Patron Fıkraları

loading...

Köyün birinde küfürbaz çavuş Hakkı varmış. Bu adam çocukluğundan beri küfür eder başına her türlü bela gelir yine akıllanmazmış. Hocaya it demiş okuldan atılmış, işe girmiş patrona göt demiş işten atılmış en son askere gitmiş ve gittiği gün bölüğe akrabasını görmeye gelen paşaya akrabanı mı kayıracaksın lan deyyus demesi üzerine idam edilmesine karar verilmiş. İdam vakti gelmiş çatmış, Hakkı çavuş asılmış. Ölürken sanki cellada bir şeyler anlatmaya çalışır gibi mırıldanmış, bunun üzerine meraklanan cellat adamı ipten indirip ne var lan ağzını kem küm oynatıyorsun diye sorunca hakkı cevap vermiş az kalsın boğuluyordum lan pezevenk cellat.
fıkranın devamı

175-KUZUKUNA VERAH!.. Ardanuç-Yolağzı Köyü’nden Beykoz’a göç eden Hasan Yüksel bir zaman sonra kereste atölyesi kurar ve köylüsü Casım Yenigün ile çalışmaya başlar. Babası Veysel Yüksel de misafir olarak oğullarının yanına gelir, sırtındaki kamburdan şikâyetçidir ve bundan dolayı da köyün-de “Kuzuk Veysel” diye anılır. Casım’ın dedeleri de köyde “Karapan” adı ile bilinir. Bir gün iri bir tomruğu testere ağzına verirken Hasan Usta alaylı bir şekilde: -Habu tomruk, nasıl da karapan orta direği olur, Ola!..,der. Casım Usta da kendisine bir taşın atıldığını anlar ve: -Habuni hele testereye kuzukuna verah, der, gülüşürler. Dikili tahtalar arasında konuşmaları gizlice dinleyen Veysel Amcamız, o anda aniden ortaya gelir, iki ustamız ne yapacaklarını şaşırır ve sessizliği Veysel Amcamızın sesi bozar: -Beyuklarıza ey rahmet okiyersiz,Ola!..Der. 176-NASIL YAPILACAĞI Üniversiteyi yeni bitiren bir genç iş arar, bulur. İlk çalışacağı gün patronu gelir: - Hey sen!.. Al şu bezi, yerleri silmeye başla. Genç: - Ama efendim, ben üniversite bitirdim. Patron: - Ha, o zaman başka. Ver bezi, ben sana nasıl yapacağını göstereyim. 177-DONSUZLUK CEZASI Sultan en güvendiği adamını Arabistan’a Vali olarak gönderir. Vali, Arabistan’ da gezerken Arapların entari giydiklerini ama alta donları olmadığını görür. Bir rüzgar esti mi, manzara felaket! Haber salmış, altına don giymeyenler kadı huzuruna çıkartılıp, hapsedilecek. Aradan günler geçmiş Arap’ın bir tanesi don giymediği rüzgârlı bir havada fark edilir, Kadı huzuruna çıkartılır. Kadı sorar: - Adın? - Aptülmecit - Baba adın? - Aptüllaziz - Evli misin? - 5 tane karım var. - Kaç çocuğun var? - İlkinden 15, ikincisinden 17, üçüncüsünden 16, dördüncüsünden 13, beşincisinden 18 tane. Kadı kararını okur: -Aptülazizoğlu Aptulmecit, don giymeye vakti olmadığından beraatına karar verilmiştir. 178-TEMEL’İN İSTEĞİ Temel, gezide olduğundan uzun süre evden uzak kalır, gittiği şehirde küçük bir otele yerle-şir ve danışmaya telefon eder: -Bana bir fahişe bulup gönderin, der ve telefonu kapatır. Otelin sahibi şaşır, yanında duran karısına döner: -Demin gelen müşteri kadın istiyor, der. Kadın köpürür: -Terbiyesiz adam, ne zannediyor bizim otelimizi. Hemen git o müşteriye ağzının payını ver, der. Adam, isteği uygun bulmaz: -Müşteriye ne söyleyeceğim karıcım, bir terbiyesizlik eder, başım derde girer, der. Kadın iyice sinirlenir: -Sen gitmezsen, ben giderim, der ve o hışımla merdivenlerden çıkar. Kocası aşağıda bekler-ken yukardan gürültüler gelmeye başlar. On beş, yirmi dakika sonra Temel aşağıya iner, üstü başı yırtılmış, yüzü tırmıklanmış durum-da; otelciye çıkışır: -Ne biçim kadın göndermişsin be!. İstemem diye tutturdu. Becerene kadar anam ağladı. 179-ÇIKARDIM ONİ Temel ile Fadime Lunaparka gider, dolaşırken Fadime bir ara dönme dolaba binmek ister, Temel karşı çıkar;”olmaz, donun gozukur”,der. Fadime ses çıkarmaz. Biraz sonra Temel ba-lonlara tüfekle ateş ederken Fadime yanından yavaşça uzaklaşır. On dakika sonra hanımını yanında gören Temel: -Neredeydin? Diye sorar. Fadime’nin dönme dolaba bindim cevabı üzerine sinirlenir: -Pen saa, pinme tonun gozukur demedum mi? Diye çıkışınca Fadime gayet sakin: -Dedun ama gözükmedi,çıkardım oni Temel..,der. 180-ÇİMDUR O!.. Temel askerlik görevinde nöbetçi kulübesinde gece nöbeti tutmaktadır. Bir ara tel çitlerin dışında ağaçlar arasında ayak sesleri duyar, belli belirsiz karartılar görür, bağırır: -Çimdur O!..,Cevap gelmez,sesler devam edince bir şarjörü o tarafa boşaltır ve allarım düğ-mesine basar. Askeri birlikte koşuşmalar, komutlar, araç homurtuları ve allarım sesleri birbirine karışır. Güvenlik güçleri kısa sürede olay yerine ulaşır, çevre abluka altına alınır ve projektörler ile alan aydınlatılır. Saha dikkatli bir şekilde araştırılırken kulübe yakınından başka bir Karadenizlinin sesi çınlar: - Pir inek furulmuştur,komitanum!.. 175-KUZUKUNA VERAH!.. Ardanuç-Yolağzı Köyü’nden Beykoz’a göç eden Hasan Yüksel bir zaman sonra kereste atölyesi kurar ve köylüsü Casım Yenigün ile çalışmaya başlar. Babası Veysel Yüksel de misafir olarak oğullarının yanına gelir, sırtındaki kamburdan şikâyetçidir ve bundan dolayı da köyün-de “Kuzuk Veysel” diye anılır. Casım’ın dedeleri de köyde “Karapan” adı ile bilinir. Bir gün iri bir tomruğu testere ağzına verirken Hasan Usta alaylı bir şekilde: -Habu tomruk, nasıl da karapan orta direği olur, Ola!..,der. Casım Usta da kendisine bir taşın atıldığını anlar ve: -Habuni hele testereye kuzukuna verah, der, gülüşürler. Dikili tahtalar arasında konuşmaları gizlice dinleyen Veysel Amcamız, o anda aniden ortaya gelir, iki ustamız ne yapacaklarını şaşırır ve sessizliği Veysel Amcamızın sesi bozar: -Beyuklarıza ey rahmet okiyersiz,Ola!..Der. 176-NASIL YAPILACAĞI Üniversiteyi yeni bitiren bir genç iş arar, bulur. İlk çalışacağı gün patronu gelir: - Hey sen!.. Al şu bezi, yerleri silmeye başla. Genç: - Ama efendim, ben üniversite bitirdim. Patron: - Ha, o zaman başka. Ver bezi, ben sana nasıl yapacağını göstereyim. 177-DONSUZLUK CEZASI Sultan en güvendiği adamını Arabistan’a Vali olarak gönderir. Vali, Arabistan’ da gezerken Arapların entari giydiklerini ama alta donları olmadığını görür. Bir rüzgar esti mi, manzara felaket! Haber salmış, altına don giymeyenler kadı huzuruna çıkartılıp, hapsedilecek. Aradan günler geçmiş Arap’ın bir tanesi don giymediği rüzgârlı bir havada fark edilir, Kadı huzuruna çıkartılır. Kadı sorar: - Adın? - Aptülmecit - Baba adın? - Aptüllaziz - Evli misin? - 5 tane karım var. - Kaç çocuğun var? - İlkinden 15, ikincisinden 17, üçüncüsünden 16, dördüncüsünden 13, beşincisinden 18 tane. Kadı kararını okur: -Aptülazizoğlu Aptulmecit, don giymeye vakti olmadığından beraatına karar verilmiştir. 178-TEMEL’İN İSTEĞİ Temel, gezide olduğundan uzun süre evden uzak kalır, gittiği şehirde küçük bir otele yerle-şir ve danışmaya telefon eder: -Bana bir fahişe bulup gönderin, der ve telefonu kapatır. Otelin sahibi şaşır, yanında duran karısına döner: -Demin gelen müşteri kadın istiyor, der. Kadın köpürür: -Terbiyesiz adam, ne zannediyor bizim otelimizi. Hemen git o müşteriye ağzının payını ver, der. Adam, isteği uygun bulmaz: -Müşteriye ne söyleyeceğim karıcım, bir terbiyesizlik eder, başım derde girer, der. Kadın iyice sinirlenir: -Sen gitmezsen, ben giderim, der ve o hışımla merdivenlerden çıkar. Kocası aşağıda bekler-ken yukardan gürültüler gelmeye başlar. On beş, yirmi dakika sonra Temel aşağıya iner, üstü başı yırtılmış, yüzü tırmıklanmış durum-da; otelciye çıkışır: -Ne biçim kadın göndermişsin be!. İstemem diye tutturdu. Becerene kadar anam ağladı. 179-ÇIKARDIM ONİ Temel ile Fadime Lunaparka gider, dolaşırken Fadime bir ara dönme dolaba binmek ister, Temel karşı çıkar;”olmaz, donun gozukur”,der. Fadime ses çıkarmaz. Biraz sonra Temel ba-lonlara tüfekle ateş ederken Fadime yanından yavaşça uzaklaşır. On dakika sonra hanımını yanında gören Temel: -Neredeydin? Diye sorar. Fadime’nin dönme dolaba bindim cevabı üzerine sinirlenir: -Pen saa, pinme tonun gozukur demedum mi? Diye çıkışınca Fadime gayet sakin: -Dedun ama gözükmedi,çıkardım oni Temel..,der. 180-ÇİMDUR O!.. Temel askerlik görevinde nöbetçi kulübesinde gece nöbeti tutmaktadır. Bir ara tel çitlerin dışında ağaçlar arasında ayak sesleri duyar, belli belirsiz karartılar görür, bağırır: -Çimdur O!..,Cevap gelmez,sesler devam edince bir şarjörü o tarafa boşaltır ve allarım düğ-mesine basar. Askeri birlikte koşuşmalar, komutlar, araç homurtuları ve allarım sesleri birbirine karışır. Güvenlik güçleri kısa sürede olay yerine ulaşır, çevre abluka altına alınır ve projektörler ile alan aydınlatılır. Saha dikkatli bir şekilde araştırılırken kulübe yakınından başka bir Karadenizlinin sesi çınlar: - Pir inek furulmuştur,komitanum!.. 175-KUZUKUNA VERAH!.. Ardanuç-Yolağzı Köyü’nden Beykoz’a göç eden Hasan Yüksel bir zaman sonra kereste atölyesi kurar ve köylüsü Casım Yenigün ile çalışmaya başlar. Babası Veysel Yüksel de misafir olarak oğullarının yanına gelir, sırtındaki kamburdan şikâyetçidir ve bundan dolayı da köyün-de “Kuzuk Veysel” diye anılır. Casım’ın dedeleri de köyde “Karapan” adı ile bilinir. Bir gün iri bir tomruğu testere ağzına verirken Hasan Usta alaylı bir şekilde: -Habu tomruk, nasıl da karapan orta direği olur, Ola!..,der. Casım Usta da kendisine bir taşın atıldığını anlar ve: -Habuni hele testereye kuzukuna verah, der, gülüşürler. Dikili tahtalar arasında konuşmaları gizlice dinleyen Veysel Amcamız, o anda aniden ortaya gelir, iki ustamız ne yapacaklarını şaşırır ve sessizliği Veysel Amcamızın sesi bozar: -Beyuklarıza ey rahmet okiyersiz,Ola!..Der. 176-NASIL YAPILACAĞI Üniversiteyi yeni bitiren bir genç iş arar, bulur. İlk çalışacağı gün patronu gelir: - Hey sen!.. Al şu bezi, yerleri silmeye başla. Genç: - Ama efendim, ben üniversite bitirdim. Patron: - Ha, o zaman başka. Ver bezi, ben sana nasıl yapacağını göstereyim. 177-DONSUZLUK CEZASI Sultan en güvendiği adamını Arabistan’a Vali olarak gönderir. Vali, Arabistan’ da gezerken Arapların entari giydiklerini ama alta donları olmadığını görür. Bir rüzgar esti mi, manzara felaket! Haber salmış, altına don giymeyenler kadı huzuruna çıkartılıp, hapsedilecek. Aradan günler geçmiş Arap’ın bir tanesi don giymediği rüzgârlı bir havada fark edilir, Kadı huzuruna çıkartılır. Kadı sorar: - Adın? - Aptülmecit - Baba adın? - Aptüllaziz - Evli misin? - 5 tane karım var. - Kaç çocuğun var? - İlkinden 15, ikincisinden 17, üçüncüsünden 16, dördüncüsünden 13, beşincisinden 18 tane. Kadı kararını okur: -Aptülazizoğlu Aptulmecit, don giymeye vakti olmadığından beraatına karar verilmiştir. 178-TEMEL’İN İSTEĞİ Temel, gezide olduğundan uzun süre evden uzak kalır, gittiği şehirde küçük bir otele yerle-şir ve danışmaya telefon eder: -Bana bir fahişe bulup gönderin, der ve telefonu kapatır. Otelin sahibi şaşır, yanında duran karısına döner: -Demin gelen müşteri kadın istiyor, der. Kadın köpürür: -Terbiyesiz adam, ne zannediyor bizim otelimizi. Hemen git o müşteriye ağzının payını ver, der. Adam, isteği uygun bulmaz: -Müşteriye ne söyleyeceğim karıcım, bir terbiyesizlik eder, başım derde girer, der. Kadın iyice sinirlenir: -Sen gitmezsen, ben giderim, der ve o hışımla merdivenlerden çıkar. Kocası aşağıda bekler-ken yukardan gürültüler gelmeye başlar. On beş, yirmi dakika sonra Temel aşağıya iner, üstü başı yırtılmış, yüzü tırmıklanmış durum-da; otelciye çıkışır: -Ne biçim kadın göndermişsin be!. İstemem diye tutturdu. Becerene kadar anam ağladı. 179-ÇIKARDIM ONİ Temel ile Fadime Lunaparka gider, dolaşırken Fadime bir ara dönme dolaba binmek ister, Temel karşı çıkar;”olmaz, donun gozukur”,der. Fadime ses çıkarmaz. Biraz sonra Temel ba-lonlara tüfekle ateş ederken Fadime yanından yavaşça uzaklaşır. On dakika sonra hanımını yanında gören Temel: -Neredeydin? Diye sorar. Fadime’nin dönme dolaba bindim cevabı üzerine sinirlenir: -Pen saa, pinme tonun gozukur demedum mi? Diye çıkışınca Fadime gayet sakin: -Dedun ama gözükmedi,çıkardım oni Temel..,der. 180-ÇİMDUR O!.. Temel askerlik görevinde nöbetçi kulübesinde gece nöbeti tutmaktadır. Bir ara tel çitlerin dışında ağaçlar arasında ayak sesleri duyar, belli belirsiz karartılar görür, bağırır: -Çimdur O!..,Cevap gelmez,sesler devam edince bir şarjörü o tarafa boşaltır ve allarım düğ-mesine basar. Askeri birlikte koşuşmalar, komutlar, araç homurtuları ve allarım sesleri birbirine karışır. Güvenlik güçleri kısa sürede olay yerine ulaşır, çevre abluka altına alınır ve projektörler ile alan aydınlatılır. Saha dikkatli bir şekilde araştırılırken kulübe yakınından başka bir Karadenizlinin sesi çınlar: - Pir inek furulmuştur,komitanum!.. 175-KUZUKUNA VERAH!.. Ardanuç-Yolağzı Köyü’nden Beykoz’a göç eden Hasan Yüksel bir zaman sonra kereste atölyesi kurar ve köylüsü Casım Yenigün ile çalışmaya başlar. Babası Veysel Yüksel de misafir olarak oğullarının yanına gelir, sırtındaki kamburdan şikâyetçidir ve bundan dolayı da köyün-de “Kuzuk Veysel” diye anılır. Casım’ın dedeleri de köyde “Karapan” adı ile bilinir. Bir gün iri bir tomruğu testere ağzına verirken Hasan Usta alaylı bir şekilde: -Habu tomruk, nasıl da karapan orta direği olur, Ola!..,der. Casım Usta da kendisine bir taşın atıldığını anlar ve: -Habuni hele testereye kuzukuna verah, der, gülüşürler. Dikili tahtalar arasında konuşmaları gizlice dinleyen Veysel Amcamız, o anda aniden ortaya gelir, iki ustamız ne yapacaklarını şaşırır ve sessizliği Veysel Amcamızın sesi bozar: -Beyuklarıza ey rahmet okiyersiz,Ola!..Der. 176-NASIL YAPILACAĞI Üniversiteyi yeni bitiren bir genç iş arar, bulur. İlk çalışacağı gün patronu gelir: - Hey sen!.. Al şu bezi, yerleri silmeye başla. Genç: - Ama efendim, ben üniversite bitirdim. Patron: - Ha, o zaman başka. Ver bezi, ben sana nasıl yapacağını göstereyim. 177-DONSUZLUK CEZASI Sultan en güvendiği adamını Arabistan’a Vali olarak gönderir. Vali, Arabistan’ da gezerken Arapların entari giydiklerini ama alta donları olmadığını görür. Bir rüzgar esti mi, manzara felaket! Haber salmış, altına don giymeyenler kadı huzuruna çıkartılıp, hapsedilecek. Aradan günler geçmiş Arap’ın bir tanesi don giymediği rüzgârlı bir havada fark edilir, Kadı huzuruna çıkartılır. Kadı sorar: - Adın? - Aptülmecit - Baba adın? - Aptüllaziz - Evli misin? - 5 tane karım var. - Kaç çocuğun var? - İlkinden 15, ikincisinden 17, üçüncüsünden 16, dördüncüsünden 13, beşincisinden 18 tane. Kadı kararını okur: -Aptülazizoğlu Aptulmecit, don giymeye vakti olmadığından beraatına karar verilmiştir. 178-TEMEL’İN İSTEĞİ Temel, gezide olduğundan uzun süre evden uzak kalır, gittiği şehirde küçük bir otele yerle-şir ve danışmaya telefon eder: -Bana bir fahişe bulup gönderin, der ve telefonu kapatır. Otelin sahibi şaşır, yanında duran karısına döner: -Demin gelen müşteri kadın istiyor, der. Kadın köpürür: -Terbiyesiz adam, ne zannediyor bizim otelimizi. Hemen git o müşteriye ağzının payını ver, der. Adam, isteği uygun bulmaz: -Müşteriye ne söyleyeceğim karıcım, bir terbiyesizlik eder, başım derde girer, der. Kadın iyice sinirlenir: -Sen gitmezsen, ben giderim, der ve o hışımla merdivenlerden çıkar. Kocası aşağıda bekler-ken yukardan gürültüler gelmeye başlar. On beş, yirmi dakika sonra Temel aşağıya iner, üstü başı yırtılmış, yüzü tırmıklanmış durum-da; otelciye çıkışır: -Ne biçim kadın göndermişsin be!. İstemem diye tutturdu. Becerene kadar anam ağladı. 179-ÇIKARDIM ONİ Temel ile Fadime Lunaparka gider, dolaşırken Fadime bir ara dönme dolaba binmek ister, Temel karşı çıkar;”olmaz, donun gozukur”,der. Fadime ses çıkarmaz. Biraz sonra Temel ba-lonlara tüfekle ateş ederken Fadime yanından yavaşça uzaklaşır. On dakika sonra hanımını yanında gören Temel: -Neredeydin? Diye sorar. Fadime’nin dönme dolaba bindim cevabı üzerine sinirlenir: -Pen saa, pinme tonun gozukur demedum mi? Diye çıkışınca Fadime gayet sakin: -Dedun ama gözükmedi,çıkardım oni Temel..,der. 180-ÇİMDUR O!.. Temel askerlik görevinde nöbetçi kulübesinde gece nöbeti tutmaktadır. Bir ara tel çitlerin dışında ağaçlar arasında ayak sesleri duyar, belli belirsiz karartılar görür, bağırır: -Çimdur O!..,Cevap gelmez,sesler devam edince bir şarjörü o tarafa boşaltır ve allarım düğ-mesine basar. Askeri birlikte koşuşmalar, komutlar, araç homurtuları ve allarım sesleri birbirine karışır. Güvenlik güçleri kısa sürede olay yerine ulaşır, çevre abluka altına alınır ve projektörler ile alan aydınlatılır. Saha dikkatli bir şekilde araştırılırken kulübe yakınından başka bir Karadenizlinin sesi çınlar: - Pir inek furulmuştur,komitanum!..
fıkranın devamı


Patron (adam) ve sekreteri (kadin) sehir disina yemege gitmek için arabayla yola çikarlar.
Fakat araba yolda problem yaratir. Inip bakarlar tamir olacak gibi degil. Burda kaldik diye söylenirler. Ilerde bir küçük ev görürler. Giderler ve kapisinin açik oldugunu görürler. Araladiklari kapidan baktiklarinda sanslarina bir de yatak olduguna sevinirler.
Adam,"sen yataga yatabilirsin, ben de uyku tulumuyla suraya kivrilirim" der. Yatarlar.
Biraz sonra sekreter "ben üsüyorum" der. Adam uyku tulumunun fermuarini açar, kalkar ve bir battaniye alip kadinin üzerine örter. Tekrar gider uyku tulumunun içine girer. Fakat çok geçmez.
Kadin biraz da arzulu bir sesle "ama ben hala üsüyorum der". Adam yine kalkar ve bir battaniye daha alip kadinin üzerini örter. Döner, uyku tulumuna girip uyumaya çalisir.
Yine biraz sonra kadin arzulu bir sesle "ama ben isinamadim" der. Adam tekrar kalkar. Bir battaniye daha alir ve kadini örter. Dönüp tekrar uyku tulumunun içine girer.
Biraz sonra kadin daha arzulu bir sesle "ama ben üsüyorum ve bir türlü isinamiyorum" der.
Adam "en iyisi biz seninle bu aksam evliymisik gibi davranalim, ne dersin?" diye sorar.
Kadinin hosuna gider ve sevinçle "olur" der. Adam oldukça yükses tonda bagirir:
"kalk ve su lanet battaniyeyi alip üzerini ört" der.

fıkranın devamı


Uçakta hostes, papaza sormuş :

- "Viski, cin, şarap.. Ne emredersiniz?"
- "Kaç metrede uçuyoruz kızım?"
- "On bin metredeyiz peder!"

- "O halde sen bana su getir kızım, patrona çok yakınız, ayıp olur!"

fıkranın devamı


Barda, içki bardağına dalgın dalgın bakan bir adam oturuyordu.
Neredeyse yarım saattir bu durumu değişmemişti. Derken, kavgacı görünüşlü, azman bir kamyon sürücüsü bardan içeri girip adamın yanına tünedi, adamın elinden içki bardağını alıp bir dikişte fondipleyiverdi.
Zavallı adam ne yapacağını bilemeyip birden ağlamaya başladı.
Bunu gören azman kamyon sürücüsü insafa gelip, "Hey, kes sunu, sadece şaka yaptım, sana başka bir içki ısmarlayacağım, hic böyle ağlayan bir erkek de görmedim" dedi. Zavallı adam cevaben;
"Hayır, hiç de düşündüğün gibi değil. Bugün hayatımın en berbat günü galiba. İlkin uyuyakalmışım ve işime geç kaldım. Patronun ters günüymüş, kudurdu ve beni işten kovdu. Üzgün dargın binayi terk ederken arabamı aradım, ancak park ettiğim yerde değildi, çalınmıştı. Polise gidip durumu anlattım, ancak bir şey yapamayacaklarını söylediler. Eve dönmek için bir taksi çevirdim, taksiden inip eve girmek üzereyken cüzdanımı ve tüm kredi kartlarımı takside düşürdüğümü fark ettim. Gözden kaybolmakta olan taksiye bakakaldım. Eve girdim, o ne? Karım yatakta bahçıvanımızla sevişmiyor mu! Hırsla oradan ayrılıp bu bara geldim. Hayatıma son vermeyi, intihar etmeyi düşünüyordum. Birden sen çıkageldin ve benim zehirimi içtin."

fıkranın devamı


Uçakta hostes, papaza sormus :
- Viski, cin, sarap...Ne emredersiniz?
- Kaç metrede uçuyoruz kizim?
- On bin metredeyiz peder!
- O halde sen bana su getir kizim, patrona çok yakiniz, ayip olur!

fıkranın devamı


Uzun yillardir görüsmeyen Temel'le Idris bir gün tesadüfen karsilasmislardi. Sakin bir yere oturup saatlerce sohbet ettiler. Bir ara Temel :
- Ula Idris, senin ufak bir kizin vardi, kocaman olmustur, ne yapiyor o simdi, diye sordu.
- Valla Temelcugum benim kiz çok güzel bir is buldu. Patronu onu çok seviyor, Ankara'dan ve Istanbul'dan birer ev aldi kizima, altina son model bir araba çekti, kürkler katkat elbiseler, ayakkabilar aliyor, sükür iyi bir is buldu kizim, sahi benim kizla yasit birde senin kizin vardi, o ne yapiyor simdi ? deyince Temel derin bir nefes aldiktan sonra,
- Valla Idrisçugum benim kizda orospi oldu ama ben senin kadar güzel anlatamayrum daa.

fıkranın devamı


Soguk ve karli bir gecede tipiden yolunu kaybeden bir isadami ve sekreteri
arabalarini terketmek zorunda kalirlar ve uzun bir yuruyusten sonra usumus
ve islanmis durumdayken bir kulube bulurlar.
Kulubede bir yatak, bir uyku tulumu ve bir suru battaniye bulunmaktadir.
Geceyi gecirmeye hazirlanirlar ve isadami bir centilmen olarak, yatagi
sekreterine verir,
"Ben yerde uyku tulumunda uyurum" der. Sekreter yatagina yatar, adam uyku
tulumunun icine girerek fermuari ceker. Bir sure sonra tam uyumak
uzereyken, sekreterinin sesini duyar;
"Efendim, ben cok usuyorum." Adam fermuari acar, uyku tulumundan cikar, bir
battaniye alip kadinin uzerine orter, tekrar uyku tulumuna girer, tam uyumak
uzereyken yine sekreterinin sesini duyar;
"Efendim, ben hala cok usuyorum." Adam yine fermuari indirir, tulumdan
cikar, bir battaniye daha alip kadinin ustune orter, uyku tulumuna girerek
fermuari ceker. Tam uykuya dalacagi sirada yine duyar;
"Ben yine coooook usuyorum". Adam yattigi yerden;
"Bir fikrim var." der,
"Burasi issiz bir yer. Neler oldugunu kimse goremez, istersen evliymisiz
gibi davranabiliriz." Genc kadin kikirdar;
"Tamam, bana gore hava hos." Adam yattigi yerden avazi ciktigi kadar
bagirir;
"OYLEYSE KALK VE KAHROLASI BATTANIYEYI KENDIN AL!!!!!"

fıkranın devamı


Hasta, doktora derdini anlattı:
- Sabahları bir türlü yataktan kalkamıyorum. Canım çalışmak da istemiyor.
- Şikayetiniz bunlar mı?
- Evet.
- Bunun adı tembellik.
- Biliyorum, doktor. Ama patronuma hastayım demek için bunun Latince bir adı yok mu?

fıkranın devamı


Yaslica, ancak kadinlarin yaslanabilecegi kadar yasli bir hanima bir türlü teshis konulamiyor. Kadincagiz yirmi sekiz gündür hastahanede yatmakta ve hiç bir sonuç yok.
Belki dikkatinizi çekmistir, üniversite hastahanelerinde garip bir hiyerarsi
vardir. Prof. basta, arkasinda Doç'lar, sonrasinda basasistanlar ve bir
iki parlak ögrenci üçgen düzende "Vizitlere"uçarak giderler.
Yine böyle birgün ve tüm kadro hastanin basinda.
Prof sorar:
- Radyolojik tetkikler ?
Hemen filmler isikli panoya yerlestirilir.
Sert ve kararli bir ses:
- EKG ?
Derhal "Trase" hocanin önüne serilir,
- Eforlusu ?
O da hemen açilir hocanin önüne.
- Laboratuvar tetkikleri?
Her sey önceden hazirlanmistir.
- Elektroansefalografi ?
- Buyrun hocam.
- Emar ?
Disarida çektirilmis(!) emar da konulur büyük patronun önüne.
- Sintigrafi? Anjiyo?... derken büyük sef sorar:
- Scan oldu mu ?
Kadindan gelen ciliz bir ses :
- Bi onu yapmadilar !

fıkranın devamı


Temel bir lokantanin önünden geçerken "Bulasikçi Araniyor" ilanini görmüs.
Hemen içeri girip patrona :
-Pen ha purada pulasikçiluk yapapilirum.
demis.Patron sormus:
-Kaç dil biliyorsun?
Temel hiç duraksamadan cevap vermis :
-On tört
Önce biraz sasiran patron sonra sinirlenmis ve :
-Sen benimle alay mi ediyorsun?
Temel

-Valla önce sen paslattun..

fıkranın devamı


Temel bır gun olmus yanında ak sakallı bır dede belırmıs dedenın elınde saate benzeyen cısımler varmıss temel:

-bu nedur dede? demiş

dede:

-gunah saatı demiş...

tanıdıklarıma bakabılırmıyım demıs temel...

dede:

-tabi demiş

mustafa demıs

-saat yavas yavas donmeye baslamıs

-serhan demıs

normal donmeye baslamıs

-dursun demiş...

dede bakamazsın demiş...

-temel nıye dıye sormuş?

-dede:

-PATRON İÇERİDE VANTİLATOR OLARAK KULLANIYOR DEMİŞ...



fıkranın devamı


Kariyeri için iş arayan bir mühendis gazetede ilan görür. Metod ve zaman etüdünde tecrübeli mühendis aranmaktadır. Kendisi için iyi bir fırsat olduğunu anlayan mühendis başvuru yapar ve iş görüşmesine çağrılır. Görüşmeye gitmeden firmanın internet sitesine girerek bilgi toplar ve 1000 personelin çalıştığını öğrenir. İş görüşmesini patron yapmaktadır. Mühendis bu işlerin %10 daha az personelle yapılabileceğini, artan personelin ise işten atılmadan yeni proje yatırımlarında istihdam edileceğini anlatarak puan toplama niyetindedir ve bunu müstakbel patronuna anlatmaya çalışır. Patronun cevabı kısa ve nettir:
- Ben zaten sen gelmeden 400 kişinin işine son verdim. Senin görevin bu kadar personelle aynı ürünü çıkarmaktır.

fıkranın devamı


Üniversiteyi yeni bitiren bir genç iş arayip buluyor. İlk çalişacağı gün patronu geliyor:
- Hey sen al şu bezi yerleri silmeye başla.
Genc:
- Ama efendim ben üniversitede okudum
Patron:
- Ha o zaman başka ver bezi, ben sana nasil yapacağini göstereyim.

fıkranın devamı


-Efendim,bugün çok hastayım,başım ağrıyor,midem bulanıyor,vücudumun her yeri sanki dayak yemiş gibi.Korkarım işe gelemeyeceğim...
Durumu dinleyen patron
-Kerim Bey,biliyorsun bugün çok önemli müşteriler geliyor ve sana mutlaka ihtiyacımız var.Böyle durumlarda ben karıma bir masaj yaptırır,bir de seks yaparım.Kesinlikle kendime gelirim.
Lütfen sen de dene ve hemen işe gel.
Aradan iki saat geçer ve Kerim bey patronu tekrar arar.
-Efendim dediğinizi yaptım.Gerçekten iyi geliyormuş.Sanırım kısa bir süre sonra işte olurum...
-Haa bu arada evinizin manzarası inanılmaz güzelmiş...

fıkranın devamı


Hasta, doktora derdini anlatti :
- Sabahlari bir türlü yataktan kalkamiyorum. Canim hiç çalismak istemiyor.
- Sikayetiniz bunlar mi?
- Evet.
- Bunun adi, tembellik.
- Biliyorum, doktor. Ama patronuma hastayim demek için bunun Latince
bir adi yok mu?

fıkranın devamı


Temel Istanbul da bir is yeri açar ve isler tikirinda gidince altina hemen
Mercedes marka bir araba çeker. O günlerde Trabzon dan annesi arar ve :
- Temel oglum, baban öldi. Hemen cel.
Temel arabaya atlar ve hemen yola koyulur. 6 saatte trabzona varir.
Neyse, babasinin cenazesini kaldirirlar, aksam annesinden izin ister ve isleri
yüzünden hemen Istanbul a dönmesi gerektigini söyler. Annesi onayladiktan
sonra Istanbul a telefon açip yaninda çalisanlara :
- Usaklarim, benceliyoryum beni karsulayun.
Usaklar bekler Temel gelmez. 1 gün geçer, Temel yok. 2 gün geçer Temel,
yok. 3 gün geçer Temel yok. 4 gün sonunda Temel gelir. Hemen sorarlar
- Patron 6 saatte gittin, 4 günde döndün. Çok merak ettik seni.
Temel bunun üzerine usaklaruna döner ve der ki :
- Ula usaklarum bu Almanlari anlamiyorum... Arabaya 5 tane ileri fites
koymuslar, sanki isin geri dönüsü yok gibi geri fitesten sadece 1 tanecik
koymuslar. O sebepten geç celdum.

fıkranın devamı


Atesli bir köy çocugu sehrin en büyük marketinde ise basvurur. Dünyanin bu en büyük alisveris merkezinde her sey ama her sey satilmaktadir. Patron sorar :

- Daha önce hiç saticilik yaptin mi?

- Evet köyümde bu isi yaptim. Patronun gözü çocugu tutar :

- Iyi, yarin basliyorsun.

Ertesi gün aksam olur ve patron çocugu karsisina alir ;

- Evet, bugün kaç satis yaptin??

- Bir!

- Ne bir mi? Digerleri 20-30 satis yaptilar, Nasil bir? Kaç dolar tuttu peki?

- 320.334 USD dolari. Patron sasirir ve sorar:

- Nasil becerdin bunu?

- Adama basta küçük boy bir olta, sonra orta boy ve sonra da büyük boy bir olta sattim. Adama nerede balik tutacagini sordum. Kiyida diyince bir tekneye ihtiyaci oldugunu söyledim. Tekne bölümüne indik ve çift motorlu, yelkenli, lüks bir yat sattim. Vosvosuyla bunu çekemeyecegini söyleyince son model 4x4 bir jeep sattim. Patron kendinden geçer:

- Ne diyorsun, bütün bunlari bir küçük olta almaya gelen adama mi sattin? Genç çocuk cevap verir :

- Yoo aslinda karisi için bir tane orkid istemisti... Ben de ona söyle dedim:" Hafta sonun mahvolmus, sen en iyisi baliga git..."

fıkranın devamı

-adamın haydarı baya baya büyükmüş -birgün gezerken bir levhaya takılmış gözü -şeyi bü...
fıkranın devamı

Buyuk sirketlerden birinin patronu, bilgisayar sistemleriyle ilgili onemli bir arızanın acilen gid...
fıkranın devamı

Kadının biri bir giyim mağazasına gelir. alacağı elbiseleri üzerinde deneyerek beğendikleri ...
fıkranın devamı

Katolik mahallenin papazı, o kiliseye gelişinin 25. yıldönümü şerefine verilen bir yeme
fıkranın devamı

Kedinin biri Tanrı dan bir günlüğüne sahibinin yerine geçmek istemiş.Tanrı kedinin isteğini...
fıkranın devamı

Sandal kiralama servisinde sorumlu müdür, gölün kenarına kadar gelerek megafonu ile gölün ort...
fıkranın devamı

Adam sabaha karşı altıda evine gelmiş. Eşi başlamış sorular sormaya;-Dün gece nerdeydin Sü...
fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama