Mavili Fıkraları

loading...


Ormanda oturan acil vaka bir hasta varmış, hastaneye gitmesi mecburmuş. Bizim doktor da ne yapsın, almış jipini gitmiş kadının ormandaki evine. Almış kadını atmış jipinin arkasına ve ormanda gidiyorlarmış. Önüne kıpkırmızı bir adam çıkmış, ben demiş ormanın kırmızılı i.nesiyim . Bana bir yiyecek. Adam düşünmüş, sandvicini vermiş ib.eye. Sonra bir gölün etrafından geçerken sapsarı bir tip çıkmış, el kol sallamış falan, bizimkini durdurmuş. Ben demiş bu gölün sarılı i.nesiyim demiş. Bana bir içecek. Bizimki durmuş düşünmüş, vermiş kolasını. Sonra yola devam etmiş. Bizimki işte bildiğimiz asfalta çıkmış en sonunda. Önüne masmavi bir adam çıkmış, el kol sallamış falan durdurmuş bizimkini. Bizimki sinirlenmiş. "Yaa asfaltın mavili i.nesi!!!! Sen ne istiyorsun????" Mavili herif dönmüş: "Ehliyet, ruhsat lütfen!"

fıkranın devamı

Adamin biri arabasiyla yola cikmis. Bir golun kenarindan gecerken kirmizi elbiseli bir adam elini ka...
fıkranın devamı

Adamin biri arabasiyla yola cikmis. Bir gölün kenarından
geçerken kırmızı elbiseli bir adam elini kaldırmış, durmasını isaret etmis. Adam arabasini durdurmus. Kırmızı elbiseli adam:
- Merhaba, ben ormanın kirmizili i**esiyim. Karnım çok aç. Bana yiyecek bir şeyler verir misin?, demiş.
Adam bir parça ekmek vermiş teşekkurleri kabul edip yola çıkmış. Dağlık bir bölgeden geçerken karşısına sarılar içinde bir adam
çıkmış. Elini kaldırıp adama durmasını işaret etmis:
- Ben bu dağın sarılı i**esiyim, cok susadim. Suyun var mi?, demiş.
Adam bir şişe su vermis yola devam etmiş. Yol asfalta çıkmış. Bir zaman geçtikten sonra mavi elbiseler içinde bir adam el kaldırmış, durmasını işaret etmis. Adam sinirlenmiş:
- Söyle bakalım asfaltın mavili i**esi, Ne istiyorsun?
- Ehliyet ve ruhsat".
fıkranın devamı

Birgün kasabamızın küçük patikasından yukarıya doğru tırmanıyordum. Yanıma solgun yüzlü, on-onbir yaşlarında küçük bir çocuk geldi ve bana:

_Abla, size birşey sormak istiyorum, izin verir misiniz?.. dedi... Ben de ona gülümseyerek:

_Tabi sorabilirsin!.. dedim. Gözleri bir anda pırıl pırıl oldu ve:

_Ben.., şeyy, cennete bir mektup göndermek istiyorum!.. Bana bunu nasıl yapabileceğimi söyleyecek kimsem yok.. Acaba siz bana yardımcı olabilir misiniz?

Çok şaşırmıştım... Öyle ümit dolu, öyle yalvaran gözlerle bakıyordu ki...Ardından devam etti:

_Bana yardım ederseniz size anneme yazdığım bu mektubu

okuyabilirim... Tabi eğer bunu isterseniz!..

Gözlerim dolmuştu... Bir an duraksadım ve:

_Belki de sana yardım edebilirim küçük. dedim. Dudaklarında öyle bir gülümseme belirdi ki hala aklımda...

_Çok teşekkür ederim, gerçekten çok teşekkür ederim... Emin olun size büyüdüğümde mutlaka bu iyiliğinizin karşılığını ödeyeceğim...

_Hayır küçük, benim için hiçbir şey yapmana gerek yok... Sadece annenin mezarının nerede olduğunu söyle bana, bu yeterli!..

_Aaa, evet tabi kiii!.. Ama önce size mektubu okumak istiyorum.. Bunu istiyor musunuz?

_Sen bilirsin, bu özel bir şey olmalı...

_Evet çok özel ama size okumak istiyorum...

_Peki öyleyse.. dedim ve yürümeye başladık. Ardından da mektubu okumaya başladı:

Hani, bir zaman bacağını kırdığım için,
Çok kızdığın küçük bir masam vardı...
Onu tamir etmek için çok uğraşmıştın hani...
Şimdi o kırık masa benim tek arkadaşım...
Şimdi ağlamakla geçiriyorum günlerimi
O kırık masanın başında...
Bir de pencerem var tabi...
Aa, o da ne penceremin önüne
Küçük, küçücük, zavallı bir güvercin kondu...
Kim bilir kime ait...
Kim bilir annesi nerden...
Ben de ona benziyorum bir parça...
Onun gibi zavallı, yapayalnız...
Ama bu güvercin bence bir şeyleri işaret ediyor
Yoksa, yoksa bahar mı geliyor!..
Aman Allah ım...
Yoksa, kışın o soğuk o karanlık günleri bitiyor mu?..
Lütfen, lütfen izin ver bana..
Bir kaç dakika dışarıya çıkayım...
Evet, evet bu masadan kalkmalı ve..
Ve dışarıya çıkmalıyım...

Şimdi geldim anneciğim..
Seni beklettiğim,
Birkaç dakika da olsa mektubu geciktirdiğim için
Çok özür dilerim!..
Bu birkaç dakikada ne çok şey gördüm bir bilsen...
Bir bilsen anneciğim,
O kuş cıvıltıları,
O yumuşacık güneş ışınları
Ve hiçbir zaman bana arkadaşlık etmemiş olan
Hayalimdeki sevgili arkadaşlarımın kahkahaları ile,
Sen gittiğinden beri
Benden nefret eden babamın bakışları,
O kadar farklı ki birbirinden..
Hayat bu mu anneciğim..
Hayat baharda kış yaşamak mı her zaman...
Hani, bana kardeşlik, mutluluk hikayeleri anlatırdın,
Hani hep bahardan, onun güzelliklerinden bahsederdin!...
Çiçeklerden...
Yemyeşil çimenlerden
Ve onların üzerinde zıp zıp zıplayan
Bembeyaz tüylü keçilerden...
Sen gittiğinden beri
Bunları anlatan kimse yok bana...
Aslında kimsenin,
Anlatacağı hiçbir şey yok!...
Halbuki benim o kadar çok var ki!...
Ama kime, nasıl anlatırım?..
Nasıl paylaşırım şu küçücük kalbime sığmayan
Kocaman sevgiyi...
Nasıl paylaşırım senin sevgini...
Hem, kim dinler kii beni...
Kim umursar...
Şimdi yanımda olsaydın
Ki herhalde yanımdasındır!
Herhalde bu güzel bahar gününde
Benim bu karanlık odada
Bu kırık masanın başında
Yalnız başıma oturmama
Asla izin vermez
"Hadi birlikte dolaşmaya çıkalım" derdin
Ben sevinçle boynuna sarılır
Öpücüklere boğardım seni...
Sonra birlikte küçük tepemize tırmanır,
Orada ıslak çimenlerin üstüne otururduk..
Başımızı gökyüzüne kaldırır
O sonsuz maviliği seyre dalardık...
Senin dizine koyardım başımı sonra...
Ama sen yoksun kii...
Belki birlikte en mutlu olacağımız zamanlarda
Beni bırakıp gittin..
Yoksa orada burda olduğundan daha fazla mı mutlusun?..
Orda bahar geldi mi bilmem ama...
Burda bahar geldi...
Kimi canlılar yaşamına başladı yeniden,
Rengarenk çiçekler açtı,
Tabiat hayata döndü anneciğim,
Kış günlerinin bitişi
Yeniden hayata döndürdü onları..
Sen kışın bittiğinin farkında değil misin yoksa?
Kış bitti anneciğim,
Sen niye hala hayata dönmüyorsun?..
Orda mevsim hep bahar mı yoksa...
Kış geldiğinde burda solacağından mı korkuyorsun?..
Yoksa, yoksa bıktın mı bahardan?..
Yoksa orda hiç mi bahar gelmiyor?..
Özledin mi?..
Öyleyse buraya gel...
Yeniden mutlu olalım...
Seninle birlikte hayata yeniden başlayalım..
Korkuyor musun yoksa?..
Orda bahar geldi mi bilmem ama...
Burda çoktan geldi ve SENİ BEKLİYOR!...

Mektubu bitirdiğinde annesinin mezarına ulaşmıştık. Gözlerimdeki yaşları göstermemek için arkamı döndüm. Ağladığımı anlamış olacak ki:

_Özür dilerim, böyle olacağını bilseydim okumazdım. Sizi üzdüğüm için affedin beni...

_Ben önemli değilim küçük, şimdi bunun hiç önemi yok!..

Ve devam ettik yürümeye... Annesini isminin yazılı olduğu mezar taşını gördüğünde, hıçkırıklara boğuldu... O güne kadar hiç böyle içten ağlayan birini görmemiştim.. Onun bu halini gördüğümde ben de dayanamadım ve ağlamaya başladım... Sonra onu annesiyle baş başa bıraktım.. Ağlamayı bırakmış, gözlerini hiç ayırmadan mezar taşını izlemeye koyulmuştu... Her tarafta bir ölüm sessizliği vardı. Sanki az önce cıvıl cıvıl olan doğa birden bire sus pus olmuştu.. Birazdan elindeki yeşil zarfı toprağın üzerine bıraktı ve yanıma geldi... Gülümsemeye çalışarak:

_Mutlu olmalısın, sen cennete mektup gönderen ilk insansın!.. dedim. O da gülümsemeye çalışarak:

_İsterseniz bu oyuna devam etmeyelim.. dedi.. Çok şaşırdım ve:

_Nasıl yani, ne demek istiyorsun sen küçük? dedim.

_Cennete asla mektup gönderilemeyeceğini biliyorum aslında ben.......

O an şoka uğradım, yere eğildim ve çocuğa sıkıca sarıldım... Sonra elinden tuttum ve geldiğimiz yoldan ikimiz de tek kelime konuşmadan geri döndük.. O günden sonra bir kaç kez daha karşılaştım çocukla ama ikimiz de nedense hep yere baktık ve hiç konuşmadık..

Bir ay sonra çocuğun yağmurda fazlaca ıslanıp zatürree olduğunu öğrendim. Evlerini buldum ama gittiğimde onu son kez görebilmek için çok geç kalmıştım.. Çocuğun o günkü gözyaşları geldi aklıma ve onun için sevindim. Çünkü şimdi bir zaman mektup gönderdiği cennette, annesiyle birlikte.. Mevsim de BAHAR!..

fıkranın devamı

Adamin biri arabasiyla yola cikmis. Bir golun kenarindan gecerken kirmizi elbiseli bir adam elini kaldirmis,durmasini isaret etmis. Adam arabasini durdurmus.Kirmizi elbiseli adam:
-"Merhaba, ben ormanin kirmizili ibnesiyim,
Karnim cok ac. Bana yiyecek bir seyler verir misin" demis.Adam bir parca ekmek vermis tesekkurleri kabul edip yola cikmis.Daglik bir bolgeden gecerken karsisina sarilar icinde bir adam cikmis.Elini kaldirip adama durmasini isaret etmis.
-"Ben bu dagin sarili ibnesiyim. cok susadim. Suyun var mi?" demis.Adam bir sise su vermis yola devam etmis.Yol asfalta cikmis. Bir zaman gectikten sonra mavi elbiseler icinde bir adam el kaldirmis, durmasini isaret etmis.
Adam sinirlenmis :
- "Soyle bakalim asfaltin mavili ibnesi, Ne istiyorsun"

- "Ehliyet ve ruhsat".
fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama