince çobanın şaşırması bir kat daha artar. Nasıl olur da hayvanlar konuşuyor.
Kovboy; Katırınla da konuşmak istiyorum.
Çoban; O var konuşma bilmek, ama çok yalan söylemek.

fıkranın devamı


Laz gazetedeki iş ilanı üzerine gelmiş ve sırası gelince görüşmeye girmiş. İş ilanında üniversite mezunu, iyi fransızca konuşan, pazarlama konusunda tecrübeli bir yönetici arandığı yazıyormuş.
- Hoşgeldiniz, hemen başlayalım. Hangi üniversite mezunusunuz?
- Üniversite mezunu değilim.
- Öyle mi? O zaman yabancı dilinize güveniyor olmalısınız.
- Yabancı dil bilmem.
- Demek bilmiyorsunuz. O zaman tecrübenize güvenerek geldiniz.
- Pazarlama konusundan anlamam.
- O zaman niye geldiniz canım kardeşim ?
- Bu işte bana güvenmeyin. Onu demeye geldim.

fıkranın devamı


Başhekim, akıl hastanesinin bahçesinde dolaşıyordu, bir ara baktı, bir kalabalık gözüne çarpmıştı.Hemen oraya seğirtti.Deliler bir halka oluşturmuş, ortada dönüp konuşan birini dinliyorlardı :
-Papendreu seçimleri kaybetti.Hastaneye kaldırıldı...Bulgar zulmü devam ediyor.Zorla yollanan soydaşlarımızın sayısı seksen bine ulaştı...Federasyon kupasını Beşiktaş kazandı...
Başhekim bu işten hoşlanmış :
-Ne yapıyorlar bunlar böyle? diye sormuş.
-Efendim, demişler.Ortadaki deli kendinin gazete olduğunu sanıyor, haberleri bildiriyor.
Başhekim daha da hoşlanmış.Dolaşmasını sürdürmüş.Az ileride birde ne görsün! Sekiz, on deli iplerle sımsıkı birbirlerine bağlanıp bir köşeye atılmamış mı!
-Onlar mı, okunup da iadeye gidecek eski gazeteler efendim

fıkranın devamı


Başhekim, akıl hastanesinin bahçesinde dolaşıyordu, bir ara baktı, bir kalabalık gözüne çarpmıştı.Hemen oraya seğirtti.Deliler bir halka oluşturmuş, ortada dönüp konuşan birini dinliyorlardı :
-Papendreu seçimleri kaybetti.Hastaneye kaldırıldı...Bulgar zulmü devam ediyor.Zorla yollanan soydaşlarımızın sayısı seksen bine ulaştı...Federasyon kupasını Beşiktaş kazandı...
Başhekim bu işten hoşlanmış :
-Ne yapıyorlar bunlar böyle? diye sormuş.
-Efendim, demişler.Ortadaki deli kendinin gazete olduğunu sanıyor, haberleri bildiriyor.
Başhekim daha da hoşlanmış.Dolaşmasını sürdürmüş.Az ileride birde ne görsün! Sekiz, on deli iplerle sımsıkı birbirlerine bağlanıp bir köşeye atılmamış mı!
-Onlar mı, okunup da iadeye gidecek eski gazeteler efendim.

fıkranın devamı


Adamın biri bir gün yolda giderken bir kurbağa görür ve kurbağa dile gelir
- Ben aslında bir insanım, eğer beni bir kere öpersen çok güzel bir prenses haline gelirim"
Adam kurbağayı eline alır ve cebine koyar. Kurbağa tekrar dile gelir
- Eğer beni öpersen çok güzel bir prenses olacağım, ve seninle 1 hafta kalmaya razıyım.
Adam kurbağayı cebinden çıkarır, şöyle bir bakar ve gülümseyerek yeniden cebine koyar.
Kurbağa yalvarmaya başlar
- Eğer beni öper ve güzel bir prenses haline çevirirsen seninle bir hafta kalırım ve istediğin her şeyi yaparım
Adam tekrar kurbağayı çıkarır, şöyle bir bakar ve gülümseyerek cebine koyar
Sonunda kurbağa dayanamaz
- Senin neyin var? Sana çok güzel bir prenses olduğumu ve beni öpersen 1 hafta seninle kalıp istediğin her şeyi yapacağımı söyledim. Neden beni öpmüyorsun?
Sonunda adam konuşur
- Bak, ben bir mühendisim. Kızlarla uğraşacak vaktim yok, fakat konuşan bir kurbağa çok ilginç geliyor.

fıkranın devamı


Adamın biri Tanrıyla konuşma şansına erişmiş. Sormuş: "Tanrım bir yüzyıl senin için bir dakika gibidir değil mi?"
"Evet" demiş Tanrı "Öyledir"
"Öyleyse 1 milyon dolar da senin için bir cent gibidir değil mi?"
"Evet"
"Madem öyle" demiş adam "Bana bir centcik verebilir misin?
Tanrı cevaplamış: "Tamam, bir dakika bekle"

Kaynak: http://www.haber.gen.tr/forum/forum_baslik_cevaplar.asp?message_id=48256

fıkranın devamı


Adamın biri gazetedeki iş ilanı üzerine gelmiş ve sırası gelince görüşmeye girmiş.
İş ilanında üniversite mezunu, iyi fransızca konuşan, pazarlama konusunda tecrübeli bir yönetici arandığı yazıyormuş.
- Hoşgeldiniz, hemen başlayalım. Hangi üniversite mezunusunuz?
- Üniversite mezunu değilim.
- Öyle mi? O zaman yabancı dilinize güveniyor olmalısınız.
- Yabancı dil bilmem.
- Demek bilmiyorsunuz. O zaman tecrübenize güvenerek geldiniz.
- Pazarlama konusundan anlamam.
- O zaman niye geldiniz canım kardeşim ?
- Bu işte bana güvenmeyin. Onu demeye geldim.

fıkranın devamı


Biri normal konuşan, diğeri kekeme olan iki arkadaş, bir dağa tırmanıyorlarmış. Tırmanış sırasında kekeme olan sürekli bir şeyler söylemeye çalışmış ama diğeri hep "yukarıda söylersin" diye geçiştirmiş. Yukarıya çıktıklarında kekeme güç bela konuşmuş: -"Mmmm... mallll... malllzzemeee... mallzzemeeleerri... aşş... aşşaaddaa... unutt... unutttukk..." Başlamışlar aşağı inmeye. Kekeme yine bir şeyler söylemeye çalışıyormuş ama diğeri bu sefer de: -"Aşağıda söylersin" diyormuş. Aşağı inmişler, kekeme yine konuşmuş: -"Aaa... abbbbii... Şşşaaa... şşşaakaa... yaappp... tımmmm..."

fıkranın devamı

Adamın biri bir gün yolda giderken otostop yapan bir kedi görür,durur ve arabaya alır. Kedi ön...
fıkranın devamı

Biri kekeme iki dağcı dağa tırmanıyorlarmış. Kekeme arkadan,normal konuşan önden ilerliyorm...
fıkranın devamı

İki arkadaş muhabbet ederlerken.Biri:"Söyler misin. Sen hangi tür kadınlardan hoşlanırsın?Ç...
fıkranın devamı

Tilki her akşam masayı donatıyor kafa çekiyormuş Ormanda gezen hayvanlar görüp soruyorlarmı
fıkranın devamı

Başhekim, akıl hastanesinin bahçesinde dolaşıyordu, bir ara baktı, bir kalabalık gözüne ça...
fıkranın devamı

Amerikalılar Afrika ormanlarında konuşan bir ayı yakalar hemen uçağa atarlar Amarika’ya göt
fıkranın devamı

Bir C++ programcısı, kafasında son projenin detaylarıyla boğuşurken bir sesle irkilir, "Hey, g...
fıkranın devamı

Laz gazetedeki iş ilanı üzerine gelmiş ve sırası gelince görüşmeye girmiş. İş ilanında ...
fıkranın devamı

Bir şirkete kozalanmak
(Koza: Tırtılın kelebek
oluncaya kadar misafir kaldığı korunaklı yuva.)
Yeni mezun elemanın; askerliğini beklerken, daha iyi
bir iş ararken veya yurt dışında bir master kazanana
kadar düşük profilli ve sıkıcı bir başlangıç
pozisyonunda çalışmayı kabul etmesi. Kelebek olur
olmaz da arkasına bile bakmadan o şirketten uçması...

Leblebi Profesörü
Astları ona bir şey açıklamaya çalışırken, daha leb
demeden bütün konuyu anladığını düşünüp, ikinci
kelimede söz kesen, her şeyi en iyi kendisinin
bildiğini sanan dinleme özürlü yönetici.

Bariyer Plânlaması
Çekirdekten yetişmiş alaylı yöneticinin, ileride
kendisine rakip olabilecek zehir gibi ve eğitimli genç
elemanını, "Rotasyon iyidir; satışı da öğrenirsin.
Kariyerin için faydalı olur." ayaklarıyla kandırıp
başka bir bölüme postalaması. Koltuğunu elinden almak
amacıyla gelecekte yapılabilecek olası hamlelere karşı
engel yaratması.

Hız Tümseği
En basit görevlerde bile bin bir zorluk çıkartarak
işlerinizin akışını yavaşlatan kıl meslektaş.

Iş Ingilizcesi
Türkçe cümlelerin içine Ingilizce kelimeler
serpiştirilerek konuşulan ucube şirket lisanı. Örnek,
"Ebru, benim reportu final hâle getirdim; yarın
birlikte review edelim mi?" Gerçek Ingilizce ile
ilgisi olmadığı için, bu lisan yabancılarla iletişimde
pek işe yaramaz. Az önce Amerikan aksanıyla Türkçe
konuşan kişinin, böyle bir durumda aniden nutku
tutulur. Kekelemelere gelir...

Pijama Yakalı
Mavi veya beyaz yakalıyken, işini kaybedip evde
oturmak zorunda kalan kimse.

Menopozisyon
Sittinsene olarak ifade edilebilecek uzun bir süredir
şirkette çalıştığı için işten çıkarılamayan sadık
çalışanın, emekliliğini beklerken oyalandığı,
yetkileri ve fonksiyonları azaltılmış pozisyon.

Kalite Çemberi
Kaliteyi iyileştirmek veya işin asıl sahiplerinin bile
bulaşmak istemediği kemiklikteki sorunları çözmek
hedefiyle bir araya getirilen insanların, bir dolu
mesai saati ve tonla kırtasiye malzemesi harcadıktan
sonra, bir tam daireyi tamamlayarak başladıkları
noktaya geri dönmeleri.

Kartvizit Bebeği
Çok hatırlı kişilerden torpil getirdiği için işe
alınmak zorunda kalınan, müdürlerin kendi bölümlerinde
istemediği, elemanların evlilik dışı bebek muamelesi
yaptığı vasıfsız kimse.

Masa Saati
Bütün gün ceketini çıkarmadan masasında oturan, mesai
saati bittikten sonra ofiste bir saniye bile durmayan,
suya-sabuna ve zor işlere dokunmayan kişi. Saatinizi,
hareketlerine göre ayarlayabileceğiniz dakik insan...

Ego Müzesi
Üst düzey yöneticinin odasında; diplomalarını, dandik
golf kupalarını ve önemli kişilerle çekilmiş
resimlerini sergilediği bölüm.

Ritm Saz Tamiratı
Bilgisayar, printer, fotokopi makinesi gibi elektronik
ofis ıvır zıvırından hiç çakmayan tiplerin, arıza
anında bir bileni çağırmak yerine alete vurarak tamir
etmeye çalışmaları.

Geyik Fırtınası
Ofis insanlarının bir odaya tıkılıp, saatler boyunca
akıllarına gelen her şeyi konuştukları, hazırlık
yapılmadan gelindiği için de hiçbir sonuç veya karar
alınamadan biten, litrelerce çay ve kahvenin
tüketildiği plânsız, programsız toplantılar. Iş
hayatının yüzde altmışını oluşturan akla ziyan
seanslar.

Estrojenerasyon
(Estrojen: Kadınlık hormonu)
Eğitimli, vasıflı ve ekonomik özgürlüğe sahip
kadınlardan oluşan profesyonel nesil. Sağlıklı bir
gelişme; kahvehaneleri andıran klâsik iş
ortamlarımızın panzehiri.

fıkranın devamı

Genç kadın bebegin güzelligi karşısında büyülenmiş gibiydi. Kıvırcık sarı saçları, iri mavi gözleri, kalkık bi burun ve küçük kırmızı dudaklarıyla bir kartpostalı andıran bebek, kadının şimdiye kadar gördügü en cana yakın kız çocuguydu.
Onun ipek yanaklarını doya doya öpmek ve cennet kokusunu içine çekmek için egildiginde;
Dokunma bana...'' diye bir ses duydu.
''Beni okşamaya hakkın yok senin...''
Kadın korkuyla irkilip etrafına bakındı. Bebekle kendisinden başka kimse yoktu içeride.
Aynı sesi tekrar duydugunda bebege döndü. Aman allahım!.. Yeni dogmuş görünmesine ragmen konuşan oydu.
''Bana yaklaşmanı istemiyorum'' diye devam etti.
''Hemen uzaklaş benden...''
Kadın, biraz olsun kendini toparlayarak:
''Çocuklarımız hep erkek oluyor'' dedi.
''Onlar da güzel ama kız çocukları başka. Bu yüzden seni öpmek istedim.''
''Beni öpemezsin'' diye aglamaya başladı bebek.
''Benim de seni öpemeyecegim gibi...''
''Neden?'' diye sordu kadın. ''Neden öpemezsin ki?''
Bebek, hıçkırıklara bogulurken:
''Bunun sebebini bilmen gerekir'' dedi.
''Düşünürsen mutlaka bulacaksın...''
Kadın, neler olup bittigini hatırlamak üzereyken kendine geldi. Özel bir hastanenin en lüks odasında yatıyor ve narkozun tesirinden midesi bulanıyordu. Aile dostları olan tanınmış doktor, odayı dolduran çiçeklerden bir tanesini vazodan çıkarıp kadına uzatırken:
''Geçmiş olsun hanımefendi'' dedi.
''Başarılı bir kürtajdı dogrusu.
Ha..! Sahi, ''kız''mış aldırdıgınız bebek.''
fıkranın devamı

Onsekiz yıl kadar önce sinemalarda "camdan kalp" diye bir film oynamıştı. o filmde öyle bir detay var ki fıkra gibi:

Birbirini tanımayan iki adam trende yanyana yolculuk ediyor:(biri genco erkal,diğeri almanya'da çalışan işçi)
Derken muhabbet başlıyor. İşçi olan elindeki teybe bir kaset yerleştiriyor ve kasette konuşanlarla ilgili genco'ya bilgi veriyor:

Kasetteki ses:
-Babacığım,karlar erimiştir,çiçekler açmıştır,seni çok özlemişem,ne zaman gelisen?

Adam genco'ya:
-Bu benim oğlan,yedi yaşındadır. diyor.

bu defa kasette yine aynı cümlelerle bir kız sesi.

adam:
-Bu benim kızdır,oniki yaşındadır. diyor.

.................................??
(kaset dönmeye devam ediyor,ancak ses yok.)

-Bu da benim karı,utaniy,gonişmiy..

fıkranın devamı

Başhekim, akıl hastanesinin bahçesinde dolaşıyordu, bir ara baktı, bir kalabalık gözüne çarpmıştı. Hemen oraya seğirtti. Deliler bir halka oluşturmuş, ortada dönüp konuşan birini dinliyorlardı :
- Papendreu seçimleri kaybetti. Hastaneye kaldırıldı... Bulgar zulmü devam ediyor. Zorla yollanan soydaşlarımızın sayısı seksen bine ulaştı... Federasyon kupasını Beşiktaş kazandı...
Başhekim bu işten hoşlanmış :
- Ne yapıyorlar bunlar böyle? diye sormuş.
- Efendim, demişler. Ortadaki deli kendinin gazete olduğunu sanıyor, haberleri bildiriyor. Başhekim daha da hoşlanmış. Dolaşmasını sürdürmüş. Az ileride birde ne görsün! Sekiz, on deli iplerle sımsıkı birbirlerine bağlanıp bir köşeye atılmamış mı!
- Onlar mı, okunup da iadeye gidecek eski gazeteler efendim...
fıkranın devamı

Bir gün Temel ile Dursun küsmüşler konuşmuyorlarmış.
Temel yolda yürürken Dursun'un karşıdan geldiğini görmüş şöyle demiş;
- Ula o yanıntaki eşşek inen nereye gidiyısın.
Dursun;
- O eşşek deyul keçidur.
Temel hiç umursamadan;
- Senle konuşan yok...
fıkranın devamı

Dursun Temel'e e dil konuşan bir papağan göndermiş. Kısa süre sonra Temel'den teşekkür mektubu almış.Mehtupta şunlar yazıyordu. Gönderdiğin papağan çok lezletliymiş
fıkranın devamı

Temel eşeğine binmiş kasaba pazarına yol almaktadır
Ormandan geçerken bir ayı çıkar karşısına, yolunu keser.. Ama bu ayı hem konuşabilmektedir hem de erkek bir ayıdır ve şöyle der Temel'e :
- Çabuk eşekten in ve şu ağacın altına git, pantolununu indir beni bekle
Temel korkudan titreyen bir halde ayının dediklerini yapar, ağacın altına gider, pantolununu indirir beklemeye başlar
Ayı, bi guzel becerir eşeği, arkasından Temel'in yanına gelir ve Temel'i de becerir, ardından buyuk bir rehavetle yatar, yayılır çimene..
Temel dayanamaz söz alarak sorar :
- Ya ayı bey çok afedersiniz bir soru sorabilir miyim ?
- Sor bakalim
- Neden önce beni becermediniz de eşeği becerdiniz ?
Ayı umarsızca cevap verir :
- Önce seni becerseydim eşek kaçardı
fıkranın devamı

Adamın biri bir gün yolda giderken bir kurbağa görür ve kurbağa dile gelir
- Ben aslında bir insanım, eğer beni bir kere öpersen çok güzel bir prenses haline gelirim"
Adam kurbağayı eline alır ve cebine koyar. Kurbağa tekrar dile gelir
- Eğer beni öpersen çok güzel bir prenses olacağım, ve seninle 1 hafta kalmaya razıyım.
Adam kurbağayı cebinden çıkarır, şöyle bir bakar ve gülümseyerek yeniden cebine koyar.
Kurbağa yalvarmaya başlar
- Eğer beni öper ve güzel bir prenses haline çevirirsen seninle bir hafta kalırım ve istediğin her şeyi yaparım
Adam tekrar kurbağayı çıkarır, şöyle bir bakar ve gülümseyerek cebine koyar
Sonunda kurbağa dayanamaz
- Senin neyin var? Sana çok güzel bir prenses olduğumu ve beni öpersen 1 hafta seninle kalıp istediğin her şeyi yapacağımı söyledim. Neden beni öpmüyorsun?
Sonunda adam konuşur
- Bak, ben bir mühendisim. Kızlarla uğraşacak vaktim yok, fakat konuşan bir kurbağa çok ilginç geliyor.
fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama