Son nefesini Fıkraları

loading...

Bektasiye sormuslar: -Babaerenler, hangi nefesi seversin? -Sigaranin ilk nefesiyle, kaynanamin son n...
fıkranın devamı

birgün 2 tilki beraber geziyorlarmış önlerine büyük bir et çıkmış 2 tilkiden biri ben bunu yemem kesin tuzaktır demiş diğeri ise bence ye diyince sen niye yemiyorsun demiş o da ben orucum demiş oda heveslenmiş gidince bomba patlamış son nefesini verirken niye eti yiyiyorsun demiş oda top patladıya demiş

fıkranın devamı

Milyoner kasasını, hırsız mahzenini, feylesof kitabını ve aşık kalbini aynı heyecan ve korkuyla açar...

Bir kadının gözyaşında herşeyden biraz vardır...

Çocuklarınıza dillerini tutmasını öğretin. Konuşmayı nasıl olsa öğrenecekler...

Gülmek için mutluluğu beklersen, tebessüm bile edemeden ölürsün...

İyiliği yalnız iyiler anlar, kötülüğü herkes!

Dertlerini gözyaşlarıyla boğmak isteyenlere dertlerin yüzme bildiğini söyleyin...

En iğrenç yalan gözyaşı biçimine girendir.

Gerçek sevgi; iyilik görünce artmayan, kötülük görünce azalmayandır.

Yaşamdan yakınanlar ondan olmayacak şeyler isteyenlerdir.

Hiçbir yara kurcalamakla iyileşmez.

Aşk dünyanın en tatlı mutluluğu ve en derin acısından ibarettir.

Gülümseme parasızdır ama kimi zaman servet kazandırır.

Dost yumruğu acıdır.

Dostluk gündüz görünmez. O ateşböceği gibi yalnız geceleyin parlar!!

Çocuklar donmamış beton gibidir. Üzerine ne düşerse iz yapar.

Dünya bir sahnedir.Herkes rolunu oynadıktan sonra gider..

Kalp ne ile dolu ise, dudaklardan o dökülür.

Seni seveni görmeyecek kadar körsen, seni seven seni sevdiğini söyleyemeyecek kadar gururludur..

Gözyaşları ızdırabın sessiz sözleridir..

Dostluk iki vücutta yaşayan bir ruh, iki ruhta yaşayan bir vücuttur.

Dostlar ırmak gibidir.Kiminin suyu az, kimin çok...
Kiminde ellerin ıslanır yalnızca, kiminde ruhun yıkanır boydan boya...

İnanmamak, ahirete değil; cennete girmeye manidir...

Hayatında ilk kez karşılıksız birşeyini verdi; son nefesini...

İnsanları yargılarsan onları sevmeye zamanın kalmaz.

Her nefeste eyledik yüzbin günah, bir günaha etmedik hiçbir gün Ahhh..

Başkalarının bahtiyarlığına imrenme çok kimse var ki senin hayatına gıpta ediyor..

Vicdanı tertemizdi zira onu hiç kullanmamıştı..

Düşmanlarınızı affedin bu bir büyüklüktür, ama onları unutmak büyük bir aptallıktır..

Vicdanım sızlıyor, acaba yemek vakti mi geldi?

Dilini kana bulama....Sus da öldür beni n'olur!

İnsanlar çabuk yükselenlere değer verirler; hiçbir şey toz ve tüy kadar çabuk yükselmez.

Ölüler yoklukları ile değil onlarla aramızda söylenmeden kalan sözler yüzünden keder verirler.

Ulaşılmazlar aslında öylesine güzeldir ki işte budur isteği tutku yapan!!

Sükut eden adamın endişesi azdır. Çünkü, insan dilinin altında gizlidir...

Yanında sesli düşünebildiğiniz insan dostunuzdur....

Herkes yanlış yapar, ancak ahmaklar yanlışlarında direnirler...

Ben bilmediğimi bildiğim için, insanlardan akıllıyım. (Sokrates)

Güzel konuşmak için tek bir yol vardır; dinlemeyi öğrenmek...

DAL RÜZGARI AFFEDER AMA KIRILMIŞTIR BİR KERE...

Bir düşmanı affetmek, bir dostu affetmekten daha kolaydır

Hakiki arkadaşlık, sıhhatten farksızdır, kıymeti, ancak elden gittikten sonra anlaşılır.

Her gün birbirini görmenin tadı başka, ayrılıp kavuşmanın tadı başka.

İnsanlar kırmızı bir güle doğru koşarken
çoğu zaman ayaklarının altında ezilen kır çiçeklerinden habersizdirler.

Başkaları ile ilgilenirsen, iki ay içinde birçok dostlar kazanabilirsin,
başkalarının seninle ilgilenmesini beklersen iki yılda bile tek dost kazanamazsın.
Dostun olsun istiyorsan dost ol.

Benim düşünebildiğim en mutlu evlilik, sağır bir erkekle kör bir kadının evlenmesidir.

Herkesin sizi sevmesini istiyorsanız, gülümseyin.

Güzel olan sevgili değildir, sevgili olan güzeldir!

Seni seviyorum diyebiliyorsam bu, sende bütün insanlığı,
bir anlamda canlı olan herşeyi ve yine sende kendimi seviyorum demektir.

Herkes kırılamaz.. Bazen ipince dal olmak gerekir kırılmak için ama dunya kütüklerin...
Ağlayamaz herkes... ağlayabilecek kadar büyümek gerekir
Dünya ise küçüklerin....


fıkranın devamı

Büyük bir bahçede, diğer çiçeklerle birlikte huzur içinde yaşayan, çok güzel ve mis kokulu bir menekşe varmış.

Bir sabah, çiğdem tanelerinin ıslattığı başını yukarıya kaldırıp bakmış, Çok uzun ve harika bir gülün, yanında sanki bir zümrüt lamba gibi yukarıya doğru süzüldüğünü görmüş.

Mavi dudaklarını açmış ve:" Ben ne kadar şanssızım, Bunca çiçek arasında en zavallı durumda olan benim, Doğa beni çok kısa boylu ve zayıf yaratmış, Yere öylesine yakınım ki başımı kaldırıp yukarıya bakamıyorum, Güller gibi yüzümü güneşe de çeviremiyorum, "demiş.

Komşusunun bu sözlerini duyan gül gülmüş ve demiş ki: " Ne kadar garip konuşuyorsun?, Sen çok şanslısın, Ama farkında değilsin, Doğa seni harika bir koku ve güzellikle ödüllendirmiş, Bunları pek çok çiçeğe vermemiş, Şimdi deminki düşünceleri aklından çıkar ve elindeki değerlere şükret, Unutma ki kendini küçümseyenler cezalandırılır"

Menekşe yanıtlamış: "Sen, beni teselli etmeğe çalışıyorsun, Çünkü benim özlem duyduğum şeylere sen sahipsin, Üzgün birinin kalbini okşamaya çalışmak; şanslı biri için çok kolaydır, Ama güçlü birininin zayıflar arasında bir öğüt verici gibi durması da çok acımasızcadır"

Doğa, menekşe ile gül arasında geçen bu konuşmayı duymuş;yaklaşmış ve demiş ki: "Sana neler oluyor sevgili kızım, menekşe?Sen şimdiye dek çok tatlı ve mütevaziydin, Senin kalbine de aç gözlülük ve hırs girip duygularını incitti mi?"

Menekşe yalvaran bir sesle :" Oh! Yüce ve merhametli annem, senden tüm kalbimle rica ediyorum ; lütfen dualarımı kabul et ve bir tek gün için gül olmama izin ver"

Doğa yanıtlamış: "Ne istediğini bilmiyorsun, Bu, kör ihtirasının arkasında ne gibi felaketler olacağının farkında değilsin, Gül olunca çok üzüleceksin ama pişmanlığının bir faydası olmayacak"

Ama, menekşe ısrarlıymış, " Beni bir gül yap, başımı gururla yukarıya kaldırayım,"

Doğa tekrarlamış :"Sen, asi ve cahil menekşe, Senin istediğini yerine getireceğim, Ama başına bir felaket gelirse, asla bana şikayet etmeyeceksin, "

Sonra doğa esrarengiz ve büyülü parmağını uzatarak menekşenin yapraklarına dokunmuş, Menekşe, hemen başını diğer çiçeklerin arasında dimdik tutan bir güle dönüşmüş.

Akşam olduğunda, gökyüzü siyah bulutlarla kaplanmış, ve sessizliği korkunç gök gürültüleri bozmuş, Ve bardaktan boşanırcasına yağan yağmur ve şiddetli rüzgar kısa sürede bahçeyi esir almış, Fırtına, bitkilerin dallarını kırmış, köklerini topraktan sökmüş ve uzun boylu olan tüm çiçeklerin gövdeleri parçalanmış, Sadece toprağa çok yakın olan kısa boylu bitkiler hayatta kalabilmişler, Bütün bahçe, rüzgarın ve fırtınanın gazabına uğramıştı, Tüm uzun ve büyük bitkiler yerde bitkin bir halde yatıyorlarmiş, Sadece bahçe duvarının dibinde küçük bir menekşe grubu hayatta kalabilmişti.

Küçük bir menekşe başını kaldırmiş ve çevresinde diğer bitkilerin yaşamış oldukları trajediyi gözden geçiririken şöyle demiş:" Gördünüz mü?Fırtına o yaramaz çiçeklere ne yaptı?"

Derken bir başkası: "Evet, biz küçük ve toprağa yakınız, Böylece gökyüzünün gazabından kurtulduk, "demiş,

Bir başkası :"Boyumuz kısa olduğu için fırtına bize ulaşamadı, "diye söze girmiş.

Tam o sırada menekşelerin kraliçesi, kısa bir süre önce güle dönüşmüş olan menekşeyi görmüş, Zavallı, yerde çamurların içinde muhabere alanındaki sakatlanmış bir asker gibi yatıyormuş, Kraliçe, onun yerde durmakta olan başını tutmuş ve hafifçe kaldırmış, Sonra diğer menekşelere dönerek: "İşte evlatlarım!Aç gözlülüğün ve ihtirasın bir saatliğine bir güle dönüşmüş olan menekşeye ne yaptığını gördünüz, Bu görüntü sizler için ibret olmalı, "demiş.

Ölmek üzere olan gül, geriye kalan son gücünü de toplayarak çok sessiz bir şeklide: "Siz kanaatkar ve uysal aptallar, Ben fırtınadan hiç korkmadım, Dün, ben de sizler gibi halimden memnun, kanaatkar bir menekşeydim, Ama bu yetinme, benim varlığımla yaşamın fırtınaları arasında bir engeldi her zaman, Ben de şu anda sizin yaşadığınız yaşamı sürdürüyor olabilecektim, Korku içinde toprağa tutunmuş olarak, Bütün menekşelerin yaptığı gibi kışın geçmesini, karın beni sarmalamasını ve ölüme götürmesini bekleyecektim, Oysa ben, şimdi mutluyum çünkü bu küçük dünyadan çıkıp evrenin esrarlı dünyasına geçtim, Ama bunu siz yapamadınız henüz, Ben aç gözlülüğe tepeden baktım, Evet aç gözlülüğün doğası benden çok daha yüksekti ama gecenin sessizliğini dinlerken, bu dünyanın da konuşmalarını duydum, " Varlığın gerisindeki tutku var oluşumuzun gerekli amacıdır, "diyordu İşte o anda ruhum baş kaldırdı ve yüreğim varlığımın sınırlarını zorlamaya başladı, ve farkettim ki;uçurum, yıldızların şarkısını duyamaz ve işte o an küçüklüğümle savaşmaya karar verdim ve içimdeki hasretin de yaratıcı bir isteğe dönüşmesine dek bu savaş sürdü, Ve bizim o sonsuz düşlerimizin güçlü nesnesi olan Doğa, benim isteklerimi kabul etti ve o sihirli parmaklarıyla beni bir güle dönüştürdü.

Gül, bir süre sessiz kalmış, ve sonra giderek zayıflayan bir sesle; başarı ve gurur dolu bir edayla: "Bir saat de olsa çok onurlu biğr gül gibi yaşadım, bir kraliçe gibi var oldum ve dünyaya bir gülün gözleriyle baktım, Yıldızlı ve parlak gök yüzünün fısıltılarını bir gülün kulakları ile işittim ve o ışıkların zerrlerine bir gülün dokunuşuyla dokundum, Aranızda biyle bir şeyle onurlandırılılmış olanınız var mı?"

Bunları söylediken sonra başını önüne eğmiş, öksürür gibi bir sesle devam etmiş:" Şimdi öleceğim, ama ruhum amacına ulaşmış olacak, Dünyamı doğduğum o küçük delikten çok daha fazla genişlettim, Bu yaşamın desenidir, Ve bu varlığın sırrıdır, "

Sonra, gül titremiş, taç yapraklarını usulca kapatmış ve dudaklarında son derece mutlu bir gülümseyişle son nefesini vermiş, Bu gülüş; bir zafer ve Tanrı'nın ona verdiği tüm güzelliklerin gülüşüymüş...



fıkranın devamı

Japonya'da atom bombası atıldıgında iki yaşında olan bir kız oniki yaşına geldiginde, maruz kaldıgı radyasyon nedeniyle kansere yakalanmış. Savaşta öksüz ve yetim kalan zavallıcık hastaneye yatırılmış. Ancak durumu ümitsizmiş.

Hastanedeki tüm doktorlar küçük kızın ölümü için gün sayarken, küçük japon kızı hayat doluymuş. Koridorda koşuyor, oynuyor ve diger hastalara yardım ediyormuş. Hastaların arasında en sevdigi kişi ise seksen yaşlarında, kendisi gibi kanser olan yaşlı bir kadınmış. Küçük Japon kızı, ölüm döşegindeki bu yaşlı kadını hiç yanlız bırakmamış. Kadın ölmeden hemen önce "Benim için çok geç ama bizim inanışımıza göre, eger bir kişi kagıttan bin tane turna kuşu yaparsa, her istedigi kabul oluyor. Ben yapamadım, sen yap ve kurtul!" demiş ve son nefesini vermiş.

Küçük Japon kızı çok üzülmüş ama hayatta kalma arzusuyla, geleneksel Japon sanatı olan origamiyle kagıttan turna kuşları yapmaya başlamış. Neşe içinde çalıştıgından ilk başlarda çok hızlı yapıyormuş. Bin tane turna kuşu yapması işten bile degilmiş. Fakat bu sırada da saglıgı bozuluyormuş. Bu hazin öykü önce yerel, sonra da uluslararası basında yer almış. Dünyanın dört bir yanından insanlar kıza binlerce turna kuşu göndermeye başlamışlar.

Ancak küçük Japon kızı, haberler basında elini kıpırdatamaz hale gelmiş. Hayattaki son saatlerini altı yüz yedinci kuşu yaparak geçirmiş. Kuşu bitirmiş; gözleri kapanırken hemşireler ve hastabakıcılar postadan çıkan yüzlerce origami turna kuşuyla odasına girmişler. Küçük Japon kızı, yüzünde bir tebessüm yatagında cansız yatıyormuş. Postacılar aylarca turna kuşu taşımışlar hastaneye.

Sayısı milyonlara ulaşan turna kuşları Japonya'da bir müzede sergilenmektedir.
fıkranın devamı

Bektasiye sormuslar:
-Babaerenler, hangi nefesi seversin?
-Sigaranin ilk nefesiyle, kaynanamin son nefesini, demis....

fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama