Televizyonu Fıkraları

loading...


Genc ve guzel sarisin, alisveris merkezinin beyaz esya reyonuna girer ve saticiya sorar:

- "Su kucuk televizyonu almayi dusunuyorum, fiyati nedir ?"
- "Kusura bakmayin hanimefendi sarisinlara satis yapmiyoruz.!"

Genc kadin sinirlenir, evine gider, sacinin rengini degistirir ve ertesi gun magazaya geri gelir, ayni saticiya yaklasir ve:

- "Su kucuk televizyonu satin almak istiyorum." der
- "Kusura bakmayin hanimefendi sarisinlara satis yapmiyoruz !!!!"

Kadin iyice sinirlenmistir, solugu bir kuaforde alir, bu defa koklu bir degisiklik yapar, hatta makyajindan,goz rengine o tam bir esmer bombadir artik.. Ayni magazaya gider, ayni saticinin yanidadir ertesi gun:

- "Su kucuk sevimli beyaz renlki televizyon ne kadar ???"
- "Kusura bakmayin hanimefendi, sarisinlara satis yapmiyoruz"
- "Inanmiyorum, nasil anladiniz sarisin oldugumu, uc gundur kendimi esmere cevirmek icin yapmadigim kalmadi!"

- "Hanimefendi 3 gundur satinalmaya calistiginiz sey Mikrodalga firin!"




fıkranın devamı


Genc ve guzel sarisin, alisveris merkezinin beyaz esya reyonuna girer ve saticiya sorar:

- "Su kucuk televizyonu almayi dusunuyorum, fiyati nedir ?"
- "Kusura bakmayin hanimefendi sarisinlara satis yapmiyoruz.!"

Genc kadin sinirlenir, evine gider, sacinin rengini degistirir ve ertesi gun magazaya geri gelir, ayni saticiya yaklasir ve:

- "Su kucuk televizyonu satin almak istiyorum." der
- "Kusura bakmayin hanimefendi sarisinlara satis yapmiyoruz !!!!"

Kadin iyice sinirlenmistir, solugu bir kuaforde alir, bu defa koklu bir degisiklik yapar, hatta makyajindan,goz rengine o tam bir esmer bombadir artik.. Ayni magazaya gider, ayni saticinin yanidadir ertesi gun:

- "Su kucuk sevimli beyaz renlki televizyon ne kadar ???"
- "Kusura bakmayin hanimefendi, sarisinlara satis yapmiyoruz"
- "Inanmiyorum, nasil anladiniz sarisin oldugumu, uc gundur kendimi esmere cevirmek icin yapmadigim kalmadi!"

- "Hanimefendi 3 gundur satinalmaya calistiginiz sey Mikrodalga firin!"

fıkranın devamı


Bizim Temel, bir tv kanalinda yarismaya katilir.

Kazandigi parayi eksik verirler.

Temel sebebini sorar.

E, oyle vergi kesiyoruz" cevabini alir.

Bunun uzerine Temel, avukata basvurur. Avakut ona Televizyonu mahkemeye ver der.

Aradan zaman gecer avukat yolda Temeli gorur, ona sorar.

Ula televizyonu mahkemeye verdin mi ?

Temel cevaplar.

Verdim ama ertesi cün keri ketirdim oni...

Insan yine de televizyonsuz yapamayi! sonradan geri aldımm onu

fıkranın devamı


Genc ve guzel sarisin, alisveris merkezinin beyaz esya reyonuna girer ve saticiya sorar:

- "Su kucuk televizyonu almayi dusunuyorum, fiyati nedir ?"
- "Kusura bakmayin hanimefendi sarisinlara satis yapmiyoruz.!"

Genc kadin sinirlenir, evine gider, sacinin rengini degistirir ve ertesi gun magazaya geri gelir, ayni saticiya yaklasir ve:

- "Su kucuk televizyonu satin almak istiyorum." der
- "Kusura bakmayin hanimefendi sarisinlara satis yapmiyoruz !!!!"

Kadin iyice sinirlenmistir, solugu bir kuaforde alir, bu defa koklu bir degisiklik yapar, hatta makyajindan,goz rengine o tam bir esmer bombadir artik.. Ayni magazaya gider, ayni saticinin yanidadir ertesi gun:

- "Su kucuk sevimli beyaz renlki televizyon ne kadar ???"
- "Kusura bakmayin hanimefendi, sarisinlara satis yapmiyoruz"
- "Inanmiyorum, nasil anladiniz sarisin oldugumu, uc gundur kendimi esmere cevirmek icin yapmadigim kalmadi!"

- "Hanimefendi 3 gundur satinalmaya calistiginiz sey Mikrodalga firin!"

fıkranın devamı


Doktor, mauyenehanesine geldi, çantasini birakip önlügünü giydi, bekleme
odasinin kapisindan basini uzatip seslendi :
- En çok kim beklediyse sira onun, gelsin.
Bekleyenlerden biri ayaga kalkti :
- Öyleyse sira benim, doktor bey. Altiay önce aldiginiz televizyonun taksiti
için gelmistim!..

fıkranın devamı


Bizim Temel bir tv kanalinda yarismaya katilir. Kazandigi parayi eksik verirler.
Temel sebebini sorar. "Vergi kesiyoruz" cevabini alir. Bunun üzerine Temel de
bir avukata basvurur. Avakut ona "Televizyonu mahkemeye ver." der.
Aradan zaman geçer, avukat yolda Temel i görür ve sorar :
- Ula televizyonu mahkemeye verdin mi?
Temel cevaplar.
- Verdim ama ertesi gün geri aldim oni... Insan televizyonsuz yapamayi!...

fıkranın devamı


Hirsizin biri, bir evin Catisina cikmis ve anten kablosunu kesmis.Evin reisi de tam TV'ye dalmisken yayin kesilince
televizyonunu biraz kurcalamis, Bozuldu herhalde"diyerek yatmis.Ertesi gun adam ise gittikten sonra hirsiz kapiyi acip adamin karisina,Yenge, beni abi gonderdi,televizyon bozuk, alin da bir bakin dedi" demis.Saf kadincagiz da televizyonu vermis. Aksam adam eve gelip
de televizyonu gorememis ve karisindan olayi ogrenince dumura ugramis tabii. O hafta sonu balkonda keyif yaparlarken bizim hirsiz asagidan islik çala çala onlara bakarak sokaktan gecmis. Kadin hirsizi tanimis ve Bak bey! Televizyonu calan adam iste buydu!!" demis.Adam bunu duyunca pijamalarla adami kovalamaya baslamis. 5 dakika sonra diger hirsiz adamin evine gelip, karisina Yenge,ben
polisim, abi hirsizi yakaladi. Simdi karakoldalar.Pantolonuyla, cuzdanini istiyor." demis ve kadin da vermis normal olarak. Adam hirsizi uzun bir saat kovaladiktan sonra kan ter icinde eve dönmüs.. VEEE yine dumur!
Artik adam karisini ne yapmis bilinmiyor ?...

fıkranın devamı


Genç ve güzel sarisin, alisveris merkezinin beyaz esya reyonuna girer ve saticiya sorar:

- "Su küçük televizyonu almayi düsünüyorum, fiyati nedir ?"
- "Kusura bakmayin hanimefendi sarisinlara satis yapmiyoruz.!"

Genc kadin sinirlenir, evine gider, saçinin rengini degistirir ve ertesi gün magazaya geri gelir, ayni saticiya yaklasir ve:

- "Su küçük televizyonu satin almak istiyorum." der
- "Kusura bakmayin hanimefendi sarisinlara satis yapmiyoruz !!!!"

Kadin iyice sinirlenmistir, solugu bir kuaförde alir, bu defa köklü bir degisiklik yapar, hatta makyajindan,göz rengine o tam bir esmer bombadir artik.. Ayni magazaya gider, ayni saticinin yanindadir ertesi gün:

- "Su küçük sevimli beyaz renkli televizyon ne kadar ???"
- "Kusura bakmayin hanimefendi, sarisinlara satis yapmiyoruz"
- "Inanmiyorum, nasil anladiniz sarisin oldugumu, üç gündür kendimi esmere cevirmek için yapmadigim kalmadi!"

- "Hanimefendi 3 gündür satin almaya calistiginiz sey Mikrodalga firin!"

fıkranın devamı

Bizim Temel, bir tv kanalinda yarismaya katilir.Kazandigi parayi eksik verirler.Temel sebebini sorar...
fıkranın devamı

Genc ve güzel sarisin, alisveris merkezinin beyaz esya reyonuna girer ve saticiya sorar: - "Su kü
fıkranın devamı

Hirsizin biri herhangi bir evin catisina cikmis ve bir anten kablosunu kesmis. Evin reisi de tam tv'...
fıkranın devamı

Genç ve güzel sarışın, alış veriş merkezinin beyaz eşya reyonuna girer ve satıcıya sorar;
- ''Şu küçük televizyonu almayı düşünüyorum, fiyatı nedir?''.
- ''Kusura bakmayın hanımefendi sarışınlara satış yapmıyoruz''.
Genç kadın sinirlenir, evine gider, saçının rengini değiştirir ve ertesi gün mağazaya geri gelir, aynı satıcıya yaklaşır;
- ''Şu küçük televizyonu satın almak istiyorum'' der.
- ''Kusura bakmayın hanımefendi sarışınlara satış yapmıyoruz''.
Kadın iyice sinirlenmiştir, soluğu bir kuaförde alır, bu defa köklü bir değişiklik yapar, hatta makyajından, göz rengine o tam bir esmer bombadır artık.. Aynı mağazaya gider, aynı satıcının yanındadır ertesi gün;
- ''Şu küçük sevimli beyaz renkli televizyon ne kadar?''.
- ''Kusura bakmayın hanımefendi, sarışınlara satış yapmıyoruz''.
- ''İnanmıyorum, nasıl anladınız sarışın olduğumu, üç gündür kendimi esmere çevirmek için yapmadığım kalmadı''.
- ''Hanımefendi 3 gündür satın almaya çalıştığınız şey mikrodalga fırın''...
fıkranın devamı

kelime: Gazete
x: Bir tür haberlesme araci
y: Telefon
x: Devam et
y: internet, televizyon, radyo
x: Ya kagittan olur,
y: dergi
x: Büyük boyda acarsin okursun kocaman...
y: Kitap
x Allah belani versin be yuhhh..

Kelime: iskolik
-sen nesin?
-neyim?
-hani geç saatlere kadar kaliyosunya bankada! -enayi!!!!
-yo ya..
-dangalak
-ya öyle demek istemedim ya!


Kelime: eskimo
- kutupta yasarlar
- (hep bir agizdan) ayiiiiiii
- yok insan olanlari
- hee eskimo

Kelime: Pire
- Götünde ne var ?
- ???
- Hani kafada da olur
- KIL!
- Hayir, hani böcek gibi bisey...
- Ipek böcegi!
- Uhaa....!!!

Kelime: berlin duvari
- hani avrupa'da bi ülkee..
- berlin duvari !!!

Kelime: Çürük
hikaye: anlatacak olan askere gidecek.
-abi, ben ne olursam askere gidemem?
(... sessizlikten sonra) -ibneee...!!!


Kelime: muamele
-hani erkekler gider
-maç
-hayir...hani siftah yapilir milli olunur ya..
-genelev!!!!
-evet iste orda bisey..
-PEÇETE!!
-allah belani...igrençsin Yunus

Kelime: hamile
-hani atiyorum biz ileride ne yapabiliriz?
-evlenebiliriz
-atiyorum sonra ne olabilir?
-benden niye bu kadar kaçiyosun!!!
(ve iki lafin arasinda film kopar)
Kelime: Kapuska
-Bu ne yaa? Abi ben bunu anlatamam! (Pas dedikten sonra,)
igrenç bi yemek..
-Kapuska !!!

Kelime: dirdir
anlatan: - "her evde olur ..."
oyuncu1: - "kur'an "
> oyuncu2: - "prezervatif..."

Kelime: Yasemin'In Penceresi
Anlatici: "Hani böyle ünlü birisi var herkesi konuk ediyor sonrada güzel anilar yasiyolar.
Cevaplayici: Çagla Sikel
Anlatici: Ne çaglasi oglum
Cevaplayici: Hani herkesi evine aliyo ya sonra da
Anlatici: Uff bosver devam edelim hüzünlü seyler yasiyolar
Cevaplayici :..??!!
Anlatici: Hani kadinin adi bir çiçek adi sonra ikincikelime de evdeki bir nesnenin adi?
Cevaplayici: Menekse'nin Donu. (Topluluk Iptal, Anlatici aglar)

- Kelime: bes para etmez
- ben: baba benim deyerim ne kadar?;
- baba: dunyalar kadar kizim;
- ben: baba dunyanin deyeri ne kadar?;
- baba: bes para etmez kizim.... :)))

kelime: papatya
-hani geçen yaz piknikte sana takmistim ya
-grup: ?!?!?!?!?!?!?!?

kelime: tirbuson
a:hani hic acilmamis seyin icine sokarsin b:igrenc !!
a:tamam..tamam; icinden cikarirken zorlanirsin bazanda
fiskirir... b:yeter beeee !!

kelime: dövme
hikaye: (kelimeler:igne,deri,ejderha,resim...)
gökhan:hani ben hep elimi kaldirinca sen ne dersin!?
funda:DÖVME abijim!
gökhan:aferm söle adam ol!

kelime: Hakan Sükür
anlatan:Hani,kütük?!
grup:Hakan Sükür!

kelime: Çöp Ögütücüsü
hikaye: B: Sizin evde mutfakta, lavabonun altinda ne var >
D: Boru
B: Hayir Baska
D: Cöp Kutusu
B: Kes
D: Kutusu
B: öteki
D: Çöp
B: hah!. Simdi ikincisi biseyi küçültmek.
D: Ufalamak
B: hayir! Baska, kesmek, parçalamak.
D: Ögütmek.
B: Hah! Kes onu
D: Ögüt, ögütcü, ögütücü,
B: Evet birlestir
D: Çöp Ögütücü
B: Hayir ek getireceksin
D: Çöp Ögütücü, Çöp Ögüten, Çöp Ögütmek,
B: Hayir, Ne içeriz,
D: Su
B: hah ona benziyor.
D: ...... Çöp Ögütücüsu!!! (Süre çoktan bitmistir ve hala ugrasiyor olmalilar!)

Kelime: maraton
-mitsubisinin otobüsünü söyle
-prenses!
-bi önceki model?
-maraton

kelime: kaftan
anlatan:(kaf dagindan gitmek ister)hani masallardaki dag. >
cevaplayan:cudi dagi....?
anlatan: lan oglum 3 harfli bir dag...
cevaplayan: cud dagi..
ev halki komple yikilir tabii

kelime: Tamirat
A: televizyonunun çalismama sebebi ne olabilir?
B: bozulmustur.
A: hah! bisey bozulunca ne yaptirirsin?
B: tamir.
A: çok güzel! türet bunu.
B: neyini türetcem bunun be?
A: himzz..essegin büyügüne ne denir?
B: at
A: çok güsel.birlestir simdi ( umutlanmistir anlatici)
B: AT TAMIRI!!!
A: karti firlatir, mekani terkeder

kelime: Ters takla
B:Hani sen hep yaparsin ya.. TERSTEN..
M:hö? nasi yani.. tersten bisey yapmam ben saçmalama..
> > > > (süre biter) B:ters taklaydi bee..
M:yuh artik.. ben durmadan ters takla mi atiyom??

kelime: Pele
KIZ: Siz ne yapmayi seversiniz?
ERKEK: Poker oynamayi, mac seyretmeyi
KIZ: Ha ha iste o!! Hani guzel kizlar, kalcali falan (Brezilya'dan bahsediyo)
ERKEK: Sergen!!!!
GRUP: IPTAL

Kelime: koleksiyon
-hani erkekler kizlari tavlamak icin gelsana evdeki seyimigöstereyim ...
- !!!!!

Kelime: kestane
-basin belada neyi çizdirirsin?
-kestane!

K elime: makas
-böyle delikleri var parmagini içine sokuyosun sonra
oynatiyosun >uçlari
uzun hareket ediyo
-o ne ya (uzun süre anlattiktan sonra)
-lan gerizekali 2 deligi var onun içine parmak sokuyon
hareket
ediyo -burun
- ?
-karistirinca oluyo ööle
-salak ucu uzun mu ?
fıkranın devamı

Aşağıdaki yazıyı kimin yazdığı meçhul ama gayet ilginç...

Azerbaycan'ın adını işyerinde telaffuz etmeye başladığımızda yani 1992-1993 yıllarında, orası bizim için kapalı bir kutuydu. Azerbaycan, çok çok eski olan Rus cihazlarından oluşan haberleşme ağını yenilemeye, köylerine, kasabalarına telefon hizmeti götürmeye çalışıyordu. Tabii dünyaya pencerelerini açtıktan sonra da ilk iş olarak; dil, kültür, din birliği olan kardeş ülke Türkiye'den yardım istemişlerdi. Bizler de Türkiye'nin en önemli iki telekomünikasyon şirketinden biri olarak güzel projeler yapmak için kolları sıvadık.

İlk defa Direktörümüzün Azerbaycan ile telefon konuşmasına şahit olduğumda şok oldum. Konuştuğu kişi dönemin Haberleşme Bakan Yardımcısı' ydı ve bizim patron, hiçbir samimiyeti olmamasına rağmen "sen" diye hitap ediyordu. Azerice'de "siz" kavramı yoktu. Görüştüğünüz kişi Bakan da olsa "sen" diye konuşabiliyordunuz. Birinci dersimizi aldık.

Karşılıklı görüşmeler için Bakü' ye gittik. Havaalanında dakika bir, gol bir hatamı yaptım. Üniformalı birini göstererek, Azerice'de benden daha tecrübeli bir arkadaşıma "bu adam subay mı?" diye sordum. Arkadaş: "sus, adamı peşimize mi takacaksın, burada subay bekar demek" dedi. Bizdeki "subay" ne demek söylemedi.

Bizi karşılayan Azeri arkadaş, arabaya binerken kendisinin dalda (arkada) gideceğini benim de kabaga (öne) oturmamı söyledi. Otelin önüne gelince şoför; "abla sen burada düş, ben arabayı saklayıp gelirim" dedi. Yani ben ineceğim, o da park edip gelecek. Sonra düşmenin inmek yerine her yerde kullanıldığını "merdiveni boşver, gel asansörle düşelim" dediklerinde daha iyi kavradım. Ama bunu bilmeyen arkadaşlarımız Azerbaycan Havayolları ile yaptıkları bir uçuş sonunda, Bakü' ye beş dakika içinde düşecekleri anonsu ile hayatlarını film şeridi gibi bir-iki saniye izleme fırsatını bulmuşlar. Bir diğerimiz de Bakü' ye telefon edip montaj ekibimizin varıp varmadığını öğrenmek istemiş, telefondaki Azeri: "uçak Bakü üzerinde fırlandı, fırlandı, Sumqayit' e düştü" demesiyle feryat figan ortalığı birbirine katmıştı. Anladık ki uçak Bakü' ye inememiş, bir iki tur atıp, başka bir şehre inmiş.

Azeriler çok misafirperver. Herhangi bir ikramı reddetmek çok ayıp. Sizi ağırlamak için paralanıyorlar. Altı saat boyunca yemek yenilebiliyor. Bizi o dönemin gözde bir lokantasına götürdüler. Adı Gülistan. Ordan burdan konuşulurken, çok değerli bir şairlerinin başka bir ülkede rahmetli olduğunu ve sümüklerini Bakü'ye getirmeye çalıştıklarını söylediler. Biz yine anlamsız anlamsız bakınca, sümüğün kemik anlamına geldiği ve Türkçe sümüğün karşılığının da "burun suyu" olduğu anlaşıldı. Sonra bana sümüklü et (pirzola) sipariş edildi. Şu anda Bakü'deki Migros yani ???????? Store'un camlarında "sümüklü et şu kadar, sümüksüz et bu kadar" ilanlarını görmek mümkün. Bu arada garson yanımıza yaklaştı ve yan masadaki adamların arkadaşımızı Sefer Bey'e okşattıklarını söyledi. Tabii okşanmaya maruz kalmış arkadaş da kolay kolay okşanacak bir tip değil. Bıyıklı ve iri cüsseli olan arkadaşımız acayip bozulup, "kim okşatmış beni, bu da ne demek" şeklinde horozlandı. Okşatmanın - benzetmek olduğunu zar zor anlayarak rahatladık. Rus kızların dansları ve "Ada Vapuru Yandan Çarklı" şarkısı eşliğinde yemeğimizi bitirdik. Ertesi gün seherde bizi otelin kabağından aparacaklarını söylediler. Yani sabah, otelin önünden alınacaktık.

Sezen Aksu, İbrahim Tatlıses acayip rağbet görüyordu. Bir de o zamanlar Cuma akşamları TRT'de yayınlanan "Bir Başka Gece" programı çok seviliyordu. Hatta Cuma gecelerine denk gelen düğünlere "Bir Başka Gece" programı süresince ara veriliyor, düğün ahalisi TV salonuna geçerek hep birlikte programı seyrediyordu. Sonra düğüne bırakılan yerden devam ediliyordu. Daha da enteresanı önemli bir iş toplantısının ortasında üst-makamın ofisinin (genelde her ofiste irice bir TV var) kapısı tık tık çalınıyor, departmandaki sekreterler sessizce kenara diziliyor ve sabah saatlerinde verilen Brezilya dizisi hep birlikte seyrediliyordu. Tabii bizim toplantı devam ediyordu etmesine ama Azeri yöneticisinin gözleri de sık sık televizyona kayıyordu. En zevklisi Azerbaycan-Türkiye futbol maçını Azeri televizyonundan, Azeri spikerin anlatımıyla seyretmek: Türk Milli Yığma Komandoları. Türkiye Milli Takımı anlamında. "Türk kapıcısı (kaleci) topu gapı aralığından depti, yirmibirinci dakka olmasına rağmen maç heç heç (0-0) devam etmekte" gibi sevimli cümlelere rastlıyorsunuz. Ya da bir Amerikan filmini Azeri dublaj ile seyretme şansını yakaladıysanız Robert Redford'un "men yahsiyem, istemirem. Sen nicesin?" şeklinde konuşmasına gülmekten kırılıyorsunuz. (Bu arada Arap ülkelerinden birinde iş için bulunan arkadaşım bir filmde: R. Hudson'a barmenin ne içeceğini sorduğunu ve onun da elhamdüllah oruçluyam dediğini söyledi. İnanamadım, yazmış da olabilir). Bu arada bizler de onları Türkiye'ye davet ettik. Hatta bir yöneticinin eşi rahatsızlandı ve doktora götürmek görevi bana düştü. Amerikan Hastanesi'nden randevu aldık. Kadın; "oynaklarım, sümüklerim, kıçım ağrıyor, derman yuttum geçmedi" dedi. Doktorda Hakan Şükür bakışları oluştu. Yani "eklemleri, kemikleri ve bacakları ağrıyor ve ilaç almasına rağmen geçmiyor" dedim. Neyse tahliler filan, derman bulundu.
fıkranın devamı

BIRINCI DAKIKA
Sevgili günlük,
Bu sabah Hürriyet'in Kelebek ekinde sigarayı bırakmanın vücuda yaptığı olumlu etkileri anlatan bir haber okudum. Bu tarz haberlerden oldum olası tiksinmeme rağmen nedense coşup sigarayı bırakmaya karar verdim. Kararım kesin, sigarayı bırakıyorum. Bu kararımın vücuduma etkilerini gösteren tabloyu başucuma astım. İçimin zehirden temizlenmesini tabloya bakarak daha rahat hissedeceğim. Simdi masanın üzerindeki dolu sigara paketini buruşturup çöpe sallıyor ve sağlıklı gürbüz bir kişi olma yolundaki ilk adımımı atıyorum.

SEKIZINCI SAAT
Sevgili günlük,
Tabloya göre sigarayı bıraktıktan sekiz saat sonra tansiyon ve nabız normale dönüyormuş. İnanır misin, bunu hissediyorum sanırım. Tamam, tansiyon ve nabzımın bundan sekiz saat önceki halinde de anormallik hissetmemiştim, ama normale dönmesi iyi bir şey herhalde. Coşkumu paylaşmak için Teoman'ı aradım, sigarayı bırakmama "geçici Ubeyd Korbey sendromu" adini takti. "Oğlum" dedim, "bak tam sekiz saattir sigara içmiyorum, tansiyonum ve nabzım cillop gibi oldu". Bunu söyleyince kendi nabzının ve tansiyonunun da harika olduğunu söyledi, meğer sekiz saattir uyuyormuş. Y_a_v_s_a_k iste, ben ne diyorum o ne diyor. Yalnız laf aramızda, kafama takıldı gerçekten, demek ki günde sekiz saat uyuyan bir sigara tiryakisinin tansiyonu ve nabzı da günde bir kere normalleşiyor. E peki, tansiyon ve nabız günde üç kez normale dönemeyeceğine göre benim kazancım ne bu isten? Demek ki, savaşı erken bırakmayacaksın. Yoksa Teoman i_t_i_n_d_e_n ne farkım kalır? Onun tansiyonu da normal, benimki de.... Neyse, bakıcaz....

ONUNCU SAAT
Sevgili günlük,
Sigarayı bırakırken başlangıcın çok zor geçtiğini duymuştum. Hiç de değilmiş. Az önce yemek yedim, iştahım açılmış, yemeklerin tadını daha iyi aldım. Yıllardır ilk kez yemeğin üzerine sigara içmeyeceğim.

ON BIRINCI SAAT
Acaba azaltarak mi bıraksam? Sadece yemeklerden sonra içsem mesela? Yok yok, dayanmam lazım. Kuruyemişçiye gidip kabak çekirdeği alayım, oyalanırım.

ON ÜÇÜNCÜ SAAT
İki saattir aralıksız kabak çekirdeği yiyorum. Ve bir de yıldıran dejavu: "abi bu çekirdeğe elini sürünce bırakamıyorsun."

ON DÖRDÜNCÜ SAAT
Kabak çekirdeğini bırakınca yemekten sonrakine benzer bir sigara içme isteği uyandı. Çöpe attığım sigara paketini ararken telefon çaldı, Teoman mis. "Sağlığında yeni düzelmeler var mi?" diye sorup kahkaha attı. Vay ayı vaaay, sigarayla mücadelemde basarisiz olmamı bekliyor demek ki. Bu beni sinirlendirmekten çok kamçıladı. Ulan Teoman, görüşürüz bakalım. İlk isim sigara paketinin olduğu çöp torbasını evden atmak.

ON YEDINCI SAAT
Sevgili günlük,
Kendimden utanıyorum. Az önce kapıdaki çöp torbasını geri almaya karar verdim, kapıcı g.türmüs. Kararsızım, sigarayı bırakanların sinirli olmaya başladığı ve kilo aldığı söyleniyor. Şişman ve sinirli biri olup Hüseyin'e benzemeyeyim sakin?

YIRMI DÖRDÜNCÜ SAAT
Sevgili günlük,
Biliyor musun, sigarayı bıraktıktan 24 saat sonra kalp krizi riski yüzde 25 azalıyormuş. Fena değil ha, ne dersin? Teoman'ı aradım az önce, sana en fazla 15 gün veriyorum dedi. Kalp krizi riskinin azalmasından söz ettim, güldü. Gül bakalım Teoman efendi, gül... Gidip kabak çekirdeği alayım.

IKINCI GÜN
Sevgili günlük,
Dün çok kötü geçti. Kuruyemişçiye gidip bir kilo kabak çekirdeği aldım. Gazeteleri çıkmadan okusaydım keşke, Hincal Uluç kösesinin yazısını "kabak çekirdeğinin cinsel güce katkılarına ayırmış. Allahım, ya kuruyemişçi de okumuşsa yazıyı? Ulan yüz gram al çık, bir kilo niye alıyorsun? Bundan sonra o dükkanın önünden geçemem.

ÜÇÜNCÜ GÜN
Sevgili günlük,
Çok güzel bir gündeyiz. Sigarayı bırakmamın üzerinden 72 saat geçti, yani sinir uçlarım bugünden itibaren yenilenmeye başlıyor. Daha da güzeli, sevgilim geliyor. Bugün biraz sinirli gibiyim, kızın yanında arıza yapmasam bari...

DÖRDÜNCÜ GÜN
Sevgili günlük,
Dün ne güzel başlamıştı hatırlarsın, ama korktuğum başıma geldi ve sevgilimle kavga ettim. Her şey iyi başlamıştı halbuki. Bir ara dışarı çıktık, ben sosisli sandviç almak istedim, hanımefendi karşı çıktı. Neymiş, yürüyerek yemek yenilmezmiş. Durduk yerde kavga çıktı. Sonunda dayanamayıp karşıdaki lokantaya gittim ve patlıcan musakka söyledim. Garson tabağı getirir getirmez hatunun yanına koştum ve "yürüyerek yemek öyle yenmez böyle yenir" diyerek elimde tabak yürümeye başladım. Bir yandan da musakkayı yemeye çalışıyorum. kız kaçmaya başladı, ben de pesinden koşuyorum. Bir ara ağzımdan köpükler çıktığını fark edince durakladım. Elimdeki tabağı çöpe atıp eve döndüm. Sevgilimin telesekreterine not bıraktım, umarım arar.

BESINCI GÜN
Bu sabah İstikbal'den çek-yat gelecekti, öğlene kadar bekledim, ne gelen var ne giden. Birden sinirlerim tepeme çıktı, elimde odunla beklemeye başladım. Hayır, niye sözünde durmuyorsun kardeşim? Sabah dediysen sabah getir. Adamlar saat üçte geldiler, ben odunla kapıya çıkınca tedirgin olup kaçtılar. İstikbal'i arayıp siparişi iptal ettim, Yataş'ı var Mobella'si var canim, banane yani...

ALTINCI GÜN
Sevgilim aradı, bana çok kızgın olduğunu söyleyip bir çuval zır zır yaptı. Zaten ona moralim bozuk, bir de Teoman gelip karşımda fosur fosur sigara içmesin mi? Dumanı suratıma üflediğinde çaktırmamaya çalışarak içime çekmeye çalıştım. Ulan özlemişim be...

YEDINCI GÜN
Kabul etmem gerekir ki bugün çok sinirliydim. Gevşemek için televizyonu açıp belgesel izlemeye başladım. Discovery Channel'da Timsah Avcısı diye bir lavuk var, 10 dakika dayanamadım herife. Eline bir yılan almış, yılan çıtır çıtır ısırıyor, bu gevrek gevrek gülüyor. Neymiş, yılan zehirsizmiş. Ya arkadaşım, zehirsiz diye ne bu yani? National Geographic'i açıyorum, zürafalar var, daha iyi. Ama zürafalardan, Mary ve ailesi diye söz ediliyor. Allah belanızı versin hepinizin. Süt içip uyumaya karar veriyorum, süt şişesinin üzerine "lütfen çalkalayınız" yazmışlar. Çal-ka-la-mi-yo-rum. Mecbur muyum lan sizin şişenizi temizlemeye. Para almasını biliyorsunuz essogluessekler sizi be!

SEKIZINCI GÜN
Aksam arkadaşlarla bira içmeye gittik. Bu insanlar ne kadar anlayışsız var ya günlük, aklin oynar. Ulan zaten sigarasız bira içiyorum, beynim sulanmış, hala üzerime geliyorlar. Masada ideolojik hadise çıktı, dışarı kadar uzadı. Tartışma sorun değildi de "sigarayı bıraktığından beri kilo aldın lan koca g.t" deyince dayanamayıp kafa attım Teoman'a. Yapmasam iyiydi.

SEKIZINCI GÜN
Teoman arayıp bir daha benimle görüşmek istemediğini söyledi. Çok umurumdaydı lavuk. Gereken cevabi verdim zaten. Bu arada, gazetede okudum yine. Sigarayı bırakmanın çeşitli yöntemlerinden bahsediyordu. Azaltarak bırakma ve marka değiştirerek bırakma maddeleri ilgimi çekti. Acaba? Ama yok yok, bu kadar dayandım, gerisini getirmek lazım.

DOKUZUNCU GÜN
Sevgili günlük,
Sana ne zamandır sevgili günlük diye seslenmediğimi fark ettim. Oysa sen bu dünyada beni anlayan tek varlıksın, tek dostumsun. Bugün ne oldu biliyor musun, sevgilim beni terk etti. Alçak kadın, manyaklaştığımı söyleyip ayrıldı benden. Bu arada kabak çekirdeğinin b.kunu çıkardım, her tarafımda sivilce çıktı.

ONUNCU GÜN
İki gün önce, sigarayı bırakmanın çeşitli yöntemlerinden söz etmiştim. Ben iki yöntemi
birleştirip hem marka değiştirdim hem de azalttım. Günde üç tane yemeklerden sonra Parliement içiyorum. O kadar zaman sonra ilk içilen sigaranın bir güzel kafası var, şaşırırısın.

ON BIRINCI GÜN
Kendime bir iyilik yapıp sigarayı beşe çıkardım. Ha üç, ha beş. Eskiden günde bir paket içiyordum, simdi beş tane içiyorum. Yine kazançlıyım yani...

ON IKINCI GÜN
Bugün gazetede Amerika'da yapılan bir araştırmayla ilgili haber okudum. Habere göre günde 10 taneye kadar sigaranın çok fazla zararı yokmuş. Üstelik sigaranın markasını değiştirmekten falan bahsedilmiyordu. Madem öyle günde 10 tane Camel içebilirim.

ON ÜÇÜNCÜ GÜN
Sevgilimi ve Teoman'ı arayıp özür diledim. Sevgilim, bir süre daha görüşmek istemediğini söyledi. Ağzımdan köpükler çıkarken koşturduğum sahneyi unutamıyormuş. Haklı kız, bir şey söyleyemedim. Teoman aramızda geçen hadiseyi sigaraya yordu, ona göre yavaş yavaş sigara içmeye başlayınca beynim tekrar faaliyete geçmiş. Neyse barıştık ve yarin aksam buluşmaya karar verdik.

ON DÖRDÜNCÜ GÜN
Teoman'la ocak başına gittik. İçtiğim sigaraları saymadım. Teoman'ın da dediği gibi, sigaranın zararlarını bilerek içiyorum, kime ne? Sana da soruyorum günlük, sanane?

ON BESINCI GÜN
Püfür püfür içiyorum sigaraları. Bir de, "sigaraya tekrar başlayınca ne olur" tablosu yapmaya başladım. Sevgilim de bir daha sigarayı bırakmayacağım sözünü verince geri döndü. Elveda günlük, bir daha isim olmaz seninle.
fıkranın devamı

kelime: mini etek
erkek: hani sen hep giyersin de, ben sana giyme derim ya..
kız: don!
topluluk: ohaaaaa!

kelime:sümüklü böcek
-hani bi hayvan var spiral şeklinde bi kabuğu var.
-salyangoz
-hah ona cok benziyo. ama sen nezle olunca ne akar burnundan
-sümük
-evet evet bu salyangoz benzeri hayvanda bundan var
-nası yani hayvanın sümüğü mü var?
-evet. karafatma nedir?
-hamamböceği
-hah 2. kelimeyi kes
-böc
-yok yok kelimenin tamami
-hamamböc
-allah belanı versin senin be

kelime: makas
-böyle delikleri var parmagini içine sokuyosun sonra
oynatiyosun uçlari uzun hareket ediyo
-o ne ya (uzun süre anlattiktan sonra)
-lan gerizekali 2 deligi var onun içine parmak
sokuyon hareket ediyo
-burun
- ?
-karistirinca oluyo ööle
-salak ucu uzun mu?!?!??!

kelime: berlin duvari
-hani avrupa'da bi ülkee..
- berlin duvari !!!

kelime: muamele
-hani erkekler gider
-maç
-hayir...hani siftah yapilir milli olunur ya..
-genelev!!!!
-evet iste orda bisey..
-peÇete!!
-allah belani...igrençsin yunus

kelime: gazete
x: bir tür haberlesme araci
y: telefon
x: devam et
y: internet, televizyon, radyo
x: ya kagittan olur,
y: dergi
x: büyük boyda acarsin okursun kocaman...
y: kitap
x allah belani versin be yuhhh..

kelime: yasemin'in penceresi
anlatici: "hani böyle ünlü birisi var herkesi konuk
ediyor sonrada iste güzel anilar yasiyolar.
cevaplayici: Çagla sikel
anlatici: ne çaglasi oglum
cevaplayici: hani herkesi evine aliyo ya sonra da
anlatici: uff bosver devam edelim hüzünlü seyler
yasiyolar
cevaplayici :..??!!
anlatici: hani kadinin adi bir çiçek adi sonra
ikinci kelime de evdeki bir nesnenin adi?
cevaplayici: menekse'nin donu
(topluluk iptal, anlatici aglar)

kelime: pire
- götünde ne var ?
- ???
- hani kafada da olur
- kil!
- hayir, hani böcek gibi bisey...
- ipek böcegi!
- uhaa....!!!

kelime: papatya
-hani geçen yaz piknikte sana takmistim ya
-grup:?!?!?!?!?!?!?!?

kelime: bes para etmez
ben: baba benim deyerim ne kadar?;
baba: dunyalar kadar kizim;
ben: baba dunyanin deyeri ne kadar?;
baba: bes para etmez kizim....

kelime: tamirat
a: televizyonunun çalismama sebebi ne olabilir?
b: bozulmustur.
a: hah! bisey bozulunca ne yaptirirsin?
b: tamir.
a: çok güzel! türet bunu.
b: neyini türetcem bunun be?
a: himzz..essegin büyügüne ne denir?
b: at
a: çok güsel.birlestir simdi ( umutlanmistir anlatici)
b: at tamiri!!!
a: karti firlatir, mekani terkeder

kelime: naz
a: kadinlarin evlenmeden once erkekleri tavlamak icin yaptiklari sey...
b: oral sex!
topluluk: ohha?

kelime: iska
- kar topu savasinda pelin'e atarim, o da egilir basini kaldirir ve ne der?
- hayvan?

kelime : sanatçi
- hani bööle tarkan gibi bisi...
- ibne !!
- ayy cok hayvansin murat..

kelime: manti
- hani biz toplanip yapariz, partisini veririz..
- seks!!
- ne zaman yaptik ya, ben niye kacirdim????

kelime : 1 nisan
- abi, 31 mart'tan sonra ne gelir ?
- 32 mart
- harbiden bravo yani... senin gibi lama'dan baska cevap beklenemezdi zaten..

fıkranın devamı

Bir gün Temelin babası ölür. Eş dost cenazede toplandıkları vakit temele sorarlar:
-"Ha temel, senin baban niye öldi pi söyle pize..."
Temel başlar anlatmaya:
-"ha evde oturiyudık.. Sonra televizyonun ekran karincalanunca pizim peder de çıktu dama.. Anteni tüzeltirken tengeyi kaypettiğü gibi doğri aşağu..
Ahali:
-"vah vah.. Düşti öldi ha?"
Temel:
-"yok daa.. Bizim evin altındaki marketin prandasina düşti,firladu karşu apartumana..
Ahali:
-"vah vah.. Apartumana çarpup öldi demek!"
Temel:
-"yok daa. Karinun piru çamaşir asmuş, pizim peder de çamaşir ipunu tüşüp firladu yine.."
Ahali sinirli:
-"e oğlim nasıl öldi bu adam daa??"
Temel:
-"paktum tüşececeği yok, çektim silahı furdim daa!!!"

fıkranın devamı

Temel televizyonda maç izlerken Fadime ortalığı toparlıyormuş. Bu arada hep televizyonun önünden geçiyormuş. Temel'de sinirli bir şekilde;
- ''ula Fadime çamaşır makinesi kadar büyük *ötün var''. demiş. Fadime çok sinirlense de belli etmemiş.
Gece olunca yatakta Temel Fadimeyi okşamaya başlamış. Fadime hiç oralı olmamış.
Temel de;
- ''Ula Fadime hadi''.
Fadime de;
- ''Kusura kalma Temel bir parça için kocaman makineyi açamam''...
fıkranın devamı

Bir ailenin televizyonu bozulur ve tamirci çağırırlar. Televizyonun içi açıldığında bir sürü ekmek kırıntısı çıkar. Evin hanımı, bunu evin küçük yaramaz kızının yaptığını hemen anlar fakat pek çok annenin yapacağı gibi ona kızmak onu cezalandırmak yerine kızını karşısına alır ve neden yaptığını sorar. Kızın cevabı karşısında oradaki hiçkimse gözyaşlarını tutamaz... Küçük kız, televizyonda Afrika`daki aç çocukları gördükçe hergün kendi ekmeğinden ayırıp televizyonun arkasındaki deliklerden onlara ekmek kırıntısı atıyormuş...
fıkranın devamı

Bir makas ve bir kutu ilaç. Tercih sözkonusu olduğunda hiç düşünmemiştim hangisini seçeceğimi ama işte o an bir kutu ilaca baktım baktıkça kendimi değil geride bıraktıklarımı düşündüm. Ne yaparlardı tek tek bütün tanıdıklarımı düşündüm.
Ölüm haberimi aldıklarında ne yapacaklardı. Görmek isterdim kimin ne kadar üzüldüğünü ama şuna emindim ki üzülmeyen bir tek insan olmazdı tanıdıklarımın içinde belki tanımadığım insanlar bile yada beni tanımayanlar üzülürdü duyunca hikayemi.
Bu suçsuz insanın nasıl olurda kendi canına kıyacağını. Sonra gidip uyuyan kızımın o güzel masum yüzüne baktım.
Beni ne kadar çok sevdiğini söylediği sevgi sözcüklerini duydum kulaklarımda. Bensiz düşünemiyordu hayatı belki herkes gidebilirdi ama ben yani annesi olacaktı hep yanında. Kimse yoktu ben bunları düşünür savaşırken hayatta kalmakla gitmek arasında. Biri gelsin birşey söylesin gitme desinde işim dahada kolaylaşır diye düşündüm. Sonra tekrar kendi evim diyebileceğim ama evim olmayan evin mutfağına attım kendimi. Kardeşim arkadaşı ile gülüyor şakalaşıyordu sanki nereden çıktı bu ablamlar dercesine baktığını hatırladım bu akşamki yemekte gözlerimin içine. Bakmıştı ama tamam gidiyorum hayatından sen rahatını bozma diyemiyordum. Sırtımı dönüp o bakışı unutmak istercesine kızımı alıp kaçmıştım hemen odaya. Bir taraftan bulaşıkları yıkarsam belki fazla yorulmaz ve bize katlanabilir diye düşündüm. Ve kızımı uyutmaya karar verdim kendimle başbaşa kalabilmek için.

Çok üşüyordu minik yavrum yere serili yatakta yatarken başına pencereden gelen rüzgarı elimle ölçtüm birşeyler daha giydirip yeni aldığım hikaye kitabını okudum. Okuduğumu duymuyordum o anda kafamda bin tane düşünce savaşıyor ve kaybediyordu saniye farkla. Sonunda uyumuştu gözlerini kapattığı an başladı yaşlar süzülmeye yanaklarımdan. Kalkıp oturdum çünkü bende hastaydım ve nefes alamıyordum. Nefes alabilmek çok güzeldi ama değerini bilemiyordum. Bir süre ağladım düşüncelerime meze olsun diye.Bir hafta öncesine kadar bir odası kurulu düzeni ve çok sevdiiği arkadaşlarının olduğu bir okula gidiyordu kızım. Bir gün içerisinde değişmişti hem onun hem bizim hayatımız ama biz bile anlayamazken yaşadıklarımızı ona anlatamıyorduk. Artık kirasını bile ödeyemediğimiz evimizden eşyalarımızı alıp götürerek taşıdılar bizi kardeşimin evine. Gelmeyi düşünüp gelmemek çok daha rahatlatıcıydı oysa. Gidelim diyordum gidelim buralardan ama bir evimin olması sadece bana ait olması her zaman daha çekiciydi gözümde. Gitmemek için direndik birsüre sonra onlar geldi. Küçüklüğümün kötü adamları icra polis avukat üçlüsü.Alıp götürdüler ele dokunur ne varsa evimizden. Sanki kararın doğru taşınmalısın der gibiydiler, ne yaptıysak durduramadık bu talanı.
Eve geldiğimde eşim her yeri toplamış süslemişti. Kızımın evi görmesini istemedim, eşyaların yoklukları değil onun vereceği tepki korkutuyordu beni. Neyseki Kızım yoktu evde gittiğimde. Oh şükür dedim içimden görmemiş bize dokunan şeyler kimbilir onda ne yaralar açardı belkide onunda çocukluğundan hatırladığı bu kötü adamlarmı olurdu.

Eşim evi toplamış almayı unuttukları bir müzik çalarda hafiften bir müzik çalıyordu. Çoktandır sermediğim örtüleride sermişti sehpanın üzerine koltuklarımız ve sehpamız vardı hala onu güzelleştirmek istercesine. Aslında görmedi diye sevinmiştim ama kızımın evin o manzarasını gördüğünü ama sandığım kadar büyük bir tepki vermediğini öğrendim. Eve getirdim televizyon seyrettiği bakıcısını evinden. Eve girer girmez o akşam televizyonda oynayacak olan dizileri saymaya başladı sadece hızlı hızlı sevdiği programları sayıyor ve ağlıyordu. Onu yatıştırmak bir gün daha sabretmesini söylemeye çalışmak faydasızdı ama hala bizim ağlamadığımızı ve yalanda olsa gülücükler saçtığımızı görünce sustu. Ertesi günü televizyonumuzun geleceğini söylemiştik ona geleceğine inanmasakta. Gidecek bir yerimiz vardı oda ne zamandır gelmemizi isteyen kardeşimin eviydi. Sanki sevgi doluydu gelin abla beraber yaşayalım dediğinde ağzından çıkan kelimeler. Ama aslında kabus yeni başlıyordu. Aslında hayata sen öyle bakarsan kabus olurdu biliyorum ama artık yaşadıklarımın çok ağır gelmesi beni delirtecek güce ulaşması güzel görmemi engelliyordu hayatı. Ertesi günü bekledik ve eşyalarımızı hemen geri alamayacağımızı söylemeleri ile o akşam bir haftalık kıyafetlerimizide alarak uzaklaştık o evden sanki gecenin karanlığı herşeyi kapatıyor soğuğu ise içimize işliyordu. Otobüs beklerken yeni bir hayata başladığımı düşünüyor kızımın anlamsızca bakan gözlerine bakmamaya çalışıyordum.Zaten ağlayarak çıkmıştı o evden artık bir daha o eve gelmeyeceğini okulunu arkadaşlarını göremeyeceğini biliyordu sanki.

Çok yakında aylardır hazırlandığı 23 Nisan gösterileri yapılacaktı okulunda ve bu gösteri onun için çok önemliydi. Gösteriye katılacağını söyledik buna bizde inanmadan ve çok uzun bir bekleyişten sonra bizi kardeşimin evine götürecek otobüse bindik. Hiç konuşmak istemiyordum durakalmıştım. Oysaki en çok ben istemiştim kardeşimin evine gitmeyi neden mutlu değildim. Eve gittiğimizde kardeşim yeğenim ve bir arkadaşı yemek yiyorlardı. O zaman bu evdemi yaşayacaktım artık dedim içimden kendi evim gibi olmayacaktı hiçbir zaman ama kendi evimiz gibi hissetmek gerekiyordu huzurlu olmamız için.

Aradan bir hafta geçmişti kabus gibi bir hafta yeğenim ve kızım sürekli tartışıyor ve kardeşim ve eşim bu konuda hep kızımın üzerine geliyorlardı. Onu korumak bana aitti. Onu korumak kendimi yaşadıklarımı üzüntülerimi unutup sadece onu korumak. Bu annelik iç güdüsümüydü bilmiyorum ama o çok sevdiğim yeğenimi bir düşman gibi görüyordum kızımı üzdüğü için. O hafta sonu tekrar apar topar çıktığımız evimize gittik hala almamız gerekli şeyler vardı üstelik bir hafta sonra kalan eşyalarımızı bir depoya taşımak zorundaydık ve toparlanacak çok şey vardı. Hızla evi toplayıp sarmaladık ve yine kabus dolu bir hafta geçirmek üzere döndük kardeşimin evine.Kızımı çok seviyordu ne de olsa teyzesiydi ama oda annelik iç güdüsünden hep oğlunu haklı görüyor zaten babasız büyümesinden dolayı acıdığı yeğenimi o da kendince koruyordu.

O hafta Salı günü tatildi ve kızımın yirmiüç nisan gösterilerine katılmak gibi bir hayali vardı hala. Onu gösteriye götürmeye üşendiğimizden değilde gösteride giyeceği kıyafetleri alamadığımızdan götüremiyorduk. Ona havaların yağmurlu olduğunu ve gösterinin iptal edildiğini söyledik hiç tepki göstermedi yine korktuğum gibi olmamıştı ama benim kızım niye tepksizdi kendisi için çok önemli, şeyleri kaybettiğinde bile neden bu kadar tepkisizdi.Oda alışmışmıydı bu yokluğa bu anlamsızlığa bilmiyorum. Pazartesi günü yine çaresizliklik artık son safhasına varmış ve beni hiç istememem birinden borç istemeye kadar zorlamıştı. Herkez herşey beni o kadar incitiyor o kadar üzüyorduki bunun da üzmesi incitmesi hatta çok sevdiğim birini kaybedebileceğim düşüncesi bile beni engelleyemedi.
Ona bir faks çektim sadece yalvardım öl dese ölecektim geldese de gidecek o kadar bıkmıştım o kadar çaresizdim.Faksı çekerken avucumun içine gömmüştüm tırnaklarımı ruh gibiydim ayakta zor duruyor bir yere yaslanmak istiyordum. Çabucak kaçtım faksı çektikten sonra masamın bulunduğu odadan. Çünkü telefon çalsın beni arasın istemiyordum çünkü onunla konuşacak kadar cesaretli değildim. Kimseye yalvarmamıştım üstelik yalvardığım bu kişi başkası olsaydı belki bu kadar etkilenmezdim. Ağzımda iki kelime çıkıyordu sadece onu kaybettim kelimeleriydi. Sigaramı içerken sürekli bunu tekrarlıyor ve ağlıyordum.O anda yaşadığım o büyük acıyı ve sebebini kimseye anlatsamda anlayamaz. Ömrümden ömür silinmişti sanki ölmeyi tercih ederdim o kadar. Sonra toparlandığımı sanarak yerime gittim kardeşim onu aramış ve gelen haber olumsuzmuş.Yani bana borç falan veremezmiş çünkü onunda durumu da iyi değilmiş. Boşuna kendimi küçük düşürmüş yalvarmıştım. Peki şimdi ne yapacaktım. Onu arayamazdım artık konuşamazdım çare değil ölmek istiyordum.Kimseyle konuşmadım iş dışında ve akşam olunca yine bir ruhtan farksız olan bedenimi eve taşıdım. Bu yabancılığı bu umursamazlığı hiç bu kadar hissetmemiştim kardeşim yaşadıklarımı anlattığımda sanki hiç önemsemeden beni dinliyordu bana yabancı gibi bakıyordu çünkü onun hayatı ve heyecanları olduğu gibi kalmış kaldığı yerden devam ediyordu.

Kendimi oraya ait hissetmek için elimden geleni yapmıştım ama başaramadım o gece yanlış bir geceydi. Eşim yoktu çalışıyordu. Bir an önce ölmek tek düşündüğüm buydu saaatler geçtikçe buna daha çok yaklaşıyordum kızımı uyuttum evde sezsizlik hakimdi, kardeşim benim uyuduğumu sanıp arkadaşı ile bilgisayarda chat yapıyordu. Sanki son bakışını unuttuğumu düşünüyor oh be kendi evim kendi odam ve hayatımda bunların ne işi var der gibi salonun kapısını sıkı sıkıya kapattı. Bizi duymak görmek bile istemiyor böyle bir günde tüm olup biteni ona anlatmışken beni nasıl olurda yanlız bırakır diye düşünüyordum, kendimde değildim ve kızımı uyuttuktan sonra mutfağa gittim. Hem ağlıyor hem sigara içiyor hemde saçlarımla uynuyordum. Sanki o saçlar bana ağırlık veriyordu sanki onları kessem başımdaki bu ağırlık kaybolup gidecekti. Şimdi ilaçları içmenin tam zamanı diye düşündüm sigaramı bitirdim ve tekrar kızıma bakmaya gittim dönüşte de yatak odasında makası alıp tekrar mutfağa geldim, makasla ilaç kutusu yanyanaydı. Ölmek kafamdaki tek şeydi herşeyin sonunu ölümümden sonrasını düşündüm. Kızımı eşimi dostlarımı kendimi. Haketmediğim bir hayatı yaşıyordum hakketmediğim acılar çekip inciniyordum. Artık beni hayata ne bağlayacaktı ki. Saçlarımı avuçladım ve kestim umurumda değildi nasıl kestiğim çünkü ölecektim zaten. Kestikten sonra tekrar elimi saçlarıma götürdüm ve rahatladığımı hissettim. Sanki herşeye rağmen yaşamam gerekliydi. Kizım için yaşamam gerekliydi. İçimdeki his bana bunu söyledi. Hala umut vardı ve umutların sebeplerin en büyüğü kızımdı. Saçlarımı toplayıp çöp tormasına attım saklamadım çünkü birileri ben ölmeden onları görsün beni kurtarsın istiyordum keserkende birleri gelsin ne yapıyorsun desin diye bekledim. Kimse gelmedi makası aldığım yere bıraktım ve kızımın yanına başımda korkunç bir ağrı ile uzandım artık ağlamak istemiyordum çok yorgundum. Uyumak ve bir dahada uyanmamak hayalmiydi bilmiyorum ama bu halde uykuya daldım. Sabah kalktığımda olanları unutmuştum. O gün yirmiüç nisandı işe gitmeyecektim kızımla beraberdim.

Hala yaşıyordum ama saçlarım yoktu. Artık kimseye güzel görünmesemde olurdu. Nasıl yaşadığımı bilmeden yaşamaya devam edecektim. Sadece nefes alacak kadar kızımı sevecek kadardı yaşama sevincim. Bu kadar.
fıkranın devamı

Yıl 1999 temmuzun 18'inde tanışmıştık.ben teyzemlerin yazın kiraladığı yazlığa gitmiştim hem kuzenimi yalnız bırakmamak için hem de birazda olsa dinlenmek için.otobüsten indiğimde nereden bilebilirdim ki yıllar boyunca onu bekleyeceğimi...teyzemlerin yanına gittiğimde hadi hemen giyin ve denize gidelim diye söyleniyorlardı.bende aynen uyguladım bikinimi giydim ve denize indik.ilk günüm olduğu için kimseyle konuşmak yakınlaşmak istemedim.taa ki onu görene kadar.o kadar insanın içinde dikkatimi çekmeyi başarmıştı.uzun süre bakıştık fakat o gün hiç konuşmadık.zaten gözlerimiz anlatmak istediklerimizi anlatmıştı bile.akşam olduğunda yemeğimizi yedikten sonra kuzenim bana kara burunun güzel ve bir o kadarda özel yerlerini gezdirdi.sonra discoya gittik. tabi içimizde kurt kaynıyor discoya girdiğimizde çok kalabalık bir ortamla karşılaştık.adım atacak kımıldayacak yer yoktu tabiri caizse iğne atacak yer yoktu.daha sonra kuytu bir köşede oturacak bir yer bulduk kendimize.ben etrafımı seyrediyordum gözüm dj kabinine takıldı. o loş ışıların arasında beyaz bir t-shirt giymiş sanki ben buradayım araman gerek yok dercesine bana bakıyordu.öğlen denizde gördüğüm yakışıklıyı bir daha göremeyeceğim diye üzülürken onun ayağına kadar gitmişim haberim yok...burada aynı yerde olduğumuza inanamadım bir ara acaba o mu diye tereddüte düştüm.hem dans ediyor hem de gözlerinden gözlerimi alamıyordum.onun bana baktığına inanamıyordum ama evet o ban bakıyordu. bir ara çok yorulduğumu hissettim ve lavaboya doğru ilerledim.ben o kadar insan içinden ilerleyene kadar o çoktan orada kapının önünde bekliyordu bile.ona doğru yaklaşırken kalp atışlarım daha da hızlandı ve nihayet onun yanındaydım.ya tanışacaktım yada müsaade isteyip lavaboya girecektim.ama onun o güzel gözleriyle bana bakmasına dayanamadım.nihayet tanıştık adının volkan olduğunu ve sezonluk burada çalıştığını öğrendim.çok mutlu olmuştum çünkü buradan ayrılana kadar onu görecektim.ertesi gün öğlen sahilde buluşmak üzere yanından ayrıldım.saatin nasıl geçtiğini anlayamadım bile, eve gidip hemen yattık ama uyu uyuyabilirsen bakalım onu düşünmekten gözüme uyku girmiyordu.yarın onunla konuşacağım konuları tekrar gözden geçirirken uyuyakalmışım ... sabah kalktığımda saat 10:00 olmuştu.hemen kalkıp kahvaltı yapıp aşağıya indim.buluşacağımız vaktin gelmesini bekliyordum sanki bir ömür beklemek gibi geliyordu.ama sadece yarım saat geçmişti. ben güneşlenirken biri güneşimin önüne geçti ve merhaba dedi.onun sesini duyar duymaz ayağa kalktım.bende merhaba dedim. daha sonra yanıma oturdu ve konuşmaya başladık ailesinin Kocaeli'de olduğunu ve buraya çalışmaya geldiğini söyledi bende okula gittiğimi ve yaz tatili için teyzemlerin yanına geldiğimi söyledim o bir ara iyi ki gelmişsin dedi. ben efendim diyene kadar gülüşmeye başladık.aradan iki gün geçtikten sonra nihayet beklediğim soruyu sordu.erkek arkadaşın var mı? benimle çıkar mısın ? inanamıyordum o güzel gözlüm benimle birlikte olmak istiyordu. ben de teklifini kabul ettim. her dakikamız her saniyemiz birlikte geçiyordu. geceleri teyzemden biraz daha izin alarak sahile iniyorduk.sanki bu zamana kadar konuşacak kimsemiz yokmuş gibi bütün başımızdan geçen acı,tatlı,komik olayları birbirimize heyecanla anlatıyorduk. bu günlerin hiç bitmemesini istiyordum.günler haftalar hep onunla dertleşerek geçiyordu. onu bir an olsun aklımdan çıkaramıyordum.13 Ağustos'da onu evinden aradılar annesinin kalp krizi geçirdiğini ve hemen Kocaeli'ne gelmesini söylediler dünyam yıkılmıştı aşkımdan güzel gözlümden ayrılacaktım ama 2 günde geleceği duygusu beni birazda olsa üzüntümden arındırıyordu.otobüse yer bulamamıştık bende gitmeyi çok istiyordum ama bulunduğum şartlar buna el vermiyordu.ailesini görmesem de her gün kız kardeşiyle telefonda görüşüyorduk.aşkım 15 Ağustosa yer buldu ve gitti.onu uğurlarken sanki bir daha gelemeyecek gibi bir duygu vardı içimde ama etrafımdaki herkes benim sadece ondan ayrıldığım için böyle düşündüğümü söylüyorlardı.kimse bilemezdi ki ondan tamamen ayrılacağımı... vardığında beni aradı ben bir gün daha gecikeceğim deyince içime garip ama kötü düşünceler yerleşti sanki hissedebiliyordum benden tamamen uzaklaştığını ve bir daha gelemeyeceğini... ve 17 Ağustos Marmara depremi... gece korku dolu rüyalar görerek uyandım.terlemiştim onu aramak istedim ama rahatsız etmekte istemedim hastanedeydi annesi ameliyat olacaktı... keşke arasaydım.kalkıp bir sigara yaktım televizyonu açtım o saatte televizyonda bir şey olmadığını bildiğim halde sanki biri beni televizyona doğru itiyordu ve o korkunç haberi duydum..deprem olmuştu ve birçok ev yerle bir olmuştu.binlerce insan ölmüştü.ama o ölenlerin içinde benim güzel gözlüm olmasın diye dualar ediyordum... telefon hatları kilitlenmişti ulaşamıyordum. kahrolmuştum keşke telefon açıp sesini duysaydım.kendimi hırpalamaktan başka bir şey yapamıyordum ağlamakla sabahı sabah ettim tabi yine ulaşamadım.merakla ondan bir haber bekledim saatlerce ama haber yoktu. herkes beni teselli ediyordu... ama ben sadece onu istiyordum.bekledim... sadece onu bekledim... ondan bir telefon bekledim... ama yoktu ondan bir ses seda çıkmıyordu. tam 2 gün sonra 19 Ağustos günü öğlen 14:30 sıralarında telefonum çaldı. hemen açtım telefondaki ses hiçte yabancı değildi ama o değildi. kız kardeşi telefonda ağlıyordu... depremde volkanı kaybettiklerini ve metin olmamı söyledi.beynimden vurulmuşa dönmüştüm o yoktu artık yanımda güzel gözlüm yanımda değildi.günlerce ondan bir haber beklerken ölüm haberini almıştım hayallerim umutlarım bir anda yol olmuştu.sanki dünyamı onun üstüne kurmuştum o gidince umutsuz sevgisiz hayalsiz bir bedenle ruh gibi dolaşıyordum.

kendimi toparlamam çok geç oldu doktorlar, yatıştırıcılar ama onu unutamadım... ondan sonra kimse hayatıma girmedi...ben onu büyük bir sevinçle beklerken tam tersi olmuştu ve o beni beklemeye başlamıştı.onun yanına gitmeyi çok istemiştim. çok denedim ama nafile başaramadım onu çok özlememe rağmen annemi bırakmak istemedim... şimdi 27 eylül 2003 cuma her gün her saat her yıl aklımda!!! onu unutamadım ve asla unutamam zaten...
şimdi mi ne yapıyorum bir şirkette muhasebeci olarak çalışıyorum...aradan 4 yıl ,1 ay, 10 gün geçmesine rağmen onu unutmanın tersine daha çok bağlanıyorum.içimden bir his sanki en yakın zamanda onun yanına gideceğimi söylüyor... kimse içimdeki sese inanmıyor ama o da beni bekliyor....

ONAY TARİHİ : 07.09.2004

fıkranın devamı

Hirsizin biri herhangi bir evin catisina cikmis ve bir anten kablosunu kesmis.Evin reisi de tam tvye dalmisken yayin kesilince televizyonunu kurcalamis ama "bozuldu heralde" diyerek yatmis.Ertesi gün adam ise gittikten sonra hirsizlardan biri kapiyi calip adamin
karisina
-"Yenge, abi gönderdi beni sizin televizyon bozukmus heralde.Alin da bir bakin dedi" demis.Saf kadin da televizyonu vermis.Aksam adam eve gelip de televizyonu görememis ve karisindan olayi öğrenince dumura uğramis tabi.
Hemen o hafta sonu balkonda keyif yaparlarken bizim hirsiz asağidan islik cala cala onlara bakarak gecerken, kadin hirsizi tanimis ve
-"Bak bey! televizyonu calan adam iste buydu!!"demis.Adam bunu duyunca pijamalarla
adami kovalamaya baslamis.5 dakika sonra diğer hirsiz adamin evine gelip, karisina
-"Yenge,ben polisima abi hirsizi yakaladi simdi karakoldalar pantolonuyla, cüzdanini istiyor" demis ve kadin da vermis tabiki normal olarak.Adam hirsizi uzun bir süre kovaladiktan sonra kan ter icinde eve dönmüs..
VEE...
fıkranın devamı

Genc ve guzel sarisin, alisveris merkezinin beyaz esya reyonuna girer ve saticiya sorar:

- "Su kucuk televizyonu almayi dusunuyorum, fiyati nedir ?"
- "Kusura bakmayin hanimefendi sarisinlara satis yapmiyoruz.!"

Genc kadin sinirlenir, evine gider, sacinin rengini degistirir ve ertesi gun magazaya geri gelir, ayni saticiya yaklasir ve:
fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama