Sanal Fıkraları

loading...


Yeni evli bir cift vardi.Evliliklerinin daha ilk

aylarinda,bu isin hic de hayal ettikleri gibi

olmadigini anlayivermislerdi.Aslinda

birbirlerini sevmiyor degillerdi.Son zamanlarda o

kadar sik olmasada evlenmeden once sik sik

birbirlerini cok sevdiklerine dair ne kadar da dil

dokmuslerdi.Ama simdilerde kucuk bir soz,ufak

bir hadise aralarinda orta capli bir kavganin

cikmasina yetiyordu.

Bir aksam oturup iliskilerini gozden gecirmeye

karar verdiler.Her ikisi de bosanmayi istemekle

beraber,islerin boyle gitmeyeceginin

farkindaydilar.

Erkek,'Aklima bir fikir geldi'dedi.'Bahceye bir

agac dikelim ve eger bu agac 3 ay icinde kurursa

bosanalim.Kurumaz da buyurse bunu bir daha

aklimizdan gecirmeyelim.Bu sure icinde de ayri

ayri odalarda kalalim.'

Bu ilginc fikir haniminin da hosuna gitti.Ertesi

gun gidip bir meyve fidani aldilar ve birlikte

bahceye diktiler.

ARADAN BIR AY GECTI..

BIR GECE BAHCEDE KARSILASTILAR..

VE HER IKISININ DE ELINDE ICI SU DOLU BIRER

BIDON VARDI... :)))

fıkranın devamı


Istanbul'da üniversitede okuyan genç kiz Ankara'daki babasina telefon etmis:
-"Baba, meraba. Ben Lale...."
-"Ooooo. Güzel kizim benim. N'abersin bakalim?..."
-"Hiç sorma babacigim. Hiç keyfim yok valla..."
-"Hayirdir? Bi sorun mu var?...
Kiz aglamaya baslar; babasi ise üzüntü ve meraktan kafayi yemektedir:
-"N'ooldu kizim? Anlatsana..."
-"Murat evi terketti. Bosanmak istiyormus..."
-"Ne evi lan? Ne bosanmasi? Sen ne zaman evlendin de bosaniyorsun?..."
-"Hani senin hiç hoslanmadigin esrarkes çocuk vardi ya. Ben onunla evlendim."
-"Iyi halt ettin, zilli. Neyse, artik yapacak bi sey yok. Versin mahkemeye, hemen bosanin..."
-"Bosanalim ama benden 10 milyar istiyor. Eger vermezsem, iyi zamanlarimizda çektigi çiplak fotograflarimi Internetten herkese yollayacakmis...."
-"Püüh. Rezil... Çiplak fotograf çektirdin, öyle mi?"
-"Ama babacigim. O benim kocamdi. Ne biliyim böyle bir pustluk yapacagini."
-"Peki. Olan olmus artik. Yarin havale ederim parayi...Ögleden sonra Bankaya gidip çekersin; sonra da alip yakarsin o kahrolasi fotograflari..."
-"Sagol baba. Eeee. Sey...Bi de kürtaj için 2 milyara ihtiyacim var..."
Adam artik iyice fenalasir. Boguk bir sesle konusur:
-"Kürtaj mi? Bi de hamile mi kaldin o çocuktan sen?..."
-"Aslinda ondan degil... Zenci bi çocuk vardi...Zaten o yüzden ayriliyoruz ya...."
Adam bayilmak üzeredir. Nabzi yükselir, tansiyonu düser, artik inleyerek konusmaktadir:
-" Biz seni oraya okumaya yollamistik. Sen ne haltlar çevirmissin. Allahim. Nedir bu basimiza gelenler...Okulu bititir bitirmez Ankara'ya dönüyorsun, yoksa kirarim bacaklarini..."
-"Istersen hemen dönebilirim babacigim. Ben geçen yil okuldan atildim çünkü..."
Adam masanin üzerindeki soguk su dolu sürahiyi basindan asagiya devirir ve ancak bu sekilde konusmasini sürdürebilir:
-"Okuldan mi atildin? Hani birlikte avukatlik yapacaktik, zilli?...Eh ulan? Sen hele bi gel buraya. Ben sana yapacagimi bilirim. Evden disariya adim attirmiycam sana. Ilk isteyenle de evlendiricem...."
-"O is zor be baba. Biliyorsun, moda oldu, artik evlenmeden önce esler birbirlerinden saglik raporu istiyorlar... Pek iyi bi rapor sunacagimi zannetmiyorum ben..."
-"Allahim, çildiracagim... Bir de cinsel hastaliklar haaa.....Kesin o zencidendir..."
-"Çok pis arkadaslari vardi. Bilmem artik hangisinden kapmisimdir..."
Güm diye bir ses duyulur. Adam kisa bir süre için kendinden geçmistir; ancak hemen kendisini toparlayip tekrar telefonu alir.
-"Hemen bu aksam dayini yolluyorum oraya. Seni alip gelecek. Adresini ver bakiyim..."
-" Mahmutpasa Karakolu'ndayim... Gelirken kefalet için de biraz para getirsin yaninda..."
-"Karakol mu?...Bi de karakola mi düstün layyynnn? Ne yaptin?...."
-"Dün kafam çok bozuktu, çok içmisim. Araba kiralayip dolasmaya çiktim. O kafayla Arnavutköy'de kokoreççi dükkanina girdim. Ama neyse ki kimse ölmedi. Dükkan sahibiyle kiralik araba firmasina biraz para vermek gerekir sanirim..."
Adam artik iyice fenalasmistir. Hatta fenalasmak ne kelime; adeta kahrolmustur. Telefonda kisa bir sessizlik olur. Kiz tekrar konusmaya baslar:
-"Babacigim. Sakin üzülme. Bütün bunlar bir sakaydi. Ben sadece sinifta kaldigimi söylemek için aramistim..."
Bunun üzerine adam sevinçle ve mutlulukla haykirir:
-"Canin sagolsun be güzelim, bosveeerrr. Okul da neymis? Hiç mühim degil, tatli canin sagolsun senin...."

fıkranın devamı


Yedi çocuklu kari koca bosanmaya karar verirler.Ancak çocuklari bir türlü paylasamazlar.Malum yedi ikiye bölünmüyor..Adam;
-"En iyisi biz seneye bosanalim,o arada bir çocuk daha yapar durumu esitleriz"demis..
Kadin dokuz ay sonra ikiz dogurmus...

fıkranın devamı

Istanbul'da üniversitede okuyan genç kiz Ankara'daki babasina telefon etmis: -"Baba, meraba. B...
fıkranın devamı

Istanbul'da üniversitede okuyan genç kiz Ankara'daki babasina telefon etmis: -"Baba, meraba. B...
fıkranın devamı

- Kurbanlik sibernetik organizmalarinizin titanyum kaplamalarini Türk Hava Kurumu'na bagislayiniz.
-Dikkat!..Meteor düşebilir..
-Lütfen uzaya tükürmeyiniz.
- buraya uranyum döken eşektir..
-Türbeye chip, süper iletken materyal, fiber optik kablo bağlamayiniz..
- buraya cöp dökeni terminator ziksin.. ( BUNA KOPTUM )))))))) )
- silikon bazli, display ozellikli kaldirim taslarinin degismesinden dolayi verdigimiz rahatsizliktan ötürü özür dileriz.(Çemişgezek Büyükşehir Belediyesi)
- galaktik yol, indirme bindirme yapılmaz.
- oy kullananlar lütfen parmaklarınızı radyasyonlu sıvıya istenmeden batırınız..
- galaktik yolculuklarda lütfen ışın silahınızı görevli androidlere veriniz.
- bina ici isinlama kabini 4 kisiliktir. 12 yasindan kucuklerin yanliz binmesi yasaktir.
-ışınlanırken burun karıştırmak bünye kısa devresine yol açabilir.
- süpersonik atomik lazer güç üniteli testereyle odun kesilir..
- lutfen yerlere chip atmayiniz
- seyir halindeyken flymobil tuvalet deposunu boşaltmak yasaktir..
- Van kedisi ve sivas kangal kopeginin klon cihazina sokulmasi yasaktir..
- telepati hattinda frekanslarin saglikli işlemesi için yuksek sesle konuşmayiniz, gegirmeyiniz
- ışinlanma odasina evcil hayvanla girmek yasaktir..
- buraya çöp döken mutanttır..
- galaksi hava boşluğunda sollama yapmayınız
- dikkat azami hız 30 ışık yılı..
- trafik uyarı simgelerini işın tabancasıyla yakmayınız
- lutfen jupiter ayilarına kabuklu yemis atmayin.
- bu bölümde sanal sigara icebilirsiniz..
- kapalı yerlerde uranyum ve uranyum ürünlerinin kullanılması TCK xyzkl numaralı yasası gereği yasaktır.
- dikkat türk çıkabilir ve de düzebilir..

lütfen androide pasonuzu istemeden gösteriniz.
seyahat esnasında güneşe yakın bölgelerde osurmamaya özen gösteriniz.
dikkat ! uzay gemisi çıkbilir ...
- rabotlara hidrolik yağ ikram etmeyiniz ...
- galaktik yolculuk sırasında insan ve android lerin ikramlarından almayınız
fıkranın devamı

1) Bebek nasil olur?
a- Seyin seye seytmesinden olur.
b- Gazeteler sertifika karsiliginda verir.
c- Süpermarketlerden alinir.
d- Erkegin disiyi döllemesiyle olur.
2) Bebek nasil olmaz?
a- Sanal sexle olmaz.
b- Eksik kupon toplarsaniz gazete vermez.
c- Tali yola saparsaniz olmaz.
d- Döllenme olmazsa olmaz.
3) Önsevisme nedir?
a- Taraflarin ön cephelerini birbirine dönerek sevismeleri hadisesidir.
b- Ayrintisal bir teferruat, olmasa da olur.
c- Yemeklerde istah açici olarak kulanilan aperitif gibi bir seydir.
d- Birlesme öncesi yapilan ask oyunlaridir.
4) Önemli olan boyu mudur, islevi mi?
a- Önemli olan bu ekonomik krizden sapasaglam çikmaktir.
b- Önemli olan boyu, kilosu ve rengidir.
c- Önemli olan islevi, görevi ve yetkileridir.
d- Önemli olan islemesidir.
5) Menopoz nedir?
a- Bir kadinin erkege poz vermesidir.
b- Vatoz gibi bir balik çesididir.
c- Hipnozun erkekler tarafindan yapilanidir.
d- Kadinin dogurma yeteneginin bitmesidir.
6) En iyi afrodizyak sizce nedir?
a- Bir sise konyaktir.
b- Amonyaktir.
c- Kirkayaktir.
d- Böyle bir sey yoktur, önemli olan eslerin uyumudur.
7) Çocuga cinsellikle ilgili bilgiler ne zaman verilmelidir?
a- Hiçbir zaman verilmemelidir, otursun dersini çalissin.
b- Ana rahmindeyken anlatmaya baslamalidir, anca ögrenir.
c- Bana ne kendisi ögrensin, bize ögreten oldu mu?
d- Uygun yaslarda uygun bilgiler vermelidir.
8) En iyi dogum kontrolü hangisidir?
a- Hiç iliskiye girmemek.
b- Iliskiden sonra kadinin amuda kalkmasi.
c- Esten baska birisiyle iliskiye girilmesi.
d- Çiftlerin tercihine ve bedenine uygun bir yöntem seçilmelidir.
9) Fanteziler hakkinda ne düsünüyorsunuz?
a- Benim iyi bir is bulma fantezim var.
b- Fantezi müzigin hastasiyim abi.
c- Fantezi deyince benim aklima dis protezi gelir.
d- Fanteziler eslerin cinsel hayatlarini renklendirebilir.
10) Cinsel bilgilerinize güveniyor musunuz?
a- Elhamdülillah güveniyorum.
b- Sapina kadar erkegiz icabinda.
c- Bu devirde babana bile güvenmeyeceksin abi.
d- Güveniyorum ama yeni bilgiler ögrenmeye de açigim.
fıkranın devamı

Istanbulda Üniversitede okuyan genc kiz Ankaradaki babasina telefon etmis:
-"Baba merhaba. Ben Lale..."-
-"ooo, güzel kizim benim. Nabersin bakalim?"-
-"Hic sorma babacigim. Hic keyfim yok valla..."-
-"Hayirdir? Bir sorun mu var?"-
Kiz aglamaya baslar babasi ise üzüntü ve meraktan kafayi yemektedir.
-"Murat evi terk etti, bosanmak istiyormus..."-
-"Ne evi kiz???Ne bosanmasi??? Sen ne zaman evlendin de bosaniyorsun?"-
-Hani senin hic hoslanmadigin esrarkes cocuk vardi ya, iste onunla evlendim."-
-Iyi halt ettin, zilli. Neyse, artik yapacak bi sey yok, versin mahkemeye hemen bosanin..."-
-"Bosanalim ama benden 10 milyar istiyor. Eger vermezsem, iyi zamanlarimizda cektigi ciplak fotograflarimi internetten herkese yollayacakmis..."-
-"Pühhh, Rezil... Ciplak fotograf cektirdin öylemi???"-
-"Ama Babacigim o benim kocamdi, ne bilim böyle bir pustluk yapacagini?!"-
-"Peki, olan olmus artik, yarin havale ederim parayi...Öglenden sonra Bankaya gidip cekersin, sonrada alip yakarsin o kahrolasi fotograflari..."-
-"Sagol Baba...Eeee...sey...baba...bi de kürtaj icin 2 milyara ihtiyacim var..."-
Adam artik iyice fenalasir, boguk bir sesle konusur;
-"Kürtajmiii??? Bi de hamile mi kaldin o cocuktan sennn???"-
-"Aslinda ondan degil... Zemci bi cocuk vardi...Zaten o yüzden ayriliyoruz ya..."-
Adam bayilmak üzeredir, nabzi yükselir, tansiyonu düser, artik inliyerek konusmakdadir;
-"Biz seni oraya okumaya yaollamistik, sen ne haltlar cevirmissin. Allahim. Nedir bu basimiza gelenler...Okulu bitirir bitirmez Ankaraya dönüyorsun, yoksa kirarim bacaklarini..."-
-"Istersen hemen dönebilirim babacigim, ben gecen yil okuldan atildim cünkü..."-
Adam masanin üzerindeki soguk su dolu sürahiyi basindan asagiya devirir ve ancak bu sekilde konusmasini sürdürebilir;
-"Okuldanmi atildin??? Hani birlikte Avukatlik yapicaktik, zilli.!...Eh ulan? Sen hele bi gel buraya...Ben sana yapicagimi bilirim, evden disariya adim attirmiyacagim sana, ilk istiyenle de evlendirecegim seni..."-
-"O is zor be baba, biliyorsun moda oldu, artik evlenmeden önce esler birbirlerinden saglik raporu istiyorlar...Pek iyi bir rapor sunucagimi zannetmiyorum ben..."-
-"Allahim, cildiracagim...Bir de cinsel hastaliklar haaa... Kesin o zencidendir..."-
-"Cok pis arkadaslari vardi, bilmem artik hangisinden kapmisimdir..."-
Güm diye bir ses duyulur, adam kisa bir süre icin kendinden gecmistir, ancak hemen kendisini toparlayip tekrar telefonu alir;
-"Hemen bu aksam dayini yolluyorum oraya, seni alip gelecek, adresini ver bakayim..."-
-"Mahmutpasa Karakolundayim... Gelirken kefalet iyin de biraz para getirsin yanina..."-
-"Karakolmu??? Bi de karakolami düstün layyynnn? Ne yaptin?"-
-"Dün kafam cok bozuktu, cok icmisim. Araba kiralayip dolasmaya ciktim, o kafayla Arnavutköyde kokorecci dükkanina girdim. Ama neyse ki kimse ölmedi, dükkan sahibiyle kiralik araba firmasina para vermek gerekir sanirim..."-
Adam iyice fenalasir, hatta fenalasmak ne kelime, adeta kahrolmustur. Telefonda kisa bir sessizlik olur. Kiz tekrar konusmaya baslar;
-"Babacigim, sakin üzülme, bütün bunlar bir sakaydi. Ben sadece sinifta kaldigimi söylemek icin aramistim babacigim..."-
Bunun üzerine adam sevincle ve mutlulukla haykirir;
-"Canin sag olsun be güzel kizim benim, bosveeerrrr. Okul da neymis? Hic mühim degil, tatlicanin sagolsun senin..."-
fıkranın devamı

Bir sonraki gece...

Birer birer gittiler yaşamımdan. Herbiri ayrı bir yaraydı , her biri ayrı bir yaşanmışlık, güzel ve çirkindiler, umutları, umutsuzlukları vardı, sevdaları vardı, en önemlisi insandılar , insan olmayı ve insanları seviyorlardı. Ben onları öylece seviyordum. Yanımdalarken kırıyordum onları, bazen küçük düşürüyordum , kendimi yükseltiyordum. Oysa paylaşılmışlıkların en güzelini yaşıyordum onlarla . Kurgu değildi bu, sıralı hayaller silsilesi değildi, kandı, etti , duyguydu tümüyle. Önceleri bebim için tutunacak birer daldılar, hiçliğimi eriten çokluğumdular , sonraları sevdamdılar .

Sabah...

Güneş penceremi tırmalıyordu artık. Ben geceden kalma mutluluklarınmı süzerek güne umutlu başlama kavgasındaydım . Yaşam sürecinin bir basamağını daha yılgın ve durağan atlamaya hazırlanıyordum. Geçmiş belleğimde dingin bir tutarlılıkla mıhlanıp kalmıştı. Bu yaşadığımız günlerin ne denli kepaze olduğunu mırıldanıyordum. İçimde acı tadı vardı ayrılıkların, yalnızlıkların .Boşluğu kucaklayan kollarımda yorgunluk ve yitikliği aynı anda yaşıyordum .Geleceği bilmiyordum ve bu beni yaralamıyor aksine kamçılıyordu . Dört elle olmasa da yaşama bağlanmamı sağlıyordu . İleriye dönük planlar yapmıyordum , dilidmde hep aynı dizeyi gezdiriyordum ; "Que sera sera" . Hoşuma gidiyordu bu. Ama kadercilik değildi benimkisi , sadece hoşuma gidiyordu. Çünkü bir bakıma doğruydu , olacak olan olurdu ve bu yabancı dildeki karşılığı içimi ısıtıyordu.

Dünü artık unutup beynimin ücra bir köşesine itmenin zamanı gelmişti. Bana yararı yoktu hatırlamanın . Unutmak ; o ne büyük bahtiyarlıktı. Ve çoğu insan kendini irdelemek yerine bu büyük zenaati kullanarak mutluluğa erişiyordu. Ama benim için yine de eşidi yaşamamaktı.

Evden çıktığımda kör bir vaktiydi sabahın ve körlük sanki tüm şehri sarmışcasına insanlar da yitik bir şeylercesine ararcasına , kör topal ilerilyorlardı caddelerde, birtaz sonra her biri işyerlerine, okullarına varacak ve akşama kadar yaşama ara vereceklerdi. Çünkü yazarın dediği gibi yaşam gecenin konusuydu, tek kalmanın ve içkinliğin konusuydu , gündüzün ve hengameli bir kalabalığın değil . Bu bir anlamda rahatlatıyordu insanları, işteyken sayılar ya da dosyalarla uğraşıyor , kimisi yük taşıyor, kimisi araba sürüyor ve akşama evlerine döndüklerinde rahat bir yorgunlukla uykuya dalıyorlardı ve bu ebedi istirahat provalarını habersizce yaptıktan sonra kendilerini ertesi güne aktarıyorlardı. Ben de bu yığınsal kalabalığa katılarak hızla yolumu eritmeye başladım. Kafamı hiçbir şey üstünde yoğunlaştıramıyor , sadece yürümekle yetiniyordum . Belki de bu benim mola verişimdi . Anlamsız bir rahatlıkla öylece ilerliyordum her sabah ve hergün yaptığım gibi işle ilgili ve birbiriyle ilintisiz bir sürü şeyi kafamdan hızla geçirirp sonuçta hiçbir yere varamamanın huzurunu yaşıyordum.

Mola...

İşe geldim artık. Rutin selamlaşmalardan sonra masama oturdum. Birkaç kişi gelip bir şeyler analttılar . Boş bir anlayışlılıkla suratlarına baktım . Ne anlattıklarını biliyordum , dinlemem de gerekmiyordu aslında ama büyük bir dikkatle dinliyormuş gibi yapıyordum . Hepsi dinlenilmiş olmanın ve onaylanmanın sevinciyle ayrıldılar yanımdan , ne büyük huzurdu onaylanmak. Dosyanı çıkardım , birşeyler yazdım , rutin , sıradan hep yazılagelen şeyler .Ezberlenmiş roller gibi rahatça akıyorlardı kağıda . Değişik olaylar olmasını bekliyordum . Ufak bir renkti aradığım. Ama yaşantımız ömylesine tek renk hale gelmişti ki o renk dışındaki rtenklere şüpheyle bakmaya da alışmıştık . Siyahın bile tek tonu vardı bizim için , versiyonları değil sadece kendisi ilgilendiriyordu bizi.

Bu karmaşa içerisinde daha fazla renge tahammülümüz kalmamaıştı sanki. Zaten varolan o tek renk bile yeterince korkutuyordu bizi . Daha büyük korkulara katlanamazdık , yaşantımızı diğer renklerle kirletemezdik . oysa yıllar sonra kirlenmenin güzel olduğuna dair reklamlar yapılacaktı .

Etrafımı boş gözlerle süzdüm . Bir arkadaşla göz göze geldik . Yine aynı sevimil bakşlar ve baş eğmeler . Ne kadar tanıdık bir yaşamdı bu , bana aitmiş gibi . Cidden benim miydi bu yaşam ? Telefon çaldı . Bir ses evecenlikle "Doktora gidiyorum , eve geç kalacağım" dedi. Tamam bile demedim , gereksizdi çünkü . Yemek vaktine kadar öylece oturdum , birkaç imza attım , birkaç demlik çay içtim , sigaramı hiç ettim onunla birlikte . Ne iyi ....

Yemekten dönünce gazete okudum . Kuponaları seyrettim . Kesmek külfet ama seyretmesi zor değil . Keşke "Kuzate" diye bir gazete çıksa ve ben kuponları öylece seyretsem . Ne haber , ne köşe yazısı , ne salya sümük duygu pazarlayıcıları, hiçbiri, bu tek renk hayatımızı kirletmese. Ama ben bunlarla avunabilecek miyim? Mutlu olmam şart mı? Gazeteleri karıştırdım. Kışırtısı beynimi zonklatıyor. Devam ettim , bir ara telefon çaldı. Sonra "Sizi arıyorlar" dediler. Büyük bir üşengeçlikle yarimdemn kalktım . Ses tanıdık ve sadece bir cümle "Gidiyorum"...

Öğle vakti...

Telaşla kapattım telefonu. Rengim değişmişti. Hızla çıktım işyerinden . Koşasım geldi ama yapamadım , çok istedim ama adımlarım ihanet etti bana . ( Kış , rüzgar her şeyi itekliyor. Yolda iki kişi öylece yürüyordu rüzgara aldırmadan. Üşüyorlardı ama elleri ceplerinde değil . Dar bir yola sapıp dik bir yokuşa çıktılar. Sonra bir koruluk . Şaraplarını çıkarıp sessiz çığlıklarla yudumladılar. Yanlarından birkaç kişi geçti , bakıp gülümseyerek. Sonra şişeleri bitiyor ve birisi yuvarlana yuvarlana , diğeri onu kaldırmaya uğraşarak ilerliyorlar. Sonra keskin bir soğuk , uzun bir yürüyüş ve sahne sona eriyor.)

Aklımdan hep paylaşımlarımız geçti. İnatla itekliyorum onları ama gitmediler. Gitmelerini istemiyordum aslında . Bağırıyorum , duymuyorlar , yıtıyorum kaldırımları karşıma dikiliyorlar , ağlıyordum. İskeleye geldim şimdi , etrafı kolaçan ederek. Gideceğim yolu bulunca hizla ilerledim. Orada , ileirde duruyordu . Sırtı bana dönük . Adınlarımı ağırlaştırdı. , bu süreyi uzatır diye. Yavaşça yaklaşıp sırtına dokundum . Donuk gözlerle baktı. Susutuk. Yırtıcı ve korkunç bir sessizlikti bu. Sokak boyunca ilerledik , durdu.

"Sana söylenecek çok şey yok dostum. Gidiyorum , çünkü bu aklayacak beni. Gidiyorum , çünkü kalırsam yoklaşacağım . Ağlamayacağım , göz yaşlarımı harcamayacağım. Son anımız salyalı sümüklü olsun istemiyorum . Biliyorsun gönlümüzde acılara daha çok yer var. İleride ellerimiz yine kavuşacak , kuvvetle sarılacağız birbirimize . O güne değin ağlamak yok , sevinçten ağlayana kadar ağlamak yok , dostum , gidiyorum." dedi .

Birşey söyleyemedim , boğazımdaki çığlık taşamadı dışarı. "Öyledir , dost , öyledir." dedim. Kucaklaştık ve yönlerimiz ayrıldı , belki sonsuza dek . Ama bu incitmedi bizi . Kırgınlığımızı ve haykırışlarımızı kalbimize gömdük . Ağlamadık , çünkü ağlamak yaralayacaktı bizi. Güldük ve isyanla boyun eğdik , güpegündüz.

İlk değil , son da ....

Artık kayboldu gözden ve ben yıllar sonra ilk kez gözlerimden akan yaşaş şaşarak ve aydınlığımızı elimde güneşe eş tutuarak işimin yolunu tuttum . O gitti ve güçlüler hep terk edenlerdir sözü geldi aklıma , güldüm.

Akşam...

Körpe mutlulukları daha başta yitirmenin ve umutlarımızı kararsız sabahlara ötelemeninne denli zor olduğunu ikimiz de biliyorduk artık . Devinen bir korkaklık içinde uykulu bir sanal yaşamın kıpırdanışlarını içimize akıttık. Dün günlerin en güzeli gibi görünse de henüz yaşamadıklarımızın da mutluluklara gebe olduğunu umuyorduk. Ama kendi dünyalarımızda bunu ne denli gerçekleyebileceğimizden habersisizdik. Ve bilmek işime gelmiyordu.

İkimizin de içimize sığmayan dünyalarımızı ortada bir yerelerde buluşturmayı umuyorduk . Bir bağlamda başarmıştık da bunu . Ama yine de olamamıştı . İki ayrı insandık , iki ayrı dünya . Düşlerimiz ve sevdalarımız vardı birbirine teğet , o özgürlüğü seçti ben sadece ipimi uzattım , fark buradaydı. Hayat bir sonraki ayrılığa kadar yeni bir yara açmıştı kalbimde ve zaman buna çare olacaktı , umut ediyordum.


fıkranın devamı

Kadın 27 yaşında... Yüregi, kar beyaz soguklara terkedilmiş ama inat bu ya hala sımsıcak.Elinde samur fırçası, geçmişi karalayıp bugünü renklendiriyor hiç durmadan. Renkler kıpır kıpır, içindeki çocuk haşarı mı haşarı... Gözleri ise bugulu bakmakta hüzünlere yenik...
Hayatı sorgulamaktan çoktan caymış. Arayışları var kendinden bile sakladıgı. Bela da geliyorum demez ya... İşte böyle bir anda; ruhu sanal dünyanın kapısından sızıverir içeri sessiz, habersiz... Hani şu chat canavarı var ya bu günlerin belalısı. Orada kendisi gibi şaşkın yüreklerin arasında bulur kendini. Ve... olanlar olur o zaman. Hiç beklenmeyen anda buzdan kayar gibi ''HOOOp'' havada bulur duygularını darmadagınık. Sanki başında deli rüzgarlar hiç esmiyormuş, esenlerde yetmiyormuş gibi.
Erkegin yaşı 30. Hırslı, kendinden emin. Kendisiyle barışık ve yaşadıgına memnun. Kahkahası ekrandan yüreklere taşan, mutlu ve duygu dolu bir bulut adam. Eşi ve çocugu için yaşamakta oldugunu saklamadan kadını daver eder sanal dünyanın sanal aşk oyununa. Acemidir kadın. Belki genç adam da öyle. Oynadıkları oyunun tehlikesinden habersiz bir masalı yaşamaya başlarlar. Ekranın karşısında nefeslerini tutup beklerler sevdalısının gelmesini. Zamanın koordinatları buluşmadıgında, birbirlerine teget geçtiklerinde hüzün yayılır gecelere. Sabah yeni umutlara gebe başlar. Ve ekranda dogarlar her buluşmaya yeniden...
Duyguların en fırtınalısına yakalanırlar.
Birbirlerini gerçekten merak ederler.
Bulut adam kadının açlıgında, üşümesinden bile sorumlu tutar kendini.
Kadınsa adamın yorgun hallerine dayanamaz. Elleri dokunmasa da ellerindedir artık.
Günler aylar geçer...
Hayaller ekrana sıgmaz olur.
Artık görmek isterler birbirlerini. Dokunmak, sarılmak isterler. Hatta çılgınca sevişmek...Kadın kıvranır onsuzlugun acılarında. Özlem şiddete dönüşür. Acıtır... Oyun degildir artık bu. AŞK ekranda degil hayatın ta içinde yaşamaktır.
Bulut adam sorar durmadan;
-N'olacak şimdi...
Kadın, adam kadar cevapsız...
''Bilmiyorum''der. ''Bilmiyorum''
Artık sorgulamalar başlar duyguları...
''Bu nedir?... Bunun adı ne?''
Yaşananlardır gerçek olan. Hissedilendir.
her sevdanın başını bir karabasan bekler ya...
Beklemese sevda denen şey olmaz zaten.
Artık her şeye gözlerindeki buguların ardından bakmaktadır.
Ve ekrana şunları; buzların arasından aldıgı yüreginin kalemiyle yazar. Yüregini buzlara iade etmek üzere...
''Beni ignore et. ne olur bunu yap.''
Bulut adam şaşkındır belki ama adı gibi bilir. Dogru olan budur. Düşünür bir süre.
Susar ekran.
Susar kadının yüregi...
Ölüm anıdır bu. Verilen son nefestir sanki.
''Sevdam HAYIR dese'' ''Sensiz yapamam dese''
diye bekler nefes almka için.
Bulut adam suskunlugunu bozdugu yerde ölecektir kadın...
Bunu ikiside bilirler.
Bir yazı belirir ekranda çaresizce okunan;
''Netten çıkıyorum o zaman ''Hoşçakal''
Mavi üzerine siyah yazılmış sözcükler kararlı ve kesindir...
Titreyen ve cansızlaşan parmakları son bir kez tuşları gezinir kadının
''Hoşçakal''
Düşer bulut adamın gülen yüzü ekrandan.
Ve
KADIN ÖLÜR....
fıkranın devamı

Istanbulda üniversitede okuyan genç kiz Ankaradaki babasina telefon etmis:
-"Baba, meraba. Ben Lale...."
-"Ooooo. Güzel kizim benim. Nabersin bakalim?..."
-"Hiç sorma babacigim. Hiç keyfim yok valla..."
-"Hayirdir? Bi sorun mu var?...
Kiz aglamaya baslar; babasi ise üzüntü ve meraktan kafayi yemektedir:
-"Nooldu kizim? Anlatsana..."
-"Murat evi terketti. Bosanmak istiyormus..."
-"Ne evi lan? Ne bosanmasi? Sen ne zaman evlendin de bosaniyorsun?..."
-"Hani senin hiç hoslanmadigin esrarkes çocuk vardi ya. Ben onunla evlendim."
-"Iyi halt ettin, zilli. Neyse, artik yapacak bi sey yok. Versin mahkemeye, hemen bosanin..."
-"Bosanalim ama benden 10 milyar istiyor. Eger vermezsem, iyi zamanlarimizda çektigi çiplak fotograflarimi Internetten herkese yollayacakmis...."
-"Püüh. Rezil... Çiplak fotograf çektirdin, öyle mi?"
-"Ama babacigim. O benim kocamdi. Ne biliyim böyle bir pustluk yapacagini."
-"Peki. Olan olmus artik. Yarin havale ederim parayi...Ögleden sonra Bankaya gidip çekersin; sonra da alip yakarsin o kahrolasi fotograflari..."
-"Sagol baba. Eeee. Sey...Bi de kürtaj için 2 milyara ihtiyacim var..."
Adam artik iyice fenalasir. Boguk bir sesle konusur:
-"Kürtaj mi? Bi de hamile mi kaldin o çocuktan sen?..."
-"Aslinda ondan degil... Zenci bi çocuk vardi...Zaten o yüzden ayriliyoruz ya...."
Adam bayilmak üzeredir. Nabzi yükselir, tansiyonu düser, artik inleyerek konusmaktadir:
-" Biz seni oraya okumaya yollamistik. Sen ne haltlar çevirmissin. Allahim. Nedir bu basimiza gelenler...Okulu bititir bitirmez Ankaraya dönüyorsun, yoksa kirarim bacaklarini..."
-"Istersen hemen dönebilirim babacigim. Ben geçen yil okuldan atildim çünkü..."
Adam masanin üzerindeki soguk su dolu sürahiyi basindan asagiya devirir ve ancak bu sekilde konusmasini sürdürebilir:
-"Okuldan mi atildin? Hani birlikte avukatlik yapacaktik, zilli?...Eh ulan? Sen hele bi gel buraya. Ben sana yapacagimi bilirim. Evden disariya adim attirmiycam sana. Ilk isteyenle de evlendiricem...."
-"O is zor be baba. Biliyorsun, moda oldu, artik evlenmeden önce esler birbirlerinden saglik raporu istiyorlar... Pek iyi bi rapor sunacagimi zannetmiyorum ben..."
-"Allahim, çildiracagim... Bir de cinsel hastaliklar haaa.....Kesin o zencidendir..."
-"Çok pis arkadaslari vardi. Bilmem artik hangisinden kapmisimdir..."
Güm diye bir ses duyulur. Adam kisa bir süre için kendinden geçmistir; ancak hemen kendisini toparlayip tekrar telefonu alir.
-"Hemen bu aksam dayini yolluyorum oraya. Seni alip gelecek. Adresini ver bakiyim..."
-" Mahmutpasa Karakolundayim... Gelirken kefalet için de biraz para getirsin yaninda..."
-"Karakol mu?...Bi de karakola mi düstün layyynnn? Ne yaptin?...."
-"Dün kafam çok bozuktu, çok içmisim. Araba kiralayip dolasmaya çiktim. O kafayla Arnavutköyde kokoreççi dükkanina girdim. Ama neyse ki kimse ölmedi. Dükkan sahibiyle kiralik araba firmasina biraz para vermek gerekir sanirim..."
Adam artik iyice fenalasmistir. Hatta fenalasmak ne kelime; adeta kahrolmustur. Telefonda kisa bir sessizlik olur. Kiz tekrar konusmaya baslar:
-"Babacigim. Sakin üzülme. Bütün bunlar bir sakaydi. Ben sadece sinifta kaldigimi söylemek için aramistim..."
Bunun üzerine adam sevinçle ve mutlulukla haykirir:
-"Canin sagolsun be güzelim, bosveeerrr. Okul da neymis? Hiç mühim degil, tatli canin sagolsun senin...."
fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama