Reklam Fıkraları

loading...


Gerçek; Avustralya Mahkeme Gündemi 12659 - Hamile Bayan Davası

Yaklaşık 8 aylık hamile bir bayan otobüse biner.
Karşısında oturan adamın ona gülümsediğini farkeder.
Hemen başka bir koltuğa geçer.
Bu sefer gülümseme sırıtmaya dönüşür ve bayan da tekrar yer değiştirir.
Adam daha da eğleniyor gibidir.
4. yer değiştirmede adam kahkaha atar, bayan , şoföre şikayet eder ve o da
adamı tutuklattırır.

Olay mahkemeye intikal eder.

Hakim adama ( yaklaşık 20 yaşındadır ) söyleyeceği bir şeyi olup olmadığını
sorar.


Adam cevap verir.'' Sayın Hakim , şöyle oldu:

Bayan otobüse bindiğinde durumunu farkettim.

Üstünde ''Çift Nane İkizleri Geliyor '' yazısı olan bir reklam afişinin
altına oturdu ve ben sırıttım.

Daha sonra kalktı ve üzerinde ''Logan'ın ağrı kesici merhemi şişikleri
azaltır '' yazılı afişin altına oturdu , ben de gülümsemek zorunda kaldım.

Daha sonra '' William'ın büyük çubuğu yaptı '' yazan deodorant afişi
altına oturunca kendimi çok zor tuttum.

Fakat , Sayın hakim , dördüncü defa kalkıp '' Goodyear kauçuğu bu kazayı
önleyebilirdi '' afişinin altına oturunca.... ben koptum.

DAVA DÜŞMÜŞTÜR.

fıkranın devamı



Kayserili, Papa'nin cennetten yer sattigini isitince dogru Vatikan'a gitmis. Papa'ya:
- Bazi Müslümanlar cehennemlik oldugu icin, demis, cehennemin tapusuyla anahtarini simdiden almak istiyorum.
Uzun pazarliklardan sonra istedigi fermani ve anahtari elde etmis. Bunun üzerine zengin Hiristiyanlara yönelik bir reklam kampanyasina girismis:
- Cehennemin tapusu ve anahtari bende. Cehenneme girmek istemeyenler, benden belge alabilirler. Cennet arsalarinin yari parasina...
Kayserilinin elindeki fermani gören Hiristiyanlar, cehenneme kabul edilmeyeceklerine iliskin belge satin almaya baslamislar...
Cennet müsterileri azalinca, Papa Kayseriliyi cagirtmis:
- Al su verdigin parayi, ver cehenemin tapusuyla anahtarini!
Kayserili:
- Ben cehennemi sattim, demis. Geri almak icin cok para gerekli.
- Ne kadar?
- Heybenin iki gözü dolusu altin.
Papa, caresizlik icinde ellerini iki yana actiktan sonra buyrugu vermis:
- Doldurun bu Kayserilinin heybesini altinla!

fıkranın devamı


Kayseri`li, Papa'nın cennetten yer sattığını işitince doğru Vatikan'a gitmiş. Papa'ya:
-Bazı Müslümanlar cehennemlik olduğu için demiş, Cehennemin tapusuyla anahtarını şimdiden almak istiyorum.
Uzun pazarlıklardan sonra istediği fermanı ve anahtarı elde etmiş. Bunun üzerine zengin Hristiyanlara yönelik bir reklam kampanyasına girişmiş:
-Cehennemin tapusu ve anahtarı bende. Cehenneme girmek istemeyenler, benden belge alabilirler. Cennet arsalarının yarı parasına... Kayseri`linin elindeki fermanı gören Hristiyanlar, cehenneme kabul edilmeyeceklerine ilişkin belge satın almaya başlamışlar. Cennet müşterileri azalınca, Papa Kayseriliyi çağırtmış:
-Al şu verdiğin parayı, ver cehennemin tapusuyla anahtarını! Kayseri`li:
-Ben cehennemi sattım, demiş. Geri almak için çok para gerekli.
-Ne kadar?
-Heybenin iki gözü dolusu altın. Papa, çaresizlik içinde ellerini iki yana açtıktan sonra buyruğu vermiş:
-Doldurun bu Kayseri`linin heybesini altınla!

fıkranın devamı


Yaklaşık 8 aylik hamile bir bayan otobuse biner.
Karsisinda oturan adamin ona gulumsedigini farkeder. Hemen baska bir koltuga
gecer. Bu sefer gulumseme siritmaya donusur ve bayan da tekrar yer
degistirir. Adam daha da egleniyor gibidir. 4cu yer degistirmede adam kahkaha
atar, bayan ,sofore sIkayet eder ve o da adami tutuklattirir.

Olay mahkemeye intikal eder. Hakim adama ( yaklasIk 20
yasindadir ) soyleyecegi bir seyi olup olmadigini sorar. Adam
cevap verir.'' Sayin Hakim , soyle oldu:

Bayan otobuse bindiginde durumunu farkettim. Ustunde
''Cift Nane Ikizleri Geliyor '' yazisi olan bir reklam afisinin altina
oturdu ve ben sirittim.
Daha sonra kalkti ve uzerinde ''Logan'in agri kesici
merhemi sisIkleri azaltir '' yazili afisinaltina oturdu , ben de
gulumsemek zorunda kaldim.
Daha sonra '' William'in buyuk cubugu yapti '' yazan
deodorant afisi altina oturunca kendimi cok zor tuttum.
Fakat , Sayin hakim , dorduncu defa kalkip '' Goodyear
kaucugu bu kazayi onleyebilirdi '' afisinin altina oturunca.... ben
koptum.
DAVA DÜŞMÜŞTÜR

fıkranın devamı

Genç ve güzel sekreter son günlerde iyice açik saçik giyinmeye baslamis. Özellikle yürüdüg
fıkranın devamı

Durulmaya yüz tutmuş seks hayatlarını yeniden canlandırmakta, suyla doldurulan yatakların bire...
fıkranın devamı

Temel ve Idris issiz gucsuz,agizlari aclikdan kokar bir sekilde gezerlerken bir kahveye girer ve otu...
fıkranın devamı

Wilson adinda birinin bir çivi fabrikasi vardir ve reklama ihtiyaci vardir. Pazarlamaci bir arkadas...
fıkranın devamı

Hoslandığınız ama öpemediğiniz birimi var, adını
yaz bir boşluk bırak 2225'e gönder , biz öpelim..
gülme seni de öperiz.. ÖPCELL..

Selamlacell; selamın aleykum yazıp 7532'ye gönderin,
aleyküm selam cebinize gelsin..

Muhabbetcell; "naber" yaz&
253;p 1515'e yollayın turkcell size
"iyidir senden naber" desin.

Ahiret yaz 2222'ye yolla! Ahiret soruları cebine gelsin!
Soruları doğru yanıtla ardından 5 vakit namaz kıl
cennete giden ilk 5000 kişi arasına gir

Cezacell; ceza yaz 3969'a yolla allah cezanı versin..

Acıktım yaz 6001 e gönder 1 adana 1 ayran cebine gelsin

Üşendim yazıp bir boşluk bırak ve üşendiğiniz
konunun ilk kelimesini yazarak 3292 ye gönder , türkcell yapacak
birini yollayıp sizin yerinize yaptırsın..

Petcell:öğretmek istediğiniz kelimeleri yazıp 6578 e msj
atın evde beslediğiniz kedi kuş köpek ve bilimum evcillere konuşmayı
öğretelim...
Becell:bunun konumuzla alakası yok reklam olsun diye gönderdik :)

Han cell yazip 0000 a gonderin gratel gelsin
fıkranın devamı

Hani bazen oynadığımız oyunlardan gına gelir, arkadaşlarımıza yaptığımız eşek şakaları da bööö olur, şansa televizyonda da saçmasalak şeyler olur işte tam o zamanlarda deneyebileceğiniz eğlence şeyleri yazdım. Okuyun. Okumakla yetinmeyin, mutlaka deneyin! Çok eğleneceksiniz. Ben eğlendim, ordan biliyorum.

1-
..Bütün gün evde sıkıldık kaldık. Yetmezmiş gibi gece de oldu. Oh iyi valla. "Hadi Serkan yatağa" yı da işittik. Gidip kös kös yatıcaz di mi. Hayıııır. Böyle durumlarda yatağınızda sinin ve kulaklarınızı dört açın. Birazdan anne babanızın ön sevişme seslerini işiteceksiniz. Biraz daha bekleyin iyice kızışsınlar. Tamam şimdi yatağınızdan çıkın ve hemen yatak odalarına damlayıp kapılarını açın. En masum ifadenizi takınıp "Anne, baba çok korkuyorum bu gece aranızda yatabilir miyim?" deyin. Nasıl şok geçirmiş gibi bakıyorlar di mi şu an? Heh he he! Çok güzel. Onlara cevap verme fırsatı bırakmadan hemen koşup aralarına yatın ve iyi geceler anneciğim diye annenize en şirininden bir öpücük kondurun. Babanızın yüzündeki elinden oyuncağı alınmış küçük kardeşinizin ifadesine benzeyen ifadesine bakıp bakıp eğlenin şimdi. Heh heh he! Şebek seniii!


2-
..Bir haftadır her gece aynı numarayı yapıyoruz. Naapalım çok eğlenceli yaa! Yalnız unutmayın bir hafta birlikte olamamaları yeni çözümler bulmalarına sebep olacaktır. Klasik yalan "evlilik yıldönümü" dür. Ne hoş di mi "kutsal aile" teorisinin arkasına saklanıp eğlencenizi bölecekler. Babanız elinize sıkıştırdığı üç kuruş parayla "haydi Serkancığım doğru sinemaya" diyecek. Paniklemeyin. Eğlence daha yeni başlıyor. Mümkün olduğunca para sızdırmaya bakın. Çünkü babalar bu en "kritik" dönemlerinde ellerinde avuçlarında ne varsa verirler. "babacığım ya yemek parası" "gazoz parası" "Alaska frigo parası" "tütün destekleme alımları parası" "balık tutan şaşı kedi parası" saçmalamaktan korkmayın. Çünkü babalar bu tür kritik durumlarda annenize iç geçirerek bakmaktan ne dediğinizi duymaya, duysalar bile duyduklarını da anlamaya fırsat bulamazlar. Sadece açık avucunuzu parayla doldururlar. Tamam babanızın parası bitti. Şimdi dışarıya çıkacakmış gibi yapın. Birkaç adım atın kapıya doğru. Çaktırmadan göz ucuyla arkanıza bakın. Allahım, ağızları kulaklarında nasıl da gülümsüyorlar böyle. Canıım, ne kadar sevimliler. Şimdi geri dönün. Annenizi öpün, babanızı öper gibi yaparken çaktırmadan önceden hazırladığınız "sarışın kadın saçını" babanızın görünür bir yerine (en garantisi alnıdır) koyun. Şimdi doğru dışarı. Siz dışarıda ayakkabılarınızı bağlarken annenizle babanız birbirlerine döndüler ve ilk bağırtı "Kim bu orospuuu Necatiii!" Hah hah ha! Onlar kavga ederken siz de bir internet cafeye koşup muhteşem servetinizi harcamaya bakın.

3-
.. Annenizle babanız bir haftadır küsler. Kavgadan önce de bir hafta birlikte olmadıklarını hesaba katarsak. Yedi, seki, dokuz, on, onbir, oniki, onüç, öndööört! Hah ha ha! Tam öndört gündür sevişemiyorlar. Süpeear! Ama ama bir saniye. Babanız eve bir çiçekle döndü. Alarm. Kadınlar çiçeğe dayanamazlar. Hemen bir şeyler yapmalısınız. Ama mümkün olduğunca bunu çaktırmadan yapmalısınız. Unutmayın sizden kıllanmaya başladılar. Bu yüzden siz onları barıştırıyormuşsunuz gibi yapın. En iyi taktiktir. Büyükler her zaman yer. - Anne, babamın seni ne kadar sevdiğini biliyorsun. Barışın haydi... - Hayatta olmaz... - Ama anne! Baba sen de bi şeyler söylesene! Onu ne kadar çok sevdiğini söyle mesela... (annenizin yavaş yavaş yakınlaştığını görüyorsunuz. Doğru yoldasınız) - Yok ya seviyo muymuş? (aldırmayın, kadınlarda klasiktir, laf sokmaya bayılırlar.) - Seviyo tabi, baba sen de bir şeyler söylesene... (anneniz iyice yakınlaştı di mi babanıza, babanız da sizin işi bitirişinizi takdir ve minnet duygularıyla seyrediyor.) - Ben.. Ben... (çok güzel kekelemeye başladılar.) - Ben de... (eyvah babanız ağzını açıp bir çift laf etti. Ve dahası birbirlerine bir türlü kavuşamayan hissiyatları kabarmış iki şebek gibi bakmaya başladılar. Eyvah eyvah! Hemen şimdi) - Baba onu çok sevdiğini söylesene. Haydi ama... (Evet, daha ne duruyorsunuz bombayı patlatın!) - Haydi ama baba, telefonda Rıfkı amcaya diyordun ya, o sarışın orospu da iyiymiş hoşmuş ama annem gibi sevişemiyomuş ya! Hadi onu da söylesene anneme! - Necatiiiiiii!!! Babanız tabi ki her masum insan gibi "hayatım yemin ederim ben öyle bir şey demedim" diyecektir. Ama unutmayın ki suçlu insanlar da aynı salak cümleyi kurarlar. Anneniz babanızın saçlarını yolarken siz annenizin gözünde "doğruculuğunuzu" pekiştirmek için "anne sevişmek ne demek" diye ekleyin. Heh heh he! Anneniz iyice kudurdu değil mi? - Bir de utanmadan çocuğun önünde böyle ayıp laflar ediyosun! Bittin sen Necatiii! Buzdolabınızdan mısır patlağınızı alıp kanepeye kurulun. İyi seyirler!

4 -
.. Annenizle babanız öyle dalgın dalgın otururlarken birdenbire "anne penis ne?" "baba klitoris kim?" "malak emzirmesi ne kadar büyük?" gibi abuk sorular sorarak apışıp kalmalarına sebep olun ve onlar ne diyeceklerini bilemeden size öyle bakarlarken eğlenmeye çalışın. Hakkaten komik ifadeler...

5 -
.. Aynı durumu misafirlerle denemek daha keyfili oluyor. Bekleyin. Özellikle yemekte "Rıfkı amca anal ilişki ne demek?" gibisinden abuk bir soruyu pattadanak patlatın. Ne oldu. Hepsi panikle birbirlerine bakıyorlar değil mi? Annenizle babanızın ifadesinde birazcık da utanma var sanki. Önemsemeyin. Büyükler hep utanır zaten. Rıfkı amca önce yutkunacak (düşünme süresi) sonra da sizin çocuk masumiyetinizi düşünerek çok salakça bir cevap verecektir emin olun. -Serkancığım anal ilişki iş ilişkisi gibi bir şey. Ya heh heh he! Kendince durumu kurtardı şebek. Yılmayın hemen, bulmuşsunuz salağı, böyle fırsat kaçırılır mı? - Nasıl yani? Şimdi senle babam arasında anal ilişki mi var yani? Heh heh he! Nasıl bok gibi kaldı di mi şebek? Ne kadar eğlenceli. Masadan kalkarken bir ekstra vuruş yapmayı ihmal etmeyin... - Bundansonra okulda öğretmenim babamın mesleğini sorduğunda "babamın Rıfkı amcayla anal ilişkisi varmış diycem" Hah hah ha! Onların dehşetli ifadeleri arasında salonu tek edin...

6-
.. Bilmem bir hesap yaptınız mı arkadaşlar? Annenizle babanız manyak yöntemleriniz sayesinde aylardır sevişemiyorlar. Ve artık cinselliklerni unuttular. Birbirlerine masaymış ya da sandalyeymişler gibi gibi ruhsuz davranıyorlar değil mi? Takdir edersiniz ki böylebir durumda "manyaklık yapma zemini" de tamamen yitirilmiş oluyor. Ama üzülmeyin. Kolayı var. Ailece televizyon karşısına kurulup "Haziran Gecesi'nin" 48. tekranını izlerken önceden kanepeye konuşlandırdığınız kumandanın üzerine RTL zappinglenecek şekilde oturun. Büyük ihtimalle o sırada erotik bir reklam olacaktır. (kablolu yayını olmayan arkadaşlara video kanalı önerilir) Ve annenizle bananızın gözleri faltaşı gibi açılacak ve unuttukları cinsellikleri zank diye tekrar geri gelecektir. Memee... Kalçaa... Adam... Adele... Ohşş! Ardından hemen şöyle bir cümleyle karşılaşacaksınız, sakın şaşırmayın. - Haydi uyku zamanı Serkan! Hah hah ha! Amma saflar di mi? Canlarım benim. Bırakın koşar adım odalarına gitsinler. Siz biraz oyalanın. İlk ön sevişme seslerini duyduğunuzda da kapılarına dayanın. Psikopat çocuğun Dönüşü-30 - Anne, baba çok korkuyorum. Yine aranızda yatabilir miyim? Hah hah hah!

fıkranın devamı

Dün gece yine ölümle burun buruna geldim.

Kendime bir zarar geleceginden degil ama karim Cemile ne yapar sonra.

Biz aksam yemegimizi genelde saat 11-12 gibi yerdik, ama ev sahiplerimizin
misafiri geldiginden geç vakitlere kadar oturup yatmadilar.

Neyse ki konuklarin gitmesiyle birlikte uykuya daldilar. Bir süre
ortaligin sakinlesmesini bekleyip, yiyecek toplamaya basladim.

Bugün misafirler geldigi için menü çok zengindi. Pasta ve börek kirintilarina
bayiliriz. Her neyse ben nevaleyi toplarken birden mutfagin isigi yandi
ve "Aaaaaa! Karafatma" diye bir ses duydum.

Salak adam, ben bir erkegim Fatma da nereden çikti. Benim adim Ismail. Böyle
seyler delikanliyi bozar. Hadi beni karimla karistirdin diyelim. Sen ne kadar
korkak bir adamsin. Benim kaç katim büyüklügünde olmana ragmen bu bagiris da ne böyle?

O korkunç sesin kesilmesiyle birlikte, sanki ben ona bir bok yapmisim gibi beni
kovalamaya basladi. Inanin o kadar da dikkat ediyorum, tabak, çanak, bardak
üzerinde dolasmamaya çünkü bu dingilin karisi çok titiz. Bazen diyorum ki bu
giciklarin misafiri geldiginde git ortalarda dolas böylelikle utanilacak duruma
düssünler. Ama yapamiyorum iste. Ne olursa olsun, ekmek yedigin tekneye kötü
gözle bakmamak gerekir.

Ben eve geldigim ilk yillari hatirliyorum da ne güzeldi o günler. Rahmetli
kayinbabam ve kayinvalidem beni evlerine kabul etmislerdi. O zamanlar rahattik,
çünkü ev sahibimiz Riza amca kördü. Bu sebeple evin her yerinde serbestçe
dolasabiliyorduk. Hatta Riza amcayla ayni sofrada yemek yedigimiz günlerde
oldu. Gerçi bizleri görebilseydi nasil davranirdi bilmem ama o hep yüregimizde yasayacak.

Riza amcanin durumu pek iyi sayilmazdi, memur emeklisiydi. Bu evde rahmetli
karisininmis, bu yüzden yiyecek konusunda bu kadar fazla seçenegimiz yoktu.
Ama daha mutlu ve huzurluyduk. Riza amca bir gün görünmez kazaya kurban gitti.
Gerçi onun için bütün kazalar görünmezdi.

Riza amcanin topraga verildigi gün biz de oradaydik. Karsi komsusu Osman Zeki
bey bize geldiginde ceketini asmisti. Biz de bunu firsat bilip ceketin cebine
girdik. Ardindan Osman Zeki beyle birlikte mezarliga dogru yola koyulduk. Riza
amcanin üç tane oglu vardi ama bugüne kadar sadece nüfusta gözüküyorlardi.
Hayirsizlar daha ilk günden evi satisa çikardilar. Evi su anda oturan adam ve karisi satin aldi.

Eve ayak basmalariyla kayinbabam ve kayinvalidemi öldürmeleri bir oldu. Adam
sonra igrenerek cansiz bedenleri kagida sararak çöpe atti. Sanki kendisi çok
temizmis gibi. Halbuki tuvaletten çiktiktan sonra ellerini yikamadigina
defalarca sahit oldum. Simdilerde kendine üzerinde rahmetli kayinvalidemin
resmi olan bir ilaç almis, durmadan üzerimize sikip duruyor. Kayinvalidem
Sultan hanim gençliginde fotomodel oldugu için bu tür ilaçlarin üzerinde resmi
bulunuyor. Hatta bir iki reklam filminde de oynamisti. Ama evlenince mecburen
birakti. Çünkü kayinbabam tam bir Osmanli erkegiydi.

Bugüne kadar rahmetli Riza amcanin anisina bu evde oturduk, artik daha fazla
dayanacak halimiz kalmadi. Ese dosta haber saldik. Kendimize göre bir ev bulur
bulmaz tasinacagiz buradan. Belki de sizin evinize yerlesiriz hayat bu belli mi olur?

fıkranın devamı

Tankut nedir?
Hayatınızdaki sevdiğiniz, değer verdiğiniz bayanların yanına yakıştıramadığınız veya
acayip kıl olduğunuz erkek arkadaşı ve/veya adayına kısaca TANKUT diyoruz.

Neden kızlar tankutları seçer?
Çunki her genç kızın rüyası olan tiplerdirler.
Yakışıklı
Karizmatik
İyi para kazanan
Kariyer planlamasını yapmış ve bu yönde adım adım ilerleyen.
Entellektüel birikimi olan
Kızı ezmeden sahiplenen
Romantik
Ciks mekanları sık sık ziyaret eden

Neden tankut'tan nefret ediyoruz?
Tankut her zaman bize alternatiftir çünki,
her zaman bize göre bir artıları vardır
çirkinse karizmatiktir (bakınız okan bayülgen)
veya acaip yakışıklıdır (bakınız achiles)
sıradandır ama çok zengindir.

Alternatif tankut isimleri
Tankut, Berk, Taşkın, Berkcan, Çağıl, Çağan,
Barçın, Ufuk, Gökhan, Gökmen, Baran, Aybars, Göktürk

Tankut meslekleri
Bir borsa aracı kurumunda Dealer, Analist veya Broker
x bir firmada, İş Geliştirme Müdürü / Genel Koodinatör / Yönetim Kurulu üyesi
Bar/Cafe İşletmecisi
Ressam, tanınmamış müzisyen veya fotoğrafçı (ama aileden zengin)
Reklamcı (metin yazarı mesela)
Mücevher tasarımcısı

Tankut evleri
Tankutların evleri genelde şu özellikler barındırır.
Geniş en az 200 metre kare stüdyo daire,
az mobilyalı olacak evimiz ama teknolojik olacak,
ikiz yatak (yatağın tavanında ayna) ayna uygulaması tavşan ruhlu olanlarında vardır
büyük rahat koltuklardan oluşan oturma grubu,
amerikan mutfak,
oturma grubunun karşısına bir ev sineması sistemi,
mükemmel bir müzik seti dvd li filan,
evin içine serpiştirilmiş bir sürü irili ufaklı hoperörler,
muhakak ana tv sistemine bağlı hazır bekleyen xbox oyun makinesi ve kumandaları
Çekim yapmaya hazır amatörden biraz daha iyi video kamera ve ışık sistemi
yatak odasında geniş bir gardrop, boy boy kıyafetler.
geniş bir banyo (Fantaziye uygun büyüklükte küvet veya duruma göre jakuzi),
Evin temizliği ile uğraşan her gün öğleye doğru gelen 45 yaşlarında bir hanım.

Tankut Arabaları
Tankutların vazgeçilmez aksesuarı arabadır.
En büyük zevkleri hızlı araba kullanmaktır.
Çok zenginleri ferrari filan kasmaya çalışırlar ama genelde kullandıkları
araçlar 80 milyarın üzerindeki ithal otomobillerdir.
Mecbur kalmadıkları sürece arabada sevişmezler, araba onların mabedidir.

Tankut Bilgisayarları
Paraya para demediklerinden paranın alabileceği son model diz üstü bilgisayarları
kullanırlar. Meslekleri ile alakalı yazılımları kullanırlar ve pek nadir de olsa
chat yaparlar, güzelim makineler heba olur bu adilerin ellerinde.

Bu yetmezmiş gibi diz üstü bilgisayarlarına ipod veya cep telefonuna davranır gibi
davranırlar. Evde çalışma odalarında ayrıca büyük ve yine son model oyun oynamak
için hayvan bilgisayar sistemleri vardır.

Tankut Cep telefonları
Arkadaşlar nokia yeni model çıkardıkça cep telefonu değiştirirler. Anlaşmalı oldukları
sürekli yeni modelleri takip edip yeni model çıktıkça kendilerine haber veren
telefoncuları vardır.

İçlerinde maceracı ruha sahip olanları Motorolanın Hello Moto sunu veya simensin en
pahalı modellerinide tercih edebilirler.

Tankut ve nakit para
Klasik bir tankut'un üzerinde günlük harcamalar içim yaklaşık 500 YTL civarında nakit,
en az 200 euro ve en az 300 USD bulunur.

Ayrıca ani bir trafik kazası yapıp çarptıkları adamı şikayetten vaz geçirmek için 1 adet
1000 USD lik banknot katlı olarak cüzdanlarının dibinde saklıdır.

Tankut ve Kredi kartları
Tankutlar her daim likit olsalarda harcamalarının büyük kısmını Kredi Kartı ile yaparlar,
Tankutlara göre bar/cafe/restoran gibi mekanlarda ödemeyi nakit veya ticket (yemek çeki)
ile yapmak ayıptır. Yemek çekini sadece iş arkadaşları ile öğle yemeğinde sosisli yerken
kullanırlar.

Tankut ve Sinema
Tankutlarda kız portföyü geniş olduğundan vizyondaki tüm filimleri izlerler hatta
bazılarını birkaç kez tekrar izlemek zorunda kalırlar. Film zevkleri yoktur. Sinemayı
kızlarla vakit geçirilen bir mekan olarak düşünürler.

Tankut ve Tiyatro
Tankutlar sürekli sinema izleyicisi olmalarına rağmen tiyatroya ancak entel dantel bir
kızla çıkıyorlarsa mecburen giderler. Keza şiir dinletisi, imza günü, panel, konferans
gibi etkinlikleride tiyatro gibi değerlendirirler.

Tankut ve Müzik
Tankutların klasik bir müzik anlayışı vardır. Rakı içerken arabesk veya türk sanat müziği
dinlerler ancak günlük hayatta genelde yabancı pop olayındadırlar. Portföylerindeki
kızların müzik tercihlerine göre ritmini sevdikleri her müziği dinlerler.

Bunun yanında evlerinde geniş bir Klasik Müzik ve New Age arşivleri olur.
Sevişirken bu müzikleri tercih ederler.

Tankut ve Siyaset
Tankutlar Anap'ın Anap olduğu dönemde genelde Anaplıydılar. Bunlardan bazıları geçtiğimiz
dönemde uzan gazıyla genç partili oldular. Halen büyük çoğunluğu anap-dyp çizgisindedir.
Politikayla aktif olarak ilgilenmezler, faiz/euro-USD/güncel araba fiyatları gibi değerleri
vardır.

İçlerinde aile baskısı ile politikaya sokulmuş olanları vardır. Ülkemizde çok zengin ve büyük
aileler bizimde bi vekilimiz olsun diyerek zaman zaman bu gençleri ilerde girdiği partide bir
konuma getirip vekil seçtiririz düşüncesiyle gençlik kolları başkanlığı filan yaptırtırlar.

Tankut ve Kitap
Tankutlar kitap okur. Entellektüel birikimleri vardır. Siyaset hariç her konuda okurlar.
Tüm yeni çıkan kitapları okurlar, özellikle kızların takip ettiği Ahmet Altan (aldatmak),
Murathan Mungan (sende aşkları temize çektim...) gibi yazarları takip ederler. Özellikle
geçerli bir meslek sahibi olmayanları (misal : yazar, ressam, müzisyen vb...) muhakkak bir
roman denemesi yaparak en az bir 20 adet A4 dolduracak birşeyler karalamışlardır. Kızlardan
çok anlarlarmış gibi bu denemeleri okuyarak yorum yapmalarını isteyerek pirim yaparlar.

Tankut ve Televizyon
Klasik bir Tankut popüler dizileri takip eder, özellikle kızların sevdiği "Bir istanbul masalı",
"Haziran Gecesi" ve bunun gibi diziler favorileridir. kızlar sevdikleri diziler ile ilgili sohbet
etmeye bayılır. Bunun yanında yükselen değerlerimizden cnbc-e, ntv, cnn türk üçlüsünün sürekli
takipçileridirler. Bu 3 kanalın hemen her programını izlerler.

Tankut ve Romantizim
Tankutlar duruma göre romantizmi bir silah olarak kullanabilmeyi beceren yetenekli erkeklerdir.
Kızlar romantik erkeklere bayılır. İtiraf etmek gerekirse, Tankutlar gerçekten romantiktirler
ve kızların çoğunlukla onları tercih etmelerinin sebebide budur. Biz sıradan erkekler romantizm'i
kızlara karşı bir silah olarak görürken bu tankutlar romantizmi gerçekten yaşayıp yaşatarak
parsayı götürürler.

Tankut ve Moda / Giyim kuşam
Tankutlar her zaman için trendy giyinir, genelde tek bir gömleğe 200$ verecek kadar sapkındırlar.
Geniş bir gardropları vardır. Her zaman gardoplarında hiç giyilmemiş bir kaç takım kyafetleri olur.

Modayı sadece kendileri için değil kızları içinde takip ederler, renk seçimleri genelde kötüde olsa
marka aldıkları için öyle yada böyle hediye ettikleri tüm kyafetler çok beğenilir.

Tankut ve Yemek
Damak zevkleri yoktur. Ot yada bok yiyebilirler, Portföylerindeki kızların damak zevklerine göre
herşeyi yiyebilirler. Genelde güzel tadların nerde olduğunu bilirler, kızlar damak zevki olan ve
kendilerine farklı tadları keşfettiren erkekleri beğenir çünki.

Tankut ve mutfak
Tankut aynı zamanda iyi bir aşçıdır da,
kızların tav olacağı sebze ağırlıklı kolay pişirilen tüm yemekleri bilirler.
Misal prtaik bir Tankut yemeği tarifi :

Malzemelerimiz :
2 adet havuç
1 adet kabak
1 adet patates
1 adet pırasa
2 adet acı biber
1 bağ maydonoz
2 domates
1 bardak haşlanmış bezelye
yarım bardak şarap
yarım tane kalın doğranmış tatlı soğan
4 yaprak nane
4 yaprak fesleğen
2 kaşık sıvı yağ
tuz-karabiber

havuç-kabak-patates-pırasa-soğan-acı biber tavada az pişmiş hale getirilir.
üstüne baharat ile şarap ve soyulmuş küp küp doğranmış domates ilave edilir biraz daha pişirilir.
çok az tuz ve kızın acı sevip sevmediğine bağlı olarak biber miktarı çok tutulabilir.
pişmiş sebzeler iki servis tabağına pay edilir,yanına bezelye konur,
fesleğen ve nane ile şekil yapılır. yanında minimum 100$ lık bir şarap ile servis yapılır.

Sıradan bir erkek için saçma sapan bir yemek olan bu yarı pişmiş sebze tabağının kesin çince bir
ismi vardır. Ve özellikle tiki kızlar bu yemeğe bayılır.

Tankut ve seks
Tankut en az 2 farklı kızla haftada en az 4 gece ve 1 gündüz seks yapar.
Tankutlar tatminsiz olduklarından sekste azimlidirler. bari kızı mutlu edelim diyerek çok
çalışırlar, işte kızların tankutları tercih nedenlerinden biride budur.
fıkranın devamı

Medyanın sürekli gözü önünde bulunan iki insan.. İki taban tabana zıt
karakter... "Film Gibi" programı ile vatandaşı ekran başında ağlatan
yönetmen Sinan Çetin ile "Biri Bizi Gözetliyor" programında izleyenlerinin
kanını donduran Doğa Bey..

İmaj durumları
Sinan Çetin: Sadece Türkiye'nin değil dünyanın en kıllı program sunucusudur.
Ülkemizin en fazla reklam filmi çeken yönetmeni olduğu halde bir tane bile traş bıçağı reklamı işi alamamıştır. Özellikle Derby firması bu arkadaştan umudu kestiği için kendisine kin beslemektedir. Son numarası saçlarını arkadan bağlamasıdır. Milli bayramlarda beyaz kurdele takarsa şaşırtıcı olmaz..

Doğa Bey: Sinan Bey'in aksine yüzünde bir tane bile kıl yoktur.. Epilasyonu doğuştan yapılmış gibidir.. Eline bir kez bile kara saplı Derby bıçağı almamıştır.. Buna rağmen ekrana çıktığında cillop gibi ışıldar.. Onun da traş bıçağı firmalarından reklam teklifi alma şansı yoktur.. "Ne traş takımı ne makyaj takımı, ille cilt bakımı.. İlle cilt bakımı" sloganıdır..

Giyim tarzları
Sinan Çetin: Sadece siyah rengi kullandığından Neslihan Yargıcı'nın emmioğlu gibi durur.. Kıyafette seçici değildir.. Onun için siyah olduktan sonra DKNY'tan alınma bir kabanla Sivas işi keçe kepenek arasında fark yoktur.. Ayakkabıya da sıcak bakmaz ya postal türü botlar giyer veya yalınayak gezer.. Programına smokin ile çıkmasının sebebi seçiciliği değildir.. Günün birinde Komser Şekspir filmine Oscar vereceklerine inandığından kalabalık önüne smokinle çıkar..

Doğa Bey: Altında smokin pantolon, üstünde gömlekle ekrana çıkar..
Prodüksiyon amiri programın bu kadar tutacağını ummadığından smokinin ceketini almamıştır.. Pantolon belinin göğüs hizasında durması terzilik hatası değil bilinçli bir tercihtir.. Prodüksiyon amiri Onun boy atacağına inandığından pantolonu üç beden büyük seçmiştir..

Teknik kullanma
Sinan Çetin: Yakınlarına kavuşma umudu ile programa katılanlarla başarılı bir şekilde duygusal yakınlık kurar.. Temsil, programına katılan bir kadın onu tanıyınca "Evden kaçan kocam iyi ki buraya gelmedi.. Gelseydi Sinan Bey ile aramızda yaratılan büyü bozulurdu" diye düşünür.. Birbirlerine kavuşanlar ise sorunun çözülmesinden çok Sinan Bey ile yakınlaştıklarına sevinirler..

Doğa Bey: Yarışmacılarla kesinlikle duygusal yakınlık kurmaz.. Talimatlarını tekdüze bir ses tonu ile ekrandan verir.. Ekranın karşısında hiç kıpırdamadan dakikalarca durması televizyon sektörüne duyduğu saygıdandır..
Ama durumu bilmeyen seyirci Doğa Bey'in pille çalıştığını, hareketsiz kaldığı zaman da pilinin zayıfladığını sanmaktadır..

İnsani ilişkiler
Sinan Çetin: İnsanları sever, tanıdığı herkese "potansiyel sanatçı" gözüyle bakar.. Şefkatli ve vericidir.. Film çekimleri sırasında sürekli meyve yemesine rağmen artanları çalışanlara dağıtır.. İnsanlarla rahat ilişki kurar.. Yeni tanıdığı insanları hemen yemeğe davet etmesi ve onların beslenme alışkanlıklarını izlemesi en büyük zevkidir..

Doğa Bey: Onun için insan yok yarışmacı vardır.. Yarışmacıları da numaraları ile tanır.. Yüz günlük yarışma süresince sabah akşam izlediği yarışmacılara numaraları ile hitap etmesi bu yüzdendir.. Temsil "Sıfır beş Edi.. Sıfır beş Edi.." diye diye ikinci dönemde birinci olan yarışmacıyı psikiyatrislerin eline düşürmüştür ama bunda kasıt yoktur.. O yarışmada birçok Edi olabileceğini düşündüğünden tedbirli davranmaktadır..

Psikolojik durum
Sinan Çetin: Rahat ve komplekssizdir.. Kimin hakkında olursa olsun aklına geleni söyleyip rahatlar.. Sonra rahatı kaçanların tedavisine girişip aylarca zaman harcar.. Ancak onun bu rahat tavrı kolay anlaşılmaz.. Yine de tanıyan herkes ona katlanır. Özellikle yakın çalışma arkadaşları "Birgün bunun da ilacı bulunacak.." diye umutlandıklarından "Horoza yükleyin odunu, getirin sineğin budunu.." türünden talimatlarına tepki vermezler.. O bir hiperaktiftir.

Doğa Bey: Psikolojisi yoktur.. Soluk alıp verme refleksi vardır.. Hakkında söylenenlere ya da yarışmacıların kendisi için ne düşündüklerine aldırmaz.. Hakkında çıkarılan "Mustafa Topaloğlu'ndan duyduk o da uzaylıymış.." söylentilerinden etkilenmeden işini sürdürür.. O bir hiperpasiftir..

TakıntIıları var mı?
Sinan Çetin: Çekeceği filme uygun bir cümle bulmadan çalışmaya başlayamama takıntısı vardır.. "Evi ev eden avrat, yurdu yurt eden devlet.." lafını bulamadan Propaganda filmine başlayamamıştır.. Komser Şekspir'i çekmek için de aklına "Fare deliğine sığamamış, bir de kuyruğuna kabak bağlamış.." lafının gelmesini beklemiştir..

Doğa Bey: Elenecek kişiyi seçmek için görüşme odasına aldığı haftanın birincisine "Kapının kapandığından emin misiniz?" diye ısrarla sorması takıntısıdır.. Canlı yayında olduklarını, bu gizliliğe gerek olmadığını kendisi de bilir ancak sormadan duramaz.. Bir de 'üçte bir kuralını' bir yarışma boyunca en az yirmi kere hatırlatmaktan zevk alır..

Ailevi durumları
Sinan Çetin: Kalabalığı sever.. Eşi, dört çocuğu, yüzlerce yakın akrabası vardır.. Kent aşiretleri arasındaki sayısal sıralamada "Çetin ailesi" ikinci sırayı alır.. Adana'nın Cano aşiretine geçilmeyi hazmedemediği için film setlerinde ihtiyacından dört kat fazla eleman çalıştırır..

Doğa Bey: Bugüne kadar medyada kimse ile görünmemiştir.. Türkiye'nin en popüler programının yıldızı olduğu halde soyadını bilen de yoktur.. Memleketi de bilinmediği için hakkında çıkarılan "Uzaydan geldiği" söylentileri inandırıcılık kazanmaktadır.. Yine de tekdüze bir ses tonu ve sıfır mimik ile konuşması, her üç kelimede bir "mekanik olarak" es vermesi bir "android" olduğunu kanıtlamaz..

fıkranın devamı

Adama carpip oldurdum! Davaciyim efendim...
Dunyada insanlar cok cesitli nedenlerle firmalara ve kurumlara dava aciyor. Bir gazetemiz bunlari derlemis. Ben de oturdum, ayni davalar Turkiye'de acilsa neler olurdu, diye arastirdim. Iste arastirma sonuclarim.

Eline kahve dokulen kadin: Uzerinde "sicaktir" yazmadigini iddia ederek dava ettigi McDonald's'tan 2.5 milyon dolar tazminat kazandi.

BIZDE OLSAYDI: Kadinin eline dis macunu surulur. Kadin yaygaraya devam edince de garsonlar kadini bi temiz dover, sonra da derin dondurucuya kapatirlardi...
* * *
San Diego'da bir adam, erkekler tuvaletinde kadin gordugunu soyleyerek duygusal travma gecirdigi iddiasiyla dava acti...

BIZDE OLSAYDI: Oncelikle travmayi erkek degil erkekler tuvaletine giren kadin gecirirdi. Hem de duygusal olmayanindan... Hatta basina daha neler gelirdi Allah bilir.
* * *
Bir soyguncu kendisine bedava deodorant vermedigi icin hapishane yonetiminden sikayetci oldu.

BIZDE OLSAYDI: Adam once "Burasi Mikros mu lan" cumleleri esliginde guzelce bir islatilir, adamin ter kokusu hafifletilir, cezaevinde parasiz hicbir seye sahip olamayacagi bir guzel anlatilirdi.

Ertesi gun de mahkûma sadece deodorant degil, cep telefonundan tabancaya kadar satin alabilecegi her turlu urunun listesi verilirdi.
* * *
Gene Amerika'da bir kanser hastasi, ongorulen sure icerisinde olmedigini soyleyerek saglik mudurlugunu dava etti. Doktorlarin koydugu teshise gore coktan olmesi gerektigini soyleyen davaci tazminat istedi...

BIZDE OLSAYDI: Hasta tazminat talebinin ardindan yetkililerce apar topar SSK hastanelerinden birine yatirilir, kanserden olmasa da kaptigi baska bir enfeksiyondan olmesi kesin olarak saglanirdi.
* * *
Bira duskunu bir Alman, Anheuser - Busch biralari ureten sirkete 10 bin dolarlik dava acti. Biraciya gore reklamda birayla kadinlarin tavlanacagi soyleniyordu. Ancak kendisi basarili olamamisti.

BIZDE OLSAYDI: Actigi davanin ardindan derhal ana haber bultenlerine cikar. Magazin programlarina konuk olur ve kendi capinda ciddi bir sohrete ulasirdi adam. Ve bu sayede kadin buldugundan bira sirketi de tazminat odemekten kurtulurdu.
* * *
Florida'da bir balikcinin ailesi hava tahmini tutmadigi icin firtinada olen babalarinin ardindan, hava tahmini yapan kanali mahkemeye verdiler.

BIZDE OLSAYDI: Dava asla acilamaz ve sonuclanamazdi. Cunku Turkiye'de hava tahminleri her turlu ihtimal goz onune alinarak yapilir. "Yarin hava kar yagisli olacak ve zaman zaman da gunesli gececek." Veya "denizlerimizde hava 2 ile 6 kuvvetinde olacak." (Bu hava tahmini gercekten yapilir bizde ve inanin yasayan bilir, ama 2 ile 6 hava arasinda daglar kadar fark vardir.)
* * *
Bir kadin surucu carptigi ve oldurdugu adamin esinden kaza aninda kendisine sok yasattigi icin tazminat talebinde bulundu.

BIZDE OLSAYDI: Sik sik olan bir vakadir bizde bu. "Onune baksaydi kardesim"le baslayan ve "onlar da dikkat etseydiler birader" denilerek salinan cok trafik canavari vardir bu ulkede.

Tazminat istemediklerine dua edelim...
***
Reha Muhtar'a konuk olan Ibrahim'den inciler...
* Capkin olmayan erkek evine bagli olmaz...
* Kadin oyle her dakka dovulmez...
* Erkek yaparsa capkinlik olur, kadin yaparsa gerisini soylemek istemiyorum...
* Para para para, diyen kimdi yav... (Sorusuna bir sure cevap alamadi.)
* Lutven gonusurken duzgun gonusun.
* Kameralara soyledigimiz hersey iki saat sonra 60 milyona ulasiyor kardesim. (Canli yayinda soyledi.)
* Derya hanimin soyledigi hersey dogrudur.
* Ben mi sucluyum, gozlerim mi suclu, yoksa o bacak mi suclu? (Mini etek giymis bir konuga bakarak...)
fıkranın devamı

01-Kardan adama tekme atma veya bozmaya calisma hastaligi,
02-Yeni atilmis bir betona basma ve isim yazma hastaligi,
03-Gazete ve dergilerdeki resimlere sakal, biyik ve gözlük yapma hastaligi,
04-En iyi arabayi ben kullaniyorum zannetme hastaligi,
05-Kar topunun içine buz koyma hastaligi,
06-Cep telefonu kullaniminin yasak oldugu ortamlarda illede görüsme yapma hastaligi,
07-Belediyenin duraklara koydugu saatlerin yelkovan ve akrebini sökme hastaligi,
08-Kumsalda Deve güresi yapma hastaligi,
09-Sahin marka arabayi, Dogan görünümlü yapma hastaligi,
10-Agaçlara ve parktaki banklara kalp ve isim bas harfi kazima hastaligi,
11-Derslerini çalisip sinifini geçenleri inek sanma hastaligi,
12-Meslegimizdeki ünvanimizi Ingilizce olarak söyleme hastaligi,
13-Tiki olan insanlarin tikleri ile ugrasma hastaligi,
14-Iskambil kagitlarindan kule yapan birinin kulesini bozmaya çalisma hastaligi,
15-Cep telefonu ile bagira bagira konusma hastaligi,
16-Reklam için duvarlara veya panolara yapistirilan afisleri yirtma hastaligi,
17-Tuvalet duvarlarini defter sanma hastaligi,
18-Otobüs duraklarina "Atesli sevisirim beni ara" yazma hastaligi,
19-Trafikte bizi geçen bir araçi mutlaka yakalayip onu geçmeyi ilke sayma hastaligi,
20-Sinyal verir vermez serit degistirip, kazaya sebebiyet verdigimizde sinyal verdik görmüyonmu deme hastaligi,
21-Ara yollardan ana yola çikacak araca yol vermeme hastaligi,
22-Ünlü birini gördügümüzde ona el sallama hastaligi,
23-Ünlü birini gördügümüzde onunla fotoraf çektirip çok samimiyiz havasi verme hastaligi,
24-Yasamadigimiz bir seyi yasamis gibi anlatip ona kendimizi inandirma hastaligi,
25-Otobüs duraga yanastiginda illede ön kapidan inmeye çalisma hastaligi,
26-Otobüs koltuklarini yirtma ve üzerlerine acayip acayip yazilar yazma hastaligi,
27-Minibüs soföriyseniz begenmeseniz bile mutlaka kral fm dinleme hastaligi,
28-Trafikte kirmizi isikta dururken, yesil isik yanar yanmaz tornaya basma hastaligi,
29-Trafikte kirmizi isikta dururken burun karistirma hastaligi,
30-Kimsenin herhangi bir konu hakkinda bilgisi olmadigini anladigimiz anda o konu hakkinda atip tutma hastaligi,
31-Elektrik,su,dogalgaz,vergi,trafik cezasi vb.. faturalari son gününde ödeme hastaligi,
32-Kar yagdiginda eve bolca ekmek alma hastaligi,
33-Grup halinde bir meydana konan güvercinlerin üzerine kosup onlari kaçirmaya çalisma hastaligi,
34-Evli olanlarin bekarlara sakin ha evlenme demesi hastaligi,
35-Ayni filme giden insanlarin filmden çiktiktan sonra filmi birbirlerine anlatmalari hastaligi,
36-18 yasina geldigi gün bara gitme hastaligi,
37-Eline silah geçen birinin hemen o silahla saka yapma ihtiyaci duymasi hastaligi,
38-Arabayla yolda giderken tanidik birini görünce arabayi sakadan onun üzerine dogru sürme hastaligi,
39-Takim elbise giyince elini cebe sokma hastaligi,
40-Tuttugu takim galip gelince havaya silah sikma hastaligi,
41-Meslek arkadaslarina mesleki sakalar yapma hastaligi



fıkranın devamı

Murat Demirel
Bir banka vardı ya, kayıtlarda
Ben soydum.
Bir çek vardı ya karşılıksız, hesaplarda
Ben çektim.
Kasa dolu değilmiş, öyle değilmiş
Ben gördüm.
Hırsız deme değilim, arsız deme değilim
Ben özgürüm, sadece özgürüm...

-Bir sonraki soygunda nerde karşılaşacaklar?...
a) Ziraat Bankası, b) Halkbank, c) Vakıfbank.
Fatih Terim
Bir ülke vardı ya uzaklarda
Ben gittim.
Bir kupa vardı ya vefasız müzelerde
Ben aldım.
İtalya Çizme gibi değilmiş, öyle değilmiş
Ben gördüm.
Fatih deme değilim, İmparator deme değilim
Ben özgürüm, sadece özgürüm...

-Bir sonraki görevine ne olarak devam edecek?
a) Haber spikeri, b) Yorumcu, c) Kameraman.
Nuri Ergin
Bir kodes vardı ya uzaklarda,
Ben girdim.
Birkaç mahkum vardı ya savunmasız, koğuşlarda
Ben kestim
Alem delikanlı değilmiş, öyle değilmiş
Ben gördüm.
Çete deme değilim, mafya deme değilim.
Ben özgürüm, sadece özgürüm...

-Bir sonraki vahşeti nerde yapacaklar?...
a) Bilecik, b) Eskişehir, c) Adana.
Banu Alkan
Bir reklam vardı ya tv'lerde
Ben oynadım.
Bir şarkı vardı ya notasız, listelerde
Ben söyledim.
Başkası star değilmiş, öyle değilmiş
Ben gördüm.
Aptal deme değilim, zeki deme değilim
Ben afroditim, sadece afroditim... Ha ha haaa...

-Bir sonraki olayı ne olacak?
a) 20 yaş iddiası, b) Siyah saç, c) Beyin ameliyatı.
Vatandaş
Bir sabit ücret vardı ya 2 milyon, faturalarda
Ben verdim.
Bir baz istasyonu vardı ya sağlıksız, her yerde
Ben öldüm.
Hazır kart sınırsız değilmiş, öyle değilmiş
Ben gördüm.
Keriz deme değilim, sazan deme değilim
Ben özgürüm, sadece özgürüm...

-Bir sonraki kazığı nerde yiyecek?
a) Melodi vergisi, b) Batarya vergisi, c) Radyasyon vergisi
fıkranın devamı

Bir partide çok sahane bir kiz gördünüz diyelim.
Hemen yanina gidip:
"Harika sevisirim!" derseniz;
Bu, dogrudan pazarlamadir
(direct marketing)

Arkadas grubunuzla partide takilirken,
arkadaslarinizdan biri kiza gidip
sizi gösterip: "Su çocuk var ya, harika sevisir."
derse;
Bu reklam dir (advertising)

Partide sahane bir kiz gördünüz. Yanina gidip
telefon numarasini alduniz.
Ertesi gün kizi arayip dediniz ki:
"Merhaba, harika sevisirim.";
Bu telemarketing 'dir.

Partide sahane bir kiz gördünüz. Hemen kravatinizi
düzeltip ona bir
Içki koyarsiniz, ona kapiyi açarsiniz, çantasi
düserse hemen davranip
yakalar, kendisine verirsiniz. Dolasmayi teklif
edersiniz ve dersiniz
ki:
"Ha bu arada, harika sevisirim.";
Bu halkla iliskiler dir.

Partide sahane bir kiz gördünüz. Kiz yaniniza geldi ve dedi ki:
"Duydum ki harika sevisiyormussun."
Bu, taninmis marka olmaktir.
fıkranın devamı

Dün gece yine ölümle burun buruna geldim. Kendime bir
zarar geleceginden degil ama karim Cemile ne yapar
sonra.

Biz aksam yemegimizi genelde saat 11-12 gibi yerdik,
ama ev sahiplerimizin misafiri geldiginden geç
vakitlere kadar oturup yatmadilar. Neyse ki konuklarin
gitmesiyle birlikte uykuya daldilar. Bir süre
ortaligin sakinletmesini bekleyip, yiyecek toplamaya
basladim.

Bugün misafirler geldigi için menü çok zengindi. Pasta
ve börek kirintilarina bayiliriz. Her neyse ben
nevaleyi toplarken birden mutfagin isigi yandi ve
"Aaaaaa! Karafatma" diye bir ses duydum.

Salak adam, ben bir erkegim Fatma da nereden çikti.
Benim adim Ismail. Böyle seyler delikanliyi bozar.
Hadi beni karimla karistirdin diyelim. Sen ne kadar
korkak bir adamsin. Benim kaç katim büyüklügünde
olmana ragmen bu bagiris da ne böyle ? O korkunç sesin
kesilmesiyle birlikte, sanki ben ona bir bok yapmisim
gibi beni kovalamaya basladi.

Inanin o kadar da dikkat ediyorum, tabak, çanak bardak
üzerinde dolasmamaya çünkü bu dingilin karisi çok
titiz. Bazen diyorum ki bu giciklarin misafiri
geldiginde git ortalarda dolas böylelikle utanilacak
duruma düssünler. Ama yapamiyorum iste. Ne olursa
olsun, ekmek yedigin tekneye kötü gözle bakmamak
gerekir.

Ben eve geldigim ilk yillari hatirliyorum da ne
güzeldi o günler. Rahmetli kayinbabam ve kayinvalidem
beni evlerine kabul etmislerdi. O zamanlar rahattik,
çünkü ev sahibimiz Riza amca kördü. Bu sebeple evin
her yerinde serbestçe dolasabiliyorduk. Hatta Riza
amcayla ayni sofrada yemek yedigimiz günlerde oldu.
Gerçi bizleri görebilseydi nasil davranirdi bilmem ama
o hep yüregimizde yasayacak. Riza amcanin durumu pek
iyi sayilmazdi, memur emeklisiydi. Bu evde rahmetli
karisininmis, bu yüzden yiyecek konusunda bu kadar
fazla seçenegimiz yoktu. Ama daha mutlu ve
huzurluyduk. Riza amca bir gün görünmez kazaya kurban
gitti. Gerçi onun için bütün kazalar görünmezdi.

Riza amcanin topraga verildigi gün biz de oradaydik.
Karsi komsusu Osman Zeki bey bize geldiginde ceketini
asmisti. Biz de bunu firsat bilip ceketin cebine
girdik. Ardindan Osman Zeki beyle birlikte mezarliga
dogru yola koyulduk. Riza amcanin üç tane oglu vardi
ama bugüne kadar sadece nüfusta gözüküyorlardi.
Hayirsizlar daha ilk günden evi satisa çikardilar. Evi
su anda oturan adam ve karisi satin aldi. Eve ayak
basmalariyla kayinbabam ve kayinvalidemi öldürmeleri
bir oldu. Adam sonra igrenerek cansiz bedenleri kagida
sararak çöpe atti. Sanki kendisi çok temizmis gibi.
Halbuki tuvaletten çiktiktan sonra ellerini
yikamadigina defalarca sahit oldum. Simdilerde kendine
üzerinde rahmetli kayinvalidemin resmi olan bir ilaç
almis, durmadan üzerimize sikip duruyor. Kayinvalidem
Sultan hanim gençliginde fotomodel oldugu için bu tür
ilaçlarin üzerinde resmi bulunuyor.Hatta bir iki
reklam filminde de oynamisti. Ama evlenince mecburen
birakti. Çünkü kayinbabam tam bir Osmanli erkegiydi.
Bugüne kadar rahmetli Riza amcanin anisina bu evde
oturduk, artik daha fazla dayanacak halimiz kalmadi.
Ese dosta haber saldik. Kendimize göre bir ev bulur
bulmaz tasinacagiz buradan Belki de sizin evinize
yerlesiriz hayat bu belli mi olur ?

2000 yılının ağustos ayında "TUNÇ DEVRİ" başlığı altında GIRGIR dergisinde yayınlanmıştır. Yazan : Tunç ERDOĞAN
fıkranın devamı

Coca Cola'nın pazarlama temsilcilerinden biri Ortadoğu'daki
görevinden büyük bir hayalkırıklığıyla dönmüş.. Bir arkadaşı ona
sormuş:
"Sence Araplar üzerinde niye başarılı olamadınız?"
"Beni Ortadoğu'ya ilk gönderdiklerinde kendime çok güveniyordum,
bir tek sorun vardı o da arapça bilmememdi.. O yüzden onlara vermek
istediğim mesajı yanyana 3 poster halinde düzenledim..
1. posterde kızgın bir çölde kumların üstünde sürünen, susuzluktan
kavrulmuş bir adam...
2. posterde adam yerde bulduğu Coca Cola alıp içiyor..
3. posterde ise adam diriliyor ayağa kalkıyor ve capcanlı oluveriyor.."
"Eee bu harika bir reklam, niye işe yaramadı?"
"Arapların sağdan sola dogru okuduklarını bilmiyodum ki?!"
fıkranın devamı

Brooklyn köprüsünde, bir bahar günü , kör bir adam dilencilik yapiyormus. Dizlerinin dibine bir tabela koymus. Üzerinde "DOGUSTAN KÖR" yaziliymis.

Herkes dilencinin önünden geçip gidiyormus. Bir REKLAMCI bunu görmüs. Tabelayi almis arkasina bir seyler yazmis, oldugu yere tekrar birakmis.

Ne olduysa olmus..... Gelip geçen ve bu tabeladaki yeni yaziyi okuyan herkes, baslamis dilencinin önündeki sapkaya, habire para atmaya....

Bir cümle yetmis onca kisiyi etkilemeye ve dilencinin sapkasinin kisa sürede agzina kadar parayla dolup tasmasina...

GÜZEL BIR BAHAR GÜNÜ... AMA BEN BAHARI GÖRMÜYORUM...
fıkranın devamı

Temel ve İdris işsiz güçsuz,ağızları açlıktan kokar bir şekilde gezerlerken bir kahveye girer ve otururlar ve konuşmaya başlarlar;
- "para yok pul ne bok yiyeceğiz"
diye.Gaezetede iş ilanlarına bakarken gözlerine bir reklam ilişir ve okurlar.İlanda bir kızıldereli kafası getirene 1000$ veriliyor.Temel hemen atılır:

-"Kalk İdris Amerika'ya gidiyoruz."

Bunlar Amerikaya varırlar.Ara tara haftalarca bir tane bile kızıldereli bulamazlar.Yorgunluktan bitkin bir şekilde bir ağacın altına oturur ve uyumaya başlarlar.Temel gözünü bir açar birde ne görsün binlerce kızıldereli oklarını onlara doğru çevirmiş bekliyorlar.Temel hemen İdris'i uyandırır ve:

-"Ula İdris kalk kalk paranın ***** koyduk".

fıkranın devamı

Bir gün yeni bir restorant açılmış. Bir hafta içinde sabah ilk gelene bedava çorba veriyorlarmış.
Her günde temel geldiğinden şöyle demiş
- Bu Temel yüzünden hiç reklam yapamıyoruz, bu Temel'in çorbasına müsil koyun demiş.
Temel sabah yine birinci gelmiş ve garson önüne müsilli çorbayı koymuş. Temel çorbayı içtikten bir dakika sonra garsonu çağırmış ve şöyle demiş.
- Oğlum burda tuvalet yok mu?
Garson da şöyle cevap vermiş.
- tuvalet var ama anahtarı kayboldu kapıda kilitli kaldı demiş.
Temel bir saat sonra daha dayanamıyıp hızla restoranttan çıkmış.Temel yolda bir adam görmüş.
Adam Temel'e demiş ki
- Oğlum burada yeni bir restorant açılmış sabah ilk gelene bedava çorba veriyorlarmış nerede o restorant
Temel'de şöyle demiş
- Şu sarı çizgiyi izle bulursun demiş.
fıkranın devamı

Kayseri`li, Papa'nın cennetten yer sattığını işitince doğru Vatikan'a gitmiş. Papa'ya:
-Bazı Müslümanlar cehennemlik olduğu için demiş, Cehennemin tapusuyla anahtarını şimdiden almak istiyorum.
Uzun pazarlıklardan sonra istediği fermanı ve anahtarı elde etmiş. Bunun üzerine zengin Hristiyanlara yönelik bir reklam kampanyasına girişmiş:
-Cehennemin tapusu ve anahtarı bende. Cehenneme girmek istemeyenler, benden belge alabilirler. Cennet arsalarının yarı parasına... Kayseri`linin elindeki fermanı gören Hristiyanlar, cehenneme kabul edilmeyeceklerine ilişkin belge satın almaya başlamışlar. Cennet müşterileri azalınca, Papa Kayseriliyi çağırtmış:
-Al şu verdiğin parayı, ver cehennemin tapusuyla anahtarını! Kayseri`li:
-Ben cehennemi sattım, demiş. Geri almak için çok para gerekli.
-Ne kadar?
-Heybenin iki gözü dolusu altın. Papa, çaresizlik içinde ellerini iki yana açtıktan sonra buyruğu vermiş:
-Doldurun bu Kayseri`linin heybesini altınla!
fıkranın devamı

Durulmaya yüz tutmuş seks hayatlarını yeniden canlandırmakta, suyla doldurulan yatakların birebir olduğunu duymuştu adam...
"Yatağımıza uzandınız mı, fırtınaya yakalandınız demektir." deniliyordu su yataklarının reklamlarında...
Hemen bir tane aldı.
İki gün sonra da, sevinçle kendisi gibi orta yaşlı bir arkadaşının yanına koştu. "Bu su yatakları bir harika azizim." diye haykırdı. "İki gecedir yaşadığımız fırtınalı seksi, son iki yıldır yaşamamıştık. Sen de bir tane alsana.."
Acı acı güldü arkadaşı... "Marifet yatakta değil, senin karıda olsa gerek." dedi. "İki yıl önce aldığım yatak hala Ölü Deniz gibi..."

fıkranın devamı

Bir sonraki gece...

Birer birer gittiler yaşamımdan. Herbiri ayrı bir yaraydı , her biri ayrı bir yaşanmışlık, güzel ve çirkindiler, umutları, umutsuzlukları vardı, sevdaları vardı, en önemlisi insandılar , insan olmayı ve insanları seviyorlardı. Ben onları öylece seviyordum. Yanımdalarken kırıyordum onları, bazen küçük düşürüyordum , kendimi yükseltiyordum. Oysa paylaşılmışlıkların en güzelini yaşıyordum onlarla . Kurgu değildi bu, sıralı hayaller silsilesi değildi, kandı, etti , duyguydu tümüyle. Önceleri bebim için tutunacak birer daldılar, hiçliğimi eriten çokluğumdular , sonraları sevdamdılar .

Sabah...

Güneş penceremi tırmalıyordu artık. Ben geceden kalma mutluluklarınmı süzerek güne umutlu başlama kavgasındaydım . Yaşam sürecinin bir basamağını daha yılgın ve durağan atlamaya hazırlanıyordum. Geçmiş belleğimde dingin bir tutarlılıkla mıhlanıp kalmıştı. Bu yaşadığımız günlerin ne denli kepaze olduğunu mırıldanıyordum. İçimde acı tadı vardı ayrılıkların, yalnızlıkların .Boşluğu kucaklayan kollarımda yorgunluk ve yitikliği aynı anda yaşıyordum .Geleceği bilmiyordum ve bu beni yaralamıyor aksine kamçılıyordu . Dört elle olmasa da yaşama bağlanmamı sağlıyordu . İleriye dönük planlar yapmıyordum , dilidmde hep aynı dizeyi gezdiriyordum ; "Que sera sera" . Hoşuma gidiyordu bu. Ama kadercilik değildi benimkisi , sadece hoşuma gidiyordu. Çünkü bir bakıma doğruydu , olacak olan olurdu ve bu yabancı dildeki karşılığı içimi ısıtıyordu.

Dünü artık unutup beynimin ücra bir köşesine itmenin zamanı gelmişti. Bana yararı yoktu hatırlamanın . Unutmak ; o ne büyük bahtiyarlıktı. Ve çoğu insan kendini irdelemek yerine bu büyük zenaati kullanarak mutluluğa erişiyordu. Ama benim için yine de eşidi yaşamamaktı.

Evden çıktığımda kör bir vaktiydi sabahın ve körlük sanki tüm şehri sarmışcasına insanlar da yitik bir şeylercesine ararcasına , kör topal ilerilyorlardı caddelerde, birtaz sonra her biri işyerlerine, okullarına varacak ve akşama kadar yaşama ara vereceklerdi. Çünkü yazarın dediği gibi yaşam gecenin konusuydu, tek kalmanın ve içkinliğin konusuydu , gündüzün ve hengameli bir kalabalığın değil . Bu bir anlamda rahatlatıyordu insanları, işteyken sayılar ya da dosyalarla uğraşıyor , kimisi yük taşıyor, kimisi araba sürüyor ve akşama evlerine döndüklerinde rahat bir yorgunlukla uykuya dalıyorlardı ve bu ebedi istirahat provalarını habersizce yaptıktan sonra kendilerini ertesi güne aktarıyorlardı. Ben de bu yığınsal kalabalığa katılarak hızla yolumu eritmeye başladım. Kafamı hiçbir şey üstünde yoğunlaştıramıyor , sadece yürümekle yetiniyordum . Belki de bu benim mola verişimdi . Anlamsız bir rahatlıkla öylece ilerliyordum her sabah ve hergün yaptığım gibi işle ilgili ve birbiriyle ilintisiz bir sürü şeyi kafamdan hızla geçirirp sonuçta hiçbir yere varamamanın huzurunu yaşıyordum.

Mola...

İşe geldim artık. Rutin selamlaşmalardan sonra masama oturdum. Birkaç kişi gelip bir şeyler analttılar . Boş bir anlayışlılıkla suratlarına baktım . Ne anlattıklarını biliyordum , dinlemem de gerekmiyordu aslında ama büyük bir dikkatle dinliyormuş gibi yapıyordum . Hepsi dinlenilmiş olmanın ve onaylanmanın sevinciyle ayrıldılar yanımdan , ne büyük huzurdu onaylanmak. Dosyanı çıkardım , birşeyler yazdım , rutin , sıradan hep yazılagelen şeyler .Ezberlenmiş roller gibi rahatça akıyorlardı kağıda . Değişik olaylar olmasını bekliyordum . Ufak bir renkti aradığım. Ama yaşantımız ömylesine tek renk hale gelmişti ki o renk dışındaki rtenklere şüpheyle bakmaya da alışmıştık . Siyahın bile tek tonu vardı bizim için , versiyonları değil sadece kendisi ilgilendiriyordu bizi.

Bu karmaşa içerisinde daha fazla renge tahammülümüz kalmamaıştı sanki. Zaten varolan o tek renk bile yeterince korkutuyordu bizi . Daha büyük korkulara katlanamazdık , yaşantımızı diğer renklerle kirletemezdik . oysa yıllar sonra kirlenmenin güzel olduğuna dair reklamlar yapılacaktı .

Etrafımı boş gözlerle süzdüm . Bir arkadaşla göz göze geldik . Yine aynı sevimil bakşlar ve baş eğmeler . Ne kadar tanıdık bir yaşamdı bu , bana aitmiş gibi . Cidden benim miydi bu yaşam ? Telefon çaldı . Bir ses evecenlikle "Doktora gidiyorum , eve geç kalacağım" dedi. Tamam bile demedim , gereksizdi çünkü . Yemek vaktine kadar öylece oturdum , birkaç imza attım , birkaç demlik çay içtim , sigaramı hiç ettim onunla birlikte . Ne iyi ....

Yemekten dönünce gazete okudum . Kuponaları seyrettim . Kesmek külfet ama seyretmesi zor değil . Keşke "Kuzate" diye bir gazete çıksa ve ben kuponları öylece seyretsem . Ne haber , ne köşe yazısı , ne salya sümük duygu pazarlayıcıları, hiçbiri, bu tek renk hayatımızı kirletmese. Ama ben bunlarla avunabilecek miyim? Mutlu olmam şart mı? Gazeteleri karıştırdım. Kışırtısı beynimi zonklatıyor. Devam ettim , bir ara telefon çaldı. Sonra "Sizi arıyorlar" dediler. Büyük bir üşengeçlikle yarimdemn kalktım . Ses tanıdık ve sadece bir cümle "Gidiyorum"...

Öğle vakti...

Telaşla kapattım telefonu. Rengim değişmişti. Hızla çıktım işyerinden . Koşasım geldi ama yapamadım , çok istedim ama adımlarım ihanet etti bana . ( Kış , rüzgar her şeyi itekliyor. Yolda iki kişi öylece yürüyordu rüzgara aldırmadan. Üşüyorlardı ama elleri ceplerinde değil . Dar bir yola sapıp dik bir yokuşa çıktılar. Sonra bir koruluk . Şaraplarını çıkarıp sessiz çığlıklarla yudumladılar. Yanlarından birkaç kişi geçti , bakıp gülümseyerek. Sonra şişeleri bitiyor ve birisi yuvarlana yuvarlana , diğeri onu kaldırmaya uğraşarak ilerliyorlar. Sonra keskin bir soğuk , uzun bir yürüyüş ve sahne sona eriyor.)

Aklımdan hep paylaşımlarımız geçti. İnatla itekliyorum onları ama gitmediler. Gitmelerini istemiyordum aslında . Bağırıyorum , duymuyorlar , yıtıyorum kaldırımları karşıma dikiliyorlar , ağlıyordum. İskeleye geldim şimdi , etrafı kolaçan ederek. Gideceğim yolu bulunca hizla ilerledim. Orada , ileirde duruyordu . Sırtı bana dönük . Adınlarımı ağırlaştırdı. , bu süreyi uzatır diye. Yavaşça yaklaşıp sırtına dokundum . Donuk gözlerle baktı. Susutuk. Yırtıcı ve korkunç bir sessizlikti bu. Sokak boyunca ilerledik , durdu.

"Sana söylenecek çok şey yok dostum. Gidiyorum , çünkü bu aklayacak beni. Gidiyorum , çünkü kalırsam yoklaşacağım . Ağlamayacağım , göz yaşlarımı harcamayacağım. Son anımız salyalı sümüklü olsun istemiyorum . Biliyorsun gönlümüzde acılara daha çok yer var. İleride ellerimiz yine kavuşacak , kuvvetle sarılacağız birbirimize . O güne değin ağlamak yok , sevinçten ağlayana kadar ağlamak yok , dostum , gidiyorum." dedi .

Birşey söyleyemedim , boğazımdaki çığlık taşamadı dışarı. "Öyledir , dost , öyledir." dedim. Kucaklaştık ve yönlerimiz ayrıldı , belki sonsuza dek . Ama bu incitmedi bizi . Kırgınlığımızı ve haykırışlarımızı kalbimize gömdük . Ağlamadık , çünkü ağlamak yaralayacaktı bizi. Güldük ve isyanla boyun eğdik , güpegündüz.

İlk değil , son da ....

Artık kayboldu gözden ve ben yıllar sonra ilk kez gözlerimden akan yaşaş şaşarak ve aydınlığımızı elimde güneşe eş tutuarak işimin yolunu tuttum . O gitti ve güçlüler hep terk edenlerdir sözü geldi aklıma , güldüm.

Akşam...

Körpe mutlulukları daha başta yitirmenin ve umutlarımızı kararsız sabahlara ötelemeninne denli zor olduğunu ikimiz de biliyorduk artık . Devinen bir korkaklık içinde uykulu bir sanal yaşamın kıpırdanışlarını içimize akıttık. Dün günlerin en güzeli gibi görünse de henüz yaşamadıklarımızın da mutluluklara gebe olduğunu umuyorduk. Ama kendi dünyalarımızda bunu ne denli gerçekleyebileceğimizden habersisizdik. Ve bilmek işime gelmiyordu.

İkimizin de içimize sığmayan dünyalarımızı ortada bir yerelerde buluşturmayı umuyorduk . Bir bağlamda başarmıştık da bunu . Ama yine de olamamıştı . İki ayrı insandık , iki ayrı dünya . Düşlerimiz ve sevdalarımız vardı birbirine teğet , o özgürlüğü seçti ben sadece ipimi uzattım , fark buradaydı. Hayat bir sonraki ayrılığa kadar yeni bir yara açmıştı kalbimde ve zaman buna çare olacaktı , umut ediyordum.


fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama