Toprak Fıkraları

loading...

Emekliliği gelmiş ilkokul mezunu çalışan derecem ve maaşım artsın düşüncesiyle dışardan ortaokul bitirme sınavına girer.Yazılı Sınavda çeşitli konulardan sorular ve cavapları. Soru :1Dindersinden abdesti bozan şeyleri sayınız Cevap :1 Sen osurusan, sen işersen, sen tuvalete gidersen abdestin bozulur şeklinde yanıtlar Hocanın şifai değerlendirmesi: Oğlum ben osurusam,ben işersem ben tuvalete gidersem senin abdesttine ne oluyor. Soru :2Gap nedir. Gapın önemini anlatınız. Cevap :2 Gap yemek pişirmeye yarar.Kalaylı gap, çelik gap, toprak gap gibi çeşitleri vardır Soru :3 Dünyada yaşayan memelilere birkaç örnek veriniz. Cevap :3 İnek,koyun,deve,keçi,Karı Gerçek hayatta yaşanmış bir olaydır.
fıkranın devamı

Birgün deli ile melinin canı çok sıkılıyormuş deli gel vapura binelim demiş meli ise vapura binmeden suya inelim derken deli araya sıkışmış taş toprakta nasıl yüzecez demiş. Yinede vapura binmişler ve atlamışlar su yutacakları yerde taş yemişler................
fıkranın devamı

Birgün deli ile melinin canı çok sıkılıyormuş deli gel vapura binelim demiş meli ise vapura binmeden suya inelim derken deli araya sıkışmış taş toprakta nasıl yüzecez demiş. Yinede vapura binmişler ve atlamışlar su yutacakları yerde taş yemişler................
fıkranın devamı

Tarım makinelerinin köye girmediği eski devirlerde; Ardanuç-Yolağzı Köylüleri harman yerlerini otlardan temizler, yüzeyini su ile yıkar, uygun hale getirir ve harman dövmeye başlarlar. Ancak Ali Durmuş ve eşi aşağıda, uzakta olan köy çeşmesinden ne kadar su taşısalar da bir türlü netice alamazlar, taşınan suyu toprak emer, kaybolur.
fıkranın devamı

Tarım makinelerinin köye girmediği eski devirlerde; Ardanuç-Yolağzı Köylüleri harman yerlerini otlardan temizler, yüzeyini su ile yıkar, uygun hale getirir ve harman dövmeye başlarlar. Ancak Ali Durmuş ve eşi aşağıda, uzakta olan köy çeşmesinden ne kadar su taşısalar da bir türlü netice alamazlar, taşınan suyu toprak emer, kaybolur.
fıkranın devamı

Nasreddin Hoca’nın Köylüsü, iri yarı bir delikanlı olan Ali Can, sıcak bir yaz gününde ormana gidip odun hazırlamağa ka...
fıkranın devamı


Tanri once yer kuresini yaratir.Bakar ve der:
- Guzel
Sonra atmosferi yaratir. Kenardan bakar ve yine:
- Guzel
Daha sonra topraklari, daglari ve denizleri yaratir. Bakar ve der :
- Guzel
Erkegi yaratir, bir bastan sona seyreder :
- Guzel
Sonra kadini yaratir ve bir hayli baktiktan sonra der:
- Onemli degil, boyanir...

fıkranın devamı


Temel cok karli bir is olarak düsündügü icin tavukculuk yapmaya karar vermisti.Ilk olarak elli tane civciv alip ayaklarindan topraga gömer.Güzelce gübreleyip sular fakat iki gün sonra civcivlerin hepsinin öldügünü görür.


Yaptigi yanlisin farkina varan Temel elli civciv daha alip bu seferde kuyruklarindan topraga gömer.Ayni sekilde gübreler, sular fakat nafile bu civcivlerde ölür.Ne yapacagini sasiran Temel, Ankara"da tavukculuk egitimi gören,amcaoglu Idris"e durumu yazip yardim ister.Birkac gün sonra Idris"in cevabi gelmisti,


"Sevgili amcaoglum Temel, yazdiklarini okuyup, anladim. Fakat dogru bir teshis koyabilmem icin bana bir miktar toprak numunesi gönderirsen sevinirim."

fıkranın devamı


Temel ile Dursun guzel bir bahar gününde köyün yüksek bir tepesine

cikmislar. Manzaranin keyfini cikarirken birden Temelin gözü icerisinde

ineklerin otladigi köyün mezarligina ilismis.



Dursuna dönmüs ve:



"Ula Tursun! Sende pirgün öleceksun, sonra seni aha su mezarluga

gömeceguz. Orada topraga karisacaksun. Sonra ot olarak yeniden

büyüyeceksun. Sonra seni su inek yiyecek. Sonra da seni sicacak. Bende o

pokun yanuna gicegum ve diyecegum ki "Ula Tursun!! Neydiiin ne oldin?".



Tabii Dursun önce sasirmis ne diyecegini. Sonra oda Temele dönmüs:



"Ula Temel sende pirgün öleceksun. Seni aha su mezarluga

gömeceguz.Orada sende toprak olacaksun. Sonra ot olarak püyüyeceksun.

Sonra seni su inekler yiyecek. Sonra seni sicacaklar. Bende o pokun

yanuna gidecegum ve diyecegum ki "Ula Temel! Sen hic degismeyeceksun!!!"



fıkranın devamı


emel çalışmak için İstanbul"a gelir ve boğazda deniz kenarında

güzel bir arsa görür. Gecekondusunu yapar ama belediye ile başı derde girer. Temel,arsanın kendisinin olduğunu iddia etmektedir. Uzun süren

duruşmalar, sonunda Temel"in yapacağı yemin ile çözümlenecektir.

Temel, bir "biz" alır ve ucuna bir sinek geçirir. Ceketinin sağ iç

cebine olmuş, sol iç cebine olmamış (ham) birer armut koyar.

Ayakkabılarının içine de gurbette iken koklayıp özlem giderdiği

Karadeniz toprağından bir avuç yerleştirip, hakimin huzuruna çıkar:

-Yemin etmeye geldum...

-Peki et bakalım...

-Hakim Bey, bak... Habu bizdeki cana; (Elini sağ ve sol göğsüne

bastırarak) işte olmuş, işte olacağa, hem vollaha, hem billaha; bastığım toprak benimdur!

fıkranın devamı


Sultan Alparslan 27 bin askeriyle Bizans topraklarinda ilerlerken, kesfe gönderdigi askerlerden biri huzuruna gelip telasla :

"300 bin kisilik düţman ordusu bize Dogru yaklasiyor" der.
Alparslan hiç önemsemeyerek söyle der :
"Biz de onlara yaklasiyoruz.”

fıkranın devamı


Hocanın bir gün subaşıya işi düşmüş. Adam haraç ve rüşvet yiyen biriymiş. Hoca fakir, ne yapsın. Bir çömleğe toprak doldurmuş ve üstüne bal sıvamış. Gitmiş işini görmüş, ilamını almış, memnun. Ertesi gün kapısında bir adam bitmiş: - "Hoca demiş, subaşı ilamda bir kusur etmiş. Geri istiyor..." Hoca yutar mı: - "Kusura bakmasın evlat", demiş. "Kusur ilamda değil çömlekteydi."

fıkranın devamı


Yaşli ve zengin bir adamin hepsi birbirinden zeki 3 oglu varmis. Birgün
amansiz bir hastalikla yataga düşen yasli adam verasetini açiklamak için
ogullarini yanina çagirmis.- ogullarim benim vaktim geldi artik, ecel
kapida. ben ölünce tabi ki mallarimin hepsi sizin ve siz çok zekisiniz ama
siz mallarimi bölüseceksiniz diye birbirinize düsmemeniz için sehrin
kadisina gidin. o kadiya benim selamimi söyleyin o size mirasinizi
bölüstürür.

Ve adam ölür ogullari da babasinin istegi üzerine
kadiya gitmek için yola düserler. tabi yesillik
yerlerden, gölden, yagmurdan, çamurdan felan geçerler.
derken önlerine bi adam çikar ve bizim 3 biradere
sorar;

- efendiler ben devemi kaybettim siz yolda bir deve gördünüz mü? der.
büyük kardes sorar;
- tek gözü kör müydü
adam "evet" der.

ortanca kardes sorar;
- kuyrugu kesik miydi
adam "evet" der

küçük kardes sorar;
- bir ayagi topal miydi
adam ona da "evet" der.

bu sorulardan sonra 3 birader devesini kaybeden adama biz senin deveni
görmedik derler. adam birden
sinirlenir. "yaa nasil olur. hem bütün özelliklerini bildiniz hem de
görmedik diyorsunuz.
bende sizinle beraber gidecem ve gittiginiz yerdeki kadiya sizi sikayet
edecegim" der.
biraderlerde "olur gel" derler.

ve sonunda kadinin yanina varirlar, huzuruna çikarlar 3 birader der ki;
- efendim bizim babamiz vefat etmeden önce mirasi bölüsmemiz için size
gelmemizi söylemisti. biz de bu yüzden geldik. kadi devesini kaybeden adama
döner ve;
-sen niye geldin. der
adam da : efendim ben devemi kaybettim. yolda bunlari gördüm. onlara devemi
gördünüz mü dedim onlarda devemin bütün özelliklerini bildikleri halde
görmedik dediler. ben bunlardan süpheliyim - der.

kadi biraderlere döner ve sorar:

- sen nerden bildin tek gözünün kör oldugunu.
- efendim, yolda gelirken yesillik yerden getik. baktim ki yesilliklerin hep
bi tarafindan yenilmis
öbür tarafina yanasmamis bile. tek gözünün kör oldugunu oradan anladim.
- peki sen nerden bildin kuyrugunun kesik oldugunu.
- efendim, yolda gelirken deve pisligi gördüm. devenin pislikleri hep
daginik düsmüs. halbuki kuyrugu olsaydi hep toplu düserdi. oradan bildim
kuyrugunun olmadigini.
- peki sen nerden bildin bi ayaginin topal oldugunu.
- efendim, gelirken gölden getik. baktim ki devenin 3 ayaginin tam izi bir
de yarim ayak izi var. tek
ayaginin topal oldugunu oradan anladim.

kadi devesini kaybeden adama döner ve "kardesim bunlar senin deveni
görmemisler" der. kadi o adami gönderir ve düsünür "ulan bunlar benden zeki
ben bunlara nasil miras bölüstürecegim. neyse ben bunlara bi ziyafet vereyim
sonrada kapi arkasindan dinleyeyim bakalim ne konusuyorlar" diye düsünür ve
bizim 3 biraderi evine götürür hanimina güzel bi ziyafet hazirlattirir yemek
gelir ve kadi "siz
yemeginizi yiyin ben bi yere varip gelecegim" der ve kapi arkasina geçer.

büyük kardes der ki;
- yaa kuzu çok iyiymiste, keske köpek emmeseydi. kadi sasirir.

ortanca kardes der ki;
- yaa sarap iyiymiste, keske mezar topragindan yapmasalardi. kadi iyice
sasirir.

küçük kardes de der ki;
yaa kadı; iyiymiste, keske i.ne olmasaydi. kadi bu lafi duyar duymaz
gelenlerin zeki oldugunu
düsünerek hemen arastirmaya gider.

kuzuyu aldigi adama "bu kuzu ne emdi" diye sorar.
adamda "kuzunun annesi öldüydü ben de kapinin önünde yatan köpege emzirttim"
der.

daha sonra sarabi aldigi adama gider ve "bu sarabin topragi nerden" diye
sorar. adamda "valla bizim burada en güzel toprak mezarlikta var, ben de
mezar topragindan yaptim" der.

kadi "ulan bunlar ikisinide bildi" diye düsünerekten annesinin yanina gider
ve "anne ben i.ne miyim " diye sorar. annesi de "oglum hatırlamzsın sen
küçükken ormanda sana oduncu tecavüz etmişti"
der.

kadi bu saskinliklar içinde bizim 3 biraderin yanina gider ve baslar
sormaya.

büyük kardese;
- söyle bakalim kuzunun köpek emdigini nerden bildin.
- nerden olacak. bak kuzunun budunun bu kenarinda yag olmaz. ama köpegi
emdigi için burada yag var.

ortanca kardese;

- söyle bakalim sarabin mezar topragindan oldugunu nerden bildin.
-nerden olacak. içiyorum içiyorum zevk yerine keder veriyor.

ve küçük kardese sorar;

- söyle bakalim sen benim i.ne oldugumu nerden bildin.

- nerden olacak, girişte (adını siz koyun) bayrağı vardı :))

fıkranın devamı

Bir gün insanlar tanrının huzuruna çıkarlar ve şöyle derler:-Ey tanrı! Artık sana ihtiyacı...
fıkranın devamı

Sultan Alparslan 27 bin askeriyle Bizans topraklarında ilerlerken, keşfe gönderdiği askerlerden ...
fıkranın devamı

Fransa'ya yerleşen Temel, ünlü bir şarap üreticisi olmuş ve firmasının adını da "Chateau T...
fıkranın devamı

Tanri önce yer küresini yaratır. Bakar ve der:- GüzelSonra atmosferi yaratır. Kenardan bakar ve...
fıkranın devamı

Temel ile Dursun guzel bir bahar gününde köyün yüksek bir tepesinecikmislar. Manzaranin keyfini...
fıkranın devamı

Bir gün bir adam bilim adamlarinin yanina gider ve derki:-"Bana hangi prezeryatifi verirseniz patla...
fıkranın devamı

Bilgisayarınızı, direkt güneş ışığı alabilecek bir yerde kullanın.
Yakınlarda kalorifer veya benzeri bir ısıtma cihazı da bulunursa iyi olur. Ortamın nemli olması, olaya ayrı bir anlam katacaktır.
:))

Bilgisayarınız kilitlendiği zaman, "reset" tuşuyla filan uğraşmayın.
Power tuşuyla kapatın ve birkaç saniye bile geçmeden hemen açın. :)

Elektrikler kesildiğinde, bilgisayarınızı kapatmayın.
Elektrik geldiğinde yaşanacak ani voltaj değişiminin, monitörünüzde oluşturacağı görüntü ile sabit diskinizden gelecek garip seslerin senfonik uyumu size ilginç bile gelebilir. :))

Bilgisayar masanızı sabitlemeyin. Böylece her tuşa
bastığınızda sallanan bilgisayar, size ''interaktif'' bir his verecektir. :)))

Bilgisayarınızın kasasını, havalandırma delikleri kapanacak şekilde bir duvara yaslayın. Böylece işlemcinizin soğuması için gereken hava
dolaşımını ve ısı kaybını önleyebilir, bilgisayarınızla ''sıcak'' ilişkiler kurabilirsiniz. :))))))

Bilgisayar monitörünüzde sabit bir görüntüyü saatlerce tutun. Böylece, monitörünüzün fosfor tabakasında oluşacak zedelenme sonucu, monitorünüz kapalı iken bile o görüntünün siluetini görebilirsiniz. :)))

Bilgisayarınızın fişini topraksız bir prize takın.
Aynı prizden diğer elektronik cihazların da güç sağlaması,
bilgisayarınıza giden akımda hoş değişiklikler yapacaktır. :))

Küçük kardesinizin veya çocuğunuzun bilgisayarınızın
disket sürücüsüne bozuk para ve benzeri şeyleri sokmasına aldırmayın. Bilgisayarınızın içinde birikecek bozuk paralar, ona tasarruf alışkanlığı, bilgisayar tamircinize de para kazandıracaktır. :)))

Eğer modem kartı, ses kartı ve benzeri kartları çok sık takip
çıkartıyorsanız, her seferinde bilgisayarınızın kasasındaki o vidaları açmak büyük dert haline gelebilir. :)) Hele bir de yildiz
tornavidaniz yoksa, bu iş bir eziyet halini alabilir. Bu kadar
uğrasacağınıza, birakın bilgisayarınızın kasası sürekli açık kalsın. Annenize de söyleyin, sehpanın tozunu alırken bilgisayarınızın devrelerine de bir el atsın. :))))))

Tüm bunlari yaptığınız halde, bilgisayarınız hala çalışmakta ısrar ediyorsa, en etkili ve son çare olarak kaldiırıp pencereden atabilirsiniz.
:))))
fıkranın devamı

Temel'le Dursun bir gün yolda karşılaşmışlar. Dursun Temel'e:

"Ula Temel geçen seni rüyamda gördum. Sen ölmişidun. Seni yıkaduk, mezarinu açtuk, üzerine bereketlu topraktan attuk. Bir zaman sonra ziyaretine gelmişuz. Bir de ne görelum. Üzerinde biten yeşillukları inekler yiyor. Dedumki hey gidi Temel, neydiiiiin ne oldun!"

Temel sinirlenir. Der ki Dursun'a:

"Ula Dursun aynı rüyayi ben de gördum. Sen de ölmişidun. Seni de mezara gömduk. Üzerine bereketli topraklardan örttuk. Derken üzerinde seninde ot bittu. Bir de ne görelum inekler üzerinde otlayiler. Sonra birden içlerinden biri siçtu. Dedumki, ula Dursun hiç değişmedun. Boktun, hala boksun!"
fıkranın devamı

İkinci Dünya Savaşı sıralarında Berlin'i bombalamaya gelen filodaki İngiliz uçak pilotu ağır yaralı olarak ele geçirilmiş. Pilotu hastaneye kaldırmışlar ve tedavi etmeye başlamışlar. Alman doktor İngiliz'in yanına gelip;
- Size kötü bir haberim var, bir bacağınızı kesmek zorundayız, demiş. Hasta çaresiz bir şekilde Alman doktora;
- En azından sizinkiler Londra'yı bombalamaya gittiklerinde kestiğiniz bacağımı bizim topraklara atmalarını sağlar mısınız ? diye sormuş. Doktor da kabul etmiş. İngiliz'in bacağını İngiltere topraklarına bıraktırmış. Aradan birkaç hafta daha geçmiş ve doktor bu kez diğer bacağının da iyi durumda olmadığını, kesmek zorunda kalacaklarını söylemiş. İngiliz yine aynı isteğini tekrarlamış. Doktor yine kabul etmiş ve Almanlar İngiliz'in bacağını yine atmışlar İngiltere toprağına. İngiliz'in iki hafta sonra da kolu kötüleşmeye başlamış. Doktor yine kesmek zorunda olduklarını söylemiş. İngiliz de aynı isteği kolu için yinelemiş. Doktor bu kez kabul etmemiş. İngiliz şaşkınlık içinde sormuş:
- Neden ama ? İki bacağımı da attınız. Kolumu niye atmıyorsunuz ? Doktor:
- İyi de sen galiba ufak ufak kaçmaya çalışıyorsun.

fıkranın devamı

Temel surati bir karis kahvede oturmaktadir.Teme ile arasi bozuk olan Dursun yanina gelir:
"Hayrola Temel nedur bu halun? yuzunden dusen bin parcadur"
"Sorma Dursun toktordan celeyrum bana dedi ki 3 ayluk omrum kalmus"
"Uy Temel uzulme daa " der Dursun "Bak ben sana soyleyeyum olunce ne olacaginu. Once toprak olacaksun. Topraktan suya karisip bir cicegun govdesine gireceksun. Sonra bir esek gelecek seni yiyecek. Sonra bu esek aha bu yoldan gecerkene sicacak. Ben de gelip onun pokuna bakacagum, Uyy Temel neydun ne oldun diyecegum" demis.
Temel buna cok bozulmus ama bozuntuya vermemis:
"Yav Dursun" demis "Ha sen penum yerumde olsaydun, Pen de sana derdum ki, Dursun uzulme bak pen sana ne olacagunu anlatayum. Sen olunce toprak olacaksun. Oradan suya karusup bir cicegun govdesine gireceksun. Sonra bir esek gelip senu yiyecek. Sonra bu esek ha bu yoldan gecerkene sicacak. Ben de gelup o poka bakacagum,Uyy Dursun diyecegum, hic degismeyeceksun daa!"
fıkranın devamı

Yasli ve zengin bir adamin hepsi birbirinden zeki 3 oglu varmis. Birgun
amansiz bir hastalikla yataga dusen yasli adam verasetini aciklamak icin
ogullarini yanina cagirmis.
- ogullarim benim vaktim geldi artik, ecel kapida. ben olunce tabi ki
mallarimin hepsi sizin ve siz cok zekisiniz ama siz mallarimi bölüseceksiniz
diye birbirinize düsmemeniz icin sehrin kadisina gidin. o kadiya benim
selamimi soyleyin o size mirasinizi bolusturur.
Ve adam olur ogullari da babasinin istegi üzerine kadiya gitmek için yola
düserler. tabi yesillik yerlerden, golden, yagmurdan, camurdan felan
gecerler. Derken onlerine bi adam cikar ve bizim 3 biradere sorar;
- efendiler ben devemi kaybettim siz yolda bir deve gordunuz mu? der.
buyuk kardes sorar; - tek gozu kor muydu adam "evet" der.
ortanca kardes sorar; - kuyrugu kesik miydi adam "evet" der kucuk kardes
sorar; - bir ayagi topal miydi adam ona da "evet" der.
bu sorulardan sonra 3 birader devesini kaybeden adama biz senin deveni
gormedik derler. adam birden sinirlenir. "yaa nasil olur. hem butun
ozelliklerini bildiniz hem de gormedik diyorsunuz. bende sizinle beraber
gidecem ve gittiginiz yerdeki kadiya sizi sikayet edecegim" der.
biraderlerde "olur gel" derler.
ve sonunda kadinin yanina varirlar, huzuruna cikarlar. 3 birader der ki; -
efendim bizim babamiz vefat etmeden once mirasi bolusmemiz icin size
gelmemizi söylemisti. biz de bu yuzden geldik. kadi devesini kaybeden adama
doner ve; -sen niye geldin. der adam da :efendim ben devemi kaybettim. yolda
bunlari gordum. onlara devemi gordunuz mu dedim onlarda devemin butun
ozelliklerini bildikleri halde gormedik dediler. ben bunlardan süpheliyim -
der. kadi biraderlere doner ve sorar:
- sen nerden bildin tek gozunun kor oldugunu.
- efendim, yolda gelirken yesillik yerden gectik. baktim ki yesilliklerin
hep bi tarafindan yenilmis obur tarafina yanasmamis bile. tek gozunun kor
oldugunu oradan anladim.
- peki sen nerden bildin kuyrugunun kesik oldugunu.
- efendim, yolda gelirken deve pisligi gordum. devenin pislikleri hep
daginik dusmus. halbuki kuyrugu olsaydi hep toplu duserdi. oradan bildim
kuyrugunun olmadigini.
- peki sen nerden bildin bi ayaginin topal oldugunu.
- efendim, gelirken golden gectik. baktim ki devenin 3 ayaginin tam izi bir
de yarim ayak izi var. tek ayaginin topal oldugunu oradan anladim.
kadi devesini kaybeden adama doner ve "kardesim bunlar senin deveni
gormemisler" der. kadi o adami gonderir ve dusunur "ulan bunlar benden zeki
ben bunlara nasil miras bolusturecegim. Neyse ben bunlara bi ziyafet vereyim
sonrada kapi arkasindan dinleyeyim bakalim ne konusuyorlar" diye dusunur ve
bizim 3 biraderi evine goturur hanimina güzel bi ziyafet hazirlattirir yemek
gelir ve kadi "siz yemeginizi yiyin ben bi yere varip gelecegim" der ve kapi
arkasina gecer.
buyuk kardes der ki;
- yaa kuzu çok iyiymiste, keske kopek emmeseydi. kadi sasirir.
ortanca kardes der ki;
- yaa sarap iyiymiste, keske mezar topragindan yapmasalardi. kadi iyice
sasirir.
kucuk kardes de der ki;
yaa kadı; iyiymiste, keske ibne olmasaydi. kadi bu lafi duyar duymaz
gelenlerin zeki oldugunu dusunerek hemen arastirmaya gider.
kuzuyu aldigi adama "bu kuzu ne emdi" diye sorar. adamda "kuzunun annesi
olduydu ben de kapinin onunde yatan kopege emzirttim" der.
daha sonra sarabi aldigi adama gider ve "bu sarabin topragi nerden" diye
sorar. adamda "valla bizim burada en guzel toprak mezarlikta var, ben de
mezar topragindan yaptim" der.
kadi "ulan bunlar ikisinide bildi" diye dusunerekten annesinin yanina gider
ve "anne ben ibne miyim " diye sorar. annesi de "oglum hatırlamazsın sen
kucukken ormanda sana oduncu tecavuz etmisti" der.
kadi bu saskinliklar icinde bizim 3 biraderin yanina gider ve baslar
sormaya.
buyuk kardese;
-soyle bakalim kuzunun kopek emdigini nerden bildin.
-nerden olacak. bak kuzunun budunun bu kenarinda yag olmaz. Ama kopegi
emdigi için burada yag var.
ortanca kardese;
- soyle bakalim sarabin mezar topragindan oldugunu nerden bildin.
-nerden olacak. iciyorum iciyorum zevk yerine keder veriyor.
ve kucuk kardese sorar;
-soyle bakalim sen benim ibne oldugumu nerden bildin.
-nerden olacak, ibne olmasan giriste Galatasaray bayragi asmazdin :))))
fıkranın devamı

Hocanın bir gün subaşıya işi düşer. Adam haraç ve rüşvet yiyen birisidir. Hoca fakir, ne yapsın. Bir çömleğe toprak doldurur ve üstüne bal sıvar. Gitmiş işini görmüş, ilamını almış, memnun. Ertesi gün kapısında bir adam bitmiş:
- "Hoca demiş, subaşı ilamda bir kusur etmiş. Geri istiyor..."
Hoca yutar mı:
- "Kusura bakmasın evlat", demiş. "Kusur ilamda değil çömlekteydi."
fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama