Set Fıkraları

loading...

Nasreddin hoca, bir gün halka vaaz vermek için kürsüye çıkar. Canı pek konuşmak istememektedir. Camideki cemata:


- Ey cemaat, sizlere ne söyleyeceğimi biliyor musunuz?.. der. Camidekiler hep bir ağızdan cevap verirler:
- Bilmiyoruz.!

 Bunun üzerine Hoca:

- Madem bilmiyorsunuz, ben de boşuna konuşmak istemem, der ve kürsüden iner. 

Bir hafta sonra Hoca kürsüye çıkar ve aynı soruyu sorar. Camidekiler bu kez:

- Biliyoruz! diye cevap verirler.

Bunu duyan Hoca:

- Madem biliyorsunuz, benim tekrar etmeme hiç gerek yok, der ve kürsüden iner gider.

Hoca'nın bu söz ve davranışı karşısında cemaat şöyle bir karar alır. Hoca, bir daha soracak olursa bazıları " Biliyoruz " diyecek, bazıları da " Bilmiyoruz " diyecek.

Bir hafta sonra Hoca kürsüye tekrar çıkar. Cemaate aynı soruyu sorar:

- Bugün size ne söyleyeceğimi biliyor musunuz?

Cemaat, anlaştıkları üzere bir kısmı " Biliyoruz " derken, bir kısmı da " Bilmiyoruz " diye cevap verir. O zaman Hoca şöyle söyler:

- Madem ki içinizde bilenler var. O halde bilenler bilmeyenlere anlatsın. 

ÖĞÜTLER

* Nasreddin Hoca, insanların hatalarını kendine yaraşır tatlı bir üslup ve espriyle düzelten bir eğitimcidir.

* Hoca, bu hikayede dinleme ve anlama sanatını bizlere çok çarpıcı bir örnekle anlatmaktadır. Nasıl ki güzel söz söyleme sanatı varsa, bir de güzel dinleme ve anlama sanatı vardır.

Hocamız bu hikayesinde, etkisiz ve tepkisiz kendisini dinleyen insanları, iyi bir dinleyici yapmak için hikayedeki metodu denemiştir.

* Konuşmak bir ihtiyaç ise, dinlemek de bir sanatır.

Herkes, iyi bir hatip olmasa bile iyi bir dinleyici olabilir. İyi bir dinleyiciyi herkes takdir eder. Arkadaş, dost edinmenin ve başarılı olmanın yolu iyi bir dinleyici olmaktan geçer.

İyi bir dinleyicinin özellikleri:

1- Konuşmacıyı dikkatle dinlemek
2- Konuşmanın ana fikrini iyi kavramak
3- Konuşmacıya ilgiyle dinlenildiğini hissettirmek
4- Mümkünse yazılı not almak
5- Hatibi boş ve duyarsız değil, sessiz, dikkatli, terbieli, hoşgörülü ve uyanık dinlemek
6- Hatibin sohbetini, ko nuşma sonrasında diğer insanlarla değerlendirmek

fıkranın devamı

Bir gün bir öğretmen öğrencilere sorar: aranızda kendini gerizekalı hisseden var mı bir kişi ayağa kalkar öğretmen niye kendini gerizekalı hissediyorsun diye sorar öğretmen ben hissetmiyorum ama sizin ayakta tek başınıza kalmanıza dayanamadım der
fıkranın devamı

Temel istanbula gittikten sonra bir Otele yerlesir. Otelin tuvaletleri o kadar temizdir ki tuvalete sıçmaya kıyamaz. Bir posete sıçıp atıcağı bir yer arar. Tam o saatlerde 1 kilo altın çalınmıstır. Polisler Temeli elinde poşet içinde sarı bir sey görünce hemen yakalarlar. Poşetin içine bakmadan tartarlar. Tam 750grdır. Bunun 250grını ne yaptın deyip temeli bir güzel döverler. Sonra poşetin içindeki altın olmadıgı anlaşılır ve temeli serbest bırakırlar. Temel bu olaydan sonra köye geri döner. Köy ahalisi Temele: Istanbul nasil bizde gidelim mi?diye sorarlar. Temel ise: Siz siz olunda Istanbula Citmeyun. İstanbulda 1 çilo siçmayanun ağzine siçayler demiş.
fıkranın devamı

180-ÇİMDUR O!.. Temel askerde nöbetçi kulübesinde gece nöbeti tutmaktadır. Bir ara tel çitlerin dışında ağaçlar arasında ayak sesleri duyar, belli belirsiz karartılar görür, bağırır: -Çimdur O!..,Cevap gelmez,sesler devam edince bir şarjörü o tarafa boşaltır ve allarım düğ-mesine basar. Birlikte koşuşmalar, komutlar, araç homurtuları ve allarım sesleri birbirine karışır. Güvenlik güçleri kısa sürede olay yerine ulaşır, çevre abluka altına alınır ve projektörler ile alan aydın-latılır. Saha dikkatli bir şekilde araştırılırken kulübe yakınından başka bir Karadenizlinin sesi çınlar: - Pir inek furulmuştur,komitanum!.. 181-TAVANA NASIL Almanya’ya çalışmaya giden ilk işçilerimizden birine kalacağı yerden bir oda verilir. Eşyalarını yerleştirirken büyük abdesti gelir, alafranga tuvaleti tanımadığından giderecek bir yer bulamaz, Çok sıkışınca yanındaki bir kesekâğıdının içine yapar, pencereden dışarı atmayı düşünür. İkinci kattan aşağı baktığında insanları görür, daha ileri atmak için sallarken kesekâğıdının dibi yırtılır ve pislik tavana fırlar, yapışır, suları da tabana süzülür. Biraz sonra her tarafı pis bir koku kaplar ve kat görevlisi orada biter. Yerdeki ve tavandaki durumu görür, hayretlere düşer, arkadaşlarını çağırır: -Bu adam yere işerken tavana nasıl s.çtı? Diye merakla olayı çözmeye çalışırlar. 182-SANA BİR KÖY Ümraniye-Artvinliler Derneği Yönetimi, hemşerileri Hasan Mezarcı’yı genel seçimlerde gö-nüllü olarak destekler ve tercih oyları ile farklı seçilmesini sağlar. Aydın bir din adamı olarak tanıdıkları eski Müftüleri, daha sonra Atatürk aleyhindeki söz ve davranışları ile basın-yayında manşet olur. Dernek yönetiminde tartışmalar çıkar ve gerçeği kendisinden öğrenmek için TBMM’deki odasına gidilir. Konu açılır, alınan cevaplardan yayınların doğru olduğu anlaşılır. O sıralarda Orta Asya’daki Türk Cumhuriyetleri bağımsızlığını kazanmıştır ve ileri gelenleri ülkemize sık sık ziyaret eder ve Birleşik Türk Devletleri kurulması konu edilir. Milletvekili Hasan Bey Atatürk’ü eleştirirken bir ara: -Ülkenin bazı fabrikalarını ve arazilerini üzerine geçirdi, diye söyleyince dernek 2.Başkanı ve sözcüsü Fevzi Durmuş: -Fabrikalar ve araziler halka bir örnek olsun, diye bizzat ilgilendi ve sonra da kendi hisselerini halkına hibe etti. Şimdi sizin arkanızda güçlü bir Türkiye var, diğer Türk Devletleri ile “Birleşik Türk Devletleri” kurun ve Başkenti’ni de Ardahan veya Kars yapın; Ardanuç’un Yolağzı ve Yaylacık Köyleri’nin yarısından fazlası benim akrabalarıma aittir, beni kırmazlar, beğendiğin köy senin olsun. Binlerce dönüm arazi; tarlası, çayırı, ormanı, yaylası ve soğuk pınarları ile. Biz sizi dedelerimizin hesabını sorasınız diye buraya göndermedik, onlar gittikleri yerde hesaplaşsın. Biz sizi buraya bizim haklarımızı koruyun diye gönderdik. Şu anda bakanlıklarda rüşvetler dönüyor, sizin göreviniz buna engel olmaktır. Siz şu anda bir millettekisiniz, saygı duyarız. Tartışma şartlarımız eşitlenince konuşuruz, der ve konuyu kapatır. Ertesi günü gazetelerde manşet: ”Bakan Özdağlar’ın makam odasında valizler dolusu rüşvet parası ele geçti”. 183-TEK SU KAYNAĞI Anne alışverişe çıkar, iki buçuk yaşındaki bebeğe babası göz kulak olur. Yavrucak halının üzerinde 'çay seti' oyuncağıyla oynarken baba da koltuğunda gazetesini okur, ara sıra da bebeğinin kendisine -çay seti oyuncağının minik plastik fincanlarıyla- ikram ettiği suları çay niyetine içer ve oyuna katılır. Derken anne eve gelir; baba, anneye sus işareti yapar, bebeği izlemesini ister. Bu çok şirin hareketi anne ile paylaşmayı düşünür. Anne, bebeğin elinde çay fincanıyla salondan çıkıp, biraz sonra içi su dolu olarak babasına getirmesini ve babanın da onu çay içer gibi içmesini izler. Sonra gayet sakin bir tavırla elindekilerle mutfağa geçerken eşine seslenir: - Oyun arkadaşının uzanabildiği tek su kaynağının klozet olduğunu biliyorsun, değil mi koca-cım? 184-BİZ DA… Ardanuç-Yolağzı Köyü’nden “Kotsulo”olarak bilinen Süleyman Dinçer dedemiz çarşıya gi-der. Bir dükkânda alış veriş yaparken köylümüze bir memur takılır. -Amca, O köylü kadınlarla nasıl yatıyorsunuz? Allah aşkına!.diye alaylı bir şekilde so-rar.Dedemizin cevabı hazırdır: -Onlari, şeherlinin karısı saniyeruh, Ço!… 185-SONRA DÖNER Adamın biri köyünden kasabaya gider, yol hayli uzun olunca kasabada yemek yedikten sonra köyüne dönmeyi düşünür. Bir lokantaya girer, garsondan bir çorba ister ve afiyetle yemeye başlar. Bu arada hınzır garson da “şu köylü ile bir dalga geçeyim de aval aval düşünsün”,diye arkadaşına işaret eder ve köylümüz çorbasını içince yanında biter: -Eeemm!.Efendim,arkadan ne alırdınız? Diye sorar. Adam kızarır, bozarır ve cevabı patlatır: -Sen önümdekini kaldır, sonra döner verirsin. 186-BİZ DİYERUH DA Kafkasya’dan yeni göç eden Kontromlu Koçi Pehlivan ile Ali Pehlivan, Samusharlı pehlivanlar ile güreş tutarlar ve önüne gelenleri yıkarlar. Bu işe çok kızan köylüleri kabul etmez, tekrar ettirirler. İki güreşçimiz bu sefer rakiplerinin omuzlarını yere yapıştırdıktan sonra göğüslerine oturur ve “Pes” deninceye kadar kalkmak istemezler. Canları acıyan alttaki güreşçiler bağırırlar: -Ola, biz diyeruh da, aho köyli demiyer… 187-GELİNCİK Bir dağ köyünde hamile bir kadının kocası; doğumdan önce ölür, tek başına kalır, kendisine arkadaş olması açısından dağda yaralı olarak bulduğu bir gelinciği evinde beslemeye başlar. Gelincik kadının yanından bir an bile ayrılmaz. Her ne kadar evcil bir hayvan değilse de, oldukça uysallaşır. Bir kaç ay sonra kadının çocuğu doğar, tek başına tüm zorluklara göğüs gerer ve yavrusuna bakmaya çalışır. Günler geçer ve kadın bir gün birkaç dakikalığına da olsa evden ayrılmak ve yavrusunu evde bırakmak zorunda kalır. Gelincikle bebek evde yalnız kalırlar. Aradan biraz zaman geçer ve anne eve döner, Kapıda Gelincik’in kanlı ağzını yalarken görür, çıldırmış gibi gelinciğe saldırır ve oracıkta hayvanı öldürür. Tam o sırada içerdeki odadan bebeğin sesi duyulur, anne odaya koşar; odada beşiğin içinde bebeğini ve yanında parçalanmış bir yılanı görür. 188-DOKTORA TEZİ VE DANIŞMAN... Bir Tavşan önüne bir daktilo almış, tak tuk tak tuk bir şeyler yazıyor. Oradan geçen bir Tilki: - Hey Tavşan, ne yazıyorsun? - Doktora tezimi yazıyorum. - Ha öyle mi, çok güzel, ne hakkında? - Tavşanların Tilkileri nasıl yedikleri hakkında. - Yok, canım, olur mu öyle şey, hiç Tavşanlar Tilki yerler mi? - Olur canım, gel istersen, sana ispat edeyim. Beraberce Tavşanın yuvasına girerler. Biraz sonra Tavşan tek başına çıkar ve yine daktilosunun başına geçer, tak tuk bir şeyler yazmaya devam eder. Daha sonra oradan geçen bir Kurt, Tavşanı görür. - Hey Tavşan, ne yazıyorsun? - Doktora tezimi. - Ne hak kında? - Tavşanların Kurtları yemesi hakkında. - Yayınlamayı düşünmüyorsun herhalde, buna kim inanır? - Gel istersen göstereyim, der. Beraberce ine girerler, Tavşan biraz sonra dışarıya yalnız çıkar. Tavşanın yuvasını merak mı ettiniz? Manzara şudur: Bir köşede Tilkinin kemikleri. Bir köşede Kurdun kemikleri. Diğer köşede ise tavşanın “Doktora Danışmanı Aslan”, kürdanla dişlerini temizlemektedir!.. 189-TANİMİYAN YOH Artvinli yaşlı bir hanım Trabzon’da uçağa bindirilir, Sabiha Gökçen Hava Alanı’nda oğlu tarafından karşılanacaktır. Uçak havalanır, hostesler servis yapar, nenemiz açık bir çay ister, hostes bir şeyler söylese de anlamaz. Herkes bir şeyler içerken açık çay gelmez, bir müddet sonra isteğini tekrarlar, ancak çay yine gelmez. Nenemiz bu duruma iyice bozulur, inerken yolcuları uğurlayan hostese yanaşır ve: -Sen bizim Yunus’u bilursunuun? Diye sorar. Hostesin “bilmiyorum, neden sordunuz ki?” de-mesi üzerine ağzından baklayı çıkarır: -İstanbol’da Yunus’u tanımayan ŞİLLUH yohtur da. NOT:Sayın admin kategoriler arasında "Artvin Fıkraları" kısmını göremedim.Açmanız olası mı? Teşekkürler.
fıkranın devamı

Rüşvetci bir trafik polisi yoldan gecen araçları durdurur ve illaki bir eksiğini bulup ceza yazacam diyerek korkutup rüşvet alır.Polis yine iş başındadır.Ve bir aracı gözüne kestirir ve aracı durdurur.ehliyet ruhsat lütfen,sürücü verir.Bakar evrak tam,polis başlar sormaya,ilk yardım çantası varmı? var istetme varmı?var sağlam .Ölü torbası varmı? var jeton varmı?var.Kül tablasında su varmı?var.Trafik seti varmı?var.V.S.Polis ne sorsa var.Ceza yazacak hiçbir şey bulamaz ve sinirli bir şekilde sorar mezdeke kasetin varmı?sürücü şaşırır oda var der.koy kaseti kaset konur aç sesini ses açılır,polis başlar oynamaya bir süre oynadıktan sonra sürücüye döner,eşek deyilsinya tak artık bi yirmilik.....
fıkranın devamı

Nasreddin Hoca’nın hanımı, diğer kadınlara bakarak, onlar gibi sürüp sürüştürmeye, kaşına rastık, yüzüne allık sürmeye ...
fıkranın devamı

Timurlenk, Akşehirlilere:- “En yürekli adamınız kimse yanıma yollayın, Ona yüksek ücretle, çok önemli bir görev vereceğ...
fıkranın devamı

Komşusu, Nasreddin Hoca’ya sormuş :- “Hocam, neydi sizin evdeki gürültü? Dün gece evinizin önünden geçerken paldı...
fıkranın devamı

Afrika’dan yeni dönmüş birisi, oralarda kavurucu sıcaklar yüzünden insanların çırılçıplak gezdiklerini anlatıyormuş. Ho...
fıkranın devamı

Nasreddin Hoca öğlen namazının sünnetini kılarken, önündeki cemaatten birinin paçasında abdeste ( dolaysıyla namaza ) engel b...
fıkranın devamı

Temel akşam eve gelmiş Fadime boynuna sarılarak karşılamış onu.

"Temel"um harika bir haberim var. Bir ay geciktim. Herhalde bir bebeğimiz olacak, Doktor bu sabah test yaptı. Sonucunu alana kadar lütfen kimseye söylemeyelim!" demiş heyecanla.

Ertesi sabah Trabzon Elektrik idaresinden bir görevli son faturayı ödemedikleri için kapıyı çalmış:
fıkranın devamı


Savcı, morgdaki üç cesedi incelemek üzere gelmişti.

Birinci ceset sırıtıyordu. Savcı nedenini sordu.

"Milli piyangoda büyük ikramiyeyi kazandı,sevincine dayanamadı, kalp krizi geçirdi ve öldü", dediler.

İkinci ceset de sırıtıyordu. Savcı sordu;

-Bu neden sırıtıyor?

"Bunun da oğlu doğmuştu. Sevinçten kalbine yenik düştü" diye açıkladılar.

Üçüncü ceset Temel'in kömür halindeki cesediydi. O da sırıtıyordu.

"Bu neden oldu?" diye sordu savcı.

"Efendim, buna yıldırım çarptı" dediler.

-Peki neden sırıtıyordu?

-Fotoğrafını çekiyorlar sanmış.

fıkranın devamı



Adamın biri mağazada
Deri yarim bot ve koyu kahverengi ayakkabiyi alip
kasaya yanasiyor...
Kasadaki bayan botlari posete koyarken, sayin Abimiz
de soruyor;
"-43 milyon degil mi?..."
Kiz, "Ne münasebet" der gibi bakiyor ve "Bunlar
orijinal deri...Indirimli fiyati 180 milyon..."
Abi'mizin bitis cümleleri, kizcagizin kopus anina
denk geliyor;
"-Olur mu hanimefendi, altinda 'Size 43' yaziyor...

fıkranın devamı


Buyukannesi torununu ziyarete gitmis. Kapiyi çaldiginda torunu genç kiz kapiyi çirilçiplak açmis. Büyakanne bunu görünce dehsetle kizim bu ne kilik kapiya böyle çikilirmi deyince genç kiz büyükkanne ben çiplak degilimki üzerimde ask elbisesi var der.
Daha sonra büyükkanne evine gider ve aksam büyükbaba eve gelip kapiyi çalar ne görsün karisi karsisinda çirilçiplak hanim der bu ne kilik böyle, büyükkanne çiplak degilim üzerimde ask elbisesi var der. Buyukbaba iyi ama bundan sonra utulemeyi unutma der.




fıkranın devamı


Bir cumartesi sabahi.. Iki genc kadin golf oynuyorlar.
Sarisin olani topu dikmis.. Sopayi oyle bir savurmus ki.. Top havada kursun gibi ucmus, obur delikte golf oynayan bir erkege o hizla carpmis..
Kadinlar dehset icinde, erkegin iki elini bacaklarinin arasinda kelepceleyip iki buklum kaldigini gormusler.
Sarisin hizla oraya kosmus ve ozur dilemeye baslamis..
"Lutfen izin verin size yardim edeyim.. Ben bir fizik tedavi uzmaniyim ve eger izin verirseniz cektiginiz aciyi azaltabilecegimi biliyorum."
"Yooo.. Yooo.. Gerek yok" diye inler gibi konusmus adam, elleri hala bacaklarinin arasinda kelepceli..
"Onemli degil.. Birkac dakika icinde duzelirim merak etmeyin.." Sarisin israr etmis.. Oyle israr etmis ki adam "Peki" demis sonunda.. Kadin cok yumusak hareketlerle adamin ellerini birbirinden ayirip iki yana sarkitmis once. Sonra adami cimlere uzatmis. Pantolonun kemerini gevsetmis.. Elini iceri sokmus ve masaj yapmaya baslamis..
Biraz sonra sormus..
"Simdi nasil hissediyorsunuz kendinizi.."
"Harika" demis adam.. "Harika hissediyorum..
Ama bas parmagim hala fena halde zonkluyor!.."

fıkranın devamı


Yolcular uçagin yaninda otobüsten inmisler. Bavullarini gösteriyorlar.Bir bakmislar uçak sirketinin minibüsü yanlarinda durmus. Içinden kaptan pilotla, yardimci pilot inmisler.Yolcular fena halde sasirmislar. Nasil sasirmasinlar.Kaptan pilotun elinde bir beyaz baston. Kolunda üç noktali bant. Yardimci pilotun elinde bir köpek tasmasi. Tasmanin ucunda bir köpek. Saga sola çarparak öyle ilerliyorlar uçaga. Günlerden bir nisan degil ama, "Saka herhalde" demis yolcular, dolusmuslar uçaga. Uçak pistte hizla ilerlemeye baslamis. yolcularin gözleri camda. Uçak hizlanmis. Yolcular endiselenmeye baslamislar. Uçak daha hizlanmis. Pistin sonu hizla yaklasmaya baslamis. Uçak iyice hizlanmis. Bazi yolcular paniklemis dua etmeye baslamislar. Uçak son hiza ulasmis. Bu arada pistin sonuna da ulasmis. 10 metre sonra betonun bitip çimlerin basladigi gören yolcular dehset içinde çigligi basmislar. Tam o anda da kaptan pilot levyeyi sonuna kadar çekmis.Uçak tam pist biterken tekerleklerini yerden kesmis, havalanmis. Kaptan pilot arkasina yaslanmis. Derin bir nefes almis ve yardimci pilota dönmüs: "Biliyor musun?" demis, "Bir gün çiglik atmayacaklar ve hepimiz ölecegiz!.."

fıkranın devamı


Dört kişilik bir eğitim uçağı karadenizde mezarlığa düşmüş...... Lazlar 80 ceset çıkarmışlar ve ölü sayısının artmasından korkuyorlarmış.



fıkranın devamı


Savci, morgdaki uc ceseti incelemek uzere gelmisti.

Birinci ceset siritiyordu. Savci nedenini sordu.
- "Milli piyangoda buyuk ikramiyeyi kazandi, sevincine dayanamadi, kalp krizi gecirdi ve oldu", dediler.

Ikinci ceset de siritiyordu. Savci sordu;
- "Bu neden siritiyor?"
- "Bunun da oglu dogmustu. Sevincten kalbine yenik dustu" diye acikladilar.

Ucuncu ceset Temel'in komur halindeki cesediydi. O da siritiyordu.

- "Bu neden oldu?" diye sordu savci.
- "Efendim, buna yildirim carpti" dediler.
- "Peki neden siritiyor?"

- "Fotografini cekiyorlar sanmis."

fıkranın devamı


Bir cift , gol kiyisina tatile gider..
Golde bazi bolumlerde balik avlamak yasaktir...
Koca yasak olmayan bolumlerde avlanarak , kadin da kitap okuyarak gunlerin gecirmektedirler. Derken bir gun adam balik avlamaktan gelir ve ogleden sonra kestirmek uzere odasina cekilir. Kadinin cani sikilir ve botla golde bir gezinti yapmaya karar verir. Bu gezinti umdugu gibi gitmez ve botun hakimitiyetini yitirir. Bot gol uzerinde serbsetce dolasmaya baslar. Kadin da yapacak bir sey olmadigi icin cikarip kitabini okumaya baslar. Derken devriyeye cikmis olan serif kadini gorur ve yanina yanasir..
"Hanfendi burada ne yapiyorsunuz?"
"Gormuyormusunuz kitap okuyorum."
"Ama bu bolgede balik avlamak yasaktir."
"Zaten ben de balik avlamiyorum"
"Ama gerekli butun ekipmana sahipsiniz, sanirim sizi karakola goturup ceza kesmem gerekiyor."
"Eger boyle bir sey yaparsaniz ben de bana tecavuz ettiginiz soylerim."
"Size dokunmadim bile..!!"
"Ama gerekli tum ekipmana sahipsiniz, degil mi?"

fıkranın devamı


Evli bir çift cadilar partisine davetliydi. Disariya çikmak için hazirlanirlarken kadinin migreni tuttu, evde kalmak zorundaydi.

Kocasina partiye yalniz gitmesini, onun eglencesini bozmak istemedigini söyledi. Biraz tartistiktan sonra adam kostümünü giydi ve partiye gitti, kadin da birkaç aspirin alip yatti.

Biraz uyuduktan sonra kendini daha iyi hissederek uyandi ve partiye giderek kocasina sürpriz yapmaya karar verdi. Tam hazirlanirken

- "Acaba ben yaninda degilken kocam neler yapiyor" diye düsündü ve kocasinin kendisini tanimamasi için degisik bir kostüm giyerek partiye gitti.

Oraya vardiginda bir kenarda onu izlemeye basladi. Kocasi arka arkaya degisik kizlarla ve onlarla çok yakinlasarak dansediyordu, nereye kadar gidebilecegini görmeye karar verdi.

Onunla çok samimi bir sekilde dansetmeye basladi, kulagina disariya çikabileceklerini fisildadi.

Arabalardan birine girerek sevistiler ve geceyarisindan önce maskeler çikarilmadan kadin eve gitti, kocasinin dönüsünü beklemeye basladi. Adam sabaha karsi 01.00 sularinda eve döndü ve dogru yataga gitti. Kadin:

- "Parti nasildi kocacigim" diye sordu, adam da
- "Sensiz hiç eglenemedim tatlim" diye yanitladi.
- "İnanmiyorum" diye cevapladi kadin, "bahse girerim çok eglenmissindir."
- "Gerçekten hayatim. Partiye gittigimde bazi arkadaslarla sıkıldık alt kata inip bütün gece poker oynadik."

"Fakat kostümümü ödünç verdigim o Allah'in cezasi herif harika vakit geçirdi".

fıkranın devamı


Adam karısı ile birlikte doktora muayene olmaya gider. Muayene biter ve doktor odasından çıkarak kadının yanına gelir ve Kocanızın ölmemesini istiyorsanız şu kağıda yazdıklarımı uygulayacaksınız der:
1- Sabahları güler yüzle güzel bir kahvaltı hazırlayın ve ise mutlu gitmesini sağlayın
2- Ögleleri eve geldiğinde güler yüzle karşılayın ve güzel bir öğle yemeği ile takdir edildiğini hissettirin, böylece günün geri kalan kısmını da iyi geçirmesine yardım edin.
3- Akşamları eve geldiğinde yemek özellikle güzel olmalı. Eve gelince eline bir kadeh içki verin dinlenmesini sağlayın.
4- Haftada en az üç kere birlikte olun, eğer isterse daha fazla birlikte olun. Ve tamamıyla tatmin olduğundan emin olun.
- "Eger bu dediklerimi harfiyyen uygularsanız kocanızın sağlık yönünden hiçbir problemi olmayacak" der doktor.
Eve geldiklerinde adam karısına sorar,
- "Ne dedi doktor sana?"
- "... ölecekmişsin.."

fıkranın devamı


Adamin biri California'da bir kumsalda yururken ayagi eski bir lambaya takilmis, adam lambayi kumlarin icinden cikarmis. Dalgasina Belki cin cikar" deyip ovalamis lambayi, harbi harbi cin cikmis.
Adam cok sasirmis, cin baslamis konusmaya "Tamam, tamam. Beni lambadan kurtardin vs ..."
- "Bu, bu ay icinde dorduncu cikarilisim ve bu isten sikilmaya basladim bu yuzden 3 dilegi unut. Sadece 1 dilek hakkin var!"
Adam oturmus ve bir sure dusunmus ve "Her zaman Hawaii'ye gitmek istedim ama ucaktan korkarim ve deniz beni cok tutar.Benim icin Hawaii'ye bir kopru yap boylece arabayla oraya gidebileyim" demis.
Cin gulmus ve
- "Bu imkansiz. Bu isin lojistigini dusun! Koprunun ayaklari nasil Pasifik'in dibine ulasabilir? Ne kadar beton gerektigini, ne kadar celik gerektigini dusun. Hayir, baska bir dilek dusun" demis.
Adam tamam demis ve gercekten guzel bir dilek dusunmeye baslamis. En sonunda,
- "Dort kere evlendim ve bosandim. Butun karilarim her zaman duyarsiz oldugumu ve onunla ilgilenmedigimi soylerdi. Bu yuzden, kadinlari anlayabilmeyi diliyorum... Nasil hissettiklerini ve neden agladiklarini, bir sey soylemedikleri zaman gercekten ne istediklerini...onlari nasil gercekten mutlu edebilecegimi bilmek istiyorum..."
Cin cevap vermis:
- "Köprü iki seritli mi olsun dört seritli mi ???!!!"

fıkranın devamı


emel Istanbul"a gittikten sonra bir otele yerlesir.Otelin tuvaletleri o kadar temizdir ki siçmaya kiyamaz.Bir posete siçip atacagi yer arar.Tam o saatlerde 1 kilo altin çalinmistir.Polisler Temel"i elinde poset ile sarili bir sey görünce hemen yakalarlar.Posetin içine bakmadan tartarlar,tam 750 gr. dir.Bunun 250Gr. ni ne yaptin deyip bir güzel döverler.Sonra posedin içindekinin altin olmadigi anlasilir ve Temel"i serbest birakirlar.Temel bu olaydan sonra köye geri döner.Köy ahalisi:



Temel"e:



-Istanbul nasildi biz de gidelim mi?



diye sorarlar.



Temel ise:



-Siz siz olunda sakin Istanbul"a gitmeyin.Istanbul da 1 kilo siçmayanin agzina siçiyorlar.

fıkranın devamı


Bir keresinde, Hoca koy okulunda ogretmen dururken, ogrencilerinin birinin ailesi tarafindan kendisine bir buyuk tepsi baklava gonderilir. Agzi sulanir, fakat daha sonra yemek uzere masasinin cekmecesine koyar. Kisa bir sure sonra acil bir is icin disari cagirilir.
Ogrencilerine yapilacak bir suru is verir "Ve herseyi anladiginizi kabul ediyorum" der "yoksa kotu olur" sertce "Cok kotu"
Kapiya vardiginda,
"Bir sey daha" der. "Benim dusmanlarim var. Pek cok dusman. Bana surekli zehirli et, zehirli tatli gonderilir. Hatta," sertce ekler "zehirli baklava. Yemeden once test etmem gerekir. Bu sekilde uyarildiniz. Daha uzun bir omur isterseniz, bana gonderilen hicbir seye dokunmayin. Ozellikle baklavaya." Hoca gider gitmez, yegeni, ogrencilerinden biriydi, masaya gider ve baklavayi alir.
"Yapma!" diye bagirir arkadaslari. "Onlar zehirli olabilir!"
Cocuk onlara siritir.
"Tabii ki degiller," der. "O sadece kendisine saklamak istiyor." Ve baslar tepsiye. "Gercekten cok iyi" der ve bir baskasini yer.
Yere dusup kivranmadigini goren arkadaslari, Hoca'nin masasinin etrafina toplanirlar ve baklavayi paylasirlar.
"Fakat hepsinin gittigini gorunce biz ona ne diyecegiz?" der iclerinden biri, agzindaki kirintiyi silerken.
Hoca'nin yegeni sadece gulumser.
Hoca dondugunde dogruca masasina gider ve cekmecesine bakar. Ogrencilerine hisimla bakar.
"Biri," der "Biri masamdaymis."
Sessizlik vardir.
"Biri cekmecemdeymis."
Sessizlik.
"Ve biri baklavayi yemis."
"Bendim" der yegeni.
"Sendin! Size anlattigim seyden sonra?"
"Evet."
"Belki aciklaman vardir. Eger oyleyse, olmeden once duymak isterim."
"Sey," der yegeni "Bana verdigin is cok zordu. Hic birini yapamadim. Yaptigim hersey yanlis. Senin cok kizgin ve ailemin hayal kirikligina ugrayacagini biliyordum. Oyle utandigimi hissettim ki, yapilacak tek seyin,..., hayatima son vermek olduguna karar verdim. Boylece senin zehirli baklavani yedim. O an dusunebilecegim tek yol o idi. Fakat eglenceli olan sey, henuz hicbir sey olmadigidir. Nedenini merak ediyorum." Hoca yegeninin masum aciklamasini kisa bir sure inceler.
"Belki," der, "yapmis oldugun ise bir bakmam icin sadece ertelenmis bir cezadir."




fıkranın devamı


Temel, 55 yaşına kadar canını dişine takmış çalışmıştı..Pastacı çıraklığı ile alışdığı hayata, pastane sahibi olarak devam etmiş, yetenekleri ve becerisi sayesinde Türkiye"nin en ünlü pastanesinin sahibi olmuş, milyarlar kazanmıştı.. Bir gün karısına "Paraları mezara götürecek halimiz yok. Kendimize yeni ve rahat bir hayat seçtim" dedi.."Bizim oradaki hemşerilerle konuştum... Herseyi iyice öğrendim. Kaliforniya"ya gideceğiz. Kazandığım para bize ömrümüzün sonuna kadar yeter.. Çocuklar da güzel üniversitelerde okurlar..."Temel, neyi var, neyin yok sattı. Paralarını dolara çevirdi. Bir milyon doları olmuştu. Karısını yanına aldı. Uçağa bindi.. Los Angeles"e uçtular birgün... Uçsuz bucaksız Nevada çölleri üzerinde uçarken, motorda bir arıza belirdi. Las Vegasa zorunlu iniş yapmak zorunda kaldılar. Uçak şirketi görevlileri" Buranın en lüks otelinde, şirketimizin konuğu olarak kalacaksınız. Yalnız bu kentin Las Vegas olduğunu unutmayın. Kumar oynarsanız eğer, kendi hesabınıza.." derler.. "Kumar mı" dedi, Temel, karısına.."Kumardan kazanmayı düsünen kafayı yemiş olmalı... Allah göstermesin.." Ama bir kez şansını denemek için, rulete 500 dolarlık bir fiş atmaktan da kendini alamadı. Arkası çorap söküğü gibi geldi.Temel herşeyini rulet masasında biraktı. Rulet başında nefes almadan geçirdiği saatler sırasında fena halde de sıkıştığını hissetti. Hızla tuvalete koştu. Tuvalet kapıları otomatikti. 25 sentlik bozuk para atılınca açılıyordu. Oysa Temel"de metelik kalmamıştı. Sıkıntı içinde dolanırken, oradan geçen biri, avucuna bi 25 sentlik sıkıştırdı.. Bu konularda deneyimliydi. Temelin başına gelenleri anlamıştı.



Temel"çok iyi bir insansınız. Bu iyiliğinizi hayat boyu unutmayacağım. Bana lütfen kartınızı verin. Bu borcumu da size ödeyeceğim" dedi. Kartı aldı, cebine attı.. Tuvalete döndüğünde kapıyı açık buldu. İçeri girdi, rahatladı..Çıktı..Elinde kalan 25 sentle yürürken karşısına, Tek Kollu Canavar çıktı.Parayı deliğe attı, kolu çekti ve bir şangırtı ...Alet boşaldı adeta.. Temel bir kova dolusu 25 sent kazanmıştı. Bunlari fişe çevirdi, rulet masasına döndü..Gerisi peri masalı.. İki saat içinde tam 2 milyon dolari olmuştu. İki ay sonra yeni Kalifornıyalı Temel, boş oturmanın kendisine göre bir iş olmadığını farketti. Elinden gelen tek iş pastacılıktı.Parası da vardı. Bir pastane açtı. Pastaları öylesine tutuldu ki, önce Los Angele"e, sonra Kaliforniya"ya, sonrada tüm Amerika"ya yayıldı,Temel Pastaneleri... Bir kaç yıl sonra, Temel, Amerika"nın en zengin adamları arasına girdi. Temel Pastaneleri"nin onuncu yılı dolayısı ile büyük bir gece düzenlendi. Şirketin en gözde elemanları ile, ünlü konuklar bir araya geldiler. Temel yemeğin sonunda konusma yapmak için kürsüye çıktı.. Tüm başına gelenleri anlattı..



"Bütün bu başarıyı ve bu serveti bir tek kişiye borçluyum. O kişiyi bulana kadar, işte size söz veriyorum, gerekirse Amerika"daki her taşın altına bakacağım.." Şirketin genel müdürü sordu: "Ama Temel bey, size 25 sent borç veren adamın kartını aldığınızı söylemiştiniz... Adı, adresi sizde olmalı zaten.." "Bana 25 sent veren umurumda değil" dedi temel.. "Ben,tuvaletin kapısını açık bırakan adamı arıyorum!.."


fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama