Suda Fıkraları

loading...

Nasrettin hocadan komsusu camasir ipi isteyince hoca: -Veremem ipe un serdim,demis. komsuda: -İlahi hoca hic ipe un serilirmi? -Agactan dusen birini getirin bana,demis. Agactan dusen cocuga hoca: -İpe un serilirmi demis. BUNUN UZERİNE: -Evet ben yere serildiysem ipe un neden serilmesin?
fıkranın devamı

Bir tane çocuk apartmandaki arkadaşıyla oynuyormuş.Uzun süre oynamışlar.Tabiii susarlar diye suda almışlar yanlarınna.Büyük kızın adı fatma ymış.kçüğünkü hatçeymiş.Fatma suyu içe içe çişi gelmiş doğal olarak.ama oyun eğlenceliymiş.fatma ne yapavağını bilememiş.çoook sıkışmış.çişi uçtaymış.oda çareyi poposunu tutmada bulmak her dakka poposunu sıkıyomuş.sonra hatçedemiş ki:fatma eşofman bedenini söyle bende bir büyüğünü alıyım.çook sıkıyo galiba...
fıkranın devamı

Nasreddin Hoca çaydan su almak için testisini daldırdığı sırada testi elinden kayıp derin suyun dibini boylamış. Hoca yerinde...
fıkranın devamı

Nasreddin Hoca erkenden yola koyulmuş. Akşam hava kararmadan gideceği köye varmak için acele ediyormuş. Öğle vaktine yaklaşır...
fıkranın devamı

Bir sarisinla evlenmenin avantaji nedir?
Özürlülere ayrilan yerlere park edebilirsiniz.

Sarisinlar neden "11" rakamini yazamaz?
hangi 1"i önce yazmasi gerektigini bilmedigi için.
fıkranın devamı


İngiliz,alman,fransiz ve laz bir adaya dusuyolar.

bunlari bir kabile yakaliyor ve bagliyolar direklere.kabile sefi gelip bunlara..


-Benden getiremiyecegim birsey isteyen kurtulur, eger getirirsem derinizden kano yaparim diyor ve suda yuzen kanolari gosteriyor bir yandan


-İngiliz: bana manchester united takiminin kalecisinin imzaladigi bir futbol topu getir..


şef cadirdan cikariyo bi top.İngilizin istedigi top. ingiliz daha "ama nasil olur falan" demeye kalmadan yuzuyolar dooru suya


-Fransiz:bana 1820 napolyon sarabi getir diyo..ve kis kis guluyo..Şef giriyo cadira bi sise sarapla cikiyo..fransizin istedigi sarap.


fransizda aynen oda yuzulup suya.


-Alman:bana bir limuzin getir diyor.


Bi bes on dakka sonra ormandan bi limuzin gelip parkediyor.Fransizla ayni akibete ugruyor. laza geliyor sira.

-Laz diyor "bi cataliniz varmi"?


Şef:


-Salak mi lan bu herif?İstiycek bisey bulamamis mi diye dusunurken bir yandan da bi catal alip geliyor veriyor laza.

Laz catali vucuduna batirmaya basliyo ..
biyandan da diyorki.

-Aalin lan size kano alin size kano hadi bakiim..


fıkranın devamı


bir gün nasrettin hoca komşusundan kazan istemiş.komşusuda vermişhocada iki gün sonra kapısına gelen komşusuna kazanı ve içindeki küçük kazanı verir.komşusu sorar hoa bu ne diye hocada sizin kazan doğurdu der ve komşu alır gider hoca bir gün bir daha gider istemeye komşu hemen verir ve bir kaç gün sonra komşu nasrettin hocaya gidip yine ister hocanın yüzü eğik bir vaziyette kapıyı açar komşu hemen kazanı ister hoca allah rahmet eğlesin sizin kazan öldü der komşu hoca neden yalan söylüyorsun der.hoca sende kazanın doğurduğuna inanıyorsun da öldüğüne neden inanmıyorun der

fıkranın devamı


Nasrettin Hoca bir gün balık avına gitmiş. Dere kenarında bir ağacın altına oturmuş. Oltasını çıkarmış. Kancanın ucuna yanında getirdiği küçük beyaz kurtçuklardan birini takmış, suya fırlatmış. Başlamış beklemeye…
İki üç dakika geçmiş geçmemiş, büyükçe bir balık oltanın önünde peydah olmuş. Balık oltanın etrafında birkaç tur atmış ve yemi kancasından çıkarıp yemiş. Nasrettin Hoca bu işe çok şaşmış.
Kancanın ucuna bir kurtçuk daha takmış. Balık aynı şekilde kurtçuğu yemiş, kancaya tutulmamış. Nasrettin Hoca balığa oyun oynamaya karar vermiş. Oltanın ucundaki kancanın ucuna biraz daha küçük bir kanca takmış, suya fırlatmış. Az sonra balık alışkın hareketlerle gelmiş, küçük kancayı kurtçuk zannedip ısırmış ve oltaya yakalanmış. Başlamış çırpınmaya…Nasrettin Hoca hemen oltayı sudan çıkarmış ve balığı tutmuş:
“ Seni köftehor, bütün yemleri yedin bitirdin. İyi alışmıştın hazırlopçuluğa. Ben buraya doyunmaya gelmiştim, doyurmaya değil ” demiş ve balığı pişirip, afiyetle yemiş.


fıkranın devamı


Baba bir tamirat isi ile ugrasmaktadir.

- baba ya o öyle olur mu. alttan ittireceksin.
- hsss
- ya baba birak allahaskina, o tornavidayla olmaz o, sununla yapsana.
- (dayanamaz isi birakir) bak oğlum bigün dedenin dükkandayım. saat tamir ediyor rahmetli. ben de omuzundan bakiyorum. dedim ki "baba sunu söyle yap, bunu böyle yap", deden elindeki isi birakti, bana döndü, anlatmaya basladi:

birgün devenin biri coskun akan bir irmagin kenarina gelmis, maksadı karsiya geçmek. suya girmis, yürümeye baslamis.Biraz açilinca akintidan ayaklari yerden kesilir gibi olmus. o esnada korkudan yapivermis.

deve bakmis ki boku suda batip çikiyor, girdaplara gire çika, döne döne uzaklasiyor, içinden geçirmis.

"ise bak yahu, siçtigim bok bana yüzme ögretiyor."

fıkranın devamı


Temel, dere kenarinda oturuyormus. Oradan jeeple geçmekte olan bir adam
suyun derin olup olmadigini sormus. Temel,
- Derin degildir, geçebilirsin...
demis. Adamda Temel e güvenerek suya jeepiyle girmis. Jeep bir anda sulara
gömülmüs. Kan ter içinde sudan çikan adam Temel in yakasina yapisarak,
- Hani derin degildi ulan.
diyerek Temel i tartaklamaya baslamis. Temel de,
- Abi vallahi benim suçum yok. Demin bir ördek geçiyordu su beline geliyordu...

fıkranın devamı


Kaptan Temel Fadime'ye yagmurun yagip yagmayacagini önceden bildigini der.
Fadime'de nasil? diye sorar.
-Eger ki hamsiler suda oynayi,yagmayacak;oynamayi yagacak demektur.
Fadime:
-Ama yarisi oynayi,yarisi oynamayi....
-O zaman pelki yagar pelki yagmaz.

fıkranın devamı

İki Türk Fransa'ya geyik avına gitmiş. Av da av yani... Deniz uçağıyla bir krater gölüne in...
fıkranın devamı

Temel, dere kenarinda oturuyormus.Oradan jeeple geçmekte olan bir adam suyun derin olupolmadigini s...
fıkranın devamı

İngiliz,alman,fransiz ve laz bir adaya dusuyolar.bunlari bir kabile yakaliyor ve bagliyolar direkle...
fıkranın devamı

Bir gün bir kurbağa, bir pire,bir tahta kurusu kadının organına yerleşmişler..Kurbağa hemen ...
fıkranın devamı

Temel, dere kenarinda oturuyormus. Oradan jeeple geçmekte olan bir adam suyun derin olup olmadigini...
fıkranın devamı

Temel, Dursun, Cemal suyun altında en çok kalma yarışması yapıyorlarmış. Dursun 15 dakika, C...
fıkranın devamı

Temel bi gün eve giderken komsusu Cemalla Emineye rastlasarak selamlasmislar.Tabi Temel dayanamayar...
fıkranın devamı

İçerisinde 100 tane bayanın bulunduğu gemi okyanusun orta yerinde batar, kızlar yüzerek yakındaki adaya cıkarlar . Aynı anda yakınlarda da bir gemi batar ve kurtulan tek kişide kızların oldugu adaya doğru yüzer. Kızlar sahile yaklaşan kişiyi görünce birden hedefe kilitlenmiş mermi gibi erkek işte erkek diye çılgınca bizimkine doğru koşarlar bizimkisi denizde ayaklarını suda çeke çeke gelirken duydugu lafla kendine gelir ve:
- "Ay hani nerde?"
fıkranın devamı

Vanilyalı Dondurma Aldığımda Otomobilimi Çalıştıramıyorum

General Motors şirketinin Pontiac marka otomobil departmanına gelen bir şikayet mektubu şu satırlardan oluşuyordu: "Her akşam yemekten sonra ailecek dondurma yeme alışkanlığına sahibiz. Fakat bir çok dondurma çeşidi olduğu için her yemekten sonra ne çeşit dondurma yiyeceğimize hep karar veririz. Ben de markete gider alırım. Geçen ay otomobilimi değiştirip yeni bir pontiac aldım ve o günden beri markete gidip gelmek benim için sorun olmaya başladı. Çünkü ne zaman vanilyalı dondurma alsam market çıkışında otomobilimi çalıştıramıyorum. Fakat başka çeşit bir dondurma aldığımda arabam gayet güzel çalışıyor. Bu sorun size çok saçma bile gelse, benim çok ciddi olduğumu bilmenizi isterim. Vanilyalı dondurma aldığımda arabam çalışmazken, neden başka dondurma aldığımda arabam çalışıyor?" Kolaylıkla buruşturulup atılacak bir şikayet mektubu gibi görünüyor, değil mi? Öyle de olabilirdi. General Motors yetkilileri bu şikayet mektubunu bir kenara atabilirdi, müşterinin sorusuda sonsuza dek yanıtsız kalabilirdi. Ancak General Motors şirketi olayı araştırması için bir mühendisi görevlendirdi. Mühendis, nezih bir muhitte oturan, iyi eğitim almış Pontiac sahibiyle karşılaşınca biraz şaşırmıştı, böyle bir konuda dalga geçecek birine benzemiyordu. Akşam yemekten sonra yapılan dondurma alışverişine birlikte çıktılar. Vanilyalı dondurma alıp geri döndüklerinde, gerçekten de otomobil çalışmıyordu. Ertesi akşam çikolatalı dondurma aldılar ve araba çalıştı. Üçüncü akşam sıra çilekli dondurmadaydı ve araba yine çalışıyordu. Son deneme turunda vanilyalı dondurma alındı ve maalesef araba yine çalışmadı. General Motors yetkilisi şaşkındı. Bir mühendis olarak, arabanın vanilyalı dondurmaya alerjisi olduğunu düşünmek pek akıllıca gelmiyordu. Bunun üzerine ziyaretlerine bir süre daha devam etti. Olayın günün hangi saatinde olduğunu, hangi tip benzin kullanıldığını, gidip gelme süresini ve daha pek çok ayrıntıyı incledi. Kısa bir süre içinde de ilk ipucunu elde etti. Vanilyalı dondurma almak diğer çeşitlere oranla çok daha kısa sürüyordu. Çünkü en çok aranılan ürün olan vanilyalı dondurma marketin hemen girişindeki dolapta satılıyordu. Diğer dondurma çeşitleri ise marketin en arka kısmında kurulu bir tezgahtan seçiliyordu. Herhangi değişik bir çeşidi almak bu yüzden çok daha uzun sürüyordu. Şimdi mühendisin karşı karşıya kaldığı soru şuydu? Otomobil neden daha kısa süre içinde geri dönünce çalışmıyordu? Zaman faktörü işin içine girince mühendis sorunun cevabını bulmakta zorlanmadı. Sorun, motor soğuduğunda devreye giren buhar kilidinden kaynaklanıyordu. Bu kilit, normal şartlarda motor durduktan hemen sonra devreye girip çalışıyordu ve çikolatalı yada çilekli dondurma alana dek geçen süre, motorun tekrar çalışması için yeterli soğumaya imkan tanıyordu. Vanilyalı dondurma gecelerinde ise süre çok kısa olduğu için motor soğuyacak vakit bulamıyor ve buhar kilidi devreye girmiyordu. Bu öyküden de anlaşılacağı gibi, komik hatta asılsız gibi görünen bir müşteri şikayeti bir şirketin ürün geliştirmesinde kullanabileceği değerli bir veri haline dönüşebiliyor. Müşteri şikayetlerinin değerlendirildiği zamanlarda bir kurum için hediye niteliği taşıdığı bilinir. Bu gerçek öykü, garip bile olsa müşteri sorunlarının ve şikayetlerinin ürün ve hizmet geliştirmeye olan katkısının önemini gösteriyor.

fıkranın devamı

4 Rahibe ölmüş, cennetle cehennem arasında bi melekle karşılaşmışlar.
Melek bunlara siz niye cennete giremediniz demiş.1.Rahibe ben bi erkeğin *arrağına işaret parmağımla dokundum demiş.Melek te ona git o zaman parmağını şu suda yıka sonra cennete girersin demiş.Rahibe elini yıkamış,girmiş.2.Rahibe gelmiş.Ben bi erkeğin .arrağını elimle sıvazladım demiş.Melek ona git o zaman elini hepten yıka demiş.2.Rahibe de cennete girebilmiş.Bu sırada onlar konuşurken,3.Rahibeyle 4. yer değiştirmiş.
Melek hemen sormuş: Siz niye yer değiştirdiniz?
Rahibe cevap vermiş:
Arkadaş ağzını yıkamadan ben *ötümü silemem.

fıkranın devamı

Bir gün birbirini uzun süredir görmeyen Temel ile Dursun karşılaşırlar ve sohbete başlarlar. Dursun bayağı bi yalancı biridir.Neyse Temel Dursun 'a sorar;
- Naaptın görmeyeli
- Valla bildiğin gibi işte ama geçen gün çok heyecanlı bişey yaşadım
- Anlat,der Temel
- Ya işte geçen gün Titanic(!)te gidiyorum. Bi anda bi buzdağına çarptık. Malum gemi bu, çarpar. Ulan millet kaçışıyo ben kaçmıyım dedim. Giden kurtarma botlarıyla gitti. Bi yüz kişi falan kaldık. Ulan nası kurtulcaz. Bi sıçtım, bi sıçtım sorma. Neyse ben sıça sıça sonunda bi ada oluşturdum millet bu adaya çıktı ve kurtuldu
der Dursun.
Dursun'un ne kadar yalancı olduğunu bilen Temel hiç bişey yokmuş gibi konuşmaya başlar;
- Bak ben de sana bişey anlatıyım Dursun uşağım, geçen gün Boğaz köprüsünde gidiyorum, bi anda köprü yıkılıverdi. Malum köprü bu yıkılır, neyse baktım millet suda boğuluyo çıkardım benim *arrağı karaya tuttum millet benim *arrağa tutunup karaya çıktı ve kurtuldu
- Çüşş be Temel, ulan o kadar *arrak olur mu
- Ee,öyle *öte böyle *arrak az bile
der Temel
fıkranın devamı

Küçük bir sahil kasabasında yaşayan bir polis canı sıkıldığı günlerden birinde sahile inmiş gezerken kumlarla oynayan çocuk görür. Çocugun kumlarla oynaması dikkatini çeker ve yanına yaklaşır. Dayanamayıp ufaklığa sorar. "Sen ne yapıyorsun bakalım" Çocuk "Polis yapıyorum" der. Polis dahada meraklanır ve sorar "Nasıl polis yapıyorsun, anlat bakalım". Çocuk cevap verir "Denizden kova ile suyu alıyorum, kumlan karıştırıyorum, balçık hale getirip şekil veriyorum, sonra bok sürüyorum Polis oluyor" der. Bunu duyan polis kızar ve ufaklığa iki tokat atar ve uzaklaşır. Fakat bir gün sonra yine sahile indiğinde çocuğu kumlarla oynarken görür. Yanına yaklaşır ve tekrar sorar."Sen ne yapıyorsun bakalım" Çocuk tekrar "Polis yapıyorum" der. Dün dövmüştüm belki akıllanmıştır diya düşünen Polis nasıl yaptığını tekrar sorar. Çocukta anlatır."Denizden kova ile suyu alıyorum, kumlan karıştırıyorum, balçık hale getirip şekil veriyorum, sonra bok sürüyorum Polis oluyor" der. Polisin bu kez morali daha çok bozulur ve çocuğu eşek sudan gelinceye kadar döver ve kızgın bir şekilde oradan hızla uzaklaşır. Bir hafta sahile ugramaz. Tabiiki küçük bir kasabada yaşadığından bir süre sonra yolu yine sahile düşer. Bakar çocuk yine orada kumlarla oynuyor. Bacak kadar çocugun maskarası olduk diye yanına gitmek istemez ama yine dayanamaz ve o kadar dayaktan sonra akıllandığını düşünerek ufaklığın yanına doğru yaklaşır ve sorar. "Ne yapıyorsun bakalım evlat" der. Çocukta "Jandarma yapıyorum" der. Bunu duyan polis derin bir nefes alarak kurtuldum der. Bu kez Jandarmayı nasıl yaptığını sorar. Çocukta anlatır "Denizden kova ile suyu alıyorum, kumlan karıştırıyorum, balçık hale getirip şekil veriyorum, Jandarma oluyor" der. Bunun üzerine polis atılır "Bok niye sürmüyorsun" Ufaklık cevap verir "Bok sürünce polis oluyor".
fıkranın devamı

Zengin bir adamın kızı çulsuz bir delikanlıya aşık olmuş. Babası kızını vazgeçirmek için her yolu denemiş ama başaramamış. En sonunda damat adayı ile yüz yüze konuşmaya karar vermiş. Kızına sevgilisini eve çağırıp kendisiyle tanıştırmasını istemiş. Kızı mutluluktan uçarak sevgilisini alıp eve getirmiş. Babası damat adayıyla özel olarak konuşmak istediğini söyleyip kızını mutfağa göndermiş. Ve başlamış damat adayını test etmeye.
- Genç adam kızımı gerçekten seviyor musun?
Genç:
- Evet efendim hemde dünyalar kadar çok
Adam:
- Peki o zaman kızımın her dileğini karşılaman gerekecek. Benim kızım zengin bir ailede doğup büyüdü. Yani istediği her şeye sahip olmaya alıştı. Örneğin bahçesinde yüzme havuzu olan bir villada oturmak isteyecektir. Nasıl alacaksın?
Genç:
- Efendim ben asgari ücretle çalışıyorum. Dişimi sıkar daha çok çalışırım. Bir bankadan uzun vadeli ev kredisi çekerim, Tanrı'da yardım eder, alırım bir ev.
Adam:
- Peki benim kızım lüks otomobillere alışık. Ona bir otomobil alabilecek misin?
Genç:
- Efendim evi aldıktan sonra biraz daha fazla çalışırım, Tanrı'da yardım eder, alırım bir otomobil.
Adam:
- Benim kızım her yıl kürkünün değişmesine, her çıkan mücevhere sahip olmaya alışmıştır. Alabilecek misin bunları?
Ganç:
- Efendim ben otomobili aldıktan sonra biraz daha fazla çalışırım, Tanrı'da yardım eder bütün isteklerini karşılarım kızınızın.
Demiş. Bu konuşmaların ardından kız odaya girmiş ve havadan sudan biraz daha sohbet ettikten sonra genç adam izin isteyerek ayrılmış evden. Kız hemen merakla babasına sevgilisini nasıl bulduğunu sormuş. Adam:
- Kızım genelde iyi niyetli bir gence benziyor, ayrıca seni de çok sevdiğine eminim. Ama bir tek kusuru var; beni Tanrı sanıyor...
fıkranın devamı

Ailesini ve kendisini seven hiç kimsesi olmayan bir yetim kızla ilgili çok güzel bir masal vardır. Kendini çok ama çok üzgün ve yalnız hissettiği bir gün, çayırda yürürken, bir çalıya küçük bir kelebeğin takıldığını görür.
Kendini kurtarmak için çabaladıkça, dikenler onun narin bedenini daha çok hırpalar. Küçük yetim kız dikkatle kelebeği kurtarır. Uçup gitmek yerine,kelebek güzel bir periye dönüşür. Kız gözlerine inanamaz.
Peri, kıza, "Senin essiz iyi kalpli davranışın için, sana bir dilek dileme hakkı veriyorum."der.
Kız bir an düşünür, sonra "Mutlu olmak istiyorum." der.
Peri "Peki" der, ona doğru eğilir ve kulağına fısıldar. Sonra da ortadan kaybolur.
Kız büyüdüğü sürece, ondan daha mutlu kimse yoktur. Herkes ona mutluluğunun sırrını sorar. O ise gülümser ve "Sırrım, küçük bir kızken iyi kalpli bir periyi dinlemiş olmamdır."der.
Yaşlanıp, ölüm döşeğine düştüğünde, komşuları etrafına toplanırlar. Sırrının da onunla birlikte yitip gitmesinden korkmaktadırlar.
"Lütfen bize söyle" diye yalvarırlar. İyi peri sana ne dedi?
Sevimli yaşlı kadın gülümser ve "Bana söyle söyledi" der:"ne kadar güvende,ne kadar yaşlı ya da genç, zengin ya da fakir olursa olsun herkesin sana ihtiyacı var"

Mutluluğun Sırları...

Yürüyüşe çıkın, temiz hava iyi gelebilir.

Avaz avaz şarkı söyleyin :)

Evde kediniz veya köpeğiniz varsa, onu kucağınıza alıp okşayın, sevin
dertleşin.

Birisini mutlu edecek bir şeyler düşünün ve hemen yapın.

Yaşamınızın mutlu anılarını ani defterinize yazın.

Çok sevdiğiniz biriyle güzel bir yerde buluşun.

Yaşamınızda sizi mutsuz eden korku ve öfkelerden kurtulmaya karar verin.

Birine armağan verin, sevdiklerinizi sürprizlerle mutlu edin.

Mutluluk nerededir öyleyse?

Mutluluk; Cana can katanımla bir yaz denizinin karşısında, bir ağaç
gölgesindedir. Tedirgin edilmeden uyunan bir toprak parçasındadır. Bir bahar sabahında çıplak ayakla koşulan ıslak çimenlerdedir. Sıcak bir günün bitimine doğru birdenbire esiveren serin bir yeldedir. Güvenli bir düşüncenin aydınlığında, sıcacık bir omuzun, dizlerin yumuşaklığında sevi'sinde, uygun bir sesin titreşimindedir. İstekle ısırılan bir peynir diliminde, yanarak içilen bir yudum suda, özlemle aranan bir fincan kahvededir. Bakkaldan alınan bir paketi taşırken dergilerden yapılmış kese kâğıdında göz ucuyla okunuveren güzel bir sözdedir. Günün ilk aydınlığında, gecenin son aranlığındadır. Özlenen can tadının meyve çiçeği tadına
dönüşümündedir, renk renk duyguların oluşumunda bilinmeyen renklerin
şekillenmesindedir, yüreğin dudaklarındadır. Bir annenin okşayışında, bir babanın bakışında, çocuğun gülüşündedir. Bir ayrılışta dudaklara can ateşiyle konan öpücüktedir. O Can Sesini Duymaktadır. Yarınları istemektedir......
fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama