Maliye Fıkraları

loading...


Maliye Bakani Unakitan, Akcaabat merkez ilce kongresine destek icin
Tayyip Erdogan tarafindan gorevlendirilir.

Temel, Akcaabat'ta bisikletini meydana birakarak bir kahveye girer. 5
dakika sonra iceri giren bir polis memuru bagirir:

-Kardesim! Asfalttaki bisikletin sahibi kimse alsin, Maliye Bakani
Unakitan gelecek.

Temel karsidan ayni ses tonuyla cevap verir:

-Hacan kilitledim oni... Bi sey olmaz...

fıkranın devamı


Küçük çocuk babasına 'Babacığım evlenmek
kaca malolur ?'
Baba 'Bilmiyorum oğlum, hala ödüyorum.'

İlan
Adam gazeteye 'Eş aranıyor' ilanı vermiş.
Ertesi gün yüzlerce mektup almış.
'Benimkini alabilirsin!'

Melek
Birici adam gururla 'Benim karım bir melek'
İkinci adam 'Şanslısın benimki hala yasıyor.'

Akıllıca
Kadın adama 'Siz üçüncü kocama ne kadar
benziyorsunuz !'
Adam 'Yaa! Kaç kez evlendiniz?'
Kadın 'İki'

Değişmez
Genç çocuk babasına 'Baba Afrika'nın bazı
yerlerinde erkeğin evlenene kadar karısını
tanımadıgı doğru mu?'
'Evet ama oğlum bu her ülkede böyle.'

fıkranın devamı


Birgün bir ormana maliyeciler gelir. Bunu gören tilki koşarak ormandan kaçarken kaplumbağa ile karşılaşır kaplumbag tilkini acelesini görünce merakla sorar:

- Hayrola tilki kardeş böyle acele nereye gidiyorsun? diye sormuş kaplumbağa
- Ormana maliyeciler gelmiş duymadınmı? onlardan kaçıyorum. demiş tilki
- İyi ama senle ne ilgisi var
- Olmaz olur mu? Bende kürk, hanımda kürk, çocukta kürk

Bunu duyan kaplumbağa ormanı terk etmek için koşmaya başlar. O sıra koşarak giden kaplumbağayı gören leylek sorar:

- Hayrola kaplumbağa kardeş böyle acele nereye?
- Ormana maliyeciler gelmiş duymadın mı? Onlardan kaçıyorum.
- İyi ama senle ne ilgisi var? diye sorar leylek.
- Olmaz olur mu bende ev hanımda ev çocukta ev.

Bunu duyan leylek ormanı terk etmek için koşmaya başlar. Maymun leyleği görür ve sorar:

- Hayrola leylek kardeş böyle acele nereye?
- Ormana maliyeciler gelmiş duymadınmı? onlardan kaçıyorum
- İyi ama senle ne ilgisi var? diye sorar maymun.
- Olmaz olur mu, bende yazlık hanımda yazlık çocukta yazlık.

Bunu duyan maymun paniğe kapılır ve ormanı terk etmek için koşmaya başlar. Bir müddet sonra yavaşlar ve şöyle der:

- Ya ben niye koşuyorum ki! Benim *ıçım açıkta hanımın *ıçı açıkta çocuğun *ıçı açıkta




fıkranın devamı


Birgün bir ormana maliyeciler gelir. Bunu gören tilki koşarak ormandan kaçarken kaplumbağa ile karşılaşır kaplumbag tilkini acelesini görünce merakla sorar:

- Hayrola tilki kardeş böyle acele nereye gidiyorsun? diye sormuş kaplumbağa
- Ormana maliyeciler gelmiş duymadınmı? onlardan kaçıyorum. demiş tilki
- İyi ama senle ne ilgisi var
- Olmaz olur mu? Bende kürk, hanımda kürk, çocukta kürk

Bunu duyan kaplumbağa ormanı terk etmek için koşmaya başlar. O sıra koşarak giden kaplumbağayı gören leylek sorar:

- Hayrola kaplumbağa kardeş böyle acele nereye?
- Ormana maliyeciler gelmiş duymadın mı? Onlardan kaçıyorum.
- İyi ama senle ne ilgisi var? diye sorar leylek.
- Olmaz olur mu bende ev hanımda ev çocukta ev.

Bunu duyan leylek ormanı terk etmek için koşmaya başlar. Maymun leyleği görür ve sorar:

- Hayrola leylek kardeş böyle acele nereye?
- Ormana maliyeciler gelmiş duymadınmı? onlardan kaçıyorum
- İyi ama senle ne ilgisi var? diye sorar maymun.
- Olmaz olur mu, bende yazlık hanımda yazlık çocukta yazlık.

Bunu duyan maymun paniğe kapılır ve ormanı terk etmek için koşmaya başlar. Bir müddet sonra yavaşlar ve şöyle der:

- Ya ben niye koşuyorum ki! Benim kıçım açıkta hanımın kıçı açıkta çocuğun kıçı açıkta

fıkranın devamı


Birgün bir ormana maliyeciler gelir. Bunu gören tilki koşarak ormandan kaçarken kaplumbağa ile karşılaşır kaplumbag tilkini acelesini görünce merakla sorar:

- Hayrola tilki kardeş böyle acele nereye gidiyorsun? diye sormuş kaplumbağa
- Ormana maliyeciler gelmiş duymadınmı? onlardan kaçıyorum. demiş tilki
- İyi ama senle ne ilgisi var
- Olmaz olur mu? Bende kürk, hanımda kürk, çocukta kürk

Bunu duyan kaplumbağa ormanı terk etmek için koşmaya başlar. O sıra koşarak giden kaplumbağayı gören leylek sorar:

- Hayrola kaplumbağa kardeş böyle acele nereye?
- Ormana maliyeciler gelmiş duymadın mı? Onlardan kaçıyorum.
- İyi ama senle ne ilgisi var? diye sorar leylek.
- Olmaz olur mu bende ev hanımda ev çocukta ev.

Bunu duyan leylek ormanı terk etmek için koşmaya başlar. Maymun leyleği görür ve sorar:

- Hayrola leylek kardeş böyle acele nereye?
- Ormana maliyeciler gelmiş duymadınmı? onlardan kaçıyorum
- İyi ama senle ne ilgisi var? diye sorar maymun.
- Olmaz olur mu, bende yazlık hanımda yazlık çocukta yazlık.

Bunu duyan maymun paniğe kapılır ve ormanı terk etmek için koşmaya başlar. Bir müddet sonra yavaşlar ve şöyle der:

- Ya ben niye koşuyorum ki! Benim kıçım açıkta hanımın kıçı açıkta çocuğun kıçı açıkta.

fıkranın devamı


Ormana maliyecilerin geldigini duyan kaplumbaga hizli adimlarla kaçmaya
çalisirken ayiyi görmüs, ayi niye kaçtigini sorunca kaplumbaga :
- Nasil kaçmam, bende bir ev, hanimda bir ev, çocukta bir ev... Kesin bir
açigimizi bulurlar, demis...
Bunu duyan ayi da kaçmaya baslamis... Ayiyi gören maymun niye kaçtigini
sordugunda ayi :
- Nasil kaçmam, bende bir kürk, hanimda bir kürk, çocukta bir kürk... Bu
maliyeciler kesin bi açik bulurlar, demis...
Bunu duyan maymun da kaçmaya baslamis... Bir süre gitmis ve durup
düsündükten sonra :
- Ben niye kaçiyorum, benim kiçim açikta, hanimin kiçi açikta, çocugun kiçi
açikta!..

fıkranın devamı

Birgün Moiz'e maliyeden bir yazi gelir ve su su seneye ait defterlerinizi su tarihte kontrol için ...
fıkranın devamı

Birgün Moiz'e maliyeden bir yazi gelir ve su su seneye ait defterlerinizi su tarihte kontrol için ...
fıkranın devamı

Maymunun biri bir gün ormanın derinliklerine doğru yol alıyormuş. Birden karşısına son hızla kaçan bir ayı çıkmış. Seslenmiş :
-- Hoop ayı kardeş niye kaçıyorsun ?
-- Hiç sorma maymun kardeş, ormanı maliyeciler bastı.
-- Eeee ne var bunda?
-- Eeesi varmı bende kürk, hanımda kürk, çocuklarda kürk ben kaçmayım da kimler kaçsın?
Ayı kaçarken maymun da yoluna devam eder. Bir süre sonra karşısına hızlı bir şekilde kaçmaya çalışan kaplumbağa gelir. Maymun sorar :
-- Hooop kaplumbağa kardeş niye kaçıyorsun?
-- Hiç sorma maymun kardeş, ormanı maliyeciler bastı.
-- Eee ne var bunda ?
-- Eeesi varmı, bende ev, hanımda ev, çocuklarda ev ben kaçmayım da kimler kaçsın deyip kaçmaya devam eder.
Maymun da ormanın derinliklerinde ki gezintisine devam eder. Birden karşısına yırtık uçurtma gibi kaçmaya çalışan leylek gelir.Seslenir :
--Hoop leylek kardeş niye kaçıyorsun?
--Hiç sorma maymun kardeş. ormanı maliyeciler bastı.
--Eee ne var bunda ?
--Eesi varmı? Bende yazlık, hanımda yazlık, çocuklarda yazlık deyip yoluna devam eder. Maymun gezintisine devam ederken birden dönüp kaçmaya başlar, bir süre kaçtıktan sonra birden durur.
--Ulan ben niye kaçıyorum? Benim k*çım açık, hanımın k*çı açık, çocukların k*çı açık...
fıkranın devamı

Kucuk cocuk babasına 'Babacıgım evlenmek kaca malolur?'
Baba 'Bilmiyorum oglum, hala oduyorum.'
fıkranın devamı

Bir gün ormana bir maliyeci gider ve ormanda bütün hayvanlarda panik başlar. Leylek hanımını çocuğunu alarak hemen ormandan kaçmaya başlar, bunu gören kaplumbağa:
- Hayırdır leylek kardeş nereye kaçıyorsun böyle, diye sorar. Leylek:
- Ormana maliyeci geldi ondan kaçıyorum, der. Kablumbağa:
- İyide seninle ne alakası var maliyecinin, der. Leylek:
- Olurmu kablumbağa kardeş bende yazlık, hanımda yazlık, çocukta yazlık ben kaçmayımda kim kaçsın, der.
Bunu duyan kaplumbağa kan ter içinde çocuğunu ve hanımını alarak ormandan kaçmaya başlar. Bunu gören maymun:
- Nere kaçıyorsun kablumbağa kardeş, der. Kablumbağa:
- Ormana maliyeci geldi ondan kaçıyorum, der. Maymun:
- İyide kablumbağa kardeş maliyeci ile senin senin işin olur, diye sorar. Kaplumbağa:
- Olurmu maymun kardeş bende ev, hanımda ev, çocukta ev ben kaçmayımda kim kaçsın, diye cevap verir.
Bunu duyan maymun çocukları ve hanımı alarak herkesten daha hızlı kaçmaya başlar. bunu gören diğer hayvanlar sorarlar:
- Hayırdır nereye kaçıyorsun maymun kardeş. Maymun:
- Ormana maliyeci geldi ondan kaçıyorum, der. Diğer hayvanlar:
- İyide senin maliyeciyle ne işin olur, diye sorarlar.
Maymun durur düşünür:
- Sahi yav ben niye kaçıyorumki, benim k*çım açık, hanımın k*çı açık çocuğun k*çı açık.
fıkranın devamı

Maymun birgün ormanda yürürken hayvanların can havliyle kaçıştıklarını görür. karşısına çıkan ayıya neden kaçtığını sorar. Ayı:
- Maliye geliyor. Yahu ben de kürk hanımda kürk çocukta kürk ben kaçmayayımda kim kaçsın?
Maymun biraz daha yürüyünce karşısına kaplumbağa çıkmış. kaplumbağa sen niye kaçıyorsun, demiş. kaplumbağa:
- Yahu ben de ev hanımda ev çocukta ev nasıl kaçmayayım?
Bunu duyan maymun da koşmaya başlamış. Epeyi bir koştuktan sonra birden durmuş ve "ulan benim kıçım açıkta hanımın kıçı açıkta çocuğun kıçı açıkta ben niya kaçıyorum", demiş.
fıkranın devamı

Çıplak maymun birgün ormanda yürürken hayvanların can havliyle kaçıştıklarını görür. Neler olduğunu sorar etrafta kaçışanlara biri:
-Ormana maliyeci gelmiş, herkes variyeti kadar vergi verecekmiş der..
Bunun üzerine karşısına çıkan ayıya neden kaçtığını sorar. Ayı:
-Yahu ben de kürk hanımda kürk çocukta kürk ben kaçmayayım da kim kaçsın.
maymun biraz daha yürüyünce karşısına kaplumbağa çıkmış. Kaplumbağa sen niye kaçıyorsun demiş. Kaplumbağa:
-Yahu ben de ev hanımda ev çocukta ev nasıl kaçmayayım. Bunu duyan maymun da koşmaya başlamış. Epeyi bir koştuktan sonra birden durmuş ve ulan benim kıçım açıkta hanımın kıçı açıkta çocuğun kıçı açıkta ben niye kaçıyorum demiş.
fıkranın devamı

Loise Redden isimli çok fakir giyimli bir kadın yüzünde bir hüzünle bir manava girer.

Dükkan sahibine mahcup bir şekilde yaklaşır. Kocasının çok hasta olduğunu, çalışamaz duruma düştüğünü ve yedi çocuğu ile birlikte aç kaldıklarını ve yiyeceğe ihtiyaçları olduğunu söyler. John Longhouse isimli manav ona ters bir şekilde bakarak derhal dükkanını terk etmesini ister.

Kadın ailesinin ihtiyaçlarını düşünerek, lütfen efendim der, paramız olur olmaz getirip borcumu ödeyeceğim. John kendisine bir kredi açamayacağını çünkü onun eski bir müşterisi olmadığını, kendisinde bir hesabının bulunmadığını söyler.

O sırada dükkanın dışında bekleyen bir müşteri ikisinin arasında devam eden bu konuşmayı dinlemektedir. İçere girerek John'a yaklaşır ve ben o kadının almak istediklerine kefilim der. Ailesinin ihtiyacı olan şeyleri ona ver.

Bunun üzerine manav çok isteksiz bir şekilde kadına döner ve bir alış-veriş listen var mıydı diye sorar Louise "Evet efendim" der. "Tamam" der manav. "Şimdi onu terazinin şu kefesine koy, onun ağırlığınca diğer kefeye istediklerinden koyacağım.!"

Louise bir an duraksar, sonra başını önüne eğer ve çantasını açarak üzerine bir şeyler karalanmış bir kağıt parçasını çıkartır ve manavın kendisine gösterdiği kefeye özenle bırakırken başı hala öne eğiktir.

Manavın ve diğer müşterinin gözleri terazinin kefesine dikilirken hayretle büyümüştür. Manav müşteriye dönerek, kısık bir sesle, "İnanamıyorum." Der. İnanılacak gibi değildi. Müşteri manava gülerken manav çoktan diğer kefeye eline geçeni doldurmaya başlamıştır ama nafile, diğer kefeyi yerinden bile kıpırdatamamıştır.

Terazinin kefesi artık üzerindekileri almayacak kadar doldurduğunda çaresiz hepsini bir torbaya doldurarak kadına verir. Şaşkınlıkla üzerinde bir şeyler çiziktirilmis kağıdı eline alır ve okur. Bir de bakar ki orda bir alış-veriş listesi yoktur. Sadece bir dua yazılıdır.

"Tanrım neye ihtiyacım olduğunu sen bilirsin, kendimi senin ellerine teslim ediyorum."

Manav taş gibi bir sessizliğe bürünmüştür. Loise kendisine teşekkür ederek dükkandan ayrılır. Müşteri John'un eline bir elli dolarlık tutuştururken, "her kuruşuna değdi" der.

Daha sonra John Longhouse terazisinin kefelerinin kırılmış olduğunu görür. Bu nedenle duanın ne kadar ağır çektiğini sadece Tanrı bilir.

Dua bizim için hiçbir maliyeti olmayan bedava bir hediyedir...

fıkranın devamı

Bu bir fıkra yada masal değil bu gerçek acı bir gerçek. lütfen okuyun ve destek verin. bu yazıyı yazan bir çanakkale şehidinin torunu. çanakkale gezimizde dedesininin, değil kabrini adının yazılı olduğu bir taş parçası bile bulamadık. bunun yanında anzakların isimlerini ve mezar taşlarını teker teker gezip okuyabildik. dikkatinizi bir şeye çekmek istiyorum burası TÜRKİYE. orada mezar taşlarını kolayca bulmamız gereken şehitlerin uğruna can verdiği ülke.

Soğuk bir Mart günü... Çanakkale, Gelibolu yarımadası... Binlerce askerimiz, şehidimiz Gelibolunun çeşitli yerlerinde yatıyor: Anafartalar'da, Bomba Sırtında, Ertuğrul, ;Ölüm(morto) Koyu'nda, Kanlı Sırtta, kısaca Yarımadada bastığımız her yerde... Hâlâ topraktan şehitlerimize ait kemiklerin çıktığı söyleniyor.

Yurdun hemen hemen her yerinden gelen ziyaretçiler... Kimi şehit dedesini, bir yakınını aramak, kimileri ise şehitleri yâd etmek için, dua etmek için gelmişler...

Şehit dedesi, bir yakınını veya hemşerisini arayanlar hayal kırıklığına uğruyor; zira bizim şehitlerimizin bırakın doğru dürüst bir kabri, yapılan çeşitli anıtlarda, yazıtlarda ismi bile yok, esamesi okunmuyor. Kimin nerede yattığı, ne oduğu belli değil.

Anadolu'nun bağrından kopup anasını, babasını, eşini, çocuğunu, gençliğini terk edip "Vatanım namusum elden gitmesin" diye burada şehit düşen 253 bin Mehmetçik maalesef -bazı istisnalar hariç- KAYIP !
Çok hazin bir tablo !

İngilizler, ilk anıt mezarlığını 1927 yılında yapmışlar ve Lozan'da buraların koruma altında olması için madde koydurmuşlar. Fransızlar ise 1930 yılında Ölüm Koyu'nda ölen askerlerinin mezarlarını yeniden tespit edip buradaki 2236 askerin adlarını yazmışlar. Avusturalyalılar, Yeni Zelandalılar, hepsinin buralarda anıt mezarlıkları var. Nerede askerleri çarpışmış ve ölmüş ise bu askerlerini topraktan çıkarıp kimlik tespiti yaparak defnetmişler, mezarlıklar yapmışlar üstelik bakımlı ve düzenli. Ölen askerlerin isimlerini de tek tek yazmışlar.
Binlerce kilometre ötelerden Yeni Zelanda'dan, Avusturalya'dan,

Fransa'dan, İngiltere'den, kalkıp gelen biri, buradaki dedesinin, akrabasının
nerede yattığını görebiliyor. Ne güzel bir vefa örneği!

Ya biz? Conk Bayırı'nda Anzak askerlerinin isimlerinin yazıldığı anıt mezarlarının yanında bulunan şehitlerimizin kemikleri, 1985'te yoplkanıp hepsi bir mezara koyulmuş, tek bir mezara toplu halde... Burada kimin yattığı belli değil, isim yok (!)

1997'de yapılan 57. Alay şehitliği ve 1993'te yapılan Sargı Yeri Şehitliği ile Nuri Yamut Anıtı'ndan başka kabrimiz, şehitliğimiz yok !
Bunun dışında 1954 yılında yapımına başladığımız 1960 yılında kısmen, güç bela tamamlanan, 2004 yılında yeniden restore edilen Hisarlık Tepesi'ndeki anıt. Ayrıca bazı heykeller, yazıtla... Yarımada'nın her yerine birer heykel, yazıt yapmışız.

Fakat hiçbiri kabrin yerini tutmuyor. Kabir bir başkadır bizim kültürümüzde. Kabirde manevi bir hava olur daima. Kabir ziyaretlerinde dualar okunur, kur'an okunur... Anadolu'daki kabir ziyaretleri de böyledir.

Binlerce kilometre dedesini veya bir yakınını görmeye gelen İngilizler, Fransızlar, Avusturalya ve Yeni Zelandalıların bu imkânı varken, ben kendi yurdumun sınırları içindeki yerde şehid dedemin yattığı yeri göremiyorum!
Bırakın kabrini, yazıtlarda ismine bile rastlayamıyorum!
Nerede benim şehit dedemin kabri?
Doksan yıl geçmiş. Şimdiye kadar buradaki şehitlerin yattığı yerler tespit edilip tıpkı İngilizler, Fransızlar ve Anzakların yaptıkları gibi, mezarlıklar, şehitlikler yapılamaz mıydı?
Birkaç heykelle, anıtla, göstermelik şehitlikle bu suç örtbas edilebilir mi?

Şehitlerin değil ama bizim bu kabirlere ihtiyacımız var. Hemde çok! Yeni neslin; çocukların, gençlerin ihtiyacı var.
En çok ihtiyacı olanlarda devletin yönetimine talip olanlar, devleti yönetenler. Onların bu görevlere gelmeden önce muhakkak "ÇANAKKALE RUHU" nu anlamaları lâzım. Çanakkale'yi yaşamaları, Çanakkale'yi görmeleri lâzım.

Zararı trilyonlara varan KİT'lerin lojmanlarını, hatta en gözde turistik yerlerde bu kurumlarda çalışanlar için yaz kamplarını eksiksiz yapan bürokrasimiz, "devlit-i âlimiz(!)" bu kabirleri şimdiye kadar -herhalde parasızlık sebebiyle, belki de başka bir sebeple- niye yapmamışlar? Bunda bir kasıt mı var?

Hadi devletimiz yapamadı diyelim. Pekiyi nerede bizim sivil toplum örgütlerimiz? Nerede iş adamlarımız? Nerede vakıflarımız? Nerede bu millet? Nerede, nerede? Bunun maliyeti nedir ki?

Yazık, hemde çok yazık! Bu ayıp bir an evvel düzeltilmelidir. Şehitlerimize saygı ve minnet borcumuz var. Bunu herkesin bilmesi lâzım, bu saygısızlık ve vurdumduymazlık için utanıyorum, haykırıyorum!
Şehidimin kabrini arıyorum!
Nerede benim şehit dedemin mezarı?

YAZAN : ENGİN ÖMEROĞLU
Erbil sancaktar
fıkranın devamı

Küçük kız hüzünlü bir yabancıya gülümsedi. Bu gülümseme adamın kendisini iyi hissetmesine sebep oldu. Bu hava içinde yakın geçmişte kendisine yardım eden bir dosta teşekkür etmedigini hatırladı. Hemen bir not yazdı yolladı.
Arkadaşı bu teşekkürden o kadar keyiflendiki her öglen yemek yedigi lokantada garson kıza yüklü bir bahşiş bıraktı. Garson kız ilk defa yüklü bir bahşiş alıyordu. Akşam eve giderken kazandıgı paranın bir kısmını herzaman köşe başında oturan fakir adamın şapkasına bıraktı. Adam öyle minnettar oldu ki... iki gündür bogazından aşagı lokma geçmemişti. Karnını doyurtduktan sonra bir apartmanın bodrumundaki tek göz odasının yolunu ıslık çalarak tuttu. Öyle neşeliydiki bir saçak altında titreyen köpek yavrusunu kucagına alıverdi.
Küçük köpek gece sogugundan kurtuldugu için mutluydu. Sıcak odada bir o yana bir bu yana koşturup duruyordu. Gece yarısından sonra apartmanı dumanlar sardı. Bir yangın başlıyordu. Dumanı koklayan köpek öyle bir havlamaya başladı ki önce fakir adam uyandı, sonra bütün apartman halkı... Anneler, babalar dumandan bogulmak üzere olan yavrularını kucaklayıp ölümden kurtardılar..

Bunların hepsi beş kuruşluk bile maliyeti olmayan bir ''Tebessümün' sonucuydu...
fıkranın devamı

Birgün Moize maliyeden bir yazi gelir ve su su seneye ait defterlerinizi su tarihte kontrol için getirmeniz rica olunur. Moiz baslar kara kara düsünmeye
-"Acaba randevüye nasil gitsem, iyimi giyineyim yoksa kötümü.." diye.Baslar herkese sormaya, bazisi der" iyi giyin" bazisi
-"Olur mu Moiz çok para kazaniyorsun zannederler, kötü giyin"
Sonunda Moizin uykulari kaçar, haham basina sormaya karar verir.Sabah kalkar gider haham basini beklemeye baslar.Hahamin yaninda genç bir dul bayan vardir, onu bekler.Derken haham onu kabul eder, baslar Moiz anlatmaya..Haham dinler ve fikrini söyler. der ki :

-"Moiz yavrum, senin isin demin yanimdan çikan bayanin isine benziyor. Ona da aksam görücu gelicekmis, o da soruyor dar kisa etek mi giysem, yoksa uzun mu ? Bende dedim ki kizim ne giyersen giy adam seni sikecekkk!...".
fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama