Tepkisiz Fıkraları

loading...

Nasreddin hoca, bir gün halka vaaz vermek için kürsüye çıkar. Canı pek konuşmak istememektedir. Camideki cemata:


- Ey cemaat, sizlere ne söyleyeceğimi biliyor musunuz?.. der. Camidekiler hep bir ağızdan cevap verirler:
- Bilmiyoruz.!

 Bunun üzerine Hoca:

- Madem bilmiyorsunuz, ben de boşuna konuşmak istemem, der ve kürsüden iner. 

Bir hafta sonra Hoca kürsüye çıkar ve aynı soruyu sorar. Camidekiler bu kez:

- Biliyoruz! diye cevap verirler.

Bunu duyan Hoca:

- Madem biliyorsunuz, benim tekrar etmeme hiç gerek yok, der ve kürsüden iner gider.

Hoca'nın bu söz ve davranışı karşısında cemaat şöyle bir karar alır. Hoca, bir daha soracak olursa bazıları " Biliyoruz " diyecek, bazıları da " Bilmiyoruz " diyecek.

Bir hafta sonra Hoca kürsüye tekrar çıkar. Cemaate aynı soruyu sorar:

- Bugün size ne söyleyeceğimi biliyor musunuz?

Cemaat, anlaştıkları üzere bir kısmı " Biliyoruz " derken, bir kısmı da " Bilmiyoruz " diye cevap verir. O zaman Hoca şöyle söyler:

- Madem ki içinizde bilenler var. O halde bilenler bilmeyenlere anlatsın. 

ÖĞÜTLER

* Nasreddin Hoca, insanların hatalarını kendine yaraşır tatlı bir üslup ve espriyle düzelten bir eğitimcidir.

* Hoca, bu hikayede dinleme ve anlama sanatını bizlere çok çarpıcı bir örnekle anlatmaktadır. Nasıl ki güzel söz söyleme sanatı varsa, bir de güzel dinleme ve anlama sanatı vardır.

Hocamız bu hikayesinde, etkisiz ve tepkisiz kendisini dinleyen insanları, iyi bir dinleyici yapmak için hikayedeki metodu denemiştir.

* Konuşmak bir ihtiyaç ise, dinlemek de bir sanatır.

Herkes, iyi bir hatip olmasa bile iyi bir dinleyici olabilir. İyi bir dinleyiciyi herkes takdir eder. Arkadaş, dost edinmenin ve başarılı olmanın yolu iyi bir dinleyici olmaktan geçer.

İyi bir dinleyicinin özellikleri:

1- Konuşmacıyı dikkatle dinlemek
2- Konuşmanın ana fikrini iyi kavramak
3- Konuşmacıya ilgiyle dinlenildiğini hissettirmek
4- Mümkünse yazılı not almak
5- Hatibi boş ve duyarsız değil, sessiz, dikkatli, terbieli, hoşgörülü ve uyanık dinlemek
6- Hatibin sohbetini, ko nuşma sonrasında diğer insanlarla değerlendirmek

fıkranın devamı

Adam çarşiya çikip bir civciv alir eve dönerken sinemaya gitmek ister ama civcivi sinemaya almiy...
fıkranın devamı

Iki ibnenin cani yatmak ister,ama bu isi yapacak mekan bulamazlar.Birinin aklina bu isi metronun son...
fıkranın devamı

Bir makas ve bir kutu ilaç. Tercih sözkonusu olduğunda hiç düşünmemiştim hangisini seçeceğimi ama işte o an bir kutu ilaca baktım baktıkça kendimi değil geride bıraktıklarımı düşündüm. Ne yaparlardı tek tek bütün tanıdıklarımı düşündüm.
Ölüm haberimi aldıklarında ne yapacaklardı. Görmek isterdim kimin ne kadar üzüldüğünü ama şuna emindim ki üzülmeyen bir tek insan olmazdı tanıdıklarımın içinde belki tanımadığım insanlar bile yada beni tanımayanlar üzülürdü duyunca hikayemi.
Bu suçsuz insanın nasıl olurda kendi canına kıyacağını. Sonra gidip uyuyan kızımın o güzel masum yüzüne baktım.
Beni ne kadar çok sevdiğini söylediği sevgi sözcüklerini duydum kulaklarımda. Bensiz düşünemiyordu hayatı belki herkes gidebilirdi ama ben yani annesi olacaktı hep yanında. Kimse yoktu ben bunları düşünür savaşırken hayatta kalmakla gitmek arasında. Biri gelsin birşey söylesin gitme desinde işim dahada kolaylaşır diye düşündüm. Sonra tekrar kendi evim diyebileceğim ama evim olmayan evin mutfağına attım kendimi. Kardeşim arkadaşı ile gülüyor şakalaşıyordu sanki nereden çıktı bu ablamlar dercesine baktığını hatırladım bu akşamki yemekte gözlerimin içine. Bakmıştı ama tamam gidiyorum hayatından sen rahatını bozma diyemiyordum. Sırtımı dönüp o bakışı unutmak istercesine kızımı alıp kaçmıştım hemen odaya. Bir taraftan bulaşıkları yıkarsam belki fazla yorulmaz ve bize katlanabilir diye düşündüm. Ve kızımı uyutmaya karar verdim kendimle başbaşa kalabilmek için.

Çok üşüyordu minik yavrum yere serili yatakta yatarken başına pencereden gelen rüzgarı elimle ölçtüm birşeyler daha giydirip yeni aldığım hikaye kitabını okudum. Okuduğumu duymuyordum o anda kafamda bin tane düşünce savaşıyor ve kaybediyordu saniye farkla. Sonunda uyumuştu gözlerini kapattığı an başladı yaşlar süzülmeye yanaklarımdan. Kalkıp oturdum çünkü bende hastaydım ve nefes alamıyordum. Nefes alabilmek çok güzeldi ama değerini bilemiyordum. Bir süre ağladım düşüncelerime meze olsun diye.Bir hafta öncesine kadar bir odası kurulu düzeni ve çok sevdiiği arkadaşlarının olduğu bir okula gidiyordu kızım. Bir gün içerisinde değişmişti hem onun hem bizim hayatımız ama biz bile anlayamazken yaşadıklarımızı ona anlatamıyorduk. Artık kirasını bile ödeyemediğimiz evimizden eşyalarımızı alıp götürerek taşıdılar bizi kardeşimin evine. Gelmeyi düşünüp gelmemek çok daha rahatlatıcıydı oysa. Gidelim diyordum gidelim buralardan ama bir evimin olması sadece bana ait olması her zaman daha çekiciydi gözümde. Gitmemek için direndik birsüre sonra onlar geldi. Küçüklüğümün kötü adamları icra polis avukat üçlüsü.Alıp götürdüler ele dokunur ne varsa evimizden. Sanki kararın doğru taşınmalısın der gibiydiler, ne yaptıysak durduramadık bu talanı.
Eve geldiğimde eşim her yeri toplamış süslemişti. Kızımın evi görmesini istemedim, eşyaların yoklukları değil onun vereceği tepki korkutuyordu beni. Neyseki Kızım yoktu evde gittiğimde. Oh şükür dedim içimden görmemiş bize dokunan şeyler kimbilir onda ne yaralar açardı belkide onunda çocukluğundan hatırladığı bu kötü adamlarmı olurdu.

Eşim evi toplamış almayı unuttukları bir müzik çalarda hafiften bir müzik çalıyordu. Çoktandır sermediğim örtüleride sermişti sehpanın üzerine koltuklarımız ve sehpamız vardı hala onu güzelleştirmek istercesine. Aslında görmedi diye sevinmiştim ama kızımın evin o manzarasını gördüğünü ama sandığım kadar büyük bir tepki vermediğini öğrendim. Eve getirdim televizyon seyrettiği bakıcısını evinden. Eve girer girmez o akşam televizyonda oynayacak olan dizileri saymaya başladı sadece hızlı hızlı sevdiği programları sayıyor ve ağlıyordu. Onu yatıştırmak bir gün daha sabretmesini söylemeye çalışmak faydasızdı ama hala bizim ağlamadığımızı ve yalanda olsa gülücükler saçtığımızı görünce sustu. Ertesi günü televizyonumuzun geleceğini söylemiştik ona geleceğine inanmasakta. Gidecek bir yerimiz vardı oda ne zamandır gelmemizi isteyen kardeşimin eviydi. Sanki sevgi doluydu gelin abla beraber yaşayalım dediğinde ağzından çıkan kelimeler. Ama aslında kabus yeni başlıyordu. Aslında hayata sen öyle bakarsan kabus olurdu biliyorum ama artık yaşadıklarımın çok ağır gelmesi beni delirtecek güce ulaşması güzel görmemi engelliyordu hayatı. Ertesi günü bekledik ve eşyalarımızı hemen geri alamayacağımızı söylemeleri ile o akşam bir haftalık kıyafetlerimizide alarak uzaklaştık o evden sanki gecenin karanlığı herşeyi kapatıyor soğuğu ise içimize işliyordu. Otobüs beklerken yeni bir hayata başladığımı düşünüyor kızımın anlamsızca bakan gözlerine bakmamaya çalışıyordum.Zaten ağlayarak çıkmıştı o evden artık bir daha o eve gelmeyeceğini okulunu arkadaşlarını göremeyeceğini biliyordu sanki.

Çok yakında aylardır hazırlandığı 23 Nisan gösterileri yapılacaktı okulunda ve bu gösteri onun için çok önemliydi. Gösteriye katılacağını söyledik buna bizde inanmadan ve çok uzun bir bekleyişten sonra bizi kardeşimin evine götürecek otobüse bindik. Hiç konuşmak istemiyordum durakalmıştım. Oysaki en çok ben istemiştim kardeşimin evine gitmeyi neden mutlu değildim. Eve gittiğimizde kardeşim yeğenim ve bir arkadaşı yemek yiyorlardı. O zaman bu evdemi yaşayacaktım artık dedim içimden kendi evim gibi olmayacaktı hiçbir zaman ama kendi evimiz gibi hissetmek gerekiyordu huzurlu olmamız için.

Aradan bir hafta geçmişti kabus gibi bir hafta yeğenim ve kızım sürekli tartışıyor ve kardeşim ve eşim bu konuda hep kızımın üzerine geliyorlardı. Onu korumak bana aitti. Onu korumak kendimi yaşadıklarımı üzüntülerimi unutup sadece onu korumak. Bu annelik iç güdüsümüydü bilmiyorum ama o çok sevdiğim yeğenimi bir düşman gibi görüyordum kızımı üzdüğü için. O hafta sonu tekrar apar topar çıktığımız evimize gittik hala almamız gerekli şeyler vardı üstelik bir hafta sonra kalan eşyalarımızı bir depoya taşımak zorundaydık ve toparlanacak çok şey vardı. Hızla evi toplayıp sarmaladık ve yine kabus dolu bir hafta geçirmek üzere döndük kardeşimin evine.Kızımı çok seviyordu ne de olsa teyzesiydi ama oda annelik iç güdüsünden hep oğlunu haklı görüyor zaten babasız büyümesinden dolayı acıdığı yeğenimi o da kendince koruyordu.

O hafta Salı günü tatildi ve kızımın yirmiüç nisan gösterilerine katılmak gibi bir hayali vardı hala. Onu gösteriye götürmeye üşendiğimizden değilde gösteride giyeceği kıyafetleri alamadığımızdan götüremiyorduk. Ona havaların yağmurlu olduğunu ve gösterinin iptal edildiğini söyledik hiç tepki göstermedi yine korktuğum gibi olmamıştı ama benim kızım niye tepksizdi kendisi için çok önemli, şeyleri kaybettiğinde bile neden bu kadar tepkisizdi.Oda alışmışmıydı bu yokluğa bu anlamsızlığa bilmiyorum. Pazartesi günü yine çaresizliklik artık son safhasına varmış ve beni hiç istememem birinden borç istemeye kadar zorlamıştı. Herkez herşey beni o kadar incitiyor o kadar üzüyorduki bunun da üzmesi incitmesi hatta çok sevdiğim birini kaybedebileceğim düşüncesi bile beni engelleyemedi.
Ona bir faks çektim sadece yalvardım öl dese ölecektim geldese de gidecek o kadar bıkmıştım o kadar çaresizdim.Faksı çekerken avucumun içine gömmüştüm tırnaklarımı ruh gibiydim ayakta zor duruyor bir yere yaslanmak istiyordum. Çabucak kaçtım faksı çektikten sonra masamın bulunduğu odadan. Çünkü telefon çalsın beni arasın istemiyordum çünkü onunla konuşacak kadar cesaretli değildim. Kimseye yalvarmamıştım üstelik yalvardığım bu kişi başkası olsaydı belki bu kadar etkilenmezdim. Ağzımda iki kelime çıkıyordu sadece onu kaybettim kelimeleriydi. Sigaramı içerken sürekli bunu tekrarlıyor ve ağlıyordum.O anda yaşadığım o büyük acıyı ve sebebini kimseye anlatsamda anlayamaz. Ömrümden ömür silinmişti sanki ölmeyi tercih ederdim o kadar. Sonra toparlandığımı sanarak yerime gittim kardeşim onu aramış ve gelen haber olumsuzmuş.Yani bana borç falan veremezmiş çünkü onunda durumu da iyi değilmiş. Boşuna kendimi küçük düşürmüş yalvarmıştım. Peki şimdi ne yapacaktım. Onu arayamazdım artık konuşamazdım çare değil ölmek istiyordum.Kimseyle konuşmadım iş dışında ve akşam olunca yine bir ruhtan farksız olan bedenimi eve taşıdım. Bu yabancılığı bu umursamazlığı hiç bu kadar hissetmemiştim kardeşim yaşadıklarımı anlattığımda sanki hiç önemsemeden beni dinliyordu bana yabancı gibi bakıyordu çünkü onun hayatı ve heyecanları olduğu gibi kalmış kaldığı yerden devam ediyordu.

Kendimi oraya ait hissetmek için elimden geleni yapmıştım ama başaramadım o gece yanlış bir geceydi. Eşim yoktu çalışıyordu. Bir an önce ölmek tek düşündüğüm buydu saaatler geçtikçe buna daha çok yaklaşıyordum kızımı uyuttum evde sezsizlik hakimdi, kardeşim benim uyuduğumu sanıp arkadaşı ile bilgisayarda chat yapıyordu. Sanki son bakışını unuttuğumu düşünüyor oh be kendi evim kendi odam ve hayatımda bunların ne işi var der gibi salonun kapısını sıkı sıkıya kapattı. Bizi duymak görmek bile istemiyor böyle bir günde tüm olup biteni ona anlatmışken beni nasıl olurda yanlız bırakır diye düşünüyordum, kendimde değildim ve kızımı uyuttuktan sonra mutfağa gittim. Hem ağlıyor hem sigara içiyor hemde saçlarımla uynuyordum. Sanki o saçlar bana ağırlık veriyordu sanki onları kessem başımdaki bu ağırlık kaybolup gidecekti. Şimdi ilaçları içmenin tam zamanı diye düşündüm sigaramı bitirdim ve tekrar kızıma bakmaya gittim dönüşte de yatak odasında makası alıp tekrar mutfağa geldim, makasla ilaç kutusu yanyanaydı. Ölmek kafamdaki tek şeydi herşeyin sonunu ölümümden sonrasını düşündüm. Kızımı eşimi dostlarımı kendimi. Haketmediğim bir hayatı yaşıyordum hakketmediğim acılar çekip inciniyordum. Artık beni hayata ne bağlayacaktı ki. Saçlarımı avuçladım ve kestim umurumda değildi nasıl kestiğim çünkü ölecektim zaten. Kestikten sonra tekrar elimi saçlarıma götürdüm ve rahatladığımı hissettim. Sanki herşeye rağmen yaşamam gerekliydi. Kizım için yaşamam gerekliydi. İçimdeki his bana bunu söyledi. Hala umut vardı ve umutların sebeplerin en büyüğü kızımdı. Saçlarımı toplayıp çöp tormasına attım saklamadım çünkü birileri ben ölmeden onları görsün beni kurtarsın istiyordum keserkende birleri gelsin ne yapıyorsun desin diye bekledim. Kimse gelmedi makası aldığım yere bıraktım ve kızımın yanına başımda korkunç bir ağrı ile uzandım artık ağlamak istemiyordum çok yorgundum. Uyumak ve bir dahada uyanmamak hayalmiydi bilmiyorum ama bu halde uykuya daldım. Sabah kalktığımda olanları unutmuştum. O gün yirmiüç nisandı işe gitmeyecektim kızımla beraberdim.

Hala yaşıyordum ama saçlarım yoktu. Artık kimseye güzel görünmesemde olurdu. Nasıl yaşadığımı bilmeden yaşamaya devam edecektim. Sadece nefes alacak kadar kızımı sevecek kadardı yaşama sevincim. Bu kadar.
fıkranın devamı

Radyo dinlemeyi çok severdim bir zamanlar ve istek isteyip arkadaşlarıma hediye etmeyi.Birgün radyo dinlerken dj in hoş sesi beni cezbetti ve arayıp bir istek şarkı istemeye karar verdim.Aradım isteğimi söyledim oda sıradaki parçayı çalabileceğini radyoda yanlız olduğu için istek parça çalmasının zor olduğunu söyledi.O zaman dedim hemen değil ama bu programda çalar mısın diye pazarlığa tutuştum. İstediğin ne pahasına elde etmesini bilen birinin rahatlığıyla.Tamam dedi isteğin ne?En sevdiğim türküydü istediğim "Hüseyin Turan-Ah le yar" Neden bilmiyorum bir şarkı sonra benim şarkımı çaldı bu çok hoşuma gitti ve ondan sonra onu dinlemeye ve istekler istemeye başladım.Sesimden çok etkilenmişti ve aynı şehirde olduğumuz için beni görmek istiyordu.Bense zamanı gelince deyip erteliyordum bu arada arkadaşlarımda radyoyu arayıp benim için şarkı istiyorlardı ve her akşam bu şekilde enaz birkaç kez radyoyu arayıp bende onlar için şarkı istiyordum.Ama arkadaşlarım hep bizim şarkılrımızı çok geç çalıyor senin şarkılarını hemen çalıyor diyorlardı ve doğruydu benim için bir arkadaşım istek yapınca hemen çalıyordu ben isteyincede ama arkadaşlarım kendileri yada başkaları için isteyince bekletiyordu.Ve arkadaşlarımı ikna edip benimle görüşmeye çalışıyordu ama ben hala zamanı değil diyordum.Amcamın oğlunun düğünü olduğu zaman yoğunluktan dolayı 2 gün radyoyu arayamadım ve hemen ertesi gün yorgunluktan dolayı biraz rahatsızlandım ve yine arayamadım arkadaşlarım arayıp istek isteyince beni merak ederek sormuş ve hasta olduğumu öğrenince benim için"Hüseyin Turan-Ah le yar"türküsünü çalmış o gece radyodan aradım gece telefon bedava benim hatımda görüşelim dedim.Çok mutlu oldu ve saat 10'nu beklemeye başladık çünkü saat 10'dan sonra bedavaydı.Ben biraz hasta olduğum için uzandım ve onun proğramını dinlemeye başladım.Programı bitti ve arkadaşına devretti bir iki şarkı daha dinledim ve saat 10 oldu.Tam arayacağım zaman radyodan şöyle bir mesaj geldi.Elimde okumam gereken bir mesaj var Melek hanım aramanız gereken kişi sizin aramanızı sabırsızlıkla bekliyor.O an o kadar mutlu oldumki anlatamam.Aradım ve sabaha kadar konuştuk ben işe gideceğim için biraz uymak istiyordum ama o lütfen konuşalım diye söyleniyordu.ve o telefonu kapatmayınca bende kapatamıyordum.O gün iştede onu dinledim ve her şarkıyı benim için çaldığını düşünerek mutlu oldum.Proğram biterken son şarkım benim için çok özel ve melek gibi olan bir insana gidiyor dedi.Bundan sonrada her proğramını kapatırken bunu söyledi.1 hafta sonra radyoya onu ziyarete gittim.Ondan önceki çıkma tekliflerini beni gördükten sonra istersen tekrar teklif edersin diye reddediyordum.Düşündüğüm gibi değildi ama kalbimin daha hızlı atmasına neden oluyordu.Çok zayıftı eskiden bir trafik kazası geçirmişti ve başında hala bunun ağrılarını hissediyordu her hafta ağrı kesici ilaçlar kullanıyordu.Eve geldim ve onun için börek yapıp kendim iş nedeniyle gidemediğimden arkadaşımla gönderdim.Ve radyodan bana teşekkür etti.Tanışmamızdan bir hafta sonra benim şehir dışında bir köye çıkmam gerekti ilk gece çok yorgundum ve arayamadım ikinci gece ise telefon zor çektiği için zar zor biraz konuştu.Neden gittin ben sabaha kadar konuşmak istiyorum lütfen telefonun aldığı yerde dur ve hareket etme neden gittin neden sesini duymaya ihtiyacım var deyip duruyordu.Bende merak etme hafta başı dönecem ve bir daha gitmeyeceğim diye teselli veriyordum. Sabah uyandım ve telefonumu açmaya çalışırken nasıl oldu bilmiyorum kartımı bloke ettim.Ogün ona ulaşamadım ama içimde öyle büyük bir sıkıntı varki nedenini bilmiyorum sürekli hasta halsiz gibiyim ama bir şeyim de yok bulunduğum yer havası tertemiz bir dağ köyü ve böyle bir yerde aldığım oksijen bana yetmiyor patlıyorum.Akşam proğramı olduğu saatte radyoyu açıyorum yok belki işi vardır diye.Sabah işe gittim sabah proğramını dinlemek için arkadaşım Murat, beyin kanaması geçirdi hastaneye kaldırdılar bilmiyor musun dedi ne söyleyeceğimi ne yapacağımı bilemedim şaka yapıyorsun demekten başka.Hemen en yakın arkadaşını aradım evet dün öğlen dedi ben buldum şuan yoğun bakımda.Ama umutluyuz.Dünya daraldı daraldı ve ben ortada sıkıştım.Hiçbir yere sığamaz oldum yanına gitmem gerekiyordu ama diğer şehirdeydi ve benim işim vardı.gittim ve iyikide gitim gördüm iyice süzülmüş ve zayıflamıştı.Ve geri dönerken patronu bizimleydi umut kesilmiş memleketine gönderme işlemlerine başladık ordada cenaze hazırlıkları başlamış dedi.Ben yıkıldım hayır onu gördüm nasıl olur ya daha nefes alan biri için bunlar nasıl söylenir.Hayatımda hiç okadar ağlamamıştım dua ettim sadece bol bol ben ümidimi kaybetmemiştim.2 gün sonra ölüm haberi geldi oan ne hissettiğimi neler yaşadığımı hatırlamıyorum dondum bütün hayat durdu herşey duyarsızlaştı 1 ay boyunca ruh gibi dolaştım sessiz,tepkisiz ve kupkuru gölerler.Evet öldüğünde bir damla gözyaşı bile dökemedim kuru gözpınarlarım.Nasıl bir duygu bu anlatılmaz.Kimse sizi teselli edemez.Kendi başınasınız.Hayat akıp gider siz o hayatın kenarından bakarsınız belki elinizi uzatsanız tutarsınız ama eliniz kalkmaz sadece içinizin yangını vardır bu söndürülebilecek bir yangın değil içiniz kavrulur siz kavrulursunuz...Herkes hayatına devam eder sizi bırakıp geride ve pişmansınızdır neden daha önce görüşmedim neden o köye gittim neden kartım bloke oldu ve ogün ona ulaşamadım ben onu seviyordum neden söylemedim neden neden neden. Neden o neden biz.Hayatınızda nedenler olmasın pişmanlıklar olmasın.Ve derlerki zaman herşeyin ilacı.Murat öleli 24 mayısta üç yıl oldu zaman hiçbirşeyin ilacı değil hala aynı şekilde yakıyor.
fıkranın devamı

Iki ibnenin cani yatmak ister,ama bu isi yapacak mekan bulamazlar.Birinin aklina bu isi metronun son vagonunda yapmak gelir.Giderler metroya ama beklenen tren bir türlü gelmez. Sonra aralarinda su diyalog geçer,
-"Oglum gel burada istasyonda halledelim?"
-"Oglum nasil olur?"
-"Bu Türk toplumu hiçbirseye tepki göstermez. Bak sana bunu bir örnekle gösterecegim.Şimdi su -Sigara Içilmez- tabelasinin altinda bir
sigaraiçecegim ve kimse bir tepki göstermeyecek."
Adam dedigini yapar ve kimse bir tepki göstermez. Sonra oracikta birlikte olurlar ve mutlu bir sekilde oradan ayrilirlar. Bir baska gün baska iki kisi ormana mangal yapmaya
gitmek için metroya giderler. Ama bekledikleri metro bir türlü gelmez.Adamlardan biri mangali metroda yakalim der.Digeri
-"Olur mu ya metroda mangal yakilir mi?" der.
Digeri,
-"Bu Türk toplumu hiçbirseye tepki göstermez. Bak sana bunu bir örnekle kanitlayacagim, simdi gidip su
-"Sigara Içilmez" tabelasinin altinda durup bir sigara yakacagim, ve kimse bir tepki göstermeyecek...
Digeri panik bir sekilde atilir:

-"Sen ne diyon oglum! geçende birisi su tabelanin altinda bir sigara içmeye kalktida oracikta ziktiler adami!"
fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama