Telgraf Fıkraları

loading...



İki Yahudi arkadaş, piyasayı arastırmışlar ve o sene haki renkteki kumaşın moda olacağını öğrenmişlerdi. Bütün varlıklarını paraya çevirdiler. Piyasadaki bütün haki kumaşları satın aldılar. Depoları bu renkteki kumaşlarla doldu ancak kimsenin bu kumaşlara talip olmadığı görüldü.

İki kafadar artık iflasın eşiğine gelmişlerdi. Moiz ve David dertli dertli oturuyorlardı. Artik bıçağın kemiğe dayandığıbir gün kapı çalındı ve içeriye bir albay girdi:

- "Sizde haki renkte kumaş var mı?" diye sorunca, kulaklarına inanamadılar. Hemen atıldılar:
- "Evet albayım var, gösterelim" dediler. Albay, dikkatle kumaşları inceledi.
- "Çok beğendim" dedi. "Bu sene askerlere 200.000, subaylara 50.000 adet haki renkte elbise yaptıracağız. Ancak tabii ki benim tek başıma beğenmem yetmez. Generalimin de oluru lazım. Bana bir parça numune verin. Yarın öğlen 12'ye kadar telgraf çekersem iptal ederim. Eger telgraf gelmezse kumaşları kesip imalata baslayabilirsiniz."

O gece bitmek bilmedi. Kimi zaman ümitlendiler, kimi zaman "ya iptal olursa" diye göğüs geçirdiler. Ertesi gün saat 11, 11.30, 11.45, gözleri yolda, korku ile gelmesin diye dua ederek postacıyı beklediler. 12'ye 5 kala postacı sokağın köşesinden gözüktü.

- "Belki bize gelmiyordur" diye ümitlendiler. Ancak postacı gelip kapılarını çaldı. Moiz, büyük bir kederle koltuğa çöktü. David da çaresiz kapıyı açtı. Postacının elinde bir telgraf vardı. David titreyen elleri ile telgrafı açtı, okudu ve sevinçle seslendi:

- "Müjde Moiz, baban ölmüş."

fıkranın devamı

Büyük bir şirketin satınalma müdürü 3 aylığına iş seyahatine gitmiş..Her hafta karısın...
fıkranın devamı

Avukat, müvekkillerinden birine telgraf çekti: "Kayınvaldeniz dün gece öldü. Gömülmesini...
fıkranın devamı

Kayserili İki kardeş o yaz "Haki" renginin moda dünyasını kasıp kavuracağı haberini alırla...
fıkranın devamı

Avukat, müvekkillerinden birine telgraf çekti:-"Kayınvaldeniz dün gece öldü. Gömülmesini mi,...
fıkranın devamı

Almanya'dan geldigi ilk aksam ailesiyle ve yeni evlendigi karisiyla hasret giderir, yemek yerler ve ...
fıkranın devamı

Seçim gezileri için Erzincan'ın Kemah ilçesine giden Akbulut heyeti akşam olunca kalacakları ve ertesi gün propaganda çalışmaları yapacakları komşu ilçeye gitmeye karar verirler.
Fakat komşu ilçedede otel yoktur.
Belediye Başkanı: "akşama kadar yorulduklarını ve komşu ilçedede Otel olmadığını belirtip, Kemah'ta kalmalarını ve ertesi gün gitmelerini" önerir.
Akbulut ve heyetine bu fikir iyi gelir ve akşam heyetteki herkes evlere dağıtılır ve Akbulut'ta Belediye Başkanının evinde misafir edilir.
Ama gece vakti Akbulut'un çişi gelir. Tuvalet evin dışında ve heryer karanlıktır. Tahminen bulurum diye gece vakti ilerlerken, ayağı kapının yanındaki bir çiçek saksısına takılır, içinden çiçek kalıplaşmış toprağı ile fırlar çıkınca Akbulut'un aklına hemen iyi bir fikir gelir ve çiçek saksısının içine büyükçişini yapıp üstüne çiçeği toprağı ile geri oturtur.
Ertesi günü geç kaldıkları için apar topar komşu ilçeye geçerler.
Aradan 10 gün geçtikten sonra Ankara'ya dönen Akbulut: "Kemah Belediye Başkanına bir telgraf çekin misafirperverliği için teşekkür edin" der. Gereken yapılır. Telgıraf çekilir ama; çekilen telgırafa, aradan henüz bir gün geçmeden Belediye Başkanından cevap gelmiştir.
"Sayın Akbulut; Siz gideli taşındığımız 5. ev oldu, koku halen gitmedi. teşekkürü meşekkürü bırakın. nereye s*çtınız onu söyleyin yeter" der.
fıkranın devamı

Avukat, müvekkiline telgraf çekti:
-"Başınız sağolsun. Karınızın gömülmesini mi, mumyalanmasını mı, yoksa yakılmasını mı sağlayalım?"
Ertesi gün yanıt geldi:
-"Emin olmak isterim. Her üçü de yapılsın."

fıkranın devamı

Kalp hastası bir delikanlıya köpek kalbi nakledilmişti. Delikanlı bir süre ameliyatı yapan cerraha gitti :
- Doktor bey, bir süredir kötü bir huy edindim. Ne zaman bir telgraf direğinin yanından geçsem, bir ayağım havaya kalkıyor!
fıkranın devamı

Iki Yahudi arkadas, piyasayi arastirmislar ve o sene
haki renkteki kumasin moda olacagini ögrenmislerdi.
Bütün varliklarini paraya çevirdiler.Piyasadaki
bütün haki kumaslari satin aldilar.
Depolari bu renkteki kumaslarla doldu ancak kimsenin
bu kumaslara talip olmadigi görüldü. Iki kafadar
artik iflasin esigine gelmislerdi. Moiz ve Aron
dertli dertli oturuyorlardi. Artik biçagin kemige
dayandigi bir gün kapi çalindi ve içeriye bir albay
girdi:
"Siz de dedi haki renkte kumas var mi?" Kulaklarina
inanamadilar. Hemen atildilar: "Evet albayim var,
gösterelim" dediler.
Albay, dikkatle kumaslari inceledi. "Çok begendim",
dedi. "Bu sene askerlere 200.000, subaylara 50.000
adet haki renkte elbise yaptiracagiz.
Ancak tabii ki benim tek basima begenmem yetmez.
Generalimin de oluru lazim. Bana bir parça numune
verin. Yarin öglen 12'ye kadar telgraf çekersem iptal
ederim. Eger telgraf gelmezse kumaslari kesip imalata
baslayabilirsiniz."
O gece bitmek bilmedi. Kimi zaman ümitlendiler, kimi
zaman "ya iptal olursa" diye düsündüler. Ertesi gün
saat 11, 11.30, 11.45, gözleri yolda, korku ile
postaciyi beklediler. Gelmesin diye dua ederek.
12'ye 5 kala postaci sokagin kösesinden gözüktü.
"Belki bize gelmiyordur" diye ümitlendiler.
Ancak postaci gelip kapilarini çaldi. Moiz,büyük bir
kederle koltuga çöktü. Aron da çaresiz kapiyi açti.
Postacinin elinde bir telgraf vardi. Aron titreyen
elleri ile telgrafi açti, okudu ve sevinçle seslendi:
"Müjde Moiz, baban ölmüs!.."
(Yahudi'lerin kafaları ticarete iyi çalışır mantığı ile yazılmış bir fıkradır.)
fıkranın devamı

Temelin oğlu askere Bolu'ya gider.Ertesi gün ber telgraf gelir;
-Baba burası Bolu.Bura karı kız dolu.Param bitti, para gönder.
Temel yüklü bir miktar para gönderir.Bir hafta sonra yine bir telgraf gelir;
-Baba burası Bolu.Bura karı kız dolu.Param bitti, para gönder.
Temel yine yüklü bir miktar para gönderir.Bir hafta sonra yine telgraf gelir;
-Baba burası Bolu.Bura karı kız dolu.Param bitti, para gönder.
Temel sinirli bir şekilde oğluna yazar;
-Burası Çorum.Ananın *mına korum.Param bitti, para gönder
fıkranın devamı

Temel İstanbul'da okurken sınıfta kalmış. Rize'ye kardeşine bir telgraf çekmiş. "Ben sınıfta kaldum, sen babami hazurla! "Kardeşinden telgraf gelmiş. "Ben babamu hazirladum, sen kenduni hazirla!"
fıkranın devamı

Temel trabzonda iken irandakı dursun dan bır telgraf alır ve acele irana gelmesıni ister telgrafı alan temel hemen yola koyulur irana giderken de vana uğrar temelin trabzonlu olduğunu öğrenen vanlılar ona imamlık teklıf ederler fakat temel ben anlamam dediysede işin içine kırk dana girince teklıfı kabul eder ve başlar namaz kıldırmaya gideyidum irana uğradum vana verdiler bağa kırk dana alahu ekber bır iki derken müezzın bunun hoca olmadığını anlar ve gidip müftüye şikayet eder müftü bır cuma günü cuma namazı kılmak için temelın hoca olduğu camıye gelir ve arkasında saf tutar temel başlar nıyet etmeye gideyidum irana uğradum vana verdiler bana kırk dana müfti bey hiç sesunı çıkarma yarısı sana yarısı bana..........
fıkranın devamı

temel oğlunu evlendirmiş,ilk gece 2.gece 3.gece derken oğlu hiç dışarı çıkmayınca, acaba bir şeymi oldu diye korkarak kapının önüne gelmiş, birkaç defa seslenmiş,cevap alamayınca içeri dalmış; bakmış gelin yatakta oğlu tavanda çıplak bir vaziyette elektrik kablosuna tutunmuş karısının üstüne atlamaya çalışıyor.temel merak eder sorar;
- niçin ses vermiyorsun napıyorsun orada der
oğlu
- babacığım bu yeni stil burdan atlayıp böyle s*k*şiyoruz böyle daha romantik oluyor demiş .
- iyi hadi size kolay gelsin sizin balayına çıkmaya niyetiniz yok biz annenle sizin yerinize balayına çıkıyoruz sizde biraz rahat edin der ve ayrılırlar.
temel gittiği yerden uzun süre dönmeyip haberde vermeyince bu defa oğlu merak eder ve babasına telgraf çeker.
- baba nasılsın stop ne zaman dönüyorsun stop.
Babadan cevap
- stilini s*k*yim stop anan öldü stop .
fıkranın devamı

1960'lı yıllarda Almanya yabancı işçi almaya başlamıştır. Temel de Almaya'ya ilk giden Türk işçilerinden biridir.Aradan üç yıl geçince yıllık izin alarak köyüne gelir ama yanında bir de sarışın hatun vardır.
Babası:
-"Hayrola uşağum bu kari neyin nesudur?"
Temel:
-"Babacuğum bu Helga'dır, evlenduk oninla!" der.
Temelin anası ile babası durumu kabullenirler ve başka oda olmadığı için Temelle Helgaya tavan arasında yatacakları bir yer ayarlarlar.
Temelle Helga gündüzleri gezer eğlenir, finduk toplarlar, gece olunca da tavan arasına çıkarlarmış.Her gece yattıktan sonra tavan arasından gürültüler ve kavga edilir gibi sesler duyan ana- baba,
-"Evlilikte boyle kavgalar olur ama zamanla geçer herhalde" derler ve üzerinde durmazlar.
Tatil günleri biter, Temelle Helga Almanya'ya uğurlanacaktır. Babası, Temeli bir kenara çeker ve ona der ki:
-Uşağum, her gece kavga gürültülerinizi duyduk ama evlilikte olur böyle şeyler, Helgayı biz de çok sevduk, el kizına acı ve ona iyi davran.
Temel:
-Baba, biz Helga ile hiç kavga etmeduk!
Babası şaşırır ve ee o gürültüler neydi o zaman?
Temel:
-"Baba biz Helga ile her gece yeni keşfettiğimiz bir stili deniyorduk." Der.
Babası.
-Nasıl bir stildur o? Diye sorar.
Temel:
-Ben çırılçıplak, sırtüstü yatağa uzanıyorum, malı da kaldırıyorum, Helga tavandaki bir kalasın üsütüne çıkıyor, sonra uzerima atlıyor, sonra da git gel, al-ver! Dunyada bundan daha zevklu bişey olamaz babacuğum. Der.
Babası:
-Merakımız boşuna imuş, cüle cüle cidin Alamanya'ya der ve o gün ikisini uğurlarlar.
Onbeş gün sonra Temel, babasından bir telgraf alır. Tabii, o zamanlar hızlı telefon, cep telefonu, fax e-mail v.b. yoktu.Telgraf şöyledir:
-"Temel, **k kırildi...stop, anan öldi ....stop, stilini s****im......stop."



fıkranın devamı

Avukat, müvekkillerinden birine telgraf çekti:
-"Kayınvaldeniz dün gece öldü.Gömülmesini mi, mumyalanmasını mı, yoksa yakılmasını mı sağlayalım?"
Ertesi gün cevap geldi:

-"Emin olmak isterim. Her üçü de yapılsın."
fıkranın devamı

Almanyadan geldigi ilk aksam ailesiyle ve yeni evlendigi karisiyla hasret giderir,
yemek yerler ve yatmak icin odalarina cekilirler.Bir ara babasi yeni evlilerin odasinin onunden gecerken sesler duyar ve
istemeden aralik durumda olan kapidan iceri bakar.O ne! ogluyla gelini bir yatagin uzerinde bir yerde,bir duvara dayali vaziyette boyuna sikisiyorlar.Babasi hayretler icerisinde uyumak icin odasina gider.
Sabah olur.Baba kahvaltida ogluna
-"Yahu oglum dun gece istemeden sahit oldum napiyordunuz,nasil yapiyordunuz oyle" der.
Oglu piskin bir tavirla
-"Eee baba bu bizim stilimiz" der.
Bir sure sonra ogul tekrar almanyaya gider.
bir hafta sonrada babasindan telgraf gelir.

-"Ben baban STOP.Anan mefta STOP.Stilini sikim STOP.."..
fıkranın devamı

İki kardeş o yaz "Haki" renginin moda dünyasını kasıp kavuracağı haberini alırlar. Bunun üzerine piyasada ne kadar haki renk kumaş varsa hepsini satın alırlar..Sezon geldiğinde, satış yapmayı beklerlerken bir parça bile kumaş satamazlar.. batmak üzereler... bunun üzerine bölgedeki askeriye için bir komutan üniforma diktirmek ister bunun içinde haki renk kumaş gerekir... anlaşırlar.. Komutan derki
-"Yarın size saat 12:30a kadar telgraf çekmezsem siparişimi vereceğim."
Saat 12:29da kardeşlere bir telgraf gelir.. bunun üzerine diğer kardeş zarfı telaşla açar ve sevinçle haykırır;

-"Müjde kardeşim baban ölmüş!!"
fıkranın devamı

İki Yahudi arkadaş, piyasayı araştırmışlar ve o sene haki renkteki kumaşın moda olacağını öğrenmişlerdi. Bütün varlıklarını paraya çevirdiler.Piyasadaki bütün haki kumaşları satın aldılar. Depoları bu renkteki kumaşlarla doldu ancak kimsenin bu kumaşlara talip olmadığı görüldü. İki kafadar artık iflasın eşiğine gelmişlerdi. Moiz ve Aron dertli dertli oturuyorlardı. Artık bıçağın kemiğe dayandığı bir gün kapı çalındı ve içeriye bir albay girdi: "Siz de dedi haki renkte kumaş var mı?" Kulaklarına inanamadılar. Hemen atıldılar: "Evet albayım var, gösterelim" dediler. Albay, dikkatle kumaşları inceledi. "Çok beğendim", dedi. "Bu sene askerlere 200.000, subaylara 50.000 adet haki renkte elbise yaptıracağız. Ancak tabii ki benim tek başıma beğenmem yetmez. Generalimin de oluru lazım. Bana bir parça numune verin. Yarın öğlen 12ye kadar telgraf çekersem iptal ederim. Eğer telgraf gelmezse kumaşları kesip imalata başlayabilirsiniz." O gece bitmek bilmedi. Kimi zaman ümitlendiler, kimi zaman "ya iptal olursa" diye düşündüler. Ertesi gün saat 11, 11.30, 11.45, gözleri yolda, korku ile postacıyı beklediler. Gelmesin diye dua ederek. 12ye 5 kala postacı sokağın köşesinden gözüktü. "Belki bize gelmiyordur" diye ümitlendiler. Ancak postacı gelip kapılarını çaldı. Moiz, büyük bir kederle koltuğa çöktü. Aron da çaresiz kapıyı açtı. Postacının elinde bir telgraf vardı. Aron titreyen elleri ile telgrafi açtı, okudu ve sevinçle seslendi: "Müjde Moiz, baban ölmüş!.."

fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama