Temsilci Fıkraları

loading...

Kadının Günlügü Bugün 3 yıl bitti... Onun karşısına gelinlikle çıktıgım günkü kadar mutluyum... Tanrım onu ne kadar seviyorum... Mükemmel bi erkek.. Cazibeli, yakışıklı anlayışlı, sevecen her şey var... Bugün cumartesi... Bıraktım arkadaşlarıyla eglensin... En sevdigi yemek olan pastırmalı kuru fasülye ile pilav yaptım... Yemek pişti demleniyor... Banyo yaptım. En sevdigi kıyafetimi giydim... Yemekten sonra, şöminenin karşısına bir şişe kırmızı şarapla uzanacagız... Eve geldi sonunda Beni öpüşü biraz soguktu... Aklı başka yerde sanki.. Aman tanrım yoksa?... Arkadaşlarıyla ne yaptıgını sordum, agzında bişeyler geveledi.. Yemekte keyfi biraz yerine gelir gibi oldu.. Ama hala dalgın.. Hala uzak.. Hala kabuguna çekilmiş.. Herhalde ÖTEKİNİ düşünüyor... Benden genç mi acaba?... İş yerindeki sarışın pazarlama temsilcisi olmasın sakın?.. Şöminenin karşısında şarabımızı yudumlarken dayanamadım, neyin var diye sordum.. Gülümsedi... Zoraki bir gülümseme.. Yok bir şeyim diye geçiştirdi... Belki de kilo alıyorum... Çok mu vırvır yapıyorum... Elini tuttum... Elimi okşadı, ama elle hissiz, parmak uçları soguk.. Stepe mi başlasam.. Çocuk mu istesem.. Yalan, yalan, yalan!... Bitti.. Bitti..Bitti.. Tanrım um... Kendimi son kez onun kollarına attım.. Aglaya aglaya uykuya dalmışım.. Erkegin Günlügü Ortada bir günlük bulunamadı... Sadece, uykuya dalmadan önce, belli belirsiz bir serzenişi yansıtan mırıltı duyuldu: Öff be takım yine yenildi... Ama kuru fasülye güzeldi..
fıkranın devamı


Edirne'ye yeni atanan Osmanlı valisi, kesesini doldurmak ister. Bunun için bir kurnazlık düşünür. Kendisini kutlamaya gelen topluluklar temsilcilerini makamında kabul ettikçe, odanın ortasına bağlattığı keçiyi göstererek sorar:
- Bu nedir?
- Keçi, efendimiz.
- Bilemediniz. Beşyüz altın ceza vereceksiniz.
Ermeni topluluğu temsilcileri, Rum topluluğu temsilcileri !!bilemedikleri!! gerekçesiyle beşer yüz altın cezaya çarptırıldıktan sonra Musevi temsilcisi girer.
- Bu nedir haham efendi?
Haham neşeyle gülümseyerek cevap verir:
- Paşa hazretleri, bu ne keçidir, ne tekedir, ne koyundur. Bu, Allah'ın bir belasıdır. Emir buyurun, ne kadar uygun görürseniz verip çıkalım.




fıkranın devamı


Edirne'ye yeni atanan Osmanlı valisi, kesesini doldurmak ister. Bunun için bir kurnazlık düşünür. Kendisini kutlamaya gelen topluluklar temsilcilerini makamında kabul ettikçe, odanın ortasına bağlattığı keçiyi göstererek sorar:
- Bu nedir?
- Keçi, efendimiz.
- Bilemediniz. Beşyüz altın ceza vereceksiniz.
Ermeni topluluğu temsilcileri, Rum topluluğu temsilcileri !!bilemedikleri!! gerekçesiyle beşer yüz altın cezaya çarptırıldıktan sonra Musevi temsilcisi girer.
- Bu nedir haham efendi?
Haham neşeyle gülümseyerek cevap verir:
- Paşa hazretleri, bu ne keçidir, ne tekedir, ne koyundur. Bu, Allah'ın bir belasıdır. Emir buyurun, ne kadar uygun görürseniz verip çıkalım.



fıkranın devamı


Edirne'ye yeni atanan Osmanlı valisi, kesesini doldurmak ister. Bunun için bir kurnazlık düşünür. Kendisini kutlamaya gelen topluluklar temsilcilerini makamında kabul ettikçe, odanın ortasına bağlattığı keçiyi göstererek sorar:
- Bu nedir?
- Keçi, efendimiz.
- Bilemediniz. Beşyüz altın ceza vereceksiniz.
Ermeni topluluğu temsilcileri, Rum topluluğu temsilcileri !!bilemedikleri!! gerekçesiyle beşer yüz altın cezaya çarptırıldıktan sonra Musevi temsilcisi girer.
- Bu nedir haham efendi?
Haham neşeyle gülümseyerek cevap verir:
- Paşa hazretleri, bu ne keçidir, ne tekedir, ne koyundur. Bu, Allah'ın bir belasıdır. Emir buyurun, ne kadar uygun görürseniz verip çıkalım.

fıkranın devamı


Şantiyede ameleler akşama kadar kan ter içinde çalıştıkları halde mühendisin masa başında oturarak kendilerinden iki - üç kat daha fazla maaş almasından rahatsız olmaktadırlar.Bir gün bunun nedenini öğrenmek için aralarından bir temsilci seçip mühendisin yanına gönderirler.
Adam mühendise sorar;
- Biz akşama kadar kan ter içinde çalışırız, emek harcarız fakat sen sadece masa başında oturarak bizden daha fazla ücret alıyorsun.Bunun sebebi nedir?...
Mühendis gülümser ve;
- Git dışardan büyükçe bir taş kap gel, der.
Amele dışardan taşı alır gelir.Mühendis elini masanın üzerine koyar ve;
- Şimdi olanca gücünle vur, der.
Amele şaşırır;
- Nasıl olur böyle bir şey yapamam, dese de mühendisin ısrarı üzerine olanca gücüyle taşı masaya indirmiş.Mühendis hızla elini masadan çeker ve amele taşı masaya vurur.Mühendis gayet ciddi bir şekilde;
- İşte bu yüzden, der.
Amele hiçbir şey anlamaz, şaşkın bir şekilde dışarı çıkar.Merakla bekleşen arkadaşları hemen etrafına toplaşırlar.İçerde ne olduğunu sorarlar.Amele eliyle gözünü kapatır ve bir arkadaşına;
- Olanca gücünle elime vur, der.
Arkadaşı vurmak istemez.
- Sen vursana, diye ısrar eder.
Bunun üzerine arkadaşı olanca gücüyle okkalı bir yumruk indirir.Amele hızla elini çeker ve yumruk bir şimşek gibi gözünde patlar.Amele arkadaşlarına döner ve;
-İşte bu yüzden, der

fıkranın devamı

Fransa,İngiltere ve Türkiye ortak bir köprü yapacaklarmış.Türkiyeden temsilci olarak Temel se...
fıkranın devamı

Parti başkanı Temel, seçimde Cemal'i aday listesine koyunca, partililer itiraz etmiş,-O üçkağ...
fıkranın devamı

Yeryuzundeki herkes ölür ve Tanri'nin huzuruna cikarlar. Tanri der ki:-"Erkekler 2 sira olsun, bir...
fıkranın devamı

Kadının Günlügü
Bugün 3 yıl bitti...
Onun karşısına gelinlikle çıktıgım günkü kadar mutluyum...
Tanrım onu ne kadar seviyorum...
Mükemmel bi erkek.. Cazibeli, yakışıklı anlayışlı, sevecen her şey var...
Bugün cumartesi... Bıraktım arkadaşlarıyla eglensin...
En sevdigi yemek olan pastırmalı kuru fasülye ile pilav yaptım... Yemek pişti demleniyor...
Banyo yaptım. En sevdigi kıyafetimi giydim...
Yemekten sonra, şöminenin karşısına bir şişe kırmızı şarapla uzanacagız...
Eve geldi sonunda
Beni öpüşü biraz soguktu... Aklı başka yerde sanki..
Aman tanrım yoksa?...
Arkadaşlarıyla ne yaptıgını sordum, agzında bişeyler geveledi..
Yemekte keyfi biraz yerine gelir gibi oldu.. Ama hala dalgın.. Hala uzak.. Hala kabuguna çekilmiş..
Herhalde ÖTEKİNİ düşünüyor...
Benden genç mi acaba?...
İş yerindeki sarışın pazarlama temsilcisi olmasın sakın?..
Şöminenin karşısında şarabımızı yudumlarken dayanamadım, neyin var diye sordum..
Gülümsedi... Zoraki bir gülümseme..
Yok bir şeyim diye geçiştirdi...
Belki de kilo alıyorum...
Çok mu vırvır yapıyorum...
Elini tuttum...
Elimi okşadı, ama elle hissiz, parmak uçları soguk..
Stepe mi başlasam..
Çocuk mu istesem..
Yalan, yalan, yalan!...
Bitti.. Bitti..Bitti.. Tanrım um...
Kendimi son kez onun kollarına attım..
Aglaya aglaya uykuya dalmışım..

Erkegin Günlügü
Ortada bir günlük bulunamadı...
Sadece, uykuya dalmadan önce, belli belirsiz bir serzenişi yansıtan mırıltı duyuldu:
Öff be takım yine yenildi... Ama kuru fasülye güzeldi..

fıkranın devamı

Coca Cola'nın pazarlama temsilcilerinden biri Ortadoğu'daki
görevinden büyük bir hayalkırıklığıyla dönmüş.. Bir arkadaşı ona
sormuş:
"Sence Araplar üzerinde niye başarılı olamadınız?"
"Beni Ortadoğu'ya ilk gönderdiklerinde kendime çok güveniyordum,
bir tek sorun vardı o da arapça bilmememdi.. O yüzden onlara vermek
istediğim mesajı yanyana 3 poster halinde düzenledim..
1. posterde kızgın bir çölde kumların üstünde sürünen, susuzluktan
kavrulmuş bir adam...
2. posterde adam yerde bulduğu Coca Cola alıp içiyor..
3. posterde ise adam diriliyor ayağa kalkıyor ve capcanlı oluveriyor.."
"Eee bu harika bir reklam, niye işe yaramadı?"
"Arapların sağdan sola dogru okuduklarını bilmiyodum ki?!"
fıkranın devamı

Çeşitli milletlerden temsilciler,uzay konferansında buluşmuşlar.bizim Türkiye'yi de temel temsil ediyormuş.
Konferansa katılan ülkelerin temsilcileri uzaya yolculuk hakkında ülkelerinin çalışmalarını anlatıyorlarmış.işte:"biz marsa gidicez","biz stüründe hayat kuracaz" "ayla dünya arasında seferler yapacağız" gibi,herkes tek tek çıkıp anlatıyormuş.
Yanlız bizim temel sus pus, ne anlatsın. En sonunda konferans üyeleri durumu fark edip Temel'e sormuşlar: "siz Türkiye olarak çalışmalarınız nedir?" bizim Temel'de hiçbir şey dememektense bir şeyler uydurayım diye düşünmüş ve:
"biz çalışmalarımızı sürdürüyik, gunese gieceğuz." demiş.hemen üyeler şaşkın bir vaziyette hep bir ağızdan:"olur mu öyle şey yanarsınız,manyak mısınız siz?"gibisinden laflar etmişler.
Bizim Temel de cevap vermiş:"o kadar enayü değülüz uşağum,biz günese akşamüstü serinliğinde gideceğuz." demiş...
fıkranın devamı

Dostluk, ruh ikizini bulmaktır. Aynı şeyleri paylaşmak, hoşlanmak ve keyif almaktır. Dostluk; sahiplenmek, korumak, arkalamak, yardımcı olmaktır.
Dostlukla arkadaşlığı karıştırmamak gerekir. Arkadaşlık yüzeyseldir. Ansiklopedik anlamdadır. Dostluk, derinden gelen bir sevgidir. Koruma ve kollama içgüdüsüdür. Arkadaşlık değişkendir. Samimiyet aranmaz. Düşmanınız bile bir zamanlar arkadaşınız olabilir; dostunuz asla düşmanınız olamaz.
Selam arkadaşı, okul arkadaşı, mahalle arkadaşı, komşuluk ilişkilerinden doğan arkadaşlık, iş arkadaşlığı, askerlik arkadaşı, takım arkadaşı ve benzeri gibi birçok yüzeysel arkadaşlık vardır. Kimisiyle sadece selamlaşırsınız, ya da üçbeş laf edersiniz, o kadar...
Ancak, dostluk öyle midir? Dostluk, sırtınızı dayadığınız kalın bir duvar;
sığındığımız bir liman, sırlarınızı paylaştığınız en eski ve en kutsal bir ilişkidir.
Dostluk, iki dostla kurulur. Dost, bu iki dosttan her birine denilir.
Dostluk ta cinsiyet ayrımı olmaz. Aynı cins arasında dostluk kurulabildiği gibi, ayrı cins arasında da dostluk kurulabilir.
Dostluk bazen kardeşler arasındaki ilişkilerden çok daha önemlidir. Kardeşinize, annenize, babanıza anlatamadığınız bir sırrınızı dostunuzla pekala paylaşabilirsiniz, kendinizi yanında huzur ve güvende hisseder, rahatlarsınız. İnsanların, bir çok şeylerini paylaşabildiği dostları olmalıdır. Bir dost, yaşamınızın önemli bir sebebi olabilir. Sizi hayata bağlayabilir,başınız sıkıştığınızda başvuracağınız en yaşlı totem olabilir.
Dostu yitirmemek için çok çaba sarf etmek gerekir. Dostluk; incitmemek, kırmamak, küçük düşürmemek, bildiğiniz zaaflarından yararlanmamak; sırlarını saklamaktır. Bunlardan sadece birini yapmamanız halinde dostunuzu yitirmeniz an meselesidir.
İhanet eden dost yok mudur? Öyle çok ki!... Yıllarca aynı yastığa baş koymuş eşler birbirlerine ihanet ederken; dost ihanet etmez demek saçmalamaktır.
Hem de öyle bir ihanet eder ki, sizi düştüğünüz yerden kalkamayacak hale getirir; çevre değiştirmenize, iş değiştirmenize bile sebep olabilir.
Tarihteki en ünlü dost ihaneti Sezar'la Brütüs arasında yaşanmıştır. Sezar'ın en güvendiği dostu olan Brütüs, Sezar'ın düşmanlarına sırlarını ifşa etmiş, onlarla birlik olarak kurulan komploda en büyük rolü oynamıştır. Sezar'ın öldürülmesi için hazırlanan bu komplo onun sayesinde başarılmıştır. Sezar aniden sırtında büyük bir acı duyarak dönüp baktığında, Brütüs'ün havaya kalkık hançerli elini görmüş ve o hepimizin bildiği ünlü sözünü söylemiştir: "Sen de mi Brütüs?"
Herşeye karşın dostları olmalı insanın. Yüreğini açabildiği, sırlarını paylaşabildiği, ekonomik olarak yardımlaşabildiği, gerçek anlamda sevdiği, sığındığı dostları olmalı insanın.
Dostsuz da yaşanmaz, aşksız da...Her ikisi de olmalı; ancak şuna inanın, bazen dostunuzla paylaştıklarınızı aşkınızla paylaşamazsınız. Bir bakarsınız ki paylaştığınız aşk değil, sadece bedenlerinizdir. İşte bu nedenledir ki, özellikle günümüzde tükenmekte olan bir neslin son temsilcisi dostlarımızı yitirmemek; güzel başlamış ve yaşadığımız sürece sürmesini dilediğimiz dostluğumuzu bitirmemek için üstün çabalar sarf etmeli ve dostluğu korumak adına hiçbir fedakarlıktan kaçınmamalıyız.
Unutmayın ki dostlarınız, sırtınızı dayadığınız bir duvar, sığındığınız bir liman, yanında huzur ve güven duyduğunuz bir kalenizdir.

Nice dostluklara...



fıkranın devamı

İngilterede dünyanın en güçlü adamını seçme yarışı yapılacakmış. Her ülke ön elemelerden sonrat temsilcilerini göndermiş. Türkiyedende bizim meşhur HASO seçilmiş. Yarışmanın üç kriteri varmış:Kurulan üç çadırın ilkinde üç şişe sek rakı,ikincisinde boz ayı,üçüncüsünde üç tane doyumsuz hatun bulunuyormuş. İlk önce Alman Hans birinci çadıra girmiş ilk rakıyı içmiş ve bayılmış. Fransız girmiş rakıları içmiş ama çadırdan çıkınca o da bayılmış. İngiliz de ikinci çadıra kadar gitmiş ama ayıya yenilmiş. Bizim Haso ilk çadıra girmiş rakıları hızlı bir şekilde içtikten sonra ayının bulunduğu ikinci çadıra girmiş. İçerden acayip sesler gelmiş.İki dakika sonra Haso çadırdan fermuarını çekerek( dövülecek kadınlar nerde) diyerek çıkmış.
fıkranın devamı

Fransa,İngiltere ve Türkiye ortak bir köprü yapacaklarmış.Türkiyeden temsilci olarak Temel seçilmiş.Köprü inşa edilmiş açılış günü gelmiş.Açılış tam yapılıyormuş ki köprü yıkılı vermiş. İngilterenin temsilcisi O kadar Çeliğime yazık oldu diğe kalp krizi geçirerek ölmüş.Fransanın temsilciside O kadar kumuma yazık oldu diğe kalp krizi geçirerek ölmüş.Bunların üzerine Temelde iyiki çimentoyu karıştırmadım yoksa bende kalp krizi geçirerek ölücektim demiş.
fıkranın devamı

Yeryuzundeki herkes ölür ve Tanrinin huzuruna cikarlar.Tanri der ki:
-"Erkekler 2 sira olsun,bir sirada karilari tarafindan yonetilen erkekler, diger sirada karilarini yoneten erkekler..Ayrica bütün
kadinlari cennete aldim onlar meleklerle birlikte gidicekler simdi..."
Boylece kadinlar gittikten sonra Tanri erkeklerin karsisina gecer.Bir bakar ki karilari tarafindan yonetilen erkeklerin sirasi 100 km.uzun ama karilarini yoneten erkeklerin sirasinda sadece bir adam duruyor.Tanri diger siradakilere cok kizar:
-"Kendinizden utanin!! Sizi bu dunyada güc ve idarenin temsilcisi olarak yarattim ve suraya bak,hepiniz gücsüz karaktersiz 100 km.lik bir sürü olmussunuz.Bakin bir tek erkek kulum su yan sirada tek basina gururla ikiliyor.Ondan ders alin!Oglum,sen anlat bunlara,sen ne yaptin da "karilarini yoneten erkekler" sirasinda bir tek sen oldun?"
Ve adam cevap verir:

-"Bilmem.Karim bana burda durmami soyledi de."
fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama