SATMAK Fıkraları

loading...

Nasreddin Hoca, bahçesindeki tadı bal gibi olan o güzelim incirlerini toplar. Satmak için pazara götürür.


- Bal bunlar bal!!! Bal gibi incirler! diye bağırmaya başlar.

O sırada bir kadın çıkagelir. Hoca'ya:

- Hoca Efendi, Ben komşunuz falanın karısıyım. Eğer veresiye verirseniz alayım... der.

Hoca razı olur. İncirleri tartar. Bu arada nezaket olsun diye kadına da bir tane uzatır.

- Hanım! İncirlerim çok güzeldir. Ye de tadını gör! 

Kadın uzatılan inciri almak istemeyerek:

- Teşekkür ederim Hoca Efendi! Oruçluyum. Altı yedi sene evvel hastalanmış ve orucumu hozmuştum. Bugün borcumu ödüyorum!... der. Bunu duyan Hoca:

- Haaaaa!! Öyle mi? Öyle ise Hanım bana gücenme. Ben de veresiye verecek mal yok! Allah'ın alacağını altı yedi senede ödeyen, benim alacağımı kim bilir ne vakit verir? der ve kadına incir satmaktan vazgeçer.

ÖĞÜTLER

Nasreddin Hoca, insanları tanımanın bir yolunun da alışverişten geçtiğini bilir. Kişileri ele alırken onların Allah'ın emirlerini ne kadar yaptığını gözler. Çünkü hakikaten Allah'tan korkan ve ibadetini yapan, kul hakkına da dikkat edecek, borcuna vefa, tartıda hile yapmama, verdiği sözde durma gibi hasletleri de olacaktır.

* "Hırsız, cesaret göstereyim derken, hırsızlığını söyler." Kadın, Hoca'ya dindarlığını göstermek isterken önceki borcunu daha yeni ödediğini ağzından kaçırır.

Bu hikayedeHoca, oruç tuttuğunu, namaz kıldığını, babasının hoca olduğunu söyleyerek insanları kandırmaya çalışan açıkgözlerin tehlikesine dikkat çeker. Bu gibi fırsat düşkünleri, sizin nezdinizde kendilerine bir "prestij" sağlamayı umarlar. Fakat unutulmamalıdır ki kişinin kendisinin samimiyeti ve doğruluğu herşeyden önemlidir. Çünkü mezara herkes yanlız girecek ve hesabını yanlız verecektir.

RESİMLİ NASREDDİN HOCA - MÜRŞİDE UYSAL

fıkranın devamı


Yahudi'nin biri pazara topal esegini satmak için götürür fakat aliciyi kandirsin diye esegin tirnaginda bir çivi çakar. Esege bir Kayserili müsteri çikar. Kayserili ayaktaki çiviyi görür, "içinden çiviyi çikaririm eşek düzelir," diye düsünür. Parayi verir eşeği alır. Yahudi ertesi gün sagda solda övünür: "Siz Kayserililer açik gözüz diye övünürsünüz, esek anadan dogma sakatti o çiviyi ben çaktim aliciyi aldattim!" Duyanlar esegi alan Kayserili'ye kosup anlatirlar. Kayserili eline dizine vurur: "Tuh yahu, verdigim para sahte olmasaydi bayagi kaziklanmistim!"

fıkranın devamı


Nasreddin Hoca Aksehir pazarinda bir adamin basina toplanmis olan kalabaliga yaklasir.Satici elindeki kusu satmaya calismakta ve fiyati ise cok yuksek 50 Akce, yan taraftaki tavuklar ise 5 Akce. Hoca bir turlu fiyattaki asiri farki anlayamaz ve sorar
-Hemserim bu nasil kus 50 Akce istersin?
-Hoca efendi bu bildigin kus degildir bunun ozelligi var.
-Neymis ozelligi?
-Hocam bu kusa papagan derler ve konusur.
Hoca aniden hemen eve kosar, kumesten hindisini kaptigi gibi pazara doner. Papagan satmakta olan adamin yanina durur ve yuksek sesle;
-Bu gordugunuz kus sadece 100 Akceye, gel, gelll!
Herkesten cok papagan satan sasar bu ise ve sorar.
-Hocam 100 Akce cok degil mi bir hindi icin?
-Sen 50 ye satiyorsun ama
-Dedim ya hocam benim kus konusur ama
-Oyleyse, benimki de dusunur!

fıkranın devamı

Adam iş hanındaki çaycıya sorar: "Bir günde kaç demlik satıyorsun?". Çaycı:- Aşağı yukar...
fıkranın devamı

Iki otomobil galerisi sahibi dertlesmektedirler. Bir ara biri: - Isler öyle kötü ki, sorma. Su si...
fıkranın devamı

Nasreddin Hoca Aksehir pazarinda bir adamin basina toplanmis olan kalabaliga yaklasir.Satici elindek...
fıkranın devamı

Ovali iki acemi avci uzakta bir tavsan görüp ates ettiler.Vakit aksam üzeriydi , alacakaranlikti....
fıkranın devamı

Adamin biri is ariyomus. Cok istedigi bi firmanin gorusmelerine girmis. Sorular.. Sorular.. Sinavlar...
fıkranın devamı

- Otobüs yolculuğu operaya gitmek gibidir. Yerinden kalkmaz ve gurultu etmezsen, horlamadığın surece uyumana kimse bir şey demez. Hatta tuvalete gitmen için ara bile verilir.

- Burnunu karıştırmak, sevişmek gibidir. Yaparken izlemekten çok utanırsın, gözlerden uzak yerlerde kimseye görünmeden yapmaya çalışırsın. Ama bir
yandan da onu yapmaktan çok zevk alırsın.

- Gazeteciler, futbolcular gibidir. En çok parayı verene anında giderler. Her gittikleri yerde de renk aşkından ve paranın ne kadar önemsiz olduğundan bahsedip dururlar.

- Aşk sekerli sakız gibidir. Önceleri çok tatlıdır. Sonra tadı gider, yavanlaşır ve yormaya baslar. En sonunda bir kenara atılır. Bu sefer de insanin cani
yeni bir tane ister. Bulamayınca kenarda sertleşen eskisine bile razı olunur.

- Nazizim Elvis Presley'in donu gibidir. Kullanıldığı zamanlarda bile sahibinden başka kimsenin isine yaramazken yıllar sonra hala peşinden koşan insanlar bulunur.

-Kiralık katillik yapmak, karpuz satmak gibidir. İkisinde de kan çıkmazsa para alamazsınız.

-Evlilik decoder gibidir. Evlenip de ona sahip olmak başlangıçta harika gibi gözükse de bir sure sonra o kadar masrafa değmediği düşünülmeye baslar.

- Demokrasi Van canavarı gibidir. Aslında yoktur, ama var olduğunu söyleyen bir suru insan çıkar. O kadar ki, olmadığından emin olanlar bile bazen şüpheye düşerler.
fıkranın devamı

Adam iş hanındaki çaycıya sorar."Bir günde kaç demlik satıyorsun ?" Çaycı "Aşağı yukarı on demlik satarım." Onbeş demlik satmak istermisin ? Çaycı " Tabi " Öyleyse bardakları tam doldur.

fıkranın devamı

Temel Fransada gezerken, herkes toplanmış bir dükkanın başına bir papaganı dinliyor. Temel hemen sormuş "Bu nedir burada ne oluyor ?" Demişler ki "Bu papagan özeldir, insanların karakterini biliyor, gelecegini okuyor"

Temel tam papaganın yanına gidecek, papagan bunu görmüş ve "Salak" demiş. Temel sagına soluna bakmış, tekrar papagana dönmüş, papagan tekrar Temel'e "Salak" demiş.
Temel "ulan bildi helal olsun" demiş ve papaganın sahibine gidip onu satın almak istemiş. Tabi adam satmak istememiş ama ısrarlar sonucu 3 adet yumurtası oldugunu ve onları verebilecegini söylemiş. Temel hemen parasını ödemiş ve düşmüş yollara. Trabzona gelmiş ve herkese anlatmaya baslamiş; yakında zengin olma hayalleriyle herkese papaganin herşeyi bildigini anlatmış. Tüm ahali merakla beklemiş ve zaman gelmiş. Birinci yumurta çatlamış, bir bakmışlar içinden bir güvercin, bir zaman sonra ikinci
yumurta, bundanda bir serçe. Üçüncü yumurtadan da bir kırlangıç çıkmış. Tabi bizim Temel o hışımla hemen Fransanın yolunu tutmuş. Papagan bunu görünce "SALAK" diye bagırmış. Temel hemen yanına gitmiş ve papagana demiş ki;
"Benim salak oldugumu sadece sen biliyorsun ama senin orospi oldugunu bütün Trabzon biliyor" !
fıkranın devamı

Hoca eşeğini pazara götürüp satmak ister. Bir müşteri çıkar. Eşeğin yaşını anlamak için dişine bakacak olur. Eşek onun elini ısırır. Adam söylenerek çeker gider. Başka bir müşteri de kuyruğunu kaldıracak olur. Kaba etine bir çifte yer. O da kızar ve topallayarak oradan uzaklaşır. Onları gören biri der ki:
- Hocam, bu eşeği kimse almaz. Baksanıza, önüne geleni ısırıyor, tekmeliyor.
Hoca şöyle cevap verir:
- Zaten ben de onu pazara satmak için getirmedim. İnsanlar görsünler de benim neler çektiğimi anlasınlar diye getirdim.
fıkranın devamı

Nasreddin Hoca Aksehir pazarinda bir adamin basina toplanmis olan kalabaliga yaklasir.Satici elindeki kusu satmaya calismakta ve fiyati ise cok yuksek 50 Akce, yan taraftaki tavuklar ise 5 Akce. Hoca bir turlu fiyattaki asiri farki anlayamaz ve sorar
-Hemserim bu nasil kus 50 Akce istersin?
-Hoca efendi bu bildigin kus degildir bunun ozelligi var.
-Neymis ozelligi?
-Hocam bu kusa papagan derler ve konusur.
Hoca aniden hemen eve kosar, kumesten hindisini kaptigi gibi pazara doner. Papagan satmakta olan adamin yanina durur ve yuksek sesle;
-Bu gordugunuz kus sadece 100 Akceye, gel, gelll!
Herkesten cok papagan satan sasar bu ise ve sorar.
-Hocam 100 Akce cok degil mi bir hindi icin?
-Sen 50 ye satiyorsun ama
-Dedim ya hocam benim kus konusur ama
-Oyleyse, benimki de dusunur!
fıkranın devamı

Yahudi'nin biri pazara topal esegini satmak için götürür fakat aliciyi kandirsin diye esegin tirnaginda bir çivi çakar. Esege bir Kayserili müsteri çikar. Kayserili ayaktaki çiviyi görür, "içinden çiviyi çikaririm eşek düzelir," diye düsünür. Parayi verir eşeği alır. Yahudi ertesi gün sagda solda övünür: "Siz Kayserililer açik gözüz diye övünürsünüz, esek anadan dogma sakatti o çiviyi ben çaktim aliciyi aldattim!" Duyanlar esegi alan Kayserili'ye kosup anlatirlar. Kayserili eline dizine vurur: "Tuh yahu, verdigim para sahte olmasaydi bayagi kaziklanmistim!"
fıkranın devamı

Erzurum daki köylerde seyyar satıcılık yapanlara çerçi derler. Günün birinde çerçicinin yolu bir köye düşer.Sepetinde kızılcık satmaktadır.çobanın karısı kocasının çok sevdiği kızılcık almak ister fakat para yok nasıl etsede akşam kocasına kızılcık yedirse karakara düşünmeğe başlar.aklına bir fikir gelir garibin doğruca çerçicinin yanına gider.iki kilo kızılcık kaç para 5 milyon der.peki benim bir horozum var kaç kilo verirsin getir görelim horoz dışarda gösterir. kadın önden adam arkadan horozu yakalamağa çalışırken horoz doğruca kümese girer kadın kafasını kümese sokar hayvanı çıkarmak için poposu dışarda kalır çerçici fırsat bu fırsat kadına arkadan yüklenir. işi bittikten sonra horozu yakalar iki kilo kızılcığı eve getirir. akşama eve gelen koca hayırdır hhanım nerden çıktı bu kızılcık heç herif al horozu verdim iki kilo kızılcık aldım çerçiciden ne diye bağırır adam ulan karı desene çerçici seni *ikmiş yok herif başım kümeste olmasaydı biraz zor *ikerdi.
fıkranın devamı

Küçük çocuk,deniz kenarında gördüğü yassı bir taşın güzelliğine hayran olmuştu.Mutlaka bir mücevherdi bulduğu. Şekli de bir insan kalbi gibiydi.Üstelik de parıl parıl parlamaktaydı.
Çocuk, taşı avuçlayıp evine koştu. Ve onu büyük bir heyecanla babasına uzattı.
Adam, yavrusunun soğuktan morarmış avucundaki taşın,birbirine sürtüldüğünde kıvılcım çıkartan bir çakmak taşı olduğunu hemen anladı.Fakat bunu ona söyleyemedi.
Küçük çocuk, rüyalarını süsleyen bisiklete kavuşmak için elindeki taşı satmak istiyor ve o paranın bir bölümüyle, bir de top alacağına inanıyordu.Fakat babası buna yanaşmıyordu.
Çocuk, işin kendisine düştüğünü anladığında, tatilde simit sattığı çarşıya gitti.Kuyumcu vitrinleri, göz kamaştıran ışıkların aydınlattığı altın kolyelerle doluydu. Bir de, elindeki taşın çok daha küçük olanlarıyla süslenen pahalı yüzüklerle.
Çocuk,en gösterişli mağazayı gözüne kestirdikten sonra, bir süre vitrin önünde bekledi.İçeride, dükkan sahibi olduğu anlaşılan bir adam vardı. Müşteri olarak da, kürk mantolu bir hanım.
Küçük çocuk, biraz sonra içeri girdi. Ve cebinden çıkardığı taşı dükkan sahibine uzatarak bu pırlantayı deniz kenarında buldum efendim! dedi. Eğer isterseniz size satarım.
Adam, taşa uzaktan bir göz atıp O sadece basit bir çakmak taşı, dedi. Bütün sahil o taşlarla doludur.
Hayır, diye atıldı küçük çocuk. İsterseniz ıslatın. Ne kadar parladığını göreceksiniz.
Dükkan sahibi, zengin müşterisini kaçırmaktan korkuyor ve çocuğu kolundan tutup atmayı planlıyordu.
Kadın, onun niyetini sezmişti.Çocuğun taşına yakından bakıp;
Tam istediğim şey! diye gülümsedi. Onu bana satar mısın?
Küçük çocuk, taşının gerçek değerini anlayan biriyle karşılaşmış olmaktan son derece mutluydu.
Kadının cebine doldurduğu paralar ise, aklını başından almıştı. Defalarca teşekkür ettikten sonra, koşarak uzaklaştı.
Kadın, elindeki taşı kuyumcuya vererek ona bir zincir takmasını istedi.Belli ki, mücevher gibi taşıyacaktı.
Dükkan sahibi, yapmış olduğu ikazı anlamadığı için,kadının aldandığını düşünüyordu. Bu yüzden de "söylemiştim ama tekrar edeyim!"dedi. Satın aldığınız şey basit bir taştır.
Kadın, önce pırlanta kolyesine, daha sonra da yüzüğüne bakarak Zannetmiyorum!.. dedi.O taş bence bunlardan çok değerli.Çünkü küçük bir çocuğun ümidini taşıyor.


fıkranın devamı

Evliliğinin üçüncü yılında kocası Barry'yi motosiklet kazasında yitiren Sharon dünyaya küsmüş, hele hele aşktan elini eteğini iyice çekmiş. Büyük bir kozmetik firmasında çalışıyor. 25 yaşındaki Sharon, çok sevdiği Barry'nin olmadığı bir hayata henüz hazır değil.

Sharon: Barry'nin ölümünden bu yana bir yıl geçti. Ancak bir türlü onu unutamadım. Acaba son saatlerini hangi duygularla geçirmişti? Neler hissetmişti? Kazadan sonra kendime "yeni yaşamıma" çabucak uyum göstermem gerek diye düşündüğümü biliyorum. Ancak bunu başardığımı söyleyemem. Her şey anlamını yitirmiş gibi. Sanırım tekrar başka biriyle ilişki kuramayacağım. Tabii ki ciddi bir ilişkiden sözediyorum. Başka birini öpme ve onunla aşk yapma düşüncesi dayanılmaz geliyor bana. Hele hele evlenmek düşüncesi öyle uzak ki. Ancak diğer yandan da yaşamımın geri kalanını yalnız geçirme düşüncesi de korkutuyor. Öyle yalnızım ki.

Sue: Belki de "ciddi" ilişki için daha çok erken, belki de henüz hazır değilsin. Ne dersin?

Sharon: Evet sanırım öyle. Ancak belki de bir kez daha hiç sevmeyeceğim diye korkuyorum. Ne dersiniz?

Sue: Ben bir daha sevmeyeceksin gibi bir sonucun geçerli olmasını gösteren herhangi bir şey görmüyorum. Ancak sanırım öncelikle çözmen gereken bazı sorunlar var. Son yılda çok ağladın mı?

Sharon: Hayır, pek değil.

Sue: Peki nedenini biliyor musun?

Sharon: Tüm yaşamınızı ağlayarak geçiremezsiniz, değil mi?

Sue: Görünürde bu kötü deneyi büyük bir cesaretle karşılamışsın. Ancak endişen tekrar ilişkiye geçemeyeceğin konusunda. Kendini serbestmiş gibi hissedemiyorsun. Çünkü içinde ifade edemediğin büyük bir üzüntü var. Ağlaman çok normal. Böyle duygularla yüklü olman da normal. Daha önce ailenden birinin ölümünü gördün mü?

Sharon: Evet, babam ben 16 yaşındayken ölmüştü.

Sue: Sen ve ailen yas tuttunuz mu?

Sharon: Hepimiz babamı çok severdik. Elbette çok üzüldük. Ancak duygularımızı pek açığa vurmadık. Annem çok cesurdu. Eğer üzüntüsünü belli ederse bunun bizi üzmekten başka bir sonuç vermeyeceğini düşünüyordu. Erkek kardeşim ise 12 yaşındaydı. Ve olayı tam olarak anlamıyordu. Annem sırf bizim için kendini cesur olmaya zorluyordu.

Sue: Sen de Barry'yi yitirdiğinde annen gibi cesur olman gerektiğini mi hissettin?

Sharon: Evet. Ancak bunu annem kadar iyi başardığımı sanıyorum. Kendimi çaresiz hissediyorum. Anneme büyük bir umutsuzlukla doluyken nasıl bu kadar cesur görünebildiğini sormak istedim. Ancak onunla bu konu hakkında konuşamadım. Annemle gerçi çok görüşüyoruz. Barry öldüğünden beri çoğu haftasonlarını annemle geçiriyorum. Ancak duygularımız hakkında pek konuşmuyoruz. Ben bu konulardan annemin önünde söz etmekten özellikle kaçınıyorum. Ona kötü anılarını tekrar anımsatmak istemiyorum.

Sue: Sanırım birbirinize açılmaya alışmalısınız... Barry'nin ölümünden sonra yine aynı evde mi kalmaya devam ettiniz?

Sharon: Evet. Başka bir yere taşınmayı hiç düşünmedim. Oturduğumuz daireyi evlenmeden hemen önce almıştık. Bir yıldır çıkıyorduk. Ve daireyi almak için bayağı uğraştık. Balayımızı bile bu dairede geçirdik. Başka bir yere gitmeye gücümüz yetmiyordu. Ancak balayımız çok güzeldi. Burası bizim, sadece ikimizin yeriydi.

Sue: Boş zamanlarında neler yapıyorsunuz?

Sharon: Fazla boş zamanım olmuyor. Büyük bir kozmetik şirketinde müdürün özel asistanıyım. Bu nedenle çok çalışmam gerekiyor. İtiraf etmeliyim bu da benim işime geliyor. Beni meşgul ediyor. Ve üzülmeye fırsat bulamıyorum. Eve geç geliyorum. Birşeyler yedikten sonra, ya biraz televizyon seyrediyor ya da duş alıyor ve yatağa gidiyorum. Daha iyi birşeyler yapmak için pek zamanım yok.

Sue: Olay olduktan sonra işe gitmemezlik ettin mi?

Sharon: Birkaç gün. Daha fazla gitmemek beraber çalıştığım arkadaşlarıma karşı haksızlık olurdu. Zaten evde ne yapacaktım? Evde hep kendimi kederli hissedecektim. Ben de işe döndüm. Herkes bana karşı çok nazikti. Onlarla birlikte olmayı istiyordum.

Sue: Arkadaşların sana yardımcı oldu mu?

Sharon: Evet, ellerinden geldiğince. Ancak beni anlayabildiklerini sanmıyorum. Bana yeni başlangıç yapmam gerektiğini söylüyorlar. Ancak söylemek yapmaktan daha kolay. Arkadaşlarımın çoğu evli çiftler. Beni bekar erkeklerle tanıştırmaya çalışıyorlar. Ancak bu beni daha da kötüleştirmekten başka birşeye yaramıyor. Bilmiyorlar ki hiçbiri Barry gibi olamaz.

Sue: Ya hafta sonları? Sadece anneni mi görüyorsun?

Sharon: Çoğunlukla annemi görüyorum. Bazen Barry'nin ailesini de görmeye gidiyorum. Barry onların tek çocuğuydu. Barry'nin ölümü onları elbette çok etkiledi. Onları hep sevdim ve onları görmekten çok mutluyum. Onlarla Barry hakkında konuşabiliyorum. Barry'nin babası tıpkı Barry gibi. Ve bundan hoşlanıyorum.

Sue: İdeal olarak nasıl yaşamak isterdin?

Sharon: Sorun bu. Barry'siz bir yaşam çok zor. Kendimi başka biriyle düşünemiyorum. Annemin babamın ölümünden sonra neden bir daha evlenmediğini merak etmişimdir. Gerçi babamı yitirdiğinde benim Barry'i yitirdiğim yaştan daha yaşlıydı. Ancak hala çok çekiciydi. Şimdi onun neden tekrar evlenmediğini anlayabiliyorum. Bir bebeğim olmadığı için gerçekten büyük bir pişmanlık duyuyorum. Hep istedik. Ama çok gençtik. Ve önümüzde çocuk sahibi olmak için uzun yıllar olduğunu düşünüyorduk. Eğer bir bebeğim olsaydı, ondan bir parçam olmuş olacaktı. Ancak insan gençken kendini sanki ölümsüz sanıyor.

Sue: Barry neden özel biriydi?

Sharon: O sevdiğim tek erkekti. Önceden birkaç erkek arkadaşım olmuştu. Ancak Barry benim tüm yaşamımdı. Bazen onun ölümünde benim de suçum varmış gibi hissediyorum.

Sue: Barry'nin ölümünden neden kendini suçluyorsun?

Sharon: Barry ne zamandır bir motosiklet almak istiyordu. Ben de iş arkaşdaşlarımdan birinin motosikletini sattığını ona söyledim. Bunu söylemeseydim belki de Barry hala hayatta olacaktı. Ve hala akşamları evde beni bekliyor olacaktı. Bu beni kahrediyor.

Sue: Böylesi bir olayı yaşayanlar genellikle "ah olmasaydı" diyerek kendilerini suçlarlar. Ancak tabii ki gerçekte böyle bir suçluluk duygusu mantıksızdır. Şimdi biraz zor bir soru soracağım. Öldükten sonra Barry'nin bedenini gördün mü?

Sharon: Hayır. Ne ben ne de ailesi buna daynamadı. Amcam onu teşhis etti. Sonraları keşke onu son bir kez görüp "elveda" diyebilseydim diye hayıflandığım oldu.

ÖZETLE

SUE GOODERHEM:
"Sharon çok sevdiği Barry'nin kaybıyla unufak olmuştu. Acısını bu denli arttıran nedenlerden biri de, babasının ölümünde de kederini dışa vuramamaktı. Birlikte birçok seans yaptık. Şimdi kendisine yeniden aşık olabilecek cesareti buluyor"

"Toplum ölüm olayına bir tabu gibi yaklaşır. Her şey hakkında konuşulabilir. Ancak bu konuda konuşmak pek iyi karşılanmaz.Barry'nin ki gibi ani ve kötü bir yokoluştu. Sharon, bu ölümü kabullenmekte gerçekten büyük zorluklar çekti. Uzun süren bir hastalık, kişiyi ölüme hazırlaması için zaman verir. Ama ani ölüm bir şansı vermez.

Üç adımda ölüm...
Sevdiğini yitiren kişinin duygusal yaşamı üç aşamada farklılıklar gösterir. Öncelikle ölümü kabul etme durumunda kalır. O artık yoktur. İkincisi büyük bir üzüntü: Gözyaşları, öfke ve suçluluk duygusu... Ve üçüncüsü olarak yeni bir kimlik arayışı: Onsuz yeni bir yaşama başlamak...Bu aşamalar sevilenin ölümü ya da bir ilişkinin bitiminden sonra yaşanan duygulardır. Ve sağlıklı bir başlangıç için bu aşamalardan geçilir. Sharon'a Barry'nin bedenini öldükten sonra görüp görmediğini sordum. Çünkü görseydi, bu ona gerçeği kabullemede yardımcı olacaktı. Anlaşılan nedenlerle akrabalar cesedi yaralar içinde görmekten çekinirler. Ancak ceset onların görebileceği gibi hazırlanırsa girmelerinde bir sakınca yoktur. Ölü bedeni görmek psikolojik açıdan faydalıdır. Aksi takdirde her an geri dönebileceği takıntısından kurtulmak zor olur. Sharon da Barry'inn öldüğünü tam anlamıyla kabullenmiş değildi.

Kederiyle yaşamak
Sharon üzüntüsüne ifade etmekten büyük oranda kaçınıyor. Çünkü kendisini annesi gibi cesur davranmak zorunda hissediyor. Bu nedenle annesiyle duyguları hakkında konuşmuyor. Öte yandan arkadaşları da ona bu konuda pek yardımcı olmuyor. Oysa sorunlarını çözmeden cesur bir yüz takınmanın pek faydası yok. Kendisini Barry'nin motosiklet almasına ön ayak olduğu için suçlu hissediyor. Eğer biraz konu hakkında daha akılcı düşünürse Barry'nin istedikten sonra başka bir yerden motosiklet satın alabileceğini anlayabilir. Öte yandan, ağlayabilmek, duygularını kontrol altında tutmadan açığa vurabilmek için birini onu cesaretlendirmesini bekliyor. Duygularını içine atmadan bunları biriyle paylaşmayı denemek sorunun büyük bir bölümünü çözecektir. Çünkü bastırılmış duygular ciddi bir depresyon nedeni olabilir.

Gelecek var mı?
Sharon'un acısını daha zorlu ve derin yapan nedenlerden biri de kaybetmeyi ilk kez yaşadığı babasının ölümünde de kederini tam anlamıyla dışa vuramadığındandır.Birkaç seans sonunda Sharon geleceğe daha olumlu bir yaklaşım içine girdi. Hatta kendisini yeni bir ilişkiye girebilecek ve aşık olabilecek kadar serbest bile hissedebilirdi. Barry'i asla unutamayacak. Ve unutmayı da istemiyor. Ancak onun için artık şu olasılık geçerlidir: Yeni bir evde, yeni bir erkekle, yeni bir yaşam.

fıkranın devamı

Evvel zaman içinde deniz kenarında küçük bir köy varmış. Bu köyün halkı denizcilikten başka iş bilmezmiş. Yaşlı, genç, kadın, erkek bütün köy halkı denizle uğraşır, hayatlarını mavi suların kendilerine sağladığı nimetlerden faydalanarak sürdürürmüş. Dış dünya onlara kapalıymış. Deniz insanlara, insanlar birbirlerine yardım ederlermiş. Kimi balık avlar, kimi ağ örer, kimi sünger çıkarır, kimi tekne yapımında uzmanlaşmaya çalışırmış. Bir de herkesin hayalini süsleyen bir iş varmış: Beyaz Kaptan'ın denizaşırı gemisiyle uzun seferlere çıkıp, ticaret yapmak. Böylece bilinmezi bilmek, görülmeyeni görmek, tadılmayanı tatmak mümkünmüş çünkü. Ama Beyaz Kaptan yanında çalışacakları çok zorlu sınavlardan geçirip seçtiği için, bu öyle herkesin gerçekleştirebileceği türden bir hayal değilmiş. O seferlere çıkabilmek için gözüpek olmak, geride bırakabilmek, denizden başka bir şeye aşık olmamak gerekirmiş. Gemi sefere çıktı mı, beş altı aydan önce dönmezmiş köye. Her gelişinde genç kızların dört gözle beklediği kumaşları, süs eşyalarını, köyde bulunmayan faydalı otları ve alışveriş karşılığında aldıkları değerli şeyleri boşaltır, insanların satmak istediği malları yükledikten sonra yeni bir sefere çıkarmış. Geminin mürettebatı sadece bu değiş tokuş için karaya iner, yükleme işi bittikten sonra onları gören olmazmış. Beyaz Kaptan'sa sadece miço ile çımacı geminin törensel yanaşmasını gerçekleştirirken kaptan köprüsünde belli belirsiz görülürmüş. Geminin miçosu limana her yanaşmalarında, çımacı dostunu görünce büyük bir keyifle halatı fırlatır, çımacı da büyük bir maharetle halatı havada yakalayıp tek bir harekette babaya dolarmış. Bu ikisinin ustalık dolu hareketlerini izlemek köy halkının en sevdiği şeylerden biriymiş. Birbirlerinin gözlerine baktıklarında dostluğu gören miço ile çımacı, köy halkı kendilerini alkışladıkça daha da büyük bir şevkle sarılırlarmış işlerine. Kaptan belki deniz aşkıyla yıllar önce terkettiği köyü daha fazla görmenin rahatsızlığı, belki de geride bıraktığı karısı, oğulları ve kızı tarafından görülmenin korkusuyla, uzaktan izlermiş olanları. Sonrası yine açık deniz, sonrası yine uzun bir sefer. Kaptan herkesin gerçeğinin ayrı olduğuna ve herkesin bir gün kendi gerçeğini bulacağına inanırmış. Hatta miçosuyla çımacının bir kayanın üstüne oturup sohbet ettiklerini gördüğü gün, "Ah deli çocuk, bilmez misin ki denizcinin dostu, denizdedir" demiş kendi kendine ama hiç karışmamış bu imkansız dostluğa. Limana bir sonraki yanaşmalarında miço gelip de "Ah Kaptan ah, denizcinin dostu denizdeymiş." deyince içinin cız edeceğini bile bile karışmamış. Bir gün köye çeşit çeşit malı getirirken, yerle göğü bir eden korkunç bir fırtınaya yakalanmışlar. Usta denizci köye yanaştıklarını biliyormuş ama deniz fenerini göremediği için bir türlü gerekli manevraları yapamıyormuş. Neden sonra denzi fenerinden cılız bir ışığın yükseldiğini görünce rahatlamış. Tam dümeni köye kıracakken, yağmur damlalarının kanatlarına kırbaç gibi inmesine aldırmayan bir papağan gelip konmuş omzuna ve dile gelmiş: "Babası terkettiğinden , ağabeyleri de denize sırtlarını döndüklerinden beri lanetli damgasıyla yaşayan mavi gözlü ceylan, sırf gemin karaya oturmasın diye canını ortaya koyup yaktı bu gece feneri. Ama köyün utanç içindeki halkı lanetlidir deyip güvenmedi ona, delidir deyip dışladı, her zaman olduğu gibi suçladı. Şimdi incecik bedeni buz gibi gecenin ortasında geminin limana yanaşmasını bekliyor. Kimbilir belki de gizli bir sevdanın cesaretiyle tek başına fırtınayla savaşıyor." Beyaz Kaptan bu sözleri duyar duymaz önce kendisiyle sonra da miçosuyla yüzyüze gelmiş. Ve bir anda fırtınayı korkutan bir sesle gürlemiş: "İstikamet açık deniz!.." O günden sonra köy halkı Beyaz Kaptan'ın gemisini bir daha asla görememiş. Bir daha asla dış dünyadan bir şeye dokunamamış. Ama deniz kızları, kimi hüzünlü gecelerde Beyaz Kaptan'ın bilinmez denizlerde suda yüzen bir mavi gözlü ceylan gördüğünü ve hüzünlü bir türkü söylemeye başladığını anlatıp durmuşlar:

Bilirim ki sevgimiz
Aslında veremediğimiz
Bir bilinmez denizde
Yitip gitti bedenimiz.




fıkranın devamı

Iki otomobil galerisi sahibi dertlesmektedirler.

Bir ara biri:
- Isler öyle kötü ki, sorma. Su siralar en azindan bir araba satamazsam, popomu satmak zorunda kalacagim.
Yaninda oturan ve bu sözleri isiten sarisin dilberden özür diler.

Bunun üzerine sarisin:
- Bos verin canim. Neler hissettiginizi anliyorum. Bizim isler de kötü. Su siralar ben de popomu satamazsam, arabami satmak zorunda kalacagim.
fıkranın devamı

Temel Fransada gezerken, herkes toplanmis bir dükkanin basina bir papagani dinliyor. Temel hemen sormus "Bu nedir burada ne oluyor ?" Demisler ki "Bu papagan özeldir, insanlarin karakterini biliyor, gelecegini okuyor"
Temel tam papaganin yanina gidecek, papagan bunu görmüs ve "Salak" demis. Temel sagina soluna bakmis, tekrar papagana dönmüs, papagan tekrar Temele "Salak" demis.
Temel "ulan bildi helal olsun" demis ve papaganin sahibine gidip onu satin almak istemis. Tabi adam satmak istememis ama israrlar sonucu 3 adet yumurtasi oldugunu ve onlari verebilecegini söylemis. Temel hemen parasini ödemis ve düsmüs yollara. Trabzona gelmis ve herkese anlatmaya baslamis; yakinda zengin olma hayalleriyle herkese papaganin herseyi bildigini anlatmis. Tüm ahali merakla beklemis ve zaman gelmis. Birinci yumurta çatlamis, bir bakmislar içinden bir güvercin, bir zaman sonra ikinci yumurta, bundanda bir serçe. Üçüncü yumurtadan da bir kirlangiç çikmis. Tabi bizim Temel o hisimla hemen Fransanin yolunu tutmus. Papagan bunu görünce "SALAK" diye bagirmis. Temel hemen yanina gitmis ve papagana demis ki;
"Benim salak oldugumu sadece sen biliyorsun ama senin orospi oldugunu bütün Trabzon biliyor"
fıkranın devamı

Nasreddin Hoca Aksehir pazarinda bir adamin basina toplanmis olan kalabaliga yaklasir.Satici elindeki kusu satmaya calismakta ve fiyati ise cok yuksek 50 Akce, yan taraftaki tavuklar ise 5 Akce. Hoca bir turlu fiyattaki asiri farki anlayamaz ve sorar
-Hemserim bu nasil kus 50 Akce istersin?
-Hoca efendi bu bildigin kus degildir bunun ozelligi var.
-Neymis ozelligi?
-Hocam bu kusa papagan derler ve konusur.
Hoca aniden hemen eve kosar, kumesten hindisini kaptigi gibi pazara doner. Papagan satmakta olan adamin yanina durur ve yuksek sesle;
-Bu gordugunuz kus sadece 100 Akceye, gel, gelll!
Herkesten cok papagan satan sasar bu ise ve sorar.
-Hocam 100 Akce cok degil mi bir hindi icin?
-Sen 50 ye satiyorsun ama
-Dedim ya hocam benim kus konusur ama
-Oyleyse, benimki de dusunur!
fıkranın devamı

Ovali iki acemi avci uzakta bir tavsan görüp ates ettiler.Vakit aksam üzeriydi, alacakaranlikti.Aleleacele soyup ateste kizartti bir güzel yediler.Üstüne de birer cigara tellendirmislerdi ki yanlarina biri yaklasip selam verdi.Gelen, kizilcik satmaktan dönen bir Tortumlu idi.
-Agalar sabah giderken essegüm buralarda guzlamus idi, hes gördüüüüz?
Iki avci birden gözgöze geldiler.Içlerinden biri mirildaniyordu:

-"Odur oooo!"

fıkranın devamı

Adamin biri is ariyomus.Cok istedigi bi firmanin gorusmelerine girmis.Sorular.. Sorular.. Sinavlar.Yetkililer de fark etmis ki herif TIN TIN.Pek bi ise yaramaz.Neyse, Marketing istermisin demisler.
-"Yok ben daha guzel.. daha kalifiye bi is ariyorum" demis..
-"Allah allah sansini zorlama.. peki Satis dusunur muydun?"
-"Yok o da olmaz, cok basit bi is o, ne var ki mal satmakta,olmaz.."
-"Pekii icinde hem sex hem de seyahat olan bi is sunsak size"
-"Iste bu yaa, bunu niye bastan soylemiyosunuz. Tam boyle bisey ariyodum.Neymis o..??"

-"Siktir Git"
fıkranın devamı

Adamin biri is ariyomus.Cok istedigi bi firmanin gorusmelerine girmis.Sorular.. Sorular.. Sinavlar.Yetkililer de fark etmis ki herif yaramaz.Neyse, Marketing istermisin demisler
-"Yok ben daha guzel.. daha kalifiye bi is ariyorum" demis..
-"Allah allah sansini zorlama.. peki Satis dusunur muydun?"
-"Yok o da olmaz, cok basit bi is o, ne var ki mal satmakta,olmaz."
-"Pekii icinde hem sex hem de seyahat olan bi is sunsak size":
-"Iste bu yaa, bunu niye bastan soylemiyosunuz.Tam boyle bisey ariyodum.Neymis o..??"

-"Siktir Git"
fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama