Paça Fıkraları

loading...

Timurlenk, Akşehirlilere:- “En yürekli adamınız kimse yanıma yollayın, Ona yüksek ücretle, çok önemli bir görev vereceğ...
fıkranın devamı

Nasreddin Hoca öğlen namazının sünnetini kılarken, önündeki cemaatten birinin paçasında abdeste ( dolaysıyla namaza ) engel b...
fıkranın devamı


Bir grup mühendis bir televizyon yarış programı için bir adaya bırakılır.Yanlarında sadece giyeceği elbiseleri ile adaya bırakılan mühendisler hayatlarını yardım almadan idame ettireceklerdir. Mühendisler önce bir ağaçtan ev yapmak için kolları sıvar. Göz kararı
ölçü alamadıklarından kimisi tek gözünü kısıp başparmağı ile ölçü alır kimisi karış ile ölçerek,özenerek işlerini yaparlar. Bu arada bir tanesi iş yapmadığı gibi kendisinin daha iyi yapacağını söyler, yaptıkları işi de beğenmez. Geçtikleri güzergaha da pisliğini yapınca diğerleri artık dayanamaz ve yaka paça bunu tutup senin derdin nedir diye sorarlar.Tüm kameralar onlara dönmüştür ve canlı
yayındadırlar.
-Arkadaşlar ben buraya gelmeden üst düzey yönetici kursu almaktaydım, beni mazur görün, der.

fıkranın devamı


Avcilar aralarina yeni katilan acemi avciyi sinamak isterler ve ellerinde bulunan; av kuslari ile ilgili kitabi çikartip bir sayfa açarlar.Bu sayfada bulunan kusun gövdesini kapatip bacaklarini acemi avciya gösterirler, cevap alamayinca diger resme geçerler...Ondan da cevap alamazlar ve birkaç resimden sonra alayli biçimde
-"Senin iyi bir avci olman için daha çok çalisman lazim" deyince,acemi olan avci mahçup ve üzgün olarak aralarindan ayrilirken, diger arkadaslardan biri

-"Arkadasim senin adin neydi?" deyince acemi avci paçalarini sivayip bacaklarini gösterir..

fıkranın devamı

Bir barda insanlar oturmus sohbet ederler, o sirada bir silah sesi duyulur, ve bir zenci bacagindan ...
fıkranın devamı

Bektaşinin birini ramazanda içki içtiği için yaka paça kadıya götürürler. Çakırkeyif Bek...
fıkranın devamı

Yeni evlenen bir çift ilk gecelerini geçirmek için bir otele gitmişler. Adam kadına: - "Sen haz...
fıkranın devamı

Adam kırmızı ışıkta dururken karşıda kucağında köpek olan bir çocuğun bir trafik polisi...
fıkranın devamı

Temel ile Fadime evlenmişler ve gerdeğe gireceklermiş ama Temel o işin nasıl yapılacağını b...
fıkranın devamı

Arkadaşımla otobüse binmiş kalkması için bekliyorduk.Tam o sırada yaşlı bir bayan binmiş akbil basarken,kadın;
-Kaptan hemen kalkar mı ?diye sormuştu ;
şoförde;
- Sen otur hemen kalkar.
Deyince gülmekten yerlere yatmıştık. Şoförde bizi yaka paça dışarı atmıştı.

fıkranın devamı

Esrara bağımlı bir vatandaşımız esrar aramaktadır.Tanıdığından bulundukları mahaldeki bir hamamda çok iyi esrar satıldığını öğrenir.Hemen hamama gider ve göbek taşına oturur.Tellak gelir
- "Abi kese atayım mı?"
Bizim adam:
-"Oğlum sen keseyi bırakta bana esrar getir."
Tellak yanında bulundurduğu esrarı adama verir.Bizimkinin hoşuna gitmez bir daha ister.Tellak yeniden getirir.Adam onuda içer fakat hala kafası iyi olmamıştır.Tellak bu kez dolma diye nitelendirilen esrarı getirir.Bizimki 1 fırt çeker 2 fırt çeker 3'üncü fırtı çektiğinde hamamı askerler basar.Bizimkini yaka paça sürüklemeye başlarlar.Bizimki yalvarmaya başlar:
- "Abi ne olur götürmeyin beni,çoluk çocuğum var benim.Yapmayın abi!".
Asker:
- "Oğlum bak sus, sen krala çok benziyorsun.Onun yerine geçeceksin."
Adamı saraya götürürler ve tahta oturturlar.Aradan bir müddet zaman geçtikten sonra vezir gelir bizimkine bir arzusunun olup olmadığını sorar. bizimki ilk başta utansada sarışın hatun ister.zaman getikçe bizimkinin bu isteği sıklaşır. Sonra sıkılır, vezir yine gelir ve sorar:
- "Kralım bir arzunuz var mı?"
Bizimki eski mahallesine gitmek istediğini söyler.Tahterevanda mahallesine götürürler. Caddenin ortasından geçmektedirler. Herkes camlarda kralı seyretmektedir. Dışarıda büyük heyecan, kral yere inmek istediğini söyler. Kral indikten sonra etrafına bakar ve pelerinini sıyırıp yolun ortasına ...çmaya başlar. Ensesine aniden tokat gelir ve yıkılır. Vuran hamamdaki tellaktır ve şöyle der:
- "Ulan ...ospu çocuğu, 3 kere masturbasyon yaptın bişey demedim şimdi göbek taşının ortasına ....yorsun!!! " (bizimki dolma diye nitelendirilen esrardan 3 üncü fırtı çektikten sonra kafayı bayağı iyi bulur.)
fıkranın devamı

Bilim adamları, birgün mağarada yaşı 1.582.903 olan bir insan fosili bulur, bu fosili istihbarat teşkilatlarını sınamak amacıyla kullanma kararı alırlar. Önce Japon istihbaratı mağaraya girer ve 15 dk sonra dışarı çıkıp derler ki;
- Bu fosilin yaşı 1.400.000 ila 1.600.000 arasında...
Daha sonra CIA girer ve 12 saat sonra baya bi havalı şekilde çıkarlar:
- Bufosilin yaşı 1.500.000 ila 1.600.000 arasında, derler...
Hemen ardından KGB girer ve sırf Amerikalılara inat içerde 2 gün kalırlar. 49. saatte çıkar derler ki;
- Bu fosilin yaşı yaklaşık olarak 1.550.000 ila 1.600.000 arasında...
En son olarak bizim MİT girer. Aradan bir hafta geçer mağaradan ses yok, 1 ay olur ses yok, 1.5 ay olur ses yok. Mağaranın dışında bekleşen gazeteciler daha fazla beklemeyip içeri girerken bizimkilerden biri çıkar dışarıya... Yaka paça dağılmış gömleğin yarısı dışarıda... Sigarası için bir ateş ister, sigarasını yakar, o sırada gazeteciler heyecanla;
- İçeride çalışmalar nasıl efendim? Fosilin yaşını bulabildiniz mi?
Bizimki sigaradan bir fırt çeker ve;
- Fosilin yaşı tam olarak 1.582.903, der.
Bunu duyan gazeteciler şaşkınlıkla sorarlar:
- Nasıl başardınız bunu, fosilin yaşını tam olarak nasıl tahmin ettiniz?
Bizimki sigaradan derin bir nefes çeker ve derki;
- Zor oldu ama "Konuşturduk p***vengi"
fıkranın devamı

Temel, Temmuz sıcağında tarlada çalışıyor. Küçük oğlu da yanında. O sırada bir uçak geçiyor. Çocuk sevinçle Temelin paçasından çekiştirerek,
- Baba! baba! bak uçak geçiyor!
Temel bezgin ve isteksiz,başını hafifçe yukarıya çeviriyor:
- Bırak geçsun..
fıkranın devamı

Temelin şeyi o kadar uzundurkiii çorap giyer başına ama sürekli de paçasından yere temas ettiği için de çorap almaktan bıkar. Yatar hastaneye der kesin şunu biktum çorap almaktan.Tamam der doktorlar yat.Başlarlar ameliyata hemen.
-"Tuu" der doktorun biri "Ne kadar keselim demeyi unuttuk,narkozda verdik n'olacak şimdi?" diğeri
-"Sorun yok adresi var eşine sorarız."
Açarlar telefonu karşıdaki Fadimedir:
-"Buyrun der pen eşiyum."
Doktor:
-"Ya özür dileriz hastanemize yattı da ne kadar keselim demeyi unutmuşuz. Sahi ne kadar keselim?"
Fadime:
-"Madem tıp o kadar ilerledi,ayaklaruni uzatsanuz olmaz mi?"
fıkranın devamı

Temelin şeyi o kadar uzundurkiii çorap giyer başına ama sürekli de paçasından yere temas ettiği için de çorap almaktan bıkar.
Yatar hastaneye der
- kesin şunu biktum çorap almaktan.
- Ok der doktorlar yat.
Başlarlar ameliyata hemen.
- tuu der doktorun biri ne kadar keselim demeyi unuttuk narkozda verdik n'olacak şimdi?
diğeri
- sorun yok adresi var eşine sorarız
açarlar telefonu karşıdaki Fadimedir
-buyrun der pen eşiyum.
Dr.
-ya özür dileriz hastanemize yattı da ne kadar keselim demeyi unutmuşuz. sahi ne kadar keselim?
Fadime
- madem tıp o kadar ilerledi. ayaklarını uzatsanız.olmaymı?


fıkranın devamı

Bir barda insanlar oturmuş sohbet ederler, o sırada bir silah sesi duyulur, ve bir zenci bacağından vurulur. Ambulans gelir, ve zenciyi sedyeye yatırırlar. Doktor ve yardımcısı başlar zencinin pantalonunun paçasını kesmeye, ve bakarlarki zencinin organı dizinden aşağı sarkmış. Birden doktor ve yardımcısı başlar gülmeye. Zenci der ki "gülün bakalım,siz de benim kadar korksaydınız sizinkide küçülürdü."

fıkranın devamı

İşsizdi, parasızdı, kalacak yeri, yiyecek ekmeği, iki satır muhabbet edebileceği bir arkadaşı da yoktu. Nerden geldiği bilinmez "Küçükistan Ceza Kanunu" diye bir kitap geçmişti eline bir gün onu okuyarak vakit geçiriyordu ki "Ülke başbakanına hakaret etmenin cezası altı ay" kitabı ve gözlerini kapattı.
"Hem bütün hırsımı ondan alırım, hem bütün gazeteler, televizyonlar benden söz eder meşhur olurum, hemde altı ay ekmek elden su gölden yiyecek, yatacak derdim olmadan çiçek gibi kışı geçiririm." diye düşündü.
Ertesi gün mitinge gitti, Küçükistan Başbakanı konuşurken milletin arasından fırlayıp bütün gücüyle bağırmaya başladı.
- İnbe başbakan, inbe başbakan ! Güvenlik kuvvetleri hemen müdahale edip yaka paça götürdüler. Ertesi gün mahkemeye çıktı, şahitler dinlendi, savunması alındı. Hakim kararı açıkladı.
- Sanığın suçu sabit görüldüğünden yirmi sene altı ay hapsine karar verilmiştir.
Birden gözleri karardı ayakta sendeledi, sonra kendini toparladı, ve haykırdı :
- İtiraz ediyorum hakim bey, Küçükistan Ceza Kanunu'nun şu maddesinin şu bendine göre başbakana hakaret sadece altı ay, bir yanlışlık var bu işte !
Hakim acıyan gözlerle adama baktı ;
- Haklısın oğlum, başbakana hakaret altı ay fakat devlet sırrını açığa vurmak yirmi sene.
fıkranın devamı

Bir grup mühendis bir televizyon yarış programı için bir adaya bırakılır.Yanlarında sadece giyeceği elbiseleri ile adaya bırakılan mühendisler hayatlarını yardım almadan idame ettireceklerdir. Mühendisler önce bir ağaçtan ev yapmak için kolları sıvar. Göz kararı
ölçü alamadıklarından kimisi tek gözünü kısıp başparmağı ile ölçü alır kimisi karış ile ölçerek,özenerek işlerini yaparlar. Bu arada bir tanesi iş yapmadığı gibi kendisinin daha iyi yapacağını söyler, yaptıkları işi de beğenmez. Geçtikleri güzergaha da pisliğini yapınca diğerleri artık dayanamaz ve yaka paça bunu tutup senin derdin nedir diye sorarlar.Tüm kameralar onlara dönmüştür ve canlı
yayındadırlar.
-Arkadaşlar ben buraya gelmeden üst düzey yönetici kursu almaktaydım, beni mazur görün, der.
fıkranın devamı

Padişah bir gün bir ferman yayınlayarak o haftaki cuma namazında orada yaşayan herkesin bulunmasını zorunlu kılmış. Dört bir yana haber salınmış ve cuma vakti gelmiş. Bir adam dışında bütün ahali cumaya katılmış. Ertesi gün padişah sadrazamı yanına cağırıp sormuş:
- Dün kü cumaya ahaliden katılmayan var mı_?
- Evet efendim, bir kişi katılmadı_!
- Tez getirin o deyyussu karşıma_!
Adamı bulup yaka paça padişahın huzuruna çıkarmışlar. Padişah, Adam ve Sadrazam kaldığında Padişah sormuş,
- Söyle bakalım neden gelmedin dün ki cuma namazına ?''
- Çok onemli bir işim vardi padişahim_!
- Hımmm demek önemli bir işin vardı. Öyleyse sana ölmeden önce üç dilek dileme hakkı tanıyorum. Söyle bakalim ilk dileğini.
- Yok padişahim ben en iyisi dilek dilemeyeyim siz beni öldurun.
- Dile lan deyyus çabuk adamı çileden çıkartma_!
- Peki. Eeee şey padişahım. Ben sadrazamın karısına hastayım, madem öyle ölmeden önce bir yatsam onunla.
Tabi bunu duyan sadrazam olaya şiddetle karşı çıkmasına rağmen, padişahın:
- Boşver takma kafana nasıl olsa ölecek gibi sözlerinden
sonra istemeye istemeye razı olmuş. Ardından sıra ikinci dileğe geldiğinde Adam da yine aynı naz ve padişahın azarlaması. Sonunda adam ikinci dileğini söylemiş.
- Eeee şey padişahım ben sizin karınıza da hastayım, ölmeden önce onla da...
- Ne diyorsun lan sen (falan padişah köpürmüş)
Tabii bu kez de sadrazam telkinde bulunmuş ve adam Padişahın karısıyla da... Veee sıra gelmiş üçüncü dileğe;
- Söyle bakalım şu üçüncü dileğini de bitirelim artık şu işi.
- Yok padişahım söylemeyeyim, ilk ikisini söyledim ama bunu nasıl söylerim bilmiyorum.
Ilk ikisinden daha kötü ne olabilir ki diye düşünen padişah kızarak
- Oğlum söyle bak işkence yaptırırım, söyletirim
- Peki efendim_' ben sadrazamla size de hastayım.
Ardından kısa bir sessizlik ve Sadrazam:
- Padişahım ben sanki bu adamı namazda görür gibi oldum. Hatırlıyor gibiyim.
Padişah :
- Nasıl hatırlamazsın lan eşşoğlu eşek yanımda oturuyordu.!
fıkranın devamı

Yeni evlenen bir çift ilk gecelerini geçirmek için bir otele gitmişler. Adam
kadına:
-"Sen hazırlan ben geliyorum" demiş.
Adam banyoya girmiş ve kahkaha atmaya başlamış. Kadın şaşırmış.
-"Bu ilk gece şimdi sormayım daha sonra sorarım" demiş.
Aradan yıllar geçmiş, çift evlilik yıl dönümlerini kutlamak için ilk
gecelerini geçirdikleri otele gitmeye karar vermişler.
Yine adam banyoya girmiş. Kahkaha atmaya başlamış. Kadın bu sefer sorucam
demiş.
-"Sen ilk gecemizde de böyle gülmüştün, ne oluyor içerde" demiş.
Adam:
-"Yirmi sene önce kravatıma işemiştim şimdi paçama işedim" demiş.
fıkranın devamı

Bir gün bir kör köpeğiyle birlikte sokakta dolaşıyormuş,köpek çişinin geldiğini anlayınca sahibi olan körün paçasına işeyivermiş,bu arada bu olup bitenleri sokağın karşı tarafındaki bir adamda seyrediyormuş,kör paçasındaki ıslaklığı hisstemiş ve bunun üzerine paçasını bir kaç kere sallamış.Daha sonra cebinden bir köpek bisküvisi alıp köpeğe vermek üzereymişki sokağın karşısındaki adam gelip;
-"Ya kardeşim tamam en iyi dostun köpek olabilir ama yeri geldiğinde cezalandırmayı bileceksin,oysa sen köpeği bisküvi vererek ödüllendiriyosun,daha böyle davranmaya devam edersen bu köpek daha çoook paçana işer"demiş

Kör adam gülümseyerek;
"yaw kardeşim ödüllendirdiğimi nereden çıkardın?"demiş
Adam-"Ama bisküvi verdin!"diye yanıtlamış.
Bunun üzerine kör adam "ben bisküviyi köpeğin ağzını bulmak için veriyorum,yoksa kıçını nasıl bulup tekme atarım?"demiş...
fıkranın devamı

Ne zaman "bayram" dense
Gizli bir körük yelpazelenir yaram üstünde
Tozu gözümü yakar, közü yüreğimi
Bir yerde sevgiler ağlar benimle

Küçücük bir çocuktum o zamanlar. Yedi veya sekiz yaşlarında. Kokusuna doyamadığım, sıcaklığını doyasıya içime sindiremediğim annemi kaybetmiştim. Saçımı okşayacak bir anam yoktu artık. Ne de sırtımı örtecek şefkatli bir el. Amansız bir hastalık dediler adına, çocuk aklım ermedi. Çocuk aklım ermedi anayı yavrusundan ayıran, eti tırnağından söken, sevgileri linç eden, adına "ölüm" denen bu "göç" ü. Geceler benimle ağladı sessiz sessiz... Günler benimle... Sabahlar benimle...
Bulutlarda yüzü şekilleniyordu sanki anamın gökyüzünde, her özlediğimde baktığım. Yağmur yağmur iniyordu elleri yüzümü okşarcasına. Yağmurun elleri anam kadar sıcaktı... Bir okadar soğuktum ben, bir okadar ürkek, bir okadar masum ve korunmaya muhtaç. Hani yaprağı titrer ya bir çiçeğin; Bilmez niye... Titrer ya içi bir çocuğun, hüzün iner gözlerine ... Üzülür, üşür ve koynuna sokar ellerini ısınmak için. Bir avuç bulamadığından kendine...

Bulutlar ve ben hep aynı yerdeyiz hala. Özlemlerin vuslatında. Kimsesizliğin ayazında...
Bulutlarda bir resim.
Elimden tutuşunu hatırlıyorum bir gün babamın,"Hadi gel" deyişini."Köye gidiyoruz, ninenler bizi bekliyor, seni oraya bırakacağım" Küçücük yüreğimden taşan acılarımla son bir kez daha bakıp odama selamlıyorum bulutları.
Yeşilin her tonu, göz alabildiğince, sözleşmişçesine, burada toplanmıştı sanki. Adını bilmediğim dünya kadar böcek ve kuş. Gökkuşaği bir halı gibi serilmişti çiçek çiçek... Toprağın sesi yükseliyordu çıplak ayaklarımın altında. Mutluydum...

Bulutlar ve ben hep aynı yerdeyiz hala...
Yaşamımı renklendiren analı kuzuyu orda tanıdım işte, adını Berfin koyduğum. Küçücüktü. Simsiyah gözleri, ağzı ve kulaklarıyla bir sevgi yumağıydı sanki. İçimdeki boşluğu dolduruvermişti bir anda. Hissetmiş miydi ne öksüzlüğümü? Ne zaman dalıp gitsem dünlere, bitiveriyordu yanı başımda türlü türlü oyunlarla. "Al bu kuzu senin olsun, istediğin gibi bak ona" dediler. Dünyalar benim olmuştu sanki. Bir kuzum vardı artık. Yalnız değildim. Ben, kuzum ve de anası...
Sonradan Serfin' de katıldı aramıza. Serfin: evimizin haşarı bir o kadar da sevimli köpeği.
Artık, Serfin ve Berfin'in bakımları bana aitti. Bu sorumluluk altında her sabah erkenden kalkıyor ellerimle onları doyuruyordum. Ne güzeldi Berfin'in annesinin peşinden koşması! Annesiyle oyunlar oynaması ne güzeldi! Ama, ne yazık ki uzun sürmedi bu "analı kuzu" mutluluğu. Bir eve bir öksüz yetmezmiş gibi acı bir haber dağlayıverdi yeni baştan çocuk yüreğimi. Kuzucuğumun anası yediği bir ottan zehirlenerek ölmüştü.

Ölüm bir kez daha çöreklenmişti kapımıza.
Kuzucuğum öksüz kalmıştı. Daha bir sıkı sarıldım sanki bu olaydan sonra Berfin'e. Ona yalnızlığını unutturmam lazımdı. Öksüzlüğünü... Serfin olayların farkında gibiydi. Ya da bana öyle geliyordu. Ne zaman melemeye başlasa Berfin, hemen onun yanıbaşında bitiverip, bir şeyler yaparak onu neşelendiriyordu.
Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Biz üçümüz üç dost, üç kardeş, üç sırdaş gibiydik. Biraz geç uyansam ikisi birden kapımda bitiveriyordu.

Yemyeşil kırlar bizimdi uçsuz bucaksız.
Bir de bulutlar vardı
Mavi bulutlar
Beyaz bulutlar
Bulutlarda şekiller vardı
Bulutlarda iki resim
Yağmur daha çok yağıyordu sanki
Bulutlar ve ben aynı yerdeyiz hala
Bulutlar kuzum köpeğim ve ben

Bir tatlı koşuşturmaca başladı günlerden bir gün evin içinde. Bir telaş. Çarşı pazar alışverişleri. "Hadi sana bayramlık alalım" dedi ninem. Hep beraber şehire gidip bir şeyler aldık. Çizgili beyaz gömleğim, mavi pantolonum ve yeni Trabzon derbey lastiklerim çok güzeldi. Gül rengi kırmızı kravat ve kurdele de isterim diye tutturdum. Berfin'e, Serfin'e ve bana. Kırmadılar. Aldılar. "Birazda kına alalım" dedi ninem. "Ellerimize yakarız. Berfin'i de kınalarız" Sevindim.
hayvan pazarı dedikleri yer çok kalabalıktı. Hiç bu kadar insanı bir arada görmemiştim. Meydanlar koyun, kuzu ve danalarla doluydu. Kınalanmıştı kimisi, kimisi renk renk boyanmıştı. Bir anlam veremedim. Çocuk yüreğimin coşkusuyla yarının heyecanı sarıvermişti içimi. Yarın bayramdı... Kurban bayramı...

Ne zaman "bayram" dense
Gizli bir körük yelpazelenir yaram üstünde
Tozu gözümü yakar, közü yüreğimi.
Bir yumruk tıkanır genzime, kelimeler titrer
Titrer yüreğim
Bir yerde sevgiler ağlar benimle.
Bulutlar ağlar

Kınalar yakıldı ellerime. Berfin'in başına kınalar yakıldı o gece. Anlayamadığım bir fısıltı vardı evin içinde. Sanki duymamı istemiyorlarmış gibi gizli gizli konuşmalar. Berfin ve Serfin çoktan uyumuştu. Ben de uyumalıyım. Yarının heyecanı daha şimdiden sarmıştı içimi. Ayakkabılarımı sildim, ninemin kınalı ellerimi bağladığı bezlerle, parlattım. Bir daha sildim. Şimdi daha parlak olmuştu. Elbisemi kapının arkasına astım. Gözümün önünde dursun diye. Uyandıkça bakarım. Kırmızı kravatım, iki tane de kırmızı kurdele duruyordu başucumda. Biri benim için, biri kuzucuğum, diğerini de köpeğimin boynuna bağlayacağım.

Kınalı ellerimin kokusu karıştı bahar kokulu odama. Gece bir başka güzeldi sanki. Perdemi araladım, bulutlar yıldızlara bırakmıştı gökyüzünü. Göz kırptı biri, diğeri yer değiştirdi... Kaydı gitti... Tutamadım..

Boğuk bir ulumayla uyandım. Köpeğim, kapımın önünde havlıyordu. Önce ellerimin bağını çözdüm kurumuş kınaları topladım. Kapıyı açar açmaz yatağıma atladı Serfin. Paçamı tutup bir yerlere götürmek istercesine gözlerimin içine baktı. Acı çektiği her halinden belliydi. Daha yataktan kalkmamıştım ki kuzucuğumun acı meleyişini duydum. Birden bahçeye attım kendimi. Kınalı kuzumun gözleri bağlıydı ve sürüklenircesine bir ağacın altına yatırılıyordu. Kocaman bir çukur açılmıştı yanı başında.
Hani titrer içi bir çocuğun, korkar, üşür, üzülür, ağlar ve koynuna sokar ya ellerini, tutacak el, sığınacak kucak bulamadığından kendine... Oradayım işte!

Ninemin sesi duyuldu. "Berfin'i kurban ediyoruz. Sana başka bir kuzu daha alırız sonra. Bugün kurban bayramı"
Toprak kaydı ayaklarımın altından
Bulutlar kaydı ayaklarımın altına
Sesler çığlıklara karıştı
Kızıla döndü yeşil
Ellerimdeki kına sızladı
Kapının arkasındaki gül rengi kravatım
Çaresizliğim büyüdü kocaman çocuk gözlerimde
Hiç bir şey yapamamanın acizliğiyle yandım
Gök yere indi gürültüsüyle
Şimşek şimşek
Yanağımdaki damla utandı
ışıldadı ıslak gözlerim, ve...

Başımı sokup yorganın altına
Yitip giden sevgilere ağladım...

Ne zaman "bayram" dense
Gizli bir körük yelpazelenir yaram üstünde
Tozu gözümü yakar, közü yüreğimi.
Bir yerde sevgiler ağlar benimle.
Bulutlar ağlar

Bulutlar ve ben hep ayni yerdeyiz hala
Bulutlarda üç resim
Haykırabilseydim nefreti
Haykırabilseydim sevgiyi
Anlatabilseydim dostluğu
Yapamadım.

Kara bir bulut gibi çöreklendi o bayram sabahı küçücük yüreğime.
Kimse anlamadı.
Kimseye anlatamadım .
Bayramları neden sevmediğimi...

fıkranın devamı

Temel her gün kahveye bir paçası ıslak gelirmiş. Kahvedeki arkadaşları merak etmişler ve dayanamamış sormuşlar:
fıkranın devamı

Adamın biri Karadenizi gezerken bakmış bir köyde bütün koyunlar üç bacaklı. Merak etmiş ve arabasından inip çobana sormuş niye koyunlar böyle diye. Bunun üzerine çoban :
- Canımız her paça istediğinde koca koyunu kesecek değildik herhalde...
fıkranın devamı

İşsizdi, parasızdı, kalacak yeri, yiyecek ekmeği, iki satır muhabbet edebileceği bir arkadaşı da yoktu. Nerden geldiği bilinmez "Küçükistan Ceza Kanunu" diye bir kitap geçmişti eline bir gün onu okuyarak vakit geçiriyordu ki "Ülke başbakanına hakaret etmenin cezası altı ay" kitabı ve gözlerini kapattı.
"Hem bütün hırsımı ondan alırım, hem bütün gazeteler, televizyonlar benden söz eder meşhur olurum, hemde altı ay ekmek elden su gölden yiyecek, yatacak derdim olmadan çiçek gibi kışı geçiririm." diye düşündü.
Ertesi gün mitinge gitti, Küçükistan Başbakanı konuşurken milletin arasından fırlayıp bütün gücüyle bağırmaya başladı.
- İnbe başbakan, inbe başbakan ! Güvenlik kuvvetleri hemen müdahale edip yaka paça götürdüler. Ertesi gün mahkemeye çıktı, şahitler dinlendi, savunması alındı. Hakim kararı açıkladı.
- Sanığın suçu sabit görüldüğünden yirmi sene altı ay hapsine karar verilmiştir.
Birden gözleri karardı ayakta sendeledi, sonra kendini toparladı, ve haykırdı :
- İtiraz ediyorum hakim bey, Küçükistan Ceza Kanununun şu maddesinin şu bendine göre başbakana hakaret sadece altı ay, bir yanlışlık var bu işte !
Hakim acıyan gözlerle adama baktı ;
- Haklısın oğlum, başbakana hakaret altı ay fakat devlet sırrını açığa vurmak yirmi sene.
fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama