Tanımıyorum Fıkraları

loading...


Paris'te karşı kaldırıma geçmek için yeşil ışığın yanmasını bekleyen güzel kızın yanına yaklaşan delikanlı:
- Pardon matmazel, Georges Duval adında bir genç tanıyor musunuz?
- Hayır, ne yazık ki tanımıyorum.
Delikanlı gülümsedi:
- Öyleyse onunla tanışmak ister misiniz?

fıkranın devamı

Küçük çocuğun karşısına hamile olan genç bir kadın oturur. Çocuk bir süre kadını göz...
fıkranın devamı

Fadime nine uçakla İstanbul'a gelmektedir.Bagaja verdiklerinin dışında yanına aldığı küç
fıkranın devamı

Padisah ile vezir tartismaya baslamis. Padisah vezire, -"En büyük ve en güçlü olan benim. Sen b...
fıkranın devamı

Bir gün köy ahalisi köy kahvesinde bir yandan haberleri izliyor, bir yandan da pişpirik çeviriyorlarmış. İçlerinden biri (Mustafa Abi) televizyonda Ecevit'i görür ve;

" Ulan, Başbakan oldu yüzümüze bakmıyor. Eskiden böylemiydi be! Etrafımda dolanırdı! Hey be, zaman ne çabuk geçiyor..." der.

Kahvedekiler merakla sorarlar:

" Mustafa Abi? Sen nereden tanıyorsun Başbakanı yahu?"

Mustafa Abi istifini bozmadan cevap verir:

" Ulan üniversite yıllarında abilik ettim ona! Az ekmeğimi yemedi!! Gel gör ki şimdi bizi unutmuş baksana! "

Kahvedeki ahali inanmamış tabii ki. Mustafa Abi'de inandırmak için;

" Gelin ulan! Meclisin önüne gidiyoruz. Çıkışta yakalayacağız Ecevit'i. O zaman anlarsınız yalan mı, değil mi?"

Hep birlikte T.B.M.M.'nin önüne giderler ve çıkışta Ecevit'i yakalarlar. Ecevit hemen Mustafa Abi'nin elini öpmeye kalkışır ve;

" Abim, Mustafa Abim; kusura bakma Başbakanlık bir dakika boş bırakılmıyor ki! Kusuruma bakma abi. "

Mustafa Abi kahve ahalisine şöyle bir bakar ve ahalinin acayip şekilde etkilendiğini görür.

Başka bir gün gene kahvede ahali ile televizon seyreden Mustafa Abi televizyonda Süleyman Demirel'i görür;

" Bu da öyle. Cumhurbaşkanı olunca kendisini birşey zannetti. Hayırsız çıktı bu da!!"

" Hadi canım. Ecevit'i belki şans eseri tanıyorsun ama buna inanmıyoruz!!"

Mustafa Abi hemen ahaliyi toplar ve Çankaya'ya gider. Mustafa Abi'yi gören Demirel hemen Ecevit gibi Mustafa Abi'nin ellerine sarılır ve öpmeye kalkışır. Mustafa Abi buna izin vermez tabi. Demirel ekler;

" Abi Vallahi billahi kusura bakma. Uzun yıllardır göremiyordum seni. Tam da seni ziyarete gelecektim. " der.

Mustafa Abi tekrar ahaliye dönerek bir bakış atar ki artık ahalinin gözünde peygamber kadar yükselmiştir.

Yine birgün kahvede televizyon izlerken bu sefer televizyona Clinton çıkar. Mustafa Abi söze başlar;

" Ulan ne çabuk unuttun o sefalet dolu günleri? Tabi zengin oldun, Amerika'nında başına geçince unuttun bizi.. Hayırsız herif!!"

Ahali bu kadarının da fazla olduğunu söyler ve diğerlerinin belki bir şans eseri olabileceğine ama Clinton'u tanımasının imkansız olduğuna imece usûlü karar verirler.

Mustafa Abi'nin tabii ki kafası atar ve bazı köylüleri alarak Beyaz Saray'a giderler. Kapıdaki görevliye Clinton ile görüsmek istediklerini söylerler.. Görevli de sadece bir kişinin girebilecegini söyler. Köylüler düşünürler ve sadece Mustafa Abi'nin Clinton'u tanıdığını söyleyerek Mustafa Abi'nin gitmesini isterler.

Güvenlik Mustafa Abi'yi iyice arayarak içeri sokar. Saatler geçer ama kapıdan kimse çıkmaz. Köylüler sıkılır. Penceredende bakma olanakları olamadığı için oradan geçen uzun boylu birine sorma kararı alırlar.

Şans eseri orada o anda Michael JORDAN geçmektedir. İngilizce bilen bir köylü Michael Jordan'a döner;

" Ya Jordan Abi. Senin boyun uzun. Camdan içeri bakıp neler oluyo, kaç kişi var bi baksana..."

Jordan camdan bakar ve cevap verir;

" Vallahi ne olduğunu bilmiyorum. İçeride 6 kişi var. Biri Mustafa Abi, diğerlerini tanımıyorum."

fıkranın devamı

Padişah ile vezir tartışmaya başlamış. Padişah vezire, "En büyük ve en güçlü olan benim. Sen benim emrimdesin!" demiş. Vezir, "Hayır ben büyüğüm. Ordunun başında ben savaşıyorum, sen sadece mühür basıyorsun" diye itiraz etmiş. Tartışma uzayınca Padişahla vezir, bir çobanın yanına gitmişler ve konuya hemen girmemek için çobana sormuşlar:
-"Senin koyunun mu büyük, ineğin mi?"
Çoban şaşırmış şaşırmasına da, soranlar da Padişahla vezir.
-"İneğim" demiş.
-"Keçin mi büyük, öküzün mü?"
Çoban "Öküzüm tabii" deyince, asıl soruyu yöneltmişler çobana:
-"Söyle bakalım, Padişahın mı büyük, vezirin mi?"
Çoban hiç düşünmeden yanıt vermiş:
"Vallahi ben bu hayvanları tanımıyorum!"
fıkranın devamı

Günün birinde Vezir'i Kral'a ben daha büyüğüm demiş .Kral haklı olarak kaldıramamış bu lafı ve sormuş:
-Nasıl büyüksün?
Vezir de:
- Vergileri ben topluyorum halka ben bakıyorum vs...
diye cevap vermiş. Kralda halkına sormaya başlamış. Önce bir çobana sormuş:
- Fare mi büyüktür, deve mi?
Çoban cevap vermiş;
- Tabii ki deve büyüktür.
Kral bir kez daha sormuş :
- Köpek mi daha büyüktür, fil mi?
Çoban:
- Fil
Kral:
- Son bir soru daha
demiş.
- Kral mı daha büyüktür, Vezir mi?
Çoban cevap vermiş :
- Vallahi o hayvanları tanımıyorum!!!
fıkranın devamı

aytekin akkaya erzurumun meşhur artistlerinden dir annesine para yollamış gel erzurumda bir kaç gün kal diye
annesi hiç uçağa binmemiş
hostes herkese sormuş ne içersiniz diye.herkes viski.cola derken aytekin akkayanın annesi demişki kızım bene bir açığ çay getir. herkesin isteği yerine gelmişl ama açığ çay gelmemiş
uçak istanbula gelene kadar hostese demiş kızım bene bir açığ çay
en sonunda hostesi yanına çağırmış demişki
kızım sen aytekini tanırmisan hostes yoo demiş tanımıyorum niye sordun nine
.heç kızım bütün *rospular aytekini tanırda sen nasılki tanımırsan.
fıkranın devamı

Tamamen Gerçek Hayattan Alıntı Bu Aşk Hikayesini Okurken Çok
Duygulanacak
Hüzünlenecek ve Bu Hikaye'nin Etkisinde Kalacak ve Bu Etkiyi
Üzerinizden Bir
Kaç Gün Boyunca Atamayacaksınız. Hiyakenin Konusu Bir Gençin Sonu
Ölümle
Biten Çocukluk Sevdasını Anlatıyor...

BIZIMKISI BIR ASK HIKAYESI

Sizin için ne derece önemi var bunu bilmiyorum ama ben bu satırları
yazarken
gözümden damlalar akıyor klavye üzerine. Erkekler ağlamaz lafı bana
göre
değil. Ağlamaktan hiç utanmadım,duygularım,acılarım beni boğduğu zaman
hep
ağladım.Yine ağlıyorum... Sizleri tanımıyorum ama sizlerle paylaşmak
istiyorum.Lütfen;bu satırlara bir seven olarak sahip çıkın ve lütfen
yazılı
satırlar olarak geçmeyin. Okudukça yeryüzünde insanlar neleri yaşarmış
diyeceksiniz buna eminim. Bir memur ailenin en küçük çocuğu olarak
babamın
tayininin çıktığı bir köye taşındık.Huzursuzdum,okulumu bir köy
okulunda
okumaktansa ,şehirde medenice okumak istiyordum.kaydımı yaptırdı babam
okula.İlkokul 4. sınıftan başladım köy okuluna.Beni bir sınıfa
verdiler.Öğretmen köyde yabancı olduğumu biliyordu ve hangi sıraya
oturmak
istiyorsan otur dedi bana.Bir kızın yanı boştu sadece oraya
oturdum.Hayatımı
adadığım,gidişiyle beni bitiren insanla ilk o zaman tanıştım.İsmi
Altınay
idi.Çocuk yaşımda bile onun güzelliği beni çok etkilemişti.Masmavi
gözleri,gamze yanakları ile arada bir bana dönüp gülüşü,yanlış yazdığım
notlarımda kendi silgisiyle defterimdeki hatayı silmesi beni o minik
yaşımda
ona bağladı.O dönemlerde çocukça bir arkadaşlıktı. Zaman ilerledikçe
onsuz
tek saniye geçiremiyordum.ya ben onlara gidip ders çalışıyor, yada o
bize
geliyordu.Mükemmel bir paylaşımcıydı.Yüreğini,sevgisini,dostluğunu daha
o
yaşta vermişti bana.İlkokulu birlikte okuduk ve aynı sırada
bitirdik.Hep
onunla hep ona biraz daha alışarak. Ortaokula geçtiğimizde ailelerimize
rica
ettik ve bizi aynı okula yazdırdılar, hatta aynı sınıfa,hatta aynı
sıraya
oturmamız için babalarımız öğretmenlere adeta yalvardılar.Başarmıştık.
Yine
aynı sıradaydık.Geride kalan ilkokul dönemindeki iki yılda anladım ki
onsuz
hayat bana huzur vermiyordu.Yaşımız olgunlaştıkça o beni,ben onu daha
çok
seviyordum.Çocukça başlayan arkadaşlığımız sevgiye aşka dönüşmüştü
ortaokul
yıllarımız bitmek üzereyken.Şehir merkezinde.Ailelerimiz liseye
geçtiğimiz
sırada ortak bir karar aldılar.Buna göre tek ev kiralayacak ikimiz aynı
evde
kalacaktık.Annem de bizimle kalacaktı.Allah'ım o karar bize
iletildiğinde
dakikalarca sarmaş dolaş kutlamıştık bunu.Ona aşık olmuştum.Aynı
duyguları o
da paylaşıyordu ve bunu fark eden ailelerimiz okul bittiğinde
evlendirelim
diye karar almışlardı bile.Ona tapıyordum artık.Haşa Allah'a şirk koşar
gibi
günah işlercesine seviyordum.İlk elini tuttuğumda sakın bir daha
bırakma
demiştim. Yanakları kızarmıştı,utanmış ve başını önüne !
eğmiş,gülümsemiş ve
elimi sıkı sıkı kavramıştı.Artık her gün elele tutuşup okula gidiyor
okuldan
çıkarken elele dolaşıyor geziyor öyle gidiyorduk evimize.Arada bir
elleri
terler ve her terleyişte elini elimden kurulamak için çekerdi.Bunu her
yaptığında kızar elimi bırakma diye azarlardım,hep tamam tamam diyerek
gülümser ve hızla elini avucuma sokuştururdu. Her şey harikaydı,dünya
cennet
gibiydi gözümüzde.Yıllar akıp gidiyordu mutluluk içinde.Nihayet liseyi
de
bitirmek üzereydik.karne dönemi gelmişti.Karnelerimizi aldık hiç
kırığımız
yoktu.Sevinçle sarıldık birbirimize elimi tuttu.bunu kutlamak için bir
cafeye gidip cola içerek kutlayacaktık.Okulun az ilerisinden geçen bir
çakıl
yol vardı.Her zaman toz duman içinde olurdu.çakıllarla kaplıydı.O yolun
benim ve ölürcesine sevdiğim insanın ayrılmasında bu kadar rol
oynayacağını
bilsem hiç girer miydik o yola.Neler vermezdim o yolu yürümemek için.
Eli
yine elimdeydi,ansızın elini çekti,terlemişti yine eli.Sanırım dört
adım
atmıştım.Dönüp yine azarlayacaktım.Çünkü hem elimi bırakmış,hem de
geride
kalmıştı.Dönüp baktığımda Dünya başıma yıkıldı.Sanki gök kubbenin
altında
kaldım.yerdeydi ve yüzünden kan fışkırıyordu.ne yapacağımı bilemedim
üzerine
kapandım yüzüne yapışmış saçlarını kaldırdığımda hayatımı bitiren o
görüntüyle karşılaştım.Başı kesilmiş bir tavuk gibi
çırpınıyordu.Suratına
bir taş parçası bıçak gibi saplanmıştı ve bakmaya doyamadığım mavi
gözlerinden biri akmıştı.Suratının yarısı yoktu.Hırlıyordu bana bir
şeyler
demek istiyor kanla kaplı diğer gözünü temizleyerek bana bir şeyler
demeye
çalışıyordu.Yoldan geçen bir kamyonun tekerinin altından fırlayan bir
taş
suratına saplanmıştı.Ölürcesine bir aşkı,geleceğimizi kibrit
büyüklüğünde
bir taş parçasının bitireceğini bilemezdim.Donuk donuk hiç konuşamadan
yüzüne bakmaktan başka bir şey yapamıyordum. Ellerini tuttum kaldırdım
başını göğsüme dayadı ve elimi sıkı sıkı tuttu.Akan kan ellerimize
damlıyordu.Yoldan geçen bir araba durmuş bizi seyrediyordu,hastaneye
yetiştirelim dediğimde kanlı olduğu için almadı ve kaçtı gitti.Kimse
arabaya
almıyordu.çevreme bakıp yardım eden demekten,ona dönüp seni
seviyorum,beni
bırakma,dayan demekten başka bir şey yapamıyordum.İki dakikalık bir
çırpınıştan sonra kucağımda öldü.Cennet olan Dünya 5 dakikada cehenneme
döndü.Tam dokuz yıl oldu onu yitireli.
Kendime olan güvenimi yitirdim.Artık kimseyi sevemem,kimsede beni
sevemez
korkusundan kurtaramıyorum kendimi.Bitkisel hayatta gibiyim.Tek elimde
kalan
bu net.bu net aracılığıyla sizinle paylaşmak istedim.Yitiren,ya da ben
yitirenle paylaşmak isteyen herkese elleri terlese bile ellerimi
bırakmamaları şartıyla elimi uzattım.Dost,kardeş,arkadaş ne olursanız
olun
ama elimi bırakmayın.Size sesleniyorum, elimi bırakmayın lütfen...




fıkranın devamı

Fadime nine uçakla İstanbula gelmektedir.Bagaja verdiklerinin dışında yanına aldığı küçük çantalarını cam kenarına koymuş,ikili koltuğa tek başına yayılmıştır...
Fakat uçak havalanmadan hemen önce hostes yanına gelir ve toparlanarak tek koltuğa oturmasını sert bir şekilde söyler...O ne kadar rica etse de söz geçiremez ve hostesin kötü sözleri arasında çaresiz iyice sıkışır.
Yolculuk başladığında Fadime ninenin içi içini yemekte ve hostese ağzının payını vereceği zamanı kollamaktadır...Bir ara meyva suyu servisi sırasında hostes kız yanına yaklaştığında sorar :
- Kızum sen penim oğlum Temeli taniy misun?
- Hayır,tanımıyorum efendim
- Uy hacceten sen oğlum Temeli tanımay misun?
Hostes oldukça meraklanmış ve hayret etmiştir:
- Teyzeciğim,oğlunu muhakkak tanımam mı lazım yani ?
Yok yani der Fadime nine; İstanbulun bütün orospilari penim oğlum Temeli tanırlar da,ondan sorayrum
fıkranın devamı

Birgün Temel, Dursunu bıçaklayıp öldürmüş. Sonra mahkemeye çıkmış. Hakim, elinde suç aleti olan bıçağı göstermiş ve Temele sormuş:
-Bunu tanıyor musun?
-Tanımıyorum.
Daha sonra hakim yine sormuş:
-Tanıyor musun?
-Tanımıyorum da!
Temel suç aletini tanımayınca hakim mahkemeyi ertesi güne ertelemiş. Ertesi günkü duruşmada hakim, Temele tekrar sormuş:
-Bunu tanıyor musun?
-Tanıyorum hakim bey.
-Nerden tanıyorsun, söyle bakalım?
-Dün gösterdiniz ya, hakim bey...
fıkranın devamı

Telefonun çalan sesini duyuyordu adam. Telefon neden açılmıyordu deli olacaktı. Gittikçe sinirleniyordu. Derken açıldı ve hizmetçinin
sesi titrek titrek duyuldu:
- "Alo, buyrun beyefendi."
- "Kızım bana hanımı ver çabuk!"
- "Şu anda hanım yatak odasında meşgül efendim.Veremem, kimse girmesin
dedi."
- "Kız yırtarım ağzını senin, ben kocasıyım salak. Ukalalık etme.
Kovarım seni. Çağır çabuk."
- "Beyefendi..Beyefendi. Ay bilmem ki nasıl söylesem. Hanımım bir
adamla içerde."
- "Neee bir adamla mı? Kimmiş o adam?"
- "Vallahi ben tanımıyorum efendim."
- "Kızım koş benim çalışma odama, masamın çekmecesinden silahımı al.
Git ikisini de vur."
- "Vurayım mı? Ay öyle şeyi ben nasıl yaparim beyefendi?"
- "Kızım beni deli etme tamam mı? Vuracaksın diyorum sana!
Bak namussuzum kovarım seni!"
- "Elimi kana bulayamam, vicdanim.."
- "Başlarım şimdi vicdanından. Ulan ben göz göre göre boynuzlanacak
mıyım? Sana beşyüz milyon."
- "Beşyüz milyon mu?"
- "Evet..."
- "Sahi verecek misiniz?"
- "Evet dedim. Koş çabuk, telefonu açık bırak sesleri duyayım."
Birden bir sessizlik olmuştu. Adam telefonu dinliyordu. Biraz sonra
ardarda iki silah sesi işitildi.Adam
- "Sesleri bile çıkmadı, iyi başardi. Aferim kıza. İkiside geberdi
galiba" diye düşünürken ayak sesleri duyuldu. Kız geldi:
- "Alooo!"
- "Alo kızım vurdun değil mi?"
- "Tamam beyefendi. Dediklerinizi aynen yaptım. Tabancanızı çekmeceden
aldım. İkisinide beyinlerinden vurdum."
- "Yaşa, sonra ne yaptın evladım."
- "Sonra beyefendi tabancayı yüzme havuzuna attım."
- "Neee? Yüzme havuzuna mı? Nerede bu yüzme havuzu?"
- "Bizim bahçedeee..."

- "Ulan bizim bahçede yüzme havuzu yok ki....."
- "Kızım kızım oranın numarasi kaç? Alooooo Aloooo Alooooo "
fıkranın devamı

Pariste karşı kaldırıma geçmek için yeşil ışığın yanmasını bekleyen güzel kızın yanına yaklaşan delikanlı:
- Pardon matmazel, Georges Duval adında bir genç tanıyor musunuz?
- Hayır, ne yazık ki tanımıyorum.
Delikanlı gülümsedi:
- Öyleyse onunla tanışmak ister misiniz?
fıkranın devamı

Padisah ile vezir tartismaya baslamis. Padisah vezire,
-"En büyük ve en güçlü olan benim. Sen benim emrimdesin!" demis. Vezir,
-"Hayir ben büyügüm. Ordunun basinda ben savasiyorum, sen sadece mühür basiyorsun" diye itiraz etmis. Tartisma uzayinca Padisahla vezir, bir çobanin yanina gitmisler ve konuya hemen girmemek için çobana sormuslar:
-"Senin koyunun mu büyük, inegin mi?"
Çoban sasirmis sasirmasina da, soranlar da Padisahla vezir.
-"Inegim" demis.
-"Keçin mi büyük, öküzün mü?" Çoban
-"Öküzüm tabii" deyince, asil soruyu yöneltmisler çobana:
-"Söyle bakalim, Padisahin mi büyük, vezirin mi?"
Çoban hiç düsünmeden yanit vermis:

-"Vallahi ben bu hayvanlari tanimiyorum!"
fıkranın devamı

Papa, çok önemli bir iş için Amerikaya gider. Uçak rötar yapınca karşılamaya gelenlerin hepsi gitmek zorunda kalır... Papa bir taksiyi durdurur:
-Oğlum, beni tanımışsındır herhalde. Acilen bir toplantıya yetişmem gerekiyor, beni götürür müsün?
-Tabi ki, seve seve...
Papa, şoförün yavaş gitmesinden tedirgin olur ve şoförü arka koltuğa geçirip arabayı kendi kullanmaya başlar. Tabii bu arada da toplantıya yetişmek için hızlı gider. İleride bir trafik polisi arabayı durdurur:
-Neden bu kadar hızlı gidiyorsunuz?
-Çok acele, bir toplantıya yetişmemiz gerekiyor evladım.
-Siz, hiç merak etmeyin papa hazretleri, ben şimdi hallederim...
Elindeki telsizle:
-Mekez, merkez!
-Alo merkez dinlemede...
-Buraya çok acil 50 kişilik bir eskort gönderin... Tamam...
-Neden? Tamam...
-Şehrimizde çok önemli biri var... Tamam...
-Kimmiş o önemli kişi... Tamam...
-Tanımıyorum... Tamam...
-Tanımıyorsan, nereden biliyorsun önemli kişi olduğunu? Tamam...
-Şoförlüğünü papa yaptığına göre mutlaka çok önemli biridir... Tamam...
fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama