Spiker Fıkraları

loading...


Temel dünya turuna çıkar ve yolu Canada'ya da düşer.
Kırk yılda bir Karadeniz'de hamsi avlamaktan daha değişik bir fırsat çıktığını düşünerek buz tutmuş bir gölde, buzu kırıp balık tutmaya özenir. Oltasını ve takımlarını alarak işe koyulur.
Tam buzu kıracakken, insanın içini titreten bir ses duyulur:
- Oğlum burada balık yok!
Temel az öteye gidip tekrar buzu kıracakken ses yine gürler,
- Burada balık yok dedim sana...
Temel'in eli ayağı titreyerek seslenir:
- Tanrım, sen misun yoksa?
Ses yeniden duyulur,
- Hayır oğlum, ben buz hokeyi stadının spikeriyim.

fıkranın devamı


Temel dünya turuna çıkar ve yolu Canada'ya da düşer. Kırk yılda bir Karadeniz'de hamsi avlamaktan daha değişik bir fırsat çıktığını düşünerek buz tutmuş bir gölde, buzu kırıp balık tutmaya özenir ve işe koyulur. Tam buzu kıracakken, insanın içini titreten bir ses duyulur:
- Oğlum burada balık yok!
Temel az öteye gidip tekrar buzu kıracakken ses yine gürler,
- Burada balık yok dedim sana...
Temel'in eli ayağı titreyerek seslenir:
- Tanrım, sen misun yoksa?
Ses yeniden duyulur,
- Hayır oğlum, ben buz hokeyi stadının spikeriyim.




fıkranın devamı

-Hayrola nereden?-Be be ben mi? Rad rad radyodan geliyorum...-Ne vardı radyoda?-Spi spi spi spiker ...
fıkranın devamı

Senfoni Orkestrasi Harran'a konsere gider. Konser çıkışı spiker halktanbirine sorar:-"Konseri n...
fıkranın devamı

Bir gün stadyumda en çok kim boşalacak diye yarışma düzenleniyor. Önce alman boşalıyor ve t...
fıkranın devamı

-Hayrola nereden?-Be be ben mi?Rad rad radyodan geliyorum...-Ne vardı radyoda?-Spi spi spi spiker s...
fıkranın devamı

Azeri Spiker Maç Sunarsa...

MAÇIN İLK YARISI
-Hollandalı Overmars'ın zerbesini(şutunu) kaleci Taffarel son anda defedebildi.
-4 degge (dakika) sonra Overmars'ın kapuya (kaleye) vurdugu zerbe,kapunun yanından geçer.
-Arif kapıcıyla (kaleciyle) karsı karsıya kalır: Kapuya vurdugu zerve,kapunun yanından geçer.
-İlk yarı golsuz sona eriy.

İKİNCİ YARI
-Cim-Bom 2'inci sehire (yarıya) de hucumlarla baslıyir.Hakan Şükür kapu diregine vurur,kapu diregi Arsenal'i golden klas eder (kurtarır).
-50'nci deggede Andre, sol cinahtan ilerlir,zerbesi kapunun ustunden geçer.
-70'nci degge...Brezilyalı Caponi'nin zerbesini sieman dergeder (kurtarır).
-81'inci degge...Okan'ın zerbesi mudafiyatcılar (defans) tarafından uzaklaştırılır.

UZATMALAR
-Oyunun esas vaktinde hesap acılmadı.Hakim,galibi muayyen etmek icin 30 degge teyin edir.Kızıl top (altın gol) prensibi kulveda olur.
-Karpak Maradonası Ruminyalı Hagi ile arsenal kapitanı adams arasında mukayese basverir.
-Henri'nin zerbesi...Ve Taffarel Galatasaray'ı yuz faizlik (yuzde yuzluk) golden klas eder.

VE PENALTILAR
-Son noktayı Rumenyalı Popescu vurur ve Galatasaray, 4-1 hesabıyla 11 metrelik zerbelerle Arsenal'ı UEFA Kubokunun (Kupası) finalinde maglubite ugratır. Galatasaray hem Turkiye Kubokunu kazandı, hem Turkiye Campiyonu oldu. Tebrisler Galatasaray...


fıkranın devamı

Adam kırmızı ışıkta geçiyor. Başkomiser görüp ekibe bildiriyor. Ekip adamı yakalıyor:
"Ceza yazacağım."
Adam:
"Sen nerden gördün kırmızıda geçtiğimi?"
Polis:
"Başkomiserim görmüş. O söyledi."
Adam:
"Amma boşboğaz, dedikoducu başkomiserin varmış ha. İnsan her şeyi söyler mi? Sır saklamasını bilmek lazım."

* * *

Polis adamı çevirmiş:
"Hey hemşerim, kırmızı ışığı görmedin mi?"
Adam:
"Vallahi memur bey, kırmızıyı gördüm de seni görmedim."

* * *

Şanlıurfa Emniyet Müdürü odacısını çağırır:
"Çabuk bana Balıklıgöl'ün müstecirini (kiracı) bulun."
Odacı kısa süre sonra şalvarlı, kısa boylu, sıska, hafif, çekik gözlü, sakallı bir adamcağızı getirir. Müdür:
"Oğlum bu kim?"
Odacı:
"Mülteci dediniz, ben de Afgan bir mülteci getirdim."

* * *

Şehrin birinde karı-koca diş hekimi muayene açıyorlar. Tabelaları şöyle:
"Oya Bilir - Kaya Bilir"

* * *

Şanlıurfa'da polisin biri bakkala gidiyor. Alışveriş yapıp elinde poşetlerle giderken telsizini dükkanda unutuyor. Satıcı da fark etmiyor.
Telsizden sesler gelince adam korkuyor. "Dükkanı cinler bastı" deyip kapatıp gidiyor.
Yarım saat sonra polis telsizini unuttuğunun farkına varıyor. Döndüğünde dükkanı kapalı buluyor. Adama "telsizimi çaldı" diye işlem yapmaya başlıyor.
Dükkan sahibi ise bu arada karakola gidip "cinler bastı, gaipten sesler geliyor" diye şikayetçi olunca olay anlaşılıyor.

* * *

Polis müdürü odacıyı çağırıp "oğlum bana 2 kalem pil getir" diyor.
Odacı kayboluyor. Bir süre sonra elinde 2 karanfille içeri giriyor:
"Buyrun efendim. İstediğiniz karanfilleri getirdim."

* * *

Elazığ'da Gazi Caddesi'nde iki kişi kavga ediyor. Vatandaşın biri de oradan geçen polis otosuna koşuyor:
"İki kişi kavga ediyor, koşun..."
Polis:
"Hemen 155'i arayıp polis çağırın. Gelip ayırsınlar."

* * *

Polis Radyosu'ndan anonslar:
"Polis huzurun güvencesidir... Polis güvenin teminatıdır..."
Arkasından spiker:
"Şimdi sizin için Ferdi Tayfur söylüyor. 'Huzurum Kalmadı Fani Dünyada' "
Yine bir anons:
"Polise güvenin... Polisi sevin...
Ve yine spiker:
"Orhan Gencebay söylüyor: 'Ben Sevdim De Ne Oldu' "

* * *

Aracın biri radara yakalanıyor amna hızla feribota biniyor. Başkomiser polise anons ediyor:
"Feribottaki araca ceza yazın."
Polis feribota biniyor. Aracı aramaya başlıyor.
Başkomiser anonsa devam ediyor:
"Bir ceza yazıp gelecektin, daha yazamadın mı?"
Polis perişan:
"Cezayı yazdım da, gemi hareket etti. Geri gelemiyorum."

* * *

Adamın biri 155'i arıyor. Görevli: "155 Polis İmdat, buyrun" diyor.
Adam:
"İmdat bey, ................'a bir ekip gönderir misiniz?"
fıkranın devamı

Aşağıdaki yazıyı kimin yazdığı meçhul ama gayet ilginç...

Azerbaycan'ın adını işyerinde telaffuz etmeye başladığımızda yani 1992-1993 yıllarında, orası bizim için kapalı bir kutuydu. Azerbaycan, çok çok eski olan Rus cihazlarından oluşan haberleşme ağını yenilemeye, köylerine, kasabalarına telefon hizmeti götürmeye çalışıyordu. Tabii dünyaya pencerelerini açtıktan sonra da ilk iş olarak; dil, kültür, din birliği olan kardeş ülke Türkiye'den yardım istemişlerdi. Bizler de Türkiye'nin en önemli iki telekomünikasyon şirketinden biri olarak güzel projeler yapmak için kolları sıvadık.

İlk defa Direktörümüzün Azerbaycan ile telefon konuşmasına şahit olduğumda şok oldum. Konuştuğu kişi dönemin Haberleşme Bakan Yardımcısı' ydı ve bizim patron, hiçbir samimiyeti olmamasına rağmen "sen" diye hitap ediyordu. Azerice'de "siz" kavramı yoktu. Görüştüğünüz kişi Bakan da olsa "sen" diye konuşabiliyordunuz. Birinci dersimizi aldık.

Karşılıklı görüşmeler için Bakü' ye gittik. Havaalanında dakika bir, gol bir hatamı yaptım. Üniformalı birini göstererek, Azerice'de benden daha tecrübeli bir arkadaşıma "bu adam subay mı?" diye sordum. Arkadaş: "sus, adamı peşimize mi takacaksın, burada subay bekar demek" dedi. Bizdeki "subay" ne demek söylemedi.

Bizi karşılayan Azeri arkadaş, arabaya binerken kendisinin dalda (arkada) gideceğini benim de kabaga (öne) oturmamı söyledi. Otelin önüne gelince şoför; "abla sen burada düş, ben arabayı saklayıp gelirim" dedi. Yani ben ineceğim, o da park edip gelecek. Sonra düşmenin inmek yerine her yerde kullanıldığını "merdiveni boşver, gel asansörle düşelim" dediklerinde daha iyi kavradım. Ama bunu bilmeyen arkadaşlarımız Azerbaycan Havayolları ile yaptıkları bir uçuş sonunda, Bakü' ye beş dakika içinde düşecekleri anonsu ile hayatlarını film şeridi gibi bir-iki saniye izleme fırsatını bulmuşlar. Bir diğerimiz de Bakü' ye telefon edip montaj ekibimizin varıp varmadığını öğrenmek istemiş, telefondaki Azeri: "uçak Bakü üzerinde fırlandı, fırlandı, Sumqayit' e düştü" demesiyle feryat figan ortalığı birbirine katmıştı. Anladık ki uçak Bakü' ye inememiş, bir iki tur atıp, başka bir şehre inmiş.

Azeriler çok misafirperver. Herhangi bir ikramı reddetmek çok ayıp. Sizi ağırlamak için paralanıyorlar. Altı saat boyunca yemek yenilebiliyor. Bizi o dönemin gözde bir lokantasına götürdüler. Adı Gülistan. Ordan burdan konuşulurken, çok değerli bir şairlerinin başka bir ülkede rahmetli olduğunu ve sümüklerini Bakü'ye getirmeye çalıştıklarını söylediler. Biz yine anlamsız anlamsız bakınca, sümüğün kemik anlamına geldiği ve Türkçe sümüğün karşılığının da "burun suyu" olduğu anlaşıldı. Sonra bana sümüklü et (pirzola) sipariş edildi. Şu anda Bakü'deki Migros yani ???????? Store'un camlarında "sümüklü et şu kadar, sümüksüz et bu kadar" ilanlarını görmek mümkün. Bu arada garson yanımıza yaklaştı ve yan masadaki adamların arkadaşımızı Sefer Bey'e okşattıklarını söyledi. Tabii okşanmaya maruz kalmış arkadaş da kolay kolay okşanacak bir tip değil. Bıyıklı ve iri cüsseli olan arkadaşımız acayip bozulup, "kim okşatmış beni, bu da ne demek" şeklinde horozlandı. Okşatmanın - benzetmek olduğunu zar zor anlayarak rahatladık. Rus kızların dansları ve "Ada Vapuru Yandan Çarklı" şarkısı eşliğinde yemeğimizi bitirdik. Ertesi gün seherde bizi otelin kabağından aparacaklarını söylediler. Yani sabah, otelin önünden alınacaktık.

Sezen Aksu, İbrahim Tatlıses acayip rağbet görüyordu. Bir de o zamanlar Cuma akşamları TRT'de yayınlanan "Bir Başka Gece" programı çok seviliyordu. Hatta Cuma gecelerine denk gelen düğünlere "Bir Başka Gece" programı süresince ara veriliyor, düğün ahalisi TV salonuna geçerek hep birlikte programı seyrediyordu. Sonra düğüne bırakılan yerden devam ediliyordu. Daha da enteresanı önemli bir iş toplantısının ortasında üst-makamın ofisinin (genelde her ofiste irice bir TV var) kapısı tık tık çalınıyor, departmandaki sekreterler sessizce kenara diziliyor ve sabah saatlerinde verilen Brezilya dizisi hep birlikte seyrediliyordu. Tabii bizim toplantı devam ediyordu etmesine ama Azeri yöneticisinin gözleri de sık sık televizyona kayıyordu. En zevklisi Azerbaycan-Türkiye futbol maçını Azeri televizyonundan, Azeri spikerin anlatımıyla seyretmek: Türk Milli Yığma Komandoları. Türkiye Milli Takımı anlamında. "Türk kapıcısı (kaleci) topu gapı aralığından depti, yirmibirinci dakka olmasına rağmen maç heç heç (0-0) devam etmekte" gibi sevimli cümlelere rastlıyorsunuz. Ya da bir Amerikan filmini Azeri dublaj ile seyretme şansını yakaladıysanız Robert Redford'un "men yahsiyem, istemirem. Sen nicesin?" şeklinde konuşmasına gülmekten kırılıyorsunuz. (Bu arada Arap ülkelerinden birinde iş için bulunan arkadaşım bir filmde: R. Hudson'a barmenin ne içeceğini sorduğunu ve onun da elhamdüllah oruçluyam dediğini söyledi. İnanamadım, yazmış da olabilir). Bu arada bizler de onları Türkiye'ye davet ettik. Hatta bir yöneticinin eşi rahatsızlandı ve doktora götürmek görevi bana düştü. Amerikan Hastanesi'nden randevu aldık. Kadın; "oynaklarım, sümüklerim, kıçım ağrıyor, derman yuttum geçmedi" dedi. Doktorda Hakan Şükür bakışları oluştu. Yani "eklemleri, kemikleri ve bacakları ağrıyor ve ilaç almasına rağmen geçmiyor" dedim. Neyse tahliler filan, derman bulundu.
fıkranın devamı

Murat Demirel
Bir banka vardı ya, kayıtlarda
Ben soydum.
Bir çek vardı ya karşılıksız, hesaplarda
Ben çektim.
Kasa dolu değilmiş, öyle değilmiş
Ben gördüm.
Hırsız deme değilim, arsız deme değilim
Ben özgürüm, sadece özgürüm...

-Bir sonraki soygunda nerde karşılaşacaklar?...
a) Ziraat Bankası, b) Halkbank, c) Vakıfbank.
Fatih Terim
Bir ülke vardı ya uzaklarda
Ben gittim.
Bir kupa vardı ya vefasız müzelerde
Ben aldım.
İtalya Çizme gibi değilmiş, öyle değilmiş
Ben gördüm.
Fatih deme değilim, İmparator deme değilim
Ben özgürüm, sadece özgürüm...

-Bir sonraki görevine ne olarak devam edecek?
a) Haber spikeri, b) Yorumcu, c) Kameraman.
Nuri Ergin
Bir kodes vardı ya uzaklarda,
Ben girdim.
Birkaç mahkum vardı ya savunmasız, koğuşlarda
Ben kestim
Alem delikanlı değilmiş, öyle değilmiş
Ben gördüm.
Çete deme değilim, mafya deme değilim.
Ben özgürüm, sadece özgürüm...

-Bir sonraki vahşeti nerde yapacaklar?...
a) Bilecik, b) Eskişehir, c) Adana.
Banu Alkan
Bir reklam vardı ya tv'lerde
Ben oynadım.
Bir şarkı vardı ya notasız, listelerde
Ben söyledim.
Başkası star değilmiş, öyle değilmiş
Ben gördüm.
Aptal deme değilim, zeki deme değilim
Ben afroditim, sadece afroditim... Ha ha haaa...

-Bir sonraki olayı ne olacak?
a) 20 yaş iddiası, b) Siyah saç, c) Beyin ameliyatı.
Vatandaş
Bir sabit ücret vardı ya 2 milyon, faturalarda
Ben verdim.
Bir baz istasyonu vardı ya sağlıksız, her yerde
Ben öldüm.
Hazır kart sınırsız değilmiş, öyle değilmiş
Ben gördüm.
Keriz deme değilim, sazan deme değilim
Ben özgürüm, sadece özgürüm...

-Bir sonraki kazığı nerde yiyecek?
a) Melodi vergisi, b) Batarya vergisi, c) Radyasyon vergisi
fıkranın devamı

Bir gün konyada spikerlik seçmeleri yapılıyormuş.ortala yüz kişi katılmış.
Yarışma başlamış yarışmadaki herkeze küçük yazılar okutturmuşlar.konyalılar "k" harfine "g" diyorlar diye(mesela ''gonyalıyım'' )herkezi elemişler sadece iki kişi kalmış aslında onlarda g diyormuş ama onların yazılarında şanslarına k harfi geçmiyormuş.
bu ikisini bekleme odasına almışlar.ve ne içersiniz diye sormuşlar.
bi tanesi: ben gola alayım.
onuda elemişler.öteki de hemen aklından ''demek g diyenleri eliyorlar'' demiş.bu sırada adam sormuş.peki siz ne alırsınız
cevap: ben bi kazoz alıyım
fıkranın devamı

Hayrola nereden?
-Be be ben mi? Rad rad radyodan geliyorum...
-Ne vardı radyoda?
-Spi spi spi spiker sı sı sı sınavı vardı da...
-Eeee, ne oldu?
-Bı bı bı bırak yahu? Kı kı kıravat tak tak takmadık diye almadılar.
fıkranın devamı

bir gazeteci ekonomik krizle ilgili olarak vatandaşın fikrini almak için röportajlar yapıyormuş
Temelê sormuş;
-Beyefendi son dönemde yaşamakta olduğumuz eknomik kriz hakkında ne düşünüyorsunuz.
(Temel kafası karışmış bir vaziyette)
-hemşerum sen çimsun necisun neden sorayisun?
-efendim ben haber proğramı yapıtorum spikerim.
-ula bak terbiyeni bozma ben seni spikerim...:)
fıkranın devamı

Boşalma yarışması yapılır. İngiliz Fransız ve doğal olarak Nam-Kemal. İngiliz gelip çeker. spiker sayar: 1kova, 2 kova, 3 kova tıkandı. Fransız çeker: 5 kova, 6 kova, 7 kova Nam-ı kemal çeker: 10 kova, 11 kova, 12 kova 1.tribün, 2. tribün, 3.tribün, 4. tribün glugluglu.
fıkranın devamı

Bir gün stadyumda en çok kim boşalacak diye yarışma düzenleniyor. Önce alman boşalıyor ve tam 2 litre çıkartıyor. Spiker stadyumdaki seyircilere 2 litre diye söylüyor. Sonra Fransız boşalıyor ve tam 5 litre çıkartıyor. Spiker 5 litre çıktı diyor seyircilere. Bizim Nam-ı Kemal geliyor. Spikerin elinden mikrofonu alıyor ve şöyle diyor:
-Lütfen yüzme bilmeyenler stadyumu terk etsin.
fıkranın devamı

Bir gün stadyumda en çok kim boşalacak diye yarışma düzenleniyor. Önce alman boşalıyor ve tam 2 litre çıkartıyor.Spiker stadyumdaki seyircilere 2 litre diye söylüyor.Sonra fransız boşalıyor ve tam 5 litre çıkartıyor.Spiker 5 litre çıktı diyor seyircilere.Bizim Namık Kemal geliyor.Spikerin elinden mikrofonu alıyor ve şöyle diyor:
-Lütfen yüzme bilmeyenler stadyumu terk etsin.
fıkranın devamı

-Hayrola nereden?
-Be be ben mi?Rad rad radyodan geliyorum...
-Ne vardı radyoda?
-Spi spi spi spiker sı sı sı sınavı vardı da...
-Eeee, ne oldu?
-Bı bı bı bırak yahu?Kı kı kıravat tak tak takmadık diye almadılar.

fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama