Oğlun Fıkraları

loading...

Nasreddin Hoca bir gün camide vaaz verirken uzun uzun öğütler verdikten sonra:


- Ey cemaat, kulağınıza lüpe olsun. Şayet oğlunuz olursa sakın adını "Eyüp" koymayın, der.

Orada bulunanlardan birisi ayağa kalkarak:

- Niçin Hoca Efendi? der. Hoca:

- Çünkü halkın dilinde dolaşa dolaşa "Eyüp", bir de bakarsın "ip" oluverir, kopar, cevabını verir.

ÖĞÜTLER

Nasreddin Hoca, halkı zaman zaman bazı konularda uyarır, aydınlatır. Bu işi yaparken de akılda kalıcı örnekleri seçer.

Hoca bu hikayede, çocuklara isim konulurken çok dikkatli davranılması gerektiğini vurgulamıştır. İsimler çok güzel olsa bile, toplumda alay konusu olabilecekse, gülünecek bir kelimeyi çağıştırıyorsa, bu ismi koymaktan kesinlikle kaçınılmalıdır.

* Çocuklarınıza güzel isimler koyunuz. Çünkü isimler, insanın şahsiyetini etkiler. "Bir insana kırk kere deli desen, deli olur." tekerlemesinde olduğu gibi.

Aynı şekilde, kadın isminin erkeğe verilmesi ya da erkek isminin kadına verilmesi de şahsiyeti etkiler.

* İsmin önemi büyüktür. İnsanları görmeden önce, yanımızda en sevimli olanı ismi güzel olandır. Gördükten sonra ise, yüzü güzel olandır. Denedikten sonra ise ahlakı güzel olandır.

fıkranın devamı

kafkas ünüversitesinde okuyan bir kız yolda bir azeri teyzeye adres sorar .. yaşlı teyze anlatır. gadanalim indi burdan düz gidicen dösü dırmanıp dingili püküldünmükeşeyi dönün ce elecene gabagiya cıkacak ..kız yaşlı teyzeye anlamadıgını söyler ve teyze yine anlatır..balama kurban indi burdan dümdüz gidicendösü dırmanıp dingili püküldün mü ele gabagıya cıkacak basa tüstün ay menim balam. kız tekrar anlamadığını söyleyince.. yaşlı teyze: ay seni yere sogum köpoğlunun gırılmısı neyi anlamırsan ula niye men rusca mı konusuram ... :) :)
fıkranın devamı

MERTLE ANNESİ YÜRÜYORLARMIŞ. MERT YERDE BİR PARA BULMUŞ .ANNESİNE "ANNECİĞİM YERDEKİ PARAYI ALABİLİR MİYİM?" DEMİŞ .ANNESİ DE" OĞLUM YERDEKİ ŞEYLER ALINMAZ" DEMİŞ. BİRAZ DAHA YÜRÜMÜŞLER . MERT YERDE BİR KALEM BULMUŞ. ANNESİNE"YERDEKİ KALEMİ ALABİLİR MİYİM? DİYE SORMUŞ. ANNESİ "HAYIR OĞLUM YERDEKİ ŞEYLER ALINMAZ" DEMİŞ .BİRAZ DAHA YÜRÜMÜŞLER. BİR SÜRE SONRA ANNESİ YERE DÜŞMÜŞ. OĞLUNA "OĞLUM BENİ KALDIRSANA "DEMİŞ. MERT "HAYIR ANNE YERDEKİ ŞEYLER ALINMAZ" DEMİŞ.........
fıkranın devamı

ARTVİN FIKRALARI 1-HABU NAHİRİ… İki Artvinli öğretmen arkadaş, İstanbul’da bir okulda görev yapmaktadırlar. Birisi okul müdürü, diğeri ise meslektaşları ile arası biraz limonidir. Bir gün müdür, öğretmenleri toplantıya çağırır. Toplantı odasına giren Artvinli öğretmen, herkesin hazır olduğunu görür, yerine otururken müdüre: -Ço!..Habu nahiri naya topladın ki?(1). Diye söylenir. Müdür gülmemek için kıvranır, yanına oturduğu meslektaşı kulağına eğilerek: - Anlamadım, ne dedin ki? Diye merakla sorar. Bizimki umursamaz aynı tonda; -Boş ver, anlayan anladı der. (1)-Arkadaş!..Şu sığır sürüsünü niçin topladın ki? 2-AAAHO İÇTUĞUN… Artvinli yaşlı hanım, İstanbul’a oğlunun yanına misafir gider. Bir kaç gün sonra midesi bozulur, hasta-lanır. Gelini doktora götürür. Genç doktor çayından bir yudum çektikten sonra hastamıza şikâyetini sorar. İshalden kıvranan yaşlı kadın: -Ola oğul!..Ela vırıhliyerim(1),ela vırıhliyerim ki,aaaho(2) içtuğun çaya benzar ,der. Doktor bir şey anlamaz, ne diyor diye merakla gelinine bakar. Gelin, utanma ve gülme arasında bocalarken durumu anlatır. (1)-Vırıhlamak: İshal dışkı çıkarmak. (2)-Aaaho: Şu 3-TOZPEMBE İki köylü genç güzelce giyinir, gözlük takarak Artvin caddelerini arşınlamaya başlarlar. Niyetleri iki şehirli kız bulup onlarla tanışmaktır. Epey dolaştıktan sonra, Efkâr Tepesi Gezi Yolunda pantolon giy-miş, salına salına gezinen iki genç kıza gözleri takılır, peşlerinden yürümeye başlarlar. Biraz sonra birisi diğerine kızların duyacağı şekilde: -Ola!..Goriyersin,nasılda yugurtiyer(1) der.Diğeri başını sallayarak aynı tonda: -Emumgilin degirman taşı heç kalur, diye cevap verir. Bunu üzerine kızlardan birisi başını arkaya çevi-rir ve poşa(2) şivesi ile: -Aaattıreeem o göözlüklara daa, Dünya’yı touzpembee gorasız der. (1)-Yügürtmek: Bir merkez etrafında döndürmek. (2)-Poşa: Roman vatandaşlarımızın yöredeki ismi 4-İKİ PİTİK Eskiden Artvin yaylalarında otlak yüzünden köyler arasında kavgalar olur, çobanlar birbirlerinin kafasını gözünü patlatırdı. Yönetim anlaşmazlığı gidermek için Hükümet Tabibi başkanlığında bir heyeti atlı olarak yaylalara gönderir. Köy muhtarı, öğle yemeğini en varlıklı bir ailenin yayla evinde verdirir. Ama tabakların pisliğinden ve düzensizlikten heyet memnun olmaz. Muhtardan akşam yemeğinin daha temiz yerde verilmesi istenir. Muhtar da temizliği ve tertipli oluşu ile bilinen Teto Nene’nin evinde akşam yemeğinin verilmesini uygun bulur. Heyet sofraya oturur, gerçekten her yer düzenli ve tabaklar da tertemizdir. Büyük bir istekle yemeğe başlanır, yemek sonuna doğru heyet başkanı kendilerine hizmet etmekte olan Teto Nene’ye teşekkür eder, öğle yemeği verilen evden ise şikâyetçi olur. Bunun üzerine Teto Nene: -Vay toprah onlarun başuna, goya zengundurlar, kaç defe dedim ki iki pitik(1) edinin de habu kapkacağı(2) bir paklatun, der. (1)-Pitik: Enik, köpek yavrusu ()-Kapkacak, Tabak, çanak, kaşık gibi eşyanın genel adı 5-TAŞLAŞMIŞ GİBİ Artvin’de halk kendi aralarında yalnız masal, mani söylemezler bir de şakalaşırlardı. Ali ile Meh-met aynı köyde iyi arkadaştırlar. Nennar çayırlığında kızaklarına ot yüklemektedirler. Ancak Ali’nin kızağı biraz havalı olmuş, urganla kızağa iyice bağlamak gerekir, çocuğunun ise sıkmaya gücü yetmez. Yardımcı olması için arkadaşına seslenir. Kendisi üste, arkadaşı kızağın yan tarafından urganı çekince ek yerinden çözülür ve Mehmet sırt üstü yere düşer. Görenlerin kahkahaları arasında Mehmet yerden kalksa da sırtını vurduğu taş, canını çok acıtmış ve olay belleğine kazınmıştır. Kış ortalarına gelince Ali hastalanır, yataklara düşer. Mehmet ziyaretine gitmek ister, ancak meyve ve çerezler suyunu çekmiş, ne götüreyim diye düşünmeye başlar. Arkadaşının pestili çok sevdiğini bildiği için pestil yapmaya karar verir. Eski çarıklarından birinin tabanını pestil şeklinde dilimler, te-mizler, bıçakla çentikler ve akşamdan pekmeze yatırır. Ertesi günü başka bir arkadaşını alarak hasta-mızın ziyaretine gider. Konuşma sırasında hediyeyi ikram eder. Ali biraz zorlansa da afiyetle yer ve sonra: -Ola eymiş da, biraz taşlaşmış gibi der. Mehmet de Yoh Ola!.. mutlu bir şekilde: -Nennar’daki taş nerdaa,habu nerdaa,der. 6- ÇOCUK BOKU İLE Uzun kış gecelerinin birinde Ardanuç-Yolağzı Köyünde akranları İskender Durmuş’un evinde toplanmış sohbet ediyorlardı. Birden odanın içini pis bir koku yayılması üzerine, en gençlerini oturanların arkalarını koklaması için görevlendirilir. Teker teker kontrol edilmeye başlanır, sıra Nazım Yenigün’e gelince görevlinin burnuna ikincisini de sesli bir şekilde koy verir. Gül-meler arasında kendisini karga tulumba kürüne atmak için dışarı çıkarırlar. Yolda Tavuk etli ziyafet sözü verince kürünün buzlu sularına atılmadan kurtulur. O zamanlar 35 yaşlarında ve küçük yaşlarda 5 çocuk babasıdır. Evi, ahırı ve kümesi yan yanadır, çocuklar ahpun (1) kenarına kakalarını yapmakta ve tavuklar da o civarda yemlenmektedir. Aynı odada ziyafet sofrası kurulur, bulgur pilavı üstündeki haşlanmış tavuk etleri ayran eşliğinde iştahla yenmeye başlanır. Yemeğin ortalığına doğru Nazım Yenigün, sevinçli ve mutlu bir şekilde: -Ola ey yeyin. Habu tavuklar çocuk bohuyla tavlandı(2) haa. Helal olsun, yeyin, yeyin, der. 1-Ahpun: Ahır yanındaki gübrelik 2-Tavlanmak: Semirmek, aşırı kilo almak. 7-KOLOPA(1) Ardanuç-Yolağzı Köyü’nde Kurbanı Özkan ailece çayır kaldırmaktadır(2). Öğle yemeği için bir pantanın(3) altında sofra kurulmuş, aile reisinin namazının bitmesi beklenmektedir. Fakat namazda eğilirken de“Allah-u Ekber, kolop”,kalkarken de “Allah-u Ekber, kolop” diye seslice söylenmekte, herkes şaşkın şaşkın birbirine bakmakta, yeni bir dua mı diye merak etmekte-dirler. Selam verdikten sonra sofraya dönerek bağırır: -Yoğurda çekirgeler sıçrıyer, olaa!..Goramiyersız,anlamiyersız daa. 1-Kolopa/kolop: Ahşap yoğurt kabı 2-Çayır kaldırmak: Biçilmiş, kurumuş otları bir araya toplamak
fıkranın devamı

ARTVİN FIKRALARI 1-HABU NAHİRİ… İki Artvinli öğretmen arkadaş, İstanbul’da bir okulda görev yapmaktadırlar. Birisi okul müdürü, diğeri ise meslektaşları ile arası biraz limonidir. Bir gün müdür, öğretmenleri toplantıya çağırır. Toplantı odasına giren Artvinli öğretmen, herkesin hazır olduğunu görür, yerine otururken müdüre: -Ço!..Habu nahiri naya topladın ki?(1). Diye söylenir. Müdür gülmemek için kıvranır, yanına oturduğu meslektaşı kulağına eğilerek: - Anlamadım, ne dedin ki? Diye merakla sorar. Bizimki umursamaz aynı tonda; -Boş ver, anlayan anladı der. (1)-Arkadaş!..Şu sığır sürüsünü niçin topladın ki? 2-AAAHO İÇTUĞUN… Artvinli yaşlı hanım, İstanbul’a oğlunun yanına misafir gider. Bir kaç gün sonra midesi bozulur, hasta-lanır. Gelini doktora götürür. Genç doktor çayından bir yudum çektikten sonra hastamıza şikâyetini sorar. İshalden kıvranan yaşlı kadın: -Ola oğul!..Ela vırıhliyerim(1),ela vırıhliyerim ki,aaaho(2) içtuğun çaya benzar ,der. Doktor bir şey anlamaz, ne diyor diye merakla gelinine bakar. Gelin, utanma ve gülme arasında bocalarken durumu anlatır. (1)-Vırıhlamak: İshal dışkı çıkarmak. (2)-Aaaho: Şu 3-TOZPEMBE İki köylü genç güzelce giyinir, gözlük takarak Artvin caddelerini arşınlamaya başlarlar. Niyetleri iki şehirli kız bulup onlarla tanışmaktır. Epey dolaştıktan sonra, Efkâr Tepesi Gezi Yolunda pantolon giy-miş, salına salına gezinen iki genç kıza gözleri takılır, peşlerinden yürümeye başlarlar. Biraz sonra birisi diğerine kızların duyacağı şekilde: -Ola!..Goriyersin,nasılda yugurtiyer(1) der.Diğeri başını sallayarak aynı tonda: -Emumgilin degirman taşı heç kalur, diye cevap verir. Bunu üzerine kızlardan birisi başını arkaya çevi-rir ve poşa(2) şivesi ile: -Aaattıreeem o göözlüklara daa, Dünya’yı touzpembee gorasız der. (1)-Yügürtmek: Bir merkez etrafında döndürmek. (2)-Poşa: Roman vatandaşlarımızın yöredeki ismi 4-İKİ PİTİK Eskiden Artvin yaylalarında otlak yüzünden köyler arasında kavgalar olur, çobanlar birbirlerinin kafasını gözünü patlatırdı. Yönetim anlaşmazlığı gidermek için Hükümet Tabibi başkanlığında bir heyeti atlı olarak yaylalara gönderir. Köy muhtarı, öğle yemeğini en varlıklı bir ailenin yayla evinde verdirir. Ama tabakların pisliğinden ve düzensizlikten heyet memnun olmaz. Muhtardan akşam yemeğinin daha temiz yerde verilmesi istenir. Muhtar da temizliği ve tertipli oluşu ile bilinen Teto Nene’nin evinde akşam yemeğinin verilmesini uygun bulur. Heyet sofraya oturur, gerçekten her yer düzenli ve tabaklar da tertemizdir. Büyük bir istekle yemeğe başlanır, yemek sonuna doğru heyet başkanı kendilerine hizmet etmekte olan Teto Nene’ye teşekkür eder, öğle yemeği verilen evden ise şikâyetçi olur. Bunun üzerine Teto Nene: -Vay toprah onlarun başuna, goya zengundurlar, kaç defe dedim ki iki pitik(1) edinin de habu kapkacağı(2) bir paklatun, der. (1)-Pitik: Enik, köpek yavrusu ()-Kapkacak, Tabak, çanak, kaşık gibi eşyanın genel adı 5-TAŞLAŞMIŞ GİBİ Artvin’de halk kendi aralarında yalnız masal, mani söylemezler bir de şakalaşırlardı. Ali ile Meh-met aynı köyde iyi arkadaştırlar. Nennar çayırlığında kızaklarına ot yüklemektedirler. Ancak Ali’nin kızağı biraz havalı olmuş, urganla kızağa iyice bağlamak gerekir, çocuğunun ise sıkmaya gücü yetmez. Yardımcı olması için arkadaşına seslenir. Kendisi üste, arkadaşı kızağın yan tarafından urganı çekince ek yerinden çözülür ve Mehmet sırt üstü yere düşer. Görenlerin kahkahaları arasında Mehmet yerden kalksa da sırtını vurduğu taş, canını çok acıtmış ve olay belleğine kazınmıştır. Kış ortalarına gelince Ali hastalanır, yataklara düşer. Mehmet ziyaretine gitmek ister, ancak meyve ve çerezler suyunu çekmiş, ne götüreyim diye düşünmeye başlar. Arkadaşının pestili çok sevdiğini bildiği için pestil yapmaya karar verir. Eski çarıklarından birinin tabanını pestil şeklinde dilimler, te-mizler, bıçakla çentikler ve akşamdan pekmeze yatırır. Ertesi günü başka bir arkadaşını alarak hasta-mızın ziyaretine gider. Konuşma sırasında hediyeyi ikram eder. Ali biraz zorlansa da afiyetle yer ve sonra: -Ola eymiş da, biraz taşlaşmış gibi der. Mehmet de Yoh Ola!.. mutlu bir şekilde: -Nennar’daki taş nerdaa,habu nerdaa,der. 6- ÇOCUK BOKU İLE Uzun kış gecelerinin birinde Ardanuç-Yolağzı Köyünde akranları İskender Durmuş’un evinde toplanmış sohbet ediyorlardı. Birden odanın içini pis bir koku yayılması üzerine, en gençlerini oturanların arkalarını koklaması için görevlendirilir. Teker teker kontrol edilmeye başlanır, sıra Nazım Yenigün’e gelince görevlinin burnuna ikincisini de sesli bir şekilde koy verir. Gül-meler arasında kendisini karga tulumba kürüne atmak için dışarı çıkarırlar. Yolda Tavuk etli ziyafet sözü verince kürünün buzlu sularına atılmadan kurtulur. O zamanlar 35 yaşlarında ve küçük yaşlarda 5 çocuk babasıdır. Evi, ahırı ve kümesi yan yanadır, çocuklar ahpun (1) kenarına kakalarını yapmakta ve tavuklar da o civarda yemlenmektedir. Aynı odada ziyafet sofrası kurulur, bulgur pilavı üstündeki haşlanmış tavuk etleri ayran eşliğinde iştahla yenmeye başlanır. Yemeğin ortalığına doğru Nazım Yenigün, sevinçli ve mutlu bir şekilde: -Ola ey yeyin. Habu tavuklar çocuk bohuyla tavlandı(2) haa. Helal olsun, yeyin, yeyin, der. 1-Ahpun: Ahır yanındaki gübrelik 2-Tavlanmak: Semirmek, aşırı kilo almak.
fıkranın devamı

ARTVİN FIKRALARI 1-HABU NAHİRİ… İki Artvinli öğretmen arkadaş, İstanbul’da bir okulda görev yapmaktadırlar. Birisi okul müdürü, diğeri ise meslektaşları ile arası biraz limonidir. Bir gün müdür, öğretmenleri toplantıya çağırır. Toplantı odasına giren Artvinli öğretmen, herkesin hazır olduğunu görür, yerine otururken müdüre: -Ço!..Habu nahiri naya topladın ki?(1). Diye söylenir. Müdür gülmemek için kıvranır, yanına oturduğu meslektaşı kulağına eğilerek: - Anlamadım, ne dedin ki? Diye merakla sorar. Bizimki umursamaz aynı tonda; -Boş ver, anlayan anladı der. (1)-Arkadaş!..Şu sığır sürüsünü niçin topladın ki? 2-AAAHO İÇTUĞUN… Artvinli yaşlı hanım, İstanbul’a oğlunun yanına misafir gider. Bir kaç gün sonra midesi bozulur, hastalanır. Gelini doktora götürür. Genç doktor çayından bir yudum çektikten sonra hastamıza şikâyetini sorar. İshalden kıvranan yaşlı kadın: -Ola oğul!..Ela vırıhliyerim(2),ela vırıhliyerim ki,aaaho(3) içtuğun çaya benzar ,der. Doktor bir şey anlamaz, ne diyor diye merakla gelinine bakar. Gelin, utanma ve gülme arasında bocalarken durumu anlatır. (2)-Vırıhlamak: İshal dışkı çıkarmak. (3)-Aaaho: Şu 3-TOZPEMBE İki köylü genç güzelce giyinir, gözlük takarak Artvin caddelerini arşınlamaya başlarlar. Niyetleri iki şehirli kız bulup onlarla tanışmaktır. Epey dolaştıktan sonra, Efkâr Tepesi Gezi Yolunda pantolon giymiş, salına salına gezinen iki genç kıza gözleri takılır, peşlerinden yürümeye başlarlar. Biraz sonra birisi diğerine kızların duyacağı şekilde: -Ola!..Goriyersin,nasılda yugurtiyer(4) der.Diğeri başını sallayarak aynı tonda: -Emumgilin degirman taşı heç kalur, diye cevap verir. Bunu üzerine kızlardan birisi başını arkaya çevirir ve poşa(5) şivesi ile: -Aaattıreeem o göözlüklara daa, Dünya’yı touzpembee gorasız der. (4)-Yügürtmek: Bir merkez etrafında döndürmek. (5)-Poşa: Roman vatandaşlarımızın yöredeki ismi 4-İKİ PİTİK Eskiden Artvin yaylalarında otlak yüzünden köyler arasında kavgalar olur, çobanlar birbirlerinin kafasını gözünü patlatırdı. Yönetim anlaşmazlığı gidermek için Hükümet Tabibi başkanlığında bir heyeti atlı olarak yaylalara gönderir. Köy muhtarı, öğle yemeğini en varlıklı bir ailenin yayla evinde verdirir. Ama tabakların pisliğinden ve düzensizlikten heyet memnun olmaz. Muhtardan akşam yemeğinin daha temiz yerde verilmesi istenir. Muhtar da temizliği ve tertipli oluşu ile bilinen Teto Nene’nin evinde akşam yemeğinin verilmesini uygun bulur. Heyet sofraya oturur, gerçekten her yer düzenli ve tabaklar da tertemizdir. Büyük bir istekle yemeğe başlanır, yemek sonuna doğru heyet başkanı kendilerine hizmet etmekte olan Teto Nene’ye teşekkür eder, öğle yemeği verilen evden ise şikâyetçi olur. Bunun üzerine Teto Nene: -Vay toprah onlarun başuna, goya zengundurlar, kaç defe dedim ki iki pitik(6) edinin de habu kapkacağı(7) bir paklatun, der. (6)-Pitik: Enik, köpek yavrusu (7)-Kapkacak: Tabak, çanak, kaşık gibi eşyanın genel adı 5-TAŞLAŞMIŞ GİBİ Artvin’de halk kendi aralarında yalnız masal, mani söylemezler bir de şakalaşırlardı. Ali ile Mehmet aynı köyde iyi arkadaştırlar. Nennar çayırlığında kızaklarına ot yüklemektedirler. Ancak Ali’nin kızağı biraz havalı olmuş, urganla kızağa iyice bağlamak gerekir, çocuğunun ise sıkmaya gücü yetmez. Yardımcı olması için arkadaşına seslenir. Kendisi üste, arkadaşı kızağın yan tarafından urganı çekince ek yerinden çözülür ve Mehmet sırt üstü yere düşer. Görenlerin kahkahaları arasında Mehmet yerden kalksa da sırtını vurduğu taş, canını çok acıtmış ve olay belleğine kazınmıştır. Kış ortalarına gelince Ali hastalanır, yataklara düşer. Mehmet ziyaretine gitmek ister, ancak meyve ve çerezler suyunu çekmiş, ne götüreyim diye düşünmeye başlar. Arkadaşının pestili çok sevdiğini bildiği için pestil yapmaya karar verir. Eski çarıklarından birinin tabanını pestil şeklinde dilimler, temizler, bıçakla çentikler ve akşamdan pekmeze yatırır. Ertesi günü başka bir arkadaşını alarak hastamızın ziyaretine gider. Konuşma sırasında hediyeyi ikram eder. Ali biraz zorlansa da afiyetle yer ve sonra: -Ola eymiş da, biraz taşlaşmış gibi der. Mehmet de mutlu bir şekilde: -Yoh Ola!..Nennar’daki taş nerdaa,habu nerdaa,der.
fıkranın devamı

baba ders çalışmayan oğluna - oğlum atatürk senin yaşındayken çok çalışkan bir çocuktu oğlan -ona kalırsa baba atatürk senin yaşındaykende cumhurbaşkanıydı demiş
fıkranın devamı

bir gün temel oğlunun yanına gitmiş.oğlu 10.katta oturuyormuş yorgun yorgun yukarı çıkmış.oğlu: baba neden asansöre binmedin demiş.temel: asansör 6 kişilikti 6 kişi bekledim gelmedi bende binmedim demiş
fıkranın devamı

Bir adam çocuğunu kaybeder. Bir gün bir adamın yanına gider. Ve sorar (bu çocuğu gördünmü?) adam cevap verir (bak şimdi şurda 3cadde var 1.sine değil 2.sine değil 3. süne git. Orada 3 sokak var 1.sine değil 2.sine değil 3. süne git.Orada 3 mahalle var 1.sine değil 2.sine değil 3.süne git.Orada 3 ara sokak var 1.sine değil 2. sine değil 3.süne git.Orada 3 tane ev var 1.sine değil 2.sine değil 3.süne git. Orada 3tane kat var 1.sine değil 2.sine değil 3.süne git. Orada 3tane kapı var 1.sine değil 2.sine değil 3.süne git.Orada 3tane oda var 1.sine değil 2.sine değil 3.süne git.Orada 3 tane bölüm var 1.sine değil 2.sine değil 3.süne git.Orada 3tane dolap var 1.sine değil 2.sine değil 3.süne git.Orada 3tane çekmece var 1.sine değil 2.sine değil 3.süne git.Oradaki kurana el basarımki oğlunu görmedim.
fıkranın devamı

Topkapı Müzesi'ndeki ünlü "Kaşıkçı Elması" adını nasıl almış? Bu elmas Osmanlı Hazinesi'ne nasıl girmiş? Elmas kaç karattır? Dünyanın tanınmış elmasları arasında yeri nedir?
fıkranın devamı

Nasreddin Hoca bir gece telâşla karısını uyandırmış:- “Aman hanım, çabucak şu gözlüklerimi ver de uykum açılmadan gözüm...
fıkranın devamı

Hoca’nın komşusunun hanımı hamileymiş. Gece sancısı tutmuş. Komşu hanımlar koşuşmuşlar. Ebe’yi çağırmış almış get...
fıkranın devamı

Nasreddin Hoca oğlunu çeşmeye gönderiyormuş. Testiyi eline verdikten sonra yüzüne okkalı bir tokat aşketmiş, ardından da:- &#...
fıkranın devamı

Nasreddin Hocaya sormuşlar;- “İnsanlar ne zamana kadar böyle doğup yaşayıp ölecekler ?”- “Cennetle cehennem...
fıkranın devamı

Köylünün birisi, diğer bir köylüden “10 kile buğday alacağı olduğunu” iddia ediyormuş. Aslında böyle bir alacağı ...
fıkranın devamı

Köylüler EYYÛB ismini, Eyip, İyip, iyp gibi bozuk şekilde telâffuz ediyorlarmış.Bir gün Nasreddin Hoca vaazında:- “Ey M...
fıkranın devamı

Hoca’nın oğullarından biri yakın köylerin birinde çömlekçilik yapıyormuş. Bir gün Hoca yanına gidince :- “ Baba, ...
fıkranın devamı



Başlatmak için lütfen play tuşuna basınız....
fıkranın devamı


Yaşlı adam ameliyat olacakmış. Ameliyatı cerrah olan oğlunun yapması için ısrar etmiş. Çok daha uzman olan doktorlar olduğu halde, bu ısrarının nedenini soranlara ise “Onun bu ameliyatı çok iyi yapmasını sağlayacak formülü biliyorum” diyormuş. Ameliyat günü gelmiş ve ameliyathaneye giderken oğlunu
yanına çağırmış ve söyle demiş:
- Oğlum, zor olduğunu biliyorum. Bana bir şey olursa annen içinde sakın üzülme. Zaten gelmeden annenle de konuştuk. Eğer bana bir şey olursa , eşyalarını alıp sizin yanınıza yerleşmesine karar verdik. Seninle ve geliniyle daha mutlu olur. O nedenle rahat ol..

fıkranın devamı


birgün temel almanyadan türkiyeye gelecekmiş.oğlunu aramaş:
haçen oğlum ben türkiyeye geleceum da..gelip beni uçaktan alasın da...
oğluda uçağın adını sorar baba han gi uçak la geleysin da baba : panam la geleyüm da der.
oğluanlayamaz.neyle baba?
panam la oğlum...
baba yine anlamadım. şunu bir kodlayı ver der...
babası da derki:pancarın pan'ı ananın .....der..........


fıkranın devamı


Temel kolej sınavına hazırlanan oğluna yardım ederken sormuş :
-Su kaç terecede kaynayi?
-Toksan terece, deyince
-Pilemedun, demiş, toksan terecede dik açı kaynayi!

fıkranın devamı


Adamın birinin evinde yangın çıkmış. Komşuları yardıma koşmayıp olayı seyretmeye başlayınca iş başa düşmüş.. İlk önce oğlunu yangının içerisinden çıkarıp dışarda beklemesini söylemiş.. Dalmış tekrar duman ve ateşin içerisine, kızını çıkartmış dışarıya.. Sonra karısını, sonra köpeği ve kedisini.. daha sonra dışarı hiçbir şey getirmeden 3 kere daha içeri girmiş çıkmış.. Onu seyreden komşularından biri sormuş “Niçin yanan eve girip çıkıyorsun dışarı hiç bir şey getirmiyorsun?” diye.. “Kayınvalidem içeride!” demiş adam “Arada bir girip çeviriyorum..!”

fıkranın devamı


Genç bir adam süpermarkette dolaşırken yaşlı bir kadının kendisini izlediğini fark eder. Fazla umursamadan alışverişine devam eder.
Bir şeyler alır ve kasaya gelir. Bu sırada yaşlı kadın adama:
- "Size bakmamdan rahatsız oldunuz ama yeni ölen oğluma çok benziyorsunuz bu yüzden size bakıyorum" der.
Bunun üzerine adam üzülerek:
- "Oğlunuzu kaybetmenize çok üzüldüm. Yapabileceğim bir şey varsa çekinmeyin söyleyin." der
Yaşlı kadında
- "Marketten çıkarken bana güle güle anne derseniz bu beni çok mutlu eder."
Ve kadın marketten çıkar. Adam da ona
- "Güle güle anne" diyerek veda eder.
Kasadaki tezgahtar alışverişinin 100 milyon tuttuğunu söyler.
Adam şaşırır ve
- "Ama nasıl olur ben sadece bir kaç ufak şey aldım." diye çıkışır.
Bunun üzerine tezgahtar kız
- "Anneniz onun aldıklarını da sizin ödeyeceğini söyledi."

fıkranın devamı


Bir gün bir kral varmış ölmek üzereymiş 3 te oğlu varmış.Kral oğullarına demişki eğer ben ölürsem pembe kuzuya çok iyi bakın demiş.Oğullarıda peki babacığım demişler.Bir gün pembe kuzu kaybolmuş.Kral en büyük oğluna çabık pembe kuzuyu bul ve bana getir demiş oğluda hemen bulacağım babacığım demiş.Oğlu pembe kuzuyu bulmak için tüm ülkeyi dolaşmış ama bulamamış.Babasının yanına gitmiş babacığım ben tüm ülkeyi dolaştım ama pembe kzuuyu bulamadım demiş.Kralda hemen bunun kellesini kesin demiş kralın büyük oğlu ölmüş.Ortancı oğluna söylemiş oda tüm ülkeleri gezmiş ama pembe kuzuyu bulamamış.Kral ortancı oğlununda kellesini kestirmiş.Sıra son oğluna gelmiş oda tüm dünyayı gezmiş ama pembe kuzuyu bulamamış.Sonra düşünmüş demişki kendi kendine babam 2 abimide öldürdü bende kuzuyu bulamadım demiş bana kıyamaz gidiyim söliyim bulamadığımı demiş.Kral sonuncu oğluna bir gün kuzuyu bulması için bir şans vermiş.2 adam birbirinle konuşuyormuş biri ben peygamberim ben peygamberim diyorlarmış.Sonra yaşlı bem beyaz sakallı adam gelmiş demişki sakallarını okşayarak halla halla ben bunları ne zaman yarattım demiş.sonra bir tren istasyonunda bir kadın ve bir maymunu varmış.Maymun arkadaki adama ikide bir ensesine vuruyormuş.Adam kadını uyarmış bir kez daha yaparsa camdan aşağıya maymununuzu atarım demiş.Maymun yine vurmuş bu sefer maymunu camdan aşağı fırlatmış.Kadında bahığra bağıra alamış trenin sahibide maymunu bulupta getirelim kadıncağaz alamasın demiş.Sonra çalılıkların arkasından bir çıkırtı bir ses gelmiş sizce o kim ? bilemediniz sölüyorum pembe kuzuymuş

fıkranın devamı


Dursun fena halde sıkıntıya düşmüştü.. Bir çocuk kaçırıp fidye istemeye karar verdi. Doğru, Yıldız Parkı"na gitti.. Orada kendi kendine oynayan bir çocukla ahbap oldu.. Trilyoner Temel"in oğlu olduğunu ögrenince, planını yaptı.. Çocuğu hemen bir kalın çınar ağacının arkasına çekti.. Cebinden çıkardığı kağıda fidye notunu yazdı:



"Temel Bey, Oğlunu kaçırdım. Yarın sabah yedide, Yıldız parkındaki büyük çınar ağacının içindeki kavuğa, sarı bir çanta içinde 10 bin dolar bırak..Dursun!."
Notu çocuğun iç cebine itina ile yerleştirdi ve "Şimdi doğru eve git, baban bu notu okusun" dedi..
Ertesi sabah yedi buçukta parka gittiğinde, çınarın kovuğunda sarı bir çanta içinde 10 bin doları buldu. Yanında bir de not vardı:

-İste paran. Ama gene de bir Karadenizli"nin kendi hemşerisine bunu yapabileceğine inanamayrum.

fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama