Oruç Fıkraları

loading...

Hoca hâli vakti yerinde, namazdan oruçtan habersiz Akşehirli bir bakkala girip sormuş;- “Sende un var mı ?”- R...
fıkranın devamı

Nasreddin Hoca’nın, ailece oruç tutmayan bir komşusu varmış. Ama adam hep sahur yemeği hazırlattırır, çocuklarını da sa...
fıkranın devamı


Temelin ineği hastalanmış.. Hangi veterinere götürmüşse bir türlü iyileşmemiş.
Temel biçare bir şekilde düşünürken ellerini açıp Allah'a yalvarmış..
-''Yarabbi sen ineğimi iyi et, iyi edersen 15 gün oruç tutarım... ".
Bu hayvan iki günden fazla yasamaz diyen veterinerlere rağmen inek iyileşmiş..
Bizim temel 15 gün oruç tutmuş. 16.gün inek ölmüş.
Temel ne yapacağını sasırmış.
İnek ölü, havadan 15 gün de oruç tutulmuş.....
Ellerini açmış :
-"Yarabbi sen saniyorsun ki Temel aptaldur,
hiç itiraz kabul etmem, ineğu kurbana sayar, tuttiğum oruçlari da Ramazan'dan düşerum.
Hiç kusura pakmayasun...''

fıkranın devamı


Dursun bir gün Temele sorar:
-Ula temel sen bir öğünde kaç hamsi yeyisun?
-elli
-peki orucken ne kadar yeyisun?
-yüz
hayır
-oruçken bir tane yediğin zaman orucun bozulur ve diğer doksan dokuz taneyi oruc değilken yersun.
Temel bu espiriyi çok sever ve hemen bir arkadaşına söyler.
-Ula sen oruçken kaç hamsi yersin yirmi tüh espiriyi kaçırdın yüz deseydin espiri yapacaktım

fıkranın devamı


Dursun Temel’e sormuş:”Uşağum oruçlu oruclukaç hamsi yiyepiliyorsun?”Temel-100 tane demiş.Dursun:”Hadi oradan yesen yesen 1 tane yersin geriye kalan 99 hamsiyi oruçsuz yersin “demiş.Bu espiri Temelin hoşuna gitmiş.Yolda Cemal’i görmüş ve hemen sormuş:”Uşağım oruçlu oruçlu kaç hamsi yiyepiliyorsun ?”Cemal:”50” demiş. Temel:”Ha uşağım 100 deseydun sana müthiş bir espiri yapacamtum”demiş...

fıkranın devamı


Dursun temele sormuş: -uşağum oruçlu oruçlu kaç hamsi yiyebilirsun? temel:100 tane yerum valla... dursun:hadi oradan yesen yesen 1 tane yersun geriye kalan 99 hamsiyi oruçsuz yersun... bu espiri temelin acayip hoşuna gitmiş.yolda cemali görmüş ve hemen sormuş: uşağum oruçlu oruçlu kaç hamsi yiyebilursun? cemal:elli tane yerum ben... temel:tüh be uşağum 100 deseydun sana müthiş bir espiri yapacaktum...

fıkranın devamı

Güzel için oruç bozulurmu ?Bektaşiye bir gün sormuşlar...Gelse bir dilberi ahuOlsa savmı rama...
fıkranın devamı

Oruç tutan Bektasinin biri pek fena susamis.Vakit geçirmek için kirda giderken bakmis gürül gü...
fıkranın devamı

Adama sormuslar: -Kaç gün oruç tuttun? -Hastaligim nedeniyle, ancak bir gün tutabildim! Ayni sor...
fıkranın devamı

Canlardan birine, Ramazanda sormuslar: -Erenler kaç tane oruç tuttun? -Henüz nasip olmadi.Tuzak k...
fıkranın devamı

Bektaşi ile hacı osmanlı zamanında ramazanda içki içerken yakalanırlar. Kadı yaptıklarını...
fıkranın devamı

Aşağıdaki yazıyı kimin yazdığı meçhul ama gayet ilginç...

Azerbaycan'ın adını işyerinde telaffuz etmeye başladığımızda yani 1992-1993 yıllarında, orası bizim için kapalı bir kutuydu. Azerbaycan, çok çok eski olan Rus cihazlarından oluşan haberleşme ağını yenilemeye, köylerine, kasabalarına telefon hizmeti götürmeye çalışıyordu. Tabii dünyaya pencerelerini açtıktan sonra da ilk iş olarak; dil, kültür, din birliği olan kardeş ülke Türkiye'den yardım istemişlerdi. Bizler de Türkiye'nin en önemli iki telekomünikasyon şirketinden biri olarak güzel projeler yapmak için kolları sıvadık.

İlk defa Direktörümüzün Azerbaycan ile telefon konuşmasına şahit olduğumda şok oldum. Konuştuğu kişi dönemin Haberleşme Bakan Yardımcısı' ydı ve bizim patron, hiçbir samimiyeti olmamasına rağmen "sen" diye hitap ediyordu. Azerice'de "siz" kavramı yoktu. Görüştüğünüz kişi Bakan da olsa "sen" diye konuşabiliyordunuz. Birinci dersimizi aldık.

Karşılıklı görüşmeler için Bakü' ye gittik. Havaalanında dakika bir, gol bir hatamı yaptım. Üniformalı birini göstererek, Azerice'de benden daha tecrübeli bir arkadaşıma "bu adam subay mı?" diye sordum. Arkadaş: "sus, adamı peşimize mi takacaksın, burada subay bekar demek" dedi. Bizdeki "subay" ne demek söylemedi.

Bizi karşılayan Azeri arkadaş, arabaya binerken kendisinin dalda (arkada) gideceğini benim de kabaga (öne) oturmamı söyledi. Otelin önüne gelince şoför; "abla sen burada düş, ben arabayı saklayıp gelirim" dedi. Yani ben ineceğim, o da park edip gelecek. Sonra düşmenin inmek yerine her yerde kullanıldığını "merdiveni boşver, gel asansörle düşelim" dediklerinde daha iyi kavradım. Ama bunu bilmeyen arkadaşlarımız Azerbaycan Havayolları ile yaptıkları bir uçuş sonunda, Bakü' ye beş dakika içinde düşecekleri anonsu ile hayatlarını film şeridi gibi bir-iki saniye izleme fırsatını bulmuşlar. Bir diğerimiz de Bakü' ye telefon edip montaj ekibimizin varıp varmadığını öğrenmek istemiş, telefondaki Azeri: "uçak Bakü üzerinde fırlandı, fırlandı, Sumqayit' e düştü" demesiyle feryat figan ortalığı birbirine katmıştı. Anladık ki uçak Bakü' ye inememiş, bir iki tur atıp, başka bir şehre inmiş.

Azeriler çok misafirperver. Herhangi bir ikramı reddetmek çok ayıp. Sizi ağırlamak için paralanıyorlar. Altı saat boyunca yemek yenilebiliyor. Bizi o dönemin gözde bir lokantasına götürdüler. Adı Gülistan. Ordan burdan konuşulurken, çok değerli bir şairlerinin başka bir ülkede rahmetli olduğunu ve sümüklerini Bakü'ye getirmeye çalıştıklarını söylediler. Biz yine anlamsız anlamsız bakınca, sümüğün kemik anlamına geldiği ve Türkçe sümüğün karşılığının da "burun suyu" olduğu anlaşıldı. Sonra bana sümüklü et (pirzola) sipariş edildi. Şu anda Bakü'deki Migros yani ???????? Store'un camlarında "sümüklü et şu kadar, sümüksüz et bu kadar" ilanlarını görmek mümkün. Bu arada garson yanımıza yaklaştı ve yan masadaki adamların arkadaşımızı Sefer Bey'e okşattıklarını söyledi. Tabii okşanmaya maruz kalmış arkadaş da kolay kolay okşanacak bir tip değil. Bıyıklı ve iri cüsseli olan arkadaşımız acayip bozulup, "kim okşatmış beni, bu da ne demek" şeklinde horozlandı. Okşatmanın - benzetmek olduğunu zar zor anlayarak rahatladık. Rus kızların dansları ve "Ada Vapuru Yandan Çarklı" şarkısı eşliğinde yemeğimizi bitirdik. Ertesi gün seherde bizi otelin kabağından aparacaklarını söylediler. Yani sabah, otelin önünden alınacaktık.

Sezen Aksu, İbrahim Tatlıses acayip rağbet görüyordu. Bir de o zamanlar Cuma akşamları TRT'de yayınlanan "Bir Başka Gece" programı çok seviliyordu. Hatta Cuma gecelerine denk gelen düğünlere "Bir Başka Gece" programı süresince ara veriliyor, düğün ahalisi TV salonuna geçerek hep birlikte programı seyrediyordu. Sonra düğüne bırakılan yerden devam ediliyordu. Daha da enteresanı önemli bir iş toplantısının ortasında üst-makamın ofisinin (genelde her ofiste irice bir TV var) kapısı tık tık çalınıyor, departmandaki sekreterler sessizce kenara diziliyor ve sabah saatlerinde verilen Brezilya dizisi hep birlikte seyrediliyordu. Tabii bizim toplantı devam ediyordu etmesine ama Azeri yöneticisinin gözleri de sık sık televizyona kayıyordu. En zevklisi Azerbaycan-Türkiye futbol maçını Azeri televizyonundan, Azeri spikerin anlatımıyla seyretmek: Türk Milli Yığma Komandoları. Türkiye Milli Takımı anlamında. "Türk kapıcısı (kaleci) topu gapı aralığından depti, yirmibirinci dakka olmasına rağmen maç heç heç (0-0) devam etmekte" gibi sevimli cümlelere rastlıyorsunuz. Ya da bir Amerikan filmini Azeri dublaj ile seyretme şansını yakaladıysanız Robert Redford'un "men yahsiyem, istemirem. Sen nicesin?" şeklinde konuşmasına gülmekten kırılıyorsunuz. (Bu arada Arap ülkelerinden birinde iş için bulunan arkadaşım bir filmde: R. Hudson'a barmenin ne içeceğini sorduğunu ve onun da elhamdüllah oruçluyam dediğini söyledi. İnanamadım, yazmış da olabilir). Bu arada bizler de onları Türkiye'ye davet ettik. Hatta bir yöneticinin eşi rahatsızlandı ve doktora götürmek görevi bana düştü. Amerikan Hastanesi'nden randevu aldık. Kadın; "oynaklarım, sümüklerim, kıçım ağrıyor, derman yuttum geçmedi" dedi. Doktorda Hakan Şükür bakışları oluştu. Yani "eklemleri, kemikleri ve bacakları ağrıyor ve ilaç almasına rağmen geçmiyor" dedim. Neyse tahliler filan, derman bulundu.
fıkranın devamı

Adamın Birininin ineği hastalanmış.Adam Allah'a dua etmiş.
-İneğim iyileşirse 10 gün oruç tutacağım.
Bu duasından birkaç gün sonra inek iyileşmiş. Adam da söz verdiği gibi orucunu tutmaya başlamış. Fakat inek 9. gün ölmüş.
-Adam mağdur durumdadır.Düşünür taşınır ve kendi kendine şu kararı alır:
-9 günlük orucu ramazandan düşerim,ineği de kurbana sayarım olur biter...






-
fıkranın devamı

Adam namaza durmuştu. Arkadaşları onun hakkında konuşmaya başladılar:
- Dindar, takva sahibidir doğrusu.
Bunu duyan adam namazını kesip arkadaşlarına döndü:
- Dahası var; oruçluyum da!
fıkranın devamı

Adamın tek geçim kaynağı olan ineği hasta olmuş. İneği alıp veterinere götürmüş. Veteriner muayeneden sonra; bu inek 3-5 gün sonra ölür demiş.
Adam çaresiz bir durumda Allah'a; "Eğer inek ölmezde yaşarsa, senin için 15 gün ocuç tutacağım" diyerek dua etmiş.
İnek 3-5 gün sonra ölmemiş, adamda sözünde durup 15 gün orucunu tutmuş. Ama inek 16.gün ölmüş.
Adam Allah'a hitaben; "Sen beni keriz mi sandın?... Ölen ineği gelecek yıl keseceğim kurbana sayar, tuttuğum orucu da ramazan ayında tutacağım oruçtan düşerim" demiş.

fıkranın devamı

Temelin inegi hastalanmis.. Hangi veterinere götürmüsse bir türlü iyilesmemis.
Temel biçare bir sekilde düsünürken ellerini açip ALLAH'a yalvarmis..
-''Yarabbi sen inegimi iyi et, iyi edersen 15 gün oruç tutarim... ".
Bu hayvan iki günden fazla yasamaz diyen veterinerlere ragmen inek iyilesmis..
Bizim temel 15 gün oruç tutmus. 16.gün inek ölmüs.
Temel ne yapacagini sasirmis.
İnek ölü, havadan 15 gün tutulan oruç.....
Ellerini açmis :
-"Yarabbi sen saniyorsun ki Temel aptaldir, hiç itiraz kabul etmem, inegi kurbana sayar, tuttugum oruçlari da Ramazan'dan düserim hiç kusura bakma..'''



fıkranın devamı

Adama sormuslar :
-Kaç gün oruç tuttun?
-Hastalığım nedeniyle, ancak bir gün tutabildim! Aynı soruyu, orada bulunan Temel'e sorunca, Temel hiç istifini bozmadan yanıt vermiş:
-Bu arkadaş penden bir gün fazla oruç dutmuş!
fıkranın devamı

Tilki ormanda gezmektedir.
Bir ağacın dalında asılı bir geyik budu görür.
Açtır ama süphelenir kontrol etmeye başlar ve görür ki bu bir
tuzak...
Geyik budu bir iple bombaya bağlıdır. Epeyce uzağa gider ve
başını kollarının üzerine koyarak yatar, biraz sonra kurt gelir,
budu görür ve yatan tilkiyi de tabi... Tilkiye sorar:
- "Napıyorsun dostum?"
Tilki cevap verir
- "Hiçç... yatıyorum"
- "Burda bir but var"
- "Evet var"
- "Neden yemedin?"
Tilki sakince cevap verir:
- "BU GÜN ORUCUM"
Kurt kendinden emin:
- "Ben yiyeyim o zaman"
Tilki:
- "Buyur afiyet olsun"
der.
Kurt buta uzanır uzanmaz bir patlama, ortalık toz duman, kurt
yaralı, hareketsiz, 10 metre uzakta perişan halde yatarken tilki
sakince budu yemeye başlar.
Bunu gören kurt:
- "LAN Ş*R*FS*Z HANİ ORUÇTUN?"
Tilki pişkin pişkin:
- "Biraz önce top patladı duymadın mı?"
der....

fıkranın devamı

Dursun Temele sormuş
- Uşağum oruçlu oruçlu kaç hamsi yiyepilursun?
Temal - 100 tane demiş.
Dursun - Hadi oradan yesen yesen 1 tane yersin geriye kalan 99 hamsiyi oruçsuz yersin demiş. Bu espri Temelin çok hoşuna gitmiş. Yolda Cemali görmüş ve hemen sormuş
- Uşağum oruçlu oruçlu kaç hamsi yiyepilursun ?
Cemal - 50 demiş.
-Ha uşağum 100 deseydun sana müthiş bir espiri yapacaktum demiş.
fıkranın devamı

Ataist bir adam bir gün ormanda geziyor ve etrafındaki güzelliklere bakıyormuş Evrim ne güzellikler yaratıyor!diye düşünüp mest oluyormuş birden arkasında kocaman bir ayı belirmiş ve onu kovalamaya başlamış Adam bütün gücüyle kaçıyormuş ama her arkasına bakışında ayının daha olduğunu farkediyormuş. Dakikalarca süren bir kaçışın sonunda adamın ayağı yerdeki bir dala takılmış, ayı adamın üzerine atlamış, pençesini kaldırmış, Tam vurmaya hazırlanırken adam "ALLAHIM! diye bağırmış. bir anda zaman durmuş ayı donmuş, ormandaki nehir bile akmaz olmuş bir anda orman karramış ve gökyüzünden bir ışık hüzmesi adamın üzerine parlamış. Çok derinden gelen ilahi bir ses adama;
"Yıllarca bana inanmadın,yaratılışı kozmik bir kazaya bağladın, sana bu durumda yardım etmemi mi istiyorsun? Seni sevgili bir kulum mu saymalıyım?"demiş.
Adam untanç içinde: Biliyorum bunca yıldan sonra dindar biri olmayı istemem haksızlık, ama belki AYIYI DİNDAR yapabilirmisin." demiş
SES: peki " diye karşılık vermiş ve ışık kaybolmuş.Nehir tekrakmaya baslamış herşey eski haline dönmüş. Ayı pençesini indirmiş, iki pençesinide göge doğru çevirmiş, ve konuşmaya başlamış;
"ALLAHIM,senin rızkınla orucumu açıyorum, Hamdolsun bana verdiğin nimetlere...
fıkranın devamı

Adama sormuslar:
-Kaç gün oruç tuttun?
-Hastaligim nedeniyle, ancak bir gün tutabildim!
Ayni soruyu, orada bulunan Bektasiye sorunca, hiç istifini bozmadan yanit vermis:
-Bu arkadas benden bir gün fazla tutmus!

fıkranın devamı

Canlardan birine, Ramazanda sormuslar:
-Erenler kaç tane oruç tuttun?
-Henüz nasip olmadi.Tuzak kurdum bekliyorum.

fıkranın devamı

Bektaşi ile hacı osmanlı zamanında ramazanda içki içerken yakalanırlar. Kadı yaptıklarının cezasının ne olduğunu bilip bilmediklerini sorar bunlara. Hacı af diler şeytana uyduk kadı efendi der ve hacı ya idam cezası verir. Bektaşiye sıra gelir ve derki ben Kadı efendi ben gayri-müslümün bana oruç farz değil der. Kadı Bektaşiyi serbest bırakır.Bektaşi kadıya sorar kadı efendi ben de şeadet getirsem müslüman olsam arkadaşımı da bağışlar mısın? Kadı efendi düşünür gavuru müslüman yapmanın ona sağlayacağı sevabı hesap eder ve hacıyıda affeder. Kadının huzurundan ayrıldıktan sonra hoca şaşırararak bekaşiye sorar; Sen ne biçim adamsın be bir dinli oluyon bir dinsiz, sende iman yokmu bire münafık deyip azarlar. Bektaşimizde gavur oldum kendimi , müslüman oldum seni kurtardım. Peki sen ne işe yaradın?
fıkranın devamı

Oruç tutan Bektasinin biri pek fena susamis.Vakit geçirmek için kirda giderken bakmis gürül gürül akan bir çesme... Adeta kendinden geçmis bir halde agzini dayayip likir likir içmeye baslamis.Bu sirada oradan geçen biri görüp:
-Aman erenler ne yaptin?Oruç gitti, diye seslenmis.
Bektasi, agzinin iki yanindan süzülen sular bagrina dogru inerken cevap vermis:
-Oruç gitti, ama fakire de can geldi!
fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama