Mahalle Fıkraları

loading...

11-ISLIKLA ÇAĞIRMA Çobanların en yakın yardımcıları sadık köpekleridir.Çok uzaklardan sesinden ve “früit,früit,früit..” diye ıslıkla çağrılmaları halinde sahibinin yanına koşarlar. Ardanuç-Yolağzı Köyünde Molla Ali Pehlevan’ın evine Kala’dan(1) memur gelmiş,muhtarla görüşmek istemektedir.Muhtar diğer mahallede oturduğundan getirilmesi için torun Adnan Pehlevan görevlendirilir.Zırıki(2) oluşu ile bilinen 10 yaşlarındaki torun ;Veysel Yüksel’in harman yerinden mahallesi karşısına geçerek muhtarı çağırmaya başlar.Muhtardan ses gel-meyince bu sefer de”Früit,früit,früit..” diye ıslıkla çağırmaya başlar,yanındaki arkadaşı karşı gelse de devam eder.Halbuki muhtar yakın bir evdedir,ıslığı duyunca öfke ile gizlice çocuklara yaklaşır, bacaklarına bastonunu fırlatır ve taşlamaya başlar.Neye uğradıklarını şaşıran çocuklar tarladan aşağı doğru kaçmaya başlarlar. Muhtar peşlerinden: -Na var!..Ola it oğlu, itlar? Diye bağırır. Taş menzilinden uzaklaştıktan sonra ıslıkçımız: -Emi!..Dedem çağırıyerdi,dedem!..Diye cevap verir. 1-Kala: Köylülerin Ardanuç ilçelerine verdikleri isim. 2-Zırıki: Şımarık, aksi çocuk. 12-HA BU KARADENİZ Köyün birinde bir çoban, sürüsünün pazarlamasına yardımcı olmak için Batum’a gider. Köyüne dönünce; köyünden hiç ayrılmamış bir arkadaşına gördüklerini anlatmaya başlar. Batum’un yemyeşil bir ova içinde deniz kenarında olduğunu, büyük pencereli çok yüksek bi-nalar gördüğünü, denizin adına Karadeniz dendiğini ve bu denizin de uçsuz bucaksız olduğunu ballandırarak anlatırken; bizimki artık dayanamaz: -Ola heee!..He,da!..Ha bu Karadeniz,bizim Karagol’dan da beyuk degil yaaa,hoş!..Der. 13-GENÇ VALİ İsmet İnönü, Atatürk’ün Başbakanı iken Ardahan üzerinden Artvin’e geleceği duyulur. Artvin’in ileri gelenleri, sözcülüğe Ardanuç-Yolağzı köyünden Molla Ali Pehlevan’ı seçerler ve sınırda karşılarlar. Kutul’da bir yemek verilir. Yemekte yöre meseleleri konuşulur, İsmet Paşa ayrılırken de sözcümüze: -Benden başka bir isteğiniz var mı? Diye sorar. -Sayın Paşam!..Bize genç ve çalışkan bir vali gönderin diye cevap alır. Ancak bu istekten kimse memnun olmaz, Paşamız uzaklaştıktan sonra “Bu kadar sorunu-muz varken, yalnız bir vali istenir mi?”Diye çıkışanlara “Aklında yalnız vali kalır”demesine rağmen tenkitten kurtulamaz. Kısa süre sonra ise Refik Koraltan isimli bir genç, vali olarak atanır. Bayındırlık işleri yanında en uzak köylere dahi okullar açılır, Kuvarshan ve Murgul maden yatakları işletmeye alınır. Artvin, öğrenim ve yüksek tahsilli oranında, nüfusuna göre birinciliği başka bir ilimize bırakmayan bir il haline gelir. 14- YAZ MI, KIŞ MI? Yolağzı Köyü’nden Ömer Pehlevan, Ardanuç-Kapı Köydeki yaşlı akrabasının ziyaretine gider. Dereden tepeden konuştuktan sonra yaşlı adam bir anısını anlatmaya başlar: - “Bir tarihte; okuzlari kızağa koştuh, Killuğa(1) oduna gettuh.(2)Okuzlari çayıra salduh, onlar otliyer, ben başladım odun yapmaya. Ama hava savuh(3),kar adam boyi(4)”diye konuşmaya başlayınca bizimki daha fazla dayanamaz: - Emi!..Yaz miydi?,Kış miydi? Diye atılır. Adam iyice şaşırır ve: - Ola!..Bilmam ki,yaz miydi? Kış miydi? Der. 1-Killuğa: Killik ormanına 2-Gettuh: gittik 3-Savuh: Soğuk 4-Boyi: Boyu 15-KURT DUŞTİ(1) Ardanuç-Yolağzı Köyü’nün akıllı delisi Asım Demirci Ağabeyi ile köyün sığırtmacıdır ve yalan söylemesi ile bilinir. Uzun Çayır otlağında koyun sürüsü ile nahır(2) yan yana otlamaktadır. Asım, Koco (3) oynamakta olan çobanların yanına koşar ve katıla katıla gülerken: - Ola!.. Vallah suruya kurt duşti,kurt!..Der ve gülmeye devam eder. Oyuna dalmış olan çobanlar aldırmaz, oyunlarına devam ederler. Başka tarafta olan ağabeyi durumu anlar ve köpekleri çağırarak kurdu koyunlara zarar vermeden ormana doğru kovar. Köpeklerin koşuşmaları ve havlamaları üzerine oyuncularımız kendilerine gelir, görev yerlerine koşarken de: -Ola tuh!..Asım, Asım olalı, bir defe doğru dedi, ona da biz orali olmaduh(4), derler. 1-Kurt duşti: Kurt sürünün içine girdi 2-Nahır: Sığır sürüsü 3-Koco: Yöresel bir çelik çomak oyunu 4-Orali olmaduh: İlgilenmedik, aldırmadık 16-GEMİLER(1) YERLERDE Ardanuç-Yolağzı Köyünde Abdullah ve M.Ali Pehlevan bir çift öküz, bir çift tosun ile harman dövmektedirler(2). Karşıdaki tek katlı Nazım Yenigün’ün evinin penceresinden de çocuklar onları seyreder. Tosunlar, yeni koşulmalarına rağmen kısa sürede alışmış, uyum sağlar. Çocukların arasındaki Abdulvehap Yasal: -Habunların harmanını bir toz duman edem, hele bir seyredin, der. Bu sırada tosunların göz-leri ile Abdulvehap’ın gözleri çakışır. Tosunlar aniden harman çeperinden (3) atlayarak yola çıkarlar. Öküzle de onları izlerler. Sürüklenen düvenler yoldan duman halinde toz çıkarır. Hayvanlar sakinleştirilir, düvenlerin onarımına geçilir, öküzler otlağa gönderilir. Düvenin taşlarını tamir ederken de M.Ali Usta Ağabeyine: -Havada sinek yoh, habu tosunlar niya(3) bızıklandi(4), anlamadım, der. 1-Gemi: Düven, döven 2-Harman dövme: Harmanda daneleri ayırma işi 3-Çeper: Ahşap çit 4-Niya: Niçin
fıkranın devamı

Bir adam çocuğunu kaybeder. Bir gün bir adamın yanına gider. Ve sorar (bu çocuğu gördünmü?) adam cevap verir (bak şimdi şurda 3cadde var 1.sine değil 2.sine değil 3. süne git. Orada 3 sokak var 1.sine değil 2.sine değil 3. süne git.Orada 3 mahalle var 1.sine değil 2.sine değil 3.süne git.Orada 3 ara sokak var 1.sine değil 2. sine değil 3.süne git.Orada 3 tane ev var 1.sine değil 2.sine değil 3.süne git. Orada 3tane kat var 1.sine değil 2.sine değil 3.süne git. Orada 3tane kapı var 1.sine değil 2.sine değil 3.süne git.Orada 3tane oda var 1.sine değil 2.sine değil 3.süne git.Orada 3 tane bölüm var 1.sine değil 2.sine değil 3.süne git.Orada 3tane dolap var 1.sine değil 2.sine değil 3.süne git.Orada 3tane çekmece var 1.sine değil 2.sine değil 3.süne git.Oradaki kurana el basarımki oğlunu görmedim.
fıkranın devamı

Nasreddin Hoca’nın mahallesinde, dinsiz-imansız bir adam varmış. Bir gün çayhanede cemaatten biri, O Adamın, aklını kaç...
fıkranın devamı

Nasreddin Hoca eşeğini koştururken sarığını yere düşürmüş. Mahallenin çocukları yerden sarığı kapmışlar... Top gibi birbirler...
fıkranın devamı

Nasreddin Hoca bir gün Akşehir’deki bağından iki sepet üzüm toplamış, eşeğine yüklemiş, evine doğru geliyormuş. Mahalle...
fıkranın devamı

Nasreddin Hoca pazara gidiyorken, mahallenin çocukları kendilerine birer düdük getirmesini Hoca’dan istemişler. Olur de...
fıkranın devamı

Müslümanlıkta olmayan bir âdeti mahalleliler, Hoca’nın ikazlarına rağmen yapmağa devam ediyorlarmış. Ölenin yakınları k...
fıkranın devamı

Mahallenin çocukları Nasreddin Hoca’ya muzip bir şaka yapmak istemişler. Plânlarını kurmuşlar. “Hoca’yı ağa...
fıkranın devamı


Yaşlar ilerlemiş, artık çocukluk, gençlik yılları buğulu bir perdenin arkasında kalmış.
İki mahalle arkadaşı, birinin karısı vefat etmiş diğeri ise muhterem eşi hanımefendi ile birlikte hoş bir hayat sürdürmekte. Görüşülmeyeli hayli zaman geçmiş.

Günlerden bir gün Asım candostu Kemal'i ziyarete gider.

Kapıda hasret dolu kucaklaşmalar. Hanımefendiye uzatılan bir demet çiçek ve...

- Canım bitanem, bir sorar mısın, Asım orta içerdi galiba...?

- Hayatım, bir su rica edebilir miyim ?

- Güzelim, bir elbezi getirebilir misin?

Asım hem mutlu, hem de şaşkın.
- Kemal valla hayran kaldım üstadım. Bu ne incelik bu ne sevgi, ağzından "hayatım", "canım" "cicim" hiç eksik olmuyor.

- Asım'cığım, ah, ahh bi ismini hatırlayabilsem..!

fıkranın devamı


Bir mahallede yeni komşularıyla çay sohbeti yapan kadına komşuları
- ''Senin aile yaşantına hayranız, eşin ve çocuklarınla çok mutlu bir yaşantın var. Kocanın BİR dediğini İKİ etmiyorsun. Bu mutluluğunun sırrını bizede anlat '' derler.

- ''Kısaca anlatayım'' der kadın ve anlatmaya başlar:

- ''Düğünümüz bittikten sonra kocam kendi atında , bende kendi atıma bindik evimize doğru gidiyoruz. Benim bindiğim atın ayağı takıldı ve sendeledi. Kocam arkasına döndü ve benim atıma 'BİR' dedi. Biraz daha ilerledik ve benim atımın ayağı tekrar takılıp tökezlediği zaman eşim tekrar arkasına dönüp atıma 'İKİ' dedi. Az sonra atım takrar aynı şekilde tökezleyince eşim arkasını döndü ve at'a 'üç' dedi ve belinden tabancasını çıkartıp atımı anlından vurdu.At oracıkta kanlar içinde yere yığılıp öldü. Ben şok olmuştum ve ata çok üzüldüm. Eşime bir hışımla çıkıştım '' Yazık değil mi atı neden vurdun!!?'' diye sordum. Eşim arkasını döndü ve bana ' BİR ' dedi.
Ve o günden sonra kocamın bir dediğini iki etmedim"

fıkranın devamı


Dursun, çok feci bir trafik kazası geçirir... Koma halinde hastaneye kaldırırlar. Tedavi olurken kendine gelir. Yatağında bakar ki bir kolu yok... Hepten morali bozulur, asabileşir. Bir taraftan da hastaneyi birbirine katar:
-Ben tek kolla nasıl yaşarım şimdi!
Diye bağırıp çağırır. Kendini hastanenin penceresinden atıp intihar edeceğini söyler. Doktorlar başına toplanır, bakarlar Dursun ciddi, başlarlar nasihata:
-Bak evladım, insan tek kolla da yaşayabilir, ölmediğine şükretsene. Sonra beterin beteri var. Geçen yıl Temel de kaza geçirdi. Onun iki kolunu birden kesmek zorunda kalmıştık... Ama o senin gibi bağırıp, hastaneyi birbirine katmadı. Şimdi de gül gibi yaşayıp gidiyor. İnanmazsan git de bak.
Dursun, bir an sakinleşir, gider yukarı mahallede Temel'i bulur. Bir de bakar ki, Temel'in hakikaten iki kolu kesik ama, Temel bahçede kıvır kıvır oynuyor, hem de nasıl oynuyor...
Bizim Dursun'un kafası karışır ve hayretle Temel'e yaklaşır:
-Ula Temel, eyi ki seni gördüm, yoksa hayatum gideyidi. Ula bizim bi kolumuz kesildi diye intihar edeceğidum. Ama senin, iki koli kesik vaziyette, hem de bi dansöz gibi oynamana karşı teselli oldum... Şu dünyanın haline bak, benum tek kolum kesildi diye intihar edecek kadar beyinsuzum, sense iki koli yok göbek ataysun... Derken, Bizim Temel patlar:
-Ula sen manyak misun, ne göbek atmasi. Sırtım fena halde kaşuniyi... Patlayrum.




fıkranın devamı


Nasıl olduysa Hoca eşeğinden düştü. Mahallenin çocukları etrafına toplandılar. Kıkır kıkır gülüşüp alay etmeye başladılar. Hoca "Aman çocuklar, bu kadar gülecek ne var?" dedi. "Ben zaten inecektim."

fıkranın devamı


Mahallenin iki afacan kardesi tüm mahalleliyi biktirmis. Sürekli ana-babalarina sikayet geliyor mahalleliden. Kirilan camlarin, kuyruguna teneke baglanan kedilerin,lastigi indirilen arabalarin sorumlusu hep afacan kardesler.
Ana-babasi usanip bu durumdan kilisenin papazina anlatirlar durumu ve yardim isterler. Papaz "gönderin çocuklari konusayim" der.
Çocuklari gönderirler. Papaz önce büyük oglani çagirir. "Söyle bakiim evladim,Tanri nerede?". Çocuk susar. Papaz tekrar sorar:"evladim söylesene Tanrimiz nerede?". Çocuk susmaya devam eder. Papaz israrla sormaya devam eder, çocuk susmaya.. Sinirlenir Papaz,"konussana be çocuk nerde Tanri?".
Çocuk aniden firlar,kiliseden kosarak kaçiyorken seslenir kardesine "kaçalim çabuk!". Eve giderler,odalarina çikip kapiyi iyice kapatirlar,küçük oglan sorar büyügüne "neden kaçiyoruz?" Büyük yanitlar:
"iste simdi hapi yuttuk, Tanri kaybolmus bizden biliyorlar!!!"




fıkranın devamı


Dursun, çok feci bir trafik kazasi geçirir...



Koma halinde hastaneye kaldirirlar. Tedavi olurken kendine gelir.Yataginda bakar ki bir kolu yok... Hepten morali bozulur, asabilesir.



Bir taraftan da hastaneyi birbirine katar:



-"Ben tek kolla nasil yasarum simdi!?"



Diye bagirip çagirir. Kendini hastanenin penceresinden atip intihar edecegini söyler.



Doktorlar basina toplanir, bakarlar Dursun ciddi, baslarlar nasihata:



-"Bak evladim, insan tek kolla da yasayabilir, ölmedigine sükretsene. Sonra beterin beteri var. Geçen yil Temel de kaza geçirdi. Onun iki kolunu birden kesmek zorunda kalmistik... Ama o senin gibi bagirip, hastaneyi birbirine katmadi. simdi de gül gibi yasayip gidiyor. İnanmazsan git de bak."



Dursun, bir an sakinlesir, gider yukari mahallede Temel"i bulur.Bir de bakar ki, Temel"in hakikaten iki kolu kesik ama, Temel bahçede kivir kivir oynuyor,hem de nasil oynuyor...Bizim Dursun"un kafasi karisir ve hayretle Temel"e yaklasir:



-Ula Temel, eyi ki seni gördüm, yoksa hayatum gideyidi. Ula bizim bi kolumuz kesildi diye intihar edecegidum.Ama senin, iki koli kesik vaziyette, hem de bi dansöz gibi oynamana karsi teselli oldum..Şu dünyanin haline bak, benum tek kolum kesildi diye intihar edecek kadar beyinsuzum,sense iki koli yok göbek ataysun..."



Derken, Bizim Temel patlar:







-"Ula sen manyak misun, ne göbek atmasi. Sirtim fena halde kasuniyi... Patlayrum daa."

fıkranın devamı


NASRETTİN HOÇA MAHALLE CAMİSİNİN ÖNÜNDE VAAZ VERİRKEN EYYYYYYYYYY CEMAYE DER ALLAH DEVEYİ KANATLI YARATMADIGI İÇİN HEPİMİZ ŞÜKREDELİM YOKSA DAMLARIM ÇOKTAN BAŞMIZA YIKILMIŞTI.




fıkranın devamı


Bölük komutani Ali okulu nu denetliyordu. Hasan'a sordu:
- Oglum, dünya kac parcadir?
- Bes parcadir komutanim.
- Say bakalim.
- Avrupa, Asya, Amasya, Tosya, Okyanusya.
- Sen nerelisin?
- Kayseriliyim, komutanim.
- Su haritada Kayseri'yi göster bakalim.
Hasan Kastamonu'yu isaret edince:
- Oglum, orasi Kastamonu.
- Kayseri'nin bir mahallesi sayilir, komutanim.



fıkranın devamı


Bölük komutani Ali okulu nu denetliyordu. Hasan'a sordu:
- Oglum, dünya kac parcadir?
- Bes parcadir komutanim.
- Say bakalim.
- Avrupa, Asya, Amasya, Tosya, Okyanusya.
- Sen nerelisin?
- Kayseriliyim, komutanim.
- Su haritada Kayseri'yi göster bakalim.
Hasan Kastamonu'yu isaret edince:
- Oglum, orasi Kastamonu.
- Kayseri'nin bir mahallesi sayilir, komutanim.

fıkranın devamı


Bölük komutanı "Ali okulu"nu denetliyordu. Hasan'a sordu:
- Oğlum, dünya kaç parçadır?
- Beş parçadır komutanım.
- Say bakalım.
- Avrupa, Asya, Amasya, Tosya, Okyanusya.
- Sen nerelisin?
- Kayseri`liyim, komutanım.
- Şu haritada Kayseri'yi göster bakalım. Hasan Kastamonu'yu işaret edince:
- Oğlum, orası Kastamonu.
- Kayseri'nin bir mahallesi sayılır, komutanım.

fıkranın devamı


Amerikalının biri esegiyle kayseri gitmiş.Semt mahallesine varmış.Canı bişeyler yemek istemiş. 10 yasında bi cocuk çagırmış gel olum demiş.çoçuga demişki benim karnımı doyuracak,eşegime yem olucak boş zamanımda beni meşggul edecek bişeyler al demiş.1 lira para vermiş.Çocuk gitmiş bi tane karpuz alıp gelmiş.amerikalı demişki ula ben bunu ne yapacagım demiş. Çocuk demişki içini kendin yiyecem,kabını eşege verecen,çekirdeğinide kendini çitecen demiş.

fıkranın devamı


İki deli gece yarısı sokak lambasının altında dururken iddialaşırlar. Birisi der bu aydır ötekisi inatlaşır hayır bu güneştir der, derken yoldan gecen üçüncü bir şahsa sorarlar. O da "üzgünüm ben bu mahallenin yabancısıyım bilemeyeceğim" der

fıkranın devamı


Mahallenin iki afacan kardesi tüm mahalleliyi biktirmis. Sürekli ana-babalarina sikayet geliyor mahalleliden. Kirilan camlarin, kuyruguna teneke baglanan kedilerin,lastigi indirilen arabalarin sorumlusu hep afacan kardesler.
Ana-babasi usanip bu durumdan kilisenin papazina anlatirlar durumu ve yardim isterler. Papaz "gönderin çocuklari konusayim" der.
Çocuklari gönderirler. Papaz önce büyük oglani çagirir. "Söyle bakiim evladim,Tanri nerede?". Çocuk susar. Papaz tekrar sorar:"evladim söylesene Tanrimiz nerede?". Çocuk susmaya devam eder. Papaz israrla sormaya devam eder, çocuk susmaya.. Sinirlenir Papaz,"konussana be çocuk nerde Tanri?".
Çocuk aniden firlar,kiliseden kosarak kaçiyorken seslenir kardesine "kaçalim çabuk!". Eve giderler,odalarina çikip kapiyi iyice kapatirlar,küçük oglan sorar büyügüne "neden kaçiyoruz?" Büyük yanitlar:
"iste simdi hapi yuttuk, Tanri kaybolmus bizden biliyorlar!!!"

fıkranın devamı


Kadinin birinin güzel bir kedisi varmis. Kadin ne zaman disari çiksa mahallenin
erkek kedileri, disi kediye tacavüz ediyormus. Disi kedinin sahibi bunun üzerine
bir büyücüye gitmis. Büyücü :
- Erkek kedilerin saldirmamasi için kedinin üzerine benzin dök.
Kadin büyücünün dedigini yapmis ve ise yaramis. Ilk iki gün kediye saldiran
olmamis. Üçüncü gün kedi eve gelmemis. Telaslanan kadin komsususuna
kedisini görüp görmedigini sormus. Komsu :
- Senin kedinin benzinini sanirimrampada bitmis, erkek kediler onu arkadan
sirayla itiyorlardi...

fıkranın devamı


Temelle Fadime evlenmis, gerdege girmisler. Fadime daha çok toy oldugu icin
Temel in "Bak bundan sadece bende var..." demesine inanmis ve uzun süre
bunu böyle sanmis. Ama Temel in oturdugu mahallede bir de uyanik sütçü
varmis. Her gün Temellere gelen bu sütçü sonunda zaten saf olan Fadime yi
ayartmayi basarmis ve birlikte olmuslar. O aksam Temel eve geldiginde Fadime
Temel e : "Sen beni aldattin. Bundan sadece bende var demistin, ama sütçüde
de var..." demis. Temel olanlari anlamis ama bozuntuya vermemis, "Dogru, bir
bende, bir de onda var, ona da ben vermistim zaten demis.
Fadime karsilik vermis, "Madem öyle iyisini neden ona verdin?"...

fıkranın devamı


Mahallenin iki afacan kardesi tüm mahalleliyi biktirmis. Sürekli ana-babalarina sikayet geliyor mahalleliden. Kirilan camlarin, kuyruguna teneke baglanan kedilerin,lastigi indirilen arabalarin sorumlusu hep afacan kardesler.
Ana-babasi usanip bu durumdan kilisenin papazina anlatirlar durumu ve yardim isterler. Papaz "gönderin çocuklari konusayim" der.
Çocuklari gönderirler. Papaz önce büyük oglani çagirir. "Söyle bakiim evladim,Tanri nerede?". Çocuk susar. Papaz tekrar sorar:"evladim söylesene Tanrimiz nerede?". Çocuk susmaya devam eder. Papaz israrla sormaya devam eder, çocuk susmaya.. Sinirlenir Papaz,"konussana be çocuk nerde Tanri?".
Çocuk aniden firlar,kiliseden kosarak kaçiyorken seslenir kardesine "kaçalim çabuk!". Eve giderler,odalarina çikip kapiyi iyice kapatirlar,küçük oglan sorar büyügüne "neden kaçiyoruz?" Büyük yanitlar:
"iste simdi hapi yuttuk, Tanri kaybolmus bizden biliyorlar!!!"

fıkranın devamı


Uzun yillardir görüsemeyen iki Kayseri'li arkadas, bir gün yolda karsilasirlar.Kucaklasip hasret giderdikten sonra biri digerine;
-"Bu kadar zamandir görüsmedik.Aksama yemege bize gel..Yer,içer sohbet ederiz"dedi..
Öteki bir Kayseri'liden beklenmiyecek bu cömertlige sasarak;
-"Iyi ya,gelirim..Yalniz bana adresi ver"dedi..
Arkadasi;
-"Falanca mahalle,filanca sokak"diye tarife basladi.."Iste o sokaga gelince soldaki büyük beyaz kapinin zilini burnunla çalarsin"deyince öteki sordu;
-"Adresi anladim da zili niye burnumla çaliyorum?..
-"Canim bunda anlamiyacak ne var?..Elin kolun hediyelerle dolu olacagi için zili ancak böyle çalabilirsin...

fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama