Maya Fıkraları

loading...

Berbere gelen rahip saçlarını kestirir. Berbere teşekkür eder ve borcunu sorar…..

Berber:
– “Siz kutsal bir insansınız. Sizden nasıl para alırım. Sizi tıraş etmek benim için şereftir.”
Rahip tekrar teşekkür eder ve gider. Berber ertesi sabah dükkanı açmaya geldiğinde kapısında 5 altın lira bulur.
Bir kaç gün sonra bir budist rahip gelir dükkana. Saçlarını kestirir, borcunu sorar.

Berber:
– “Siz ruhani bir lidersiniz. Sizden nasıl para alırım. Sizi tıraş etmek benim için şereftir.”
Budist rahip teşekkür eder gider. Berber ertesi sabah dükkanı açmaya geldiğinde kapısında 5 yakut bulur.
Ertesi hafta bir imam girer dükkandan içeri. Saçını kestirir ve elini cüzdanına atar.

Berber:
– “Sakın ha” der.. “Siz bir inanç adamısınız.. Sizden nasıl para alırım? Dükkanıma ve bana şeref verdiniz.. Güle güle gidin..”
İmam gider.

Berber ertesi sabah dükkanı açmaya gelir, bakar ki; kapıda 5 imam vardır.

fıkranın devamı

Adam morel sıfır, düşünceli iken bir arkadaşı gelir. Teselli amaçlı. -Hayrola dostum. Pek dalgınsın. -Bi git yav her şey de anlatılmaz ki. -Olsun yine de anlat. -Ya baktım evde süt yok. Yengen de yok. -Eee? -Git yaa her şey de anlatılmaz ki. -Dedim. Bari ineği sağayım. -Eee? -Git yaa her şey de anlatılmaz ki. -Ne oldu? -Ne olacak. Aldım bakracı, başladım ineği sağmaya. Da durmadı ki? -Ne durmadı? -İneğin kuyruğu. -Ee? -Ne Ee ya bi git başımdan her şey de anlatılmaz ki. -Ölümü gör. -Baktım olmuyor. Kuyruğunu yukardaki ağaca bağladım. -Ee? -Ee si.. derken ayakları da durmadı. Eee? -Git yaa her şey de anlatılmaz ki. -Bak konuşmam. -Tamam derken baktım olmuyor ayağını da bağladım. Tam sağayım derken öbür ayağı. -Eeee? -Git yaa her şey de anlatılmaz ki. -Küsüyorum bak? -Tamam tamam da yaa her şey de anlatılmaz ki. -Sahi ne olda hâla anlamadım. Sonra? -Sonrası mı kaldı. -Eee? -Başlarım Eee? ne. YENGEN GELDİ.
fıkranın devamı

Nasreddin Hoca, bahçesindeki tadı bal gibi olan o güzelim incirlerini toplar. Satmak için pazara götürür.


- Bal bunlar bal!!! Bal gibi incirler! diye bağırmaya başlar.

O sırada bir kadın çıkagelir. Hoca'ya:

- Hoca Efendi, Ben komşunuz falanın karısıyım. Eğer veresiye verirseniz alayım... der.

Hoca razı olur. İncirleri tartar. Bu arada nezaket olsun diye kadına da bir tane uzatır.

- Hanım! İncirlerim çok güzeldir. Ye de tadını gör! 

Kadın uzatılan inciri almak istemeyerek:

- Teşekkür ederim Hoca Efendi! Oruçluyum. Altı yedi sene evvel hastalanmış ve orucumu hozmuştum. Bugün borcumu ödüyorum!... der. Bunu duyan Hoca:

- Haaaaa!! Öyle mi? Öyle ise Hanım bana gücenme. Ben de veresiye verecek mal yok! Allah'ın alacağını altı yedi senede ödeyen, benim alacağımı kim bilir ne vakit verir? der ve kadına incir satmaktan vazgeçer.

ÖĞÜTLER

Nasreddin Hoca, insanları tanımanın bir yolunun da alışverişten geçtiğini bilir. Kişileri ele alırken onların Allah'ın emirlerini ne kadar yaptığını gözler. Çünkü hakikaten Allah'tan korkan ve ibadetini yapan, kul hakkına da dikkat edecek, borcuna vefa, tartıda hile yapmama, verdiği sözde durma gibi hasletleri de olacaktır.

* "Hırsız, cesaret göstereyim derken, hırsızlığını söyler." Kadın, Hoca'ya dindarlığını göstermek isterken önceki borcunu daha yeni ödediğini ağzından kaçırır.

Bu hikayedeHoca, oruç tuttuğunu, namaz kıldığını, babasının hoca olduğunu söyleyerek insanları kandırmaya çalışan açıkgözlerin tehlikesine dikkat çeker. Bu gibi fırsat düşkünleri, sizin nezdinizde kendilerine bir "prestij" sağlamayı umarlar. Fakat unutulmamalıdır ki kişinin kendisinin samimiyeti ve doğruluğu herşeyden önemlidir. Çünkü mezara herkes yanlız girecek ve hesabını yanlız verecektir.

RESİMLİ NASREDDİN HOCA - MÜRŞİDE UYSAL

fıkranın devamı

Nasreddin Hoca bir köye gider. Orada bir müddet kalır. Bu arada Hoca'nın heybesi kaybolur. Ararlar, tararlar bulamazlar. Sonunda Hoca:


- Heybemi çabuk bulun. Yoksa ben yapacağımı bilirim, diye sert çıkışır.

Köylüler Hoca'nın bu sert çıkışı karşısında telaşlanırlar. Heybeyi aramaya devam ederler. Heybeyi alanlar, Hocanın sert çıkışı karşısında çok korkarlar ve hemen heybeyi geri verirler.

Hoca heybesinin bulunduğuna sevinir. Köylülerden biri:

- Hoca Efendi, doğrusu çok merak ettik. Acaba heybeyi bulamasaydın, bize ne yapacaktın? diye sorar.

Hoca gülerek:

- Hiiiiç! Evde eski bir kilim var, onu bozup heybe yapacaktım! der.

ÖĞÜTLER

Nasreddin Hoca, insan psikolojisinden çok iyi anlar. Kararlı ve yerinde bir çıkışla heybesinin bulunmasını sağlar. Şayet Hoca, heybesi kaybolduğunda sessiz davranıp sineye çekseydi fırsatçıların ekmeğine yağ sürecekti.

Elden birşey gelmeyeceği zaman son derece rahat olan  Hoca, yapılacak bir şey olduğunda gerekeni yapar. O da Hoca'nın zeki, kararlı, toplum psikolojisinden anlayan ve  yaptırım gücüne sahip bir insan olduğunu gösterir.

fıkranın devamı

Akıl hastanesine yeni atanan müdür hastaneyi dolaşmaya karar vermiş. dolaşırken hastanesinin dışarıya bakan duvarının dibinde bir grup akıl hastasının tek sıra olup duvardaki bir delikten baktıklarını görmüş. merak içinde yanlarına giderek : -yahu hepiniz toplanmış burada ne yapıyorsunuz. -hiçbir şey yapmıyoruz sadece bu delikten dışarı bakıyoruz... Bunun üzerine müdür hastaları kenara iterek : -durun birde ben bakayım, demiş ve delikten dışarıya doğru bakmış. birde ne görsün delik kapalı ve hiçbir şey görünmüyor. hiddetle akıl hastalarına dönerek : -yahu, demiş, ben baktım bu delikten dışarı bir şey görünmüyor peki siz ne görüyorsunuz : -deliler hep bir ağızdan müdür bey, demiş. biz yıllardan beri bakıyoruz bir şey göremedik siz bir bakışta nasıl göreceksiniz ki.
fıkranın devamı

Nasreddin Hoca, elinde avucunda birşey olmadığı günlerde yolu pazara düşer. Canı da un helvası istemektedir. Ama un, yağ, şeker, alacak parası yoktur. Dükkanın birinin önünden geçerken çuvallar dolusu unları, şekerleri görür. Tezgahın yanında duran yağlara gözü ilişir.


Dayanamayarak dükkana girer. Sahibine;

- Un var mı? Dükkan sahibi:
- Var.
- Şeker var mı?
- Var.
- Yağ var mı?
- Var.

O zaman hoca içini çekerek şöyle der:

- Be mübarek adam, madem ki un , yağ, şeker var. O halde neden helva yapıp yemiyorsun.

ÖĞÜTLER

Nasreddin Hoca, herşeye sahip olduğu halde, bu nimetleri değerlendirmesini bilmeyenlere mesaj sunuyor.
Elde varken değerlendirmeli, hem kendimiz hem ihtiyaç sahiplerini yararlandırmalıyız. "Varlık içinde yokluk" yaşamak, insanın hem dünyasını hem ahiretini rezil eder.

Nasıl kı bir at, üzerindeki zengin koşumların farkında olmazsa, vurdum duymaz, zevksiz bir adam da, içinde yaşadığı nimetlerin tadına varmaz.

fıkranın devamı

Temel hayranı olduğu silahınıda yanına alarak Afrikaya gider. Başlar avlanmaya. Gün sonunda bir kahveye girer, bakar ki herkes; 'Bugün 2 aslan vurdum' 'Bugün 4 fil vurdum' Der, bizim temelde başlar atlamaya, 'Ben bir adet nobum vurdum' der. Adamlar 'Belli ki sorunu var' deyip duymazdan gelirler. Ertesi gün yine gün sonunda herkes marifetlerini söylerken, Temel 'Bu seferde 2 Nobum vurdum' der. Adamlar bir şey demezler bu seferde. Ve yine ertesi gün sonunda yine herkes başlar marifetlerini anlamaya, en sonunda temele sorarlar, Temel 'Bu Seferde tam 4 Nobum vurdum' der. Adamlar dayanamayıp, 'Yahu Temel nedir bu Nobum dediğin şey ?' Temel; 'Çalıların arasına silahımı uzatıyorum, 'Noooo bummmmm' 'Noo bummmmmmmm' Sesleri geliyor, ateşi bi atıyorum kara kara şeyler kaçışıyorlar' der.
fıkranın devamı

Bir gün adam kümese girmiş bakmış tavukların altına bir tane yada hiç yumurta yok. Sinirli bir şekilde seslenmiş hepiniz yarın daha çok yumurtlayacaksınız demiş. Yumurtlamayanı tüfekle vurucam... Ertesi günü kümese girmiş bir bakmış tüm tavukların altında 5-6 tane yumurta var... Bir tanesinde sadece tek bir yumurta var tüfeği doğrultmuş sen neden bir yumurta yaptın demiş, bak arkadaşların 5-6 tane yumurtladı?? Abi ben hororzum...!
fıkranın devamı

Adamın biri bir lokantada garsonluk yapmaya başlamış.Ve bir müşteri gelmiş hemen heyecanla adamın yanına gelerek sormuş ne istersiniz?Adam cevap vermiş; Pizza varmı? Garson;Var Adam yine sormuş; Peki hamburger varmı? Garson yine var demiş.Adam yine sormuş döner varmı? Garson sinirlenerek yüksek bir sesle; O da var. Adam demiş ki; O zaman sen bana bir mercimek çorbası ver.
fıkranın devamı

Serdar Emre 4 yaşındadır. Yemek yemeyen cılız bir çocuk olup Annesi ve Babası yemek yemesi için elinden geleni yaparlar. Bir gün babası ile birlikte koyun sütü almak için Erciyes'e giderler. Serdar Emre'nin babası çiçekler için gübre toplamaya başlayınca. Serdar Emre Babasına Boşuna toplama yemem der.
fıkranın devamı

Bir gün karı ve koca yatarken kadın sohbet olsun diye konuşmaya başlamış.Adam sosyal medyada mesajlaşıyormuş.Kadın yan komşunun çocukları olmuş demiş.Adam maşallah demiş.Kadın kardeşim evlenecekmiş demiş.Adam inşallah demiş.Kadın annemler ev almış demiş.Adam maşallah demiş.Kadın annen aradı ölmek üzereymiş demiş.Adam inşallah demiş.:D
fıkranın devamı

Bir gün bir yerde yangın çıkar bir adamla temelin görevleri oraya düşer ve oraya gider orada adam insanları atacak temelde tutcak temel derki bana Yanıkları atma adam çıkar adamları atmaya başlar 1.zenciyi atar temel tutmaz 2.zenciyi atar temel tutmaz 3.beyaz tenliyi atar temel tutar adam aşağıya iner derki Zenciler niye tutmadın der temel onlar yanıkya der
fıkranın devamı

adamın biri uyku uyuyamaz olmuş ve çareyi uyku terapisi yapan bir merkezde bulmuş. Gidip derdini anlatmış ve ona uyku uyutabileceklerini söylemişler. Günler sonra adam yine uyumamaya devam ettiği için merkezi basmış: -Bi ton para aldınız ama hala bi dakika bile uyutamadınız! -Ayakta uyuttuk sizi :)
fıkranın devamı

BİRGÜN NASRETTİN HOCA KARISI İLE KAVGA EDER . SONRA AK SAKALLI DEDE GELİR DERKİ YAVRUM AKŞAM PATIR KÜTÜR MÜTÜR DİYE SESLER GELİYOR YAVRUM DER VE SOPASINI KALDIRIR BAŞINA VURMAYA BAŞLAR SONRA AAAAAAAAAA DİYE BAĞIRMAYA BAŞLAR NASRETTİN HOCA VE SON
fıkranın devamı

Öğretmen Alican’ a : - Sana sorular soracağım. Eğer birinci soruyu bilirsen ikinci soruyu sormayacağım. Şimdi söyle bakalım Alican. Bir tavukta kaç tane tüy vardır? Alican düşünür ve cevap verir : - 2765 tane öğretmenim. Öğretmen şaşırır. - Oğlum nereden öğrendin bunu? - Hani ikinci soruyu sormayacaktınız öğretmenim :)
fıkranın devamı

köyün imamının tayini çıkmış ,imam köylü ile vedalaşıyor,muhtar akşam yemeğe seslemiş imamı sohbet esnasında muhtar imama ya hocam köyün karılarının yarısını becerdin nasıl yaptın bu işi banada tüyo versene imam bak ben genelde sabah cami dönüşü ahırlara bakarım karılar orda olurlar girdiğim ahırda sessizce kadına yaklaşır arkadan beline sarılır hafiften memelerini okşarım eğer gönlü varsa dönür karışılık verir yoksa bağırmaya kalkar hemen tüyerim der. İmam gittikten sonra muhtar ben bir prova yapayım der kendi karısında dener bahçede çamaşır yıkayan karısına sessizce yaklaşır beline sarılır memeleri okşar muhtarın karısı* imam efendi sen daha gitmedinmi der *
fıkranın devamı

Yorgan Kavgası Bir gece sabaha karşı Hoca’nın evinin önünde patırtı gürültü ayyuka çıkmış. Hoca bakmış birkaç kişi kıyasıya kavga ediyor. Hemencecik yorgana sarındığı gibi dışan fırlayıp adamları ayırmaya kalkmış. Kalkmış kalkmasına da herifler kavgayı bırakıp Hoca’nın sırtından yorganı kaptıkları gibi tüymüşler. Hoca otuz iki dişi mızıka çalarak eve dönmüş. Tir tir titreyen Hoca’ya karısı uykulu bir sesle sormuş: - Kavga ne oldu? - Ne olsun, demiş Hoca, yorgan gitti, kavga bitti! umarım işinize yarar kardeşlerim:))
fıkranın devamı

sarhoş adamın biri inşaat çukuruna düşer.başlar bağırmaya.-çimse yok mi.-çimse yok mi.hiç kimse adamla ilgilenmez.sonunda adamın biri ona acır. tamam seni oradan çıkarırım ama birşartım var.sarhoş adam -dağam jartın ne.adam -bi daha şu zıkkım şeyi içme.adam arkasını döner ve -başka çimse ok mi. der
fıkranın devamı

Bir gün temel ile dursun otobüse bindiler şoför konuşmaya başladı levent,salihli,eyüp,sultan ahmet... dursun sordu ne zaman ineceğuz temel ismimiz söylendiği zaman ineceğüz az kaldı...
fıkranın devamı

hoca çocuğa ödev vermiş çocuk yapmamış ödevi 5 tane cümle kurmakmış çocuk babasının yanına gitmiş babası program izliyormuş babası demiş ki vay be şu bacaklara bak demiş çocukta bunu ödevine yazmış sonra annesinin yanına gitmiş ve sormuş anne bu yemek kime annesi demiş ki sana sana sana demiş çocuk bunu da yazmış ablasının yanına gitmiş ablasının erkek arkadaşıyla randevusu varmış arkadaşı aramış demiş ki bize gelsene demiş ablası yok şekerim gelemem randevum var demiş çocuk bunu da yazmış abisinin yanına gitmiş abisi tanzar manyağıymış çocuk yazmış oooo ben tanzar kardeşinin yanına gitmiş kardeşi oyuncak robotuyla oynarken oyuncağı yere düşmüş ve çocuk demiş ki pili bitti pili bitti pili bitti demiş çocuk bunu da yazmış ve hocaya okumaya başlamış vay be şu bacaklara bak hoca bana mı dedin sana sana sana çabuk müdüre gidiyoruz yok şekerim gelemem randevum var demiş gitmişler müdür sormuş kimsin ooooooooooo ben tanzar müdür bayılmış çocuk demiş ki pili bitti pili bitti pili bitti demiş.
fıkranın devamı

bir gün nenesi torununa --torunum,yeni aldığın kibrit yanmıyor,demiş. çocok; ama nasıl olur nineciğim.Ben yolda hepsini yaktığımda hepsi yanıyordu
fıkranın devamı

Köyün birinde küfürbaz çavuş Hakkı varmış. Bu adam çocukluğundan beri küfür eder başına her türlü bela gelir yine akıllanmazmış. Hocaya it demiş okuldan atılmış, işe girmiş patrona göt demiş işten atılmış en son askere gitmiş ve gittiği gün bölüğe akrabasını görmeye gelen paşaya akrabanı mı kayıracaksın lan deyyus demesi üzerine idam edilmesine karar verilmiş. İdam vakti gelmiş çatmış, Hakkı çavuş asılmış. Ölürken sanki cellada bir şeyler anlatmaya çalışır gibi mırıldanmış, bunun üzerine meraklanan cellat adamı ipten indirip ne var lan ağzını kem küm oynatıyorsun diye sorunca hakkı cevap vermiş az kalsın boğuluyordum lan pezevenk cellat.
fıkranın devamı

Temel istanbula gittikten sonra bir Otele yerlesir. Otelin tuvaletleri o kadar temizdir ki tuvalete sıçmaya kıyamaz. Bir posete sıçıp atıcağı bir yer arar. Tam o saatlerde 1 kilo altın çalınmıstır. Polisler Temeli elinde poşet içinde sarı bir sey görünce hemen yakalarlar. Poşetin içine bakmadan tartarlar. Tam 750grdır. Bunun 250grını ne yaptın deyip temeli bir güzel döverler. Sonra poşetin içindeki altın olmadıgı anlaşılır ve temeli serbest bırakırlar. Temel bu olaydan sonra köye geri döner. Köy ahalisi Temele: Istanbul nasil bizde gidelim mi?diye sorarlar. Temel ise: Siz siz olunda Istanbula Citmeyun. İstanbulda 1 çilo siçmayanun ağzine siçayler demiş.
fıkranın devamı

BİR GÜN BİR YAUDİYLE BİR MÜSLÜMAN BALIK TUTMAYA GİTMİŞLER TUTARKEN BİR FIRTINA GELMİŞ. MÜSLÜMAN DUA ETMEYE BAŞLAMIŞ YAUDİ BUNU DUYUNCA UYUZ OLMUŞ VE ŞUNU SÖLEMİŞ ULA MEHMET ALLAH ÇOK BÜYÜKTE BİZİM TEKNE ÇOK KÜÇÜK.
fıkranın devamı

Rusun vahtında zaten 3-5 model araba varmış. Onlarada herkes sahip olamazmış. Neyse ukraynanın Zaparovşik yada ona benzer bir vilayetinde sakatlar için bir araba üretiyorlarmış Ona Azerbaycanda zapı derler. Küçük güzel hoş bir araba aslında ama hele rusun vaxtı bitenden sonra çok ucuza satılan ve genelde hiç tamir edilmediği için kırık dökük bir arabadır. Neyse Rusun vaxtı bitenden sonra ilk yıllar Azerbaycanda en lüks arbalar şissot dur. Rusça 600 demek kısacası mercedes 600 neyse bir gün sivetaforda trafik lambasında şissot gelir kırmızı yandı diye durur. Birden küüüt arkadan bir şey vurur. Düşer aşağı hırsla gelir. Arkaya bakar bir zapı gelip daldan (arkadan) vurmuş. Tutar şöförü çeker alır. Birkaç sille neyse zapı şöförü atam sensen anam sensen bağışla vallah pulum yoktur. Neyse adam zengin bir ikide vurunca rahatladı. Yahçı yahçı danışıp durma yeri get. der biner maşına. Hadiii bir kaç dakika sonra ikinci svetafor. Daldan küüüt. Bir hırsla düşer gene aynı zapı şöförü kızar bağırır çağırır. Neyse oda aynı hikaye sen allah atam bağışla pul yohdur. şudur. budur. bağışlar. Biner arabaya bir kaç dakika sonra 3 cü svetafor. kırmızıda durmaya kalmadan daldan bir ses daha küüüüt. Adam çıldırmak üzere tam elini atar kapıya gözü ilişir güzgüye (maşının aynası) dalda bir zapı camda bir adam kafasını elini çıkarmış ön tarafa el edip sesleniyor. Gardaaşşş (kardeş) Narahat olma (rahatsız olma) menem men (benim ben)
fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama