Uçurum Fıkraları

loading...

Birgün adamın biri 40 kişiye çarpmaktan yargılanıyormuş . Hakim adama sormuş nasıl oldu anlat: Adam ben bayır aşagı kamyonla inerken birden kamyonun firenleri patladı önüme bi baktım solda 39 kişilik bir gurup sagda 1 yaya vardı önümde uçurumdu bende sağdaki yayaya çarpıp durmayı düşündüm ama hersey sadaki nin spla dogru kaçmasıyla başladı..
fıkranın devamı


emel, bir gün Afrika"ya gider. Hazır gitmişken bir de deveye bineyim öyle döneyim der.
Neyse deve kiralayan bir yer bulur ve sahibine nasıl sürüldüğünü sorar,
-Oh diyince gider. Ohhhh Ohhh! diyince koştura koştura gitmeye baslar.



Temel sorar:

-Eeee, nasıl duracağım?

-Amin diyince de durur.


Neyse bizim adam biner deveye,


- "oh", der, başlar yavaş yavaş gitmeye.

Neyse, bir süre sonra sıkılır ve

"Ohhhh Ohhhh!" der. Bu sefer deve de koşturmaya başlar.
Temel çok keyiflidir.

Bir yandan koştura koştura giderken bir yandan da çevreyi seyretmektedir.Tam bu sırada bir bakar karsında bir uçurum. Ne yapacağını şaşırır.Heyecandan ne söyleyeceğini unutur.Neyse der bari bir "son dua" okuyayım ve baslar okumaya.Duasını bitirince "Amin" der ve deve zınk diye durur uçurumun kenarında.Bizim adam kurtulmanın verdiği rahatlıkla derin bir nefes alır:

-OHHH BEEE!


fıkranın devamı


Bir adam develere bakıyormuş.Develerin fiyatları 10;11,12 gibi fiyatlarındaymış.Bir devenin fiyatı 19 gibiymiş.Adam niye diyince adam



-"oh diyince yürür oh oh diyince koşar amin diyince durar."
Adam deveyi almış.üzerine binip "oh" diyerek deve yürümüş."Oh oh" diyince koşmuş.Adam durmanın kelimesini unutmuş.Ve dua okuyarak "amin" demiş deve uçurumun kenarında durmuş.Adam sevincinden "oh" diyince deveyle beraber düşmüşler...

fıkranın devamı


Köyün birinde bir deli varmış. Her gün bir uçurumun kenarına varıp gün boyu " Seksen dokuz, seksen dokuz, seksen dokuz..." diye sayar dururmuş.Köylüler bu durumu çok merak ederlermiş. Bir gün köylülerden biri bu durumu deliye sormaya karar vermiş. Delinin yanına varıp ne yaptığını soracağı anda deli onu uçuruma yuvarlamış ve " doksan, doksan, doksan..." diye saymaya devam etmiş.

fıkranın devamı


Adamin biri bir gün Karadeniz Bölgesi'nde gezmeye gider.

Arabasiyla ilerlerken bakar bir uçurumun kenarinda muhtesem bir manzara ve de bir grup yöreli davul zurna kemençe horon

tepiyorlar. Çeker arabasini ve baslar seyretmeye,ama o da ne... Adamlar bir tur atip geliyorlar uçurumun basina ve halayin basindakini atiyorlar asagiya...Sonra bi tur daha ve yine bi adam asagiya...

Turist dayanamaz yaklasir yanlarina ve sorar:

- Kardesim ne diye atiyosunuz adamlari asagiya?

Içlerinden biri cevap verir:

-Haçan biz burada Temel atma töreni yapayruk.......

fıkranın devamı


Temel ıssız dağlarda gezerken ayağı kayar ve bir uçurumdan asağı düşerken, yamaçtan dışarı doğru büyümüş bir ağaca zorlukla tutunur.tek eli ile asılı vaziyette başlar bağırmaya "KİMSE YOK MİDUUUUR

KİMSE YOK MİDUUUUR!"

yakınlarda sesini duyacak kimse yoktur. Temel saatlerce aynı pozisyonda bağırmaya devam eder.

"KIMSE YOK MIDUUUUR ! KIMSE YOK MIDUUUUR!"

Aslen keyfine düşkın olan bu kulunun zor durumunu ve feryatlarını duyan Tanrı dayanamaz ve gik gürlemesini andıran bir ses duyulur

"EEEY KULUM TEMEL SEN DE BİLİYORSUN BUGÜNE KADAR BENİM EMİRLERİME PEK RİAYET ETMEDİN, RAKI İÇTIİN, KUMAR OYNADIN, BAŞKASININ MALINA GÖZ DİKTİN, ÇAPKINLIK YAPTIN. ANCAAAAK ŞU HALİNE DAYANAMADIM VE SANA BIR SANS DAHA VERMEK İSTERİM. EĞER İYİ BİR KUL OLMAYA SÖZ VERİRSEN SENİ KURTARACAĞIM!"

Ses kesilir. Bir sure daha sessiz kalan Temel başlar tekrar bağırmaya:

"BAŞKA KİMSE YOK MİDUUUUUR!

BAŞKA KİMSE YOK MİDUUR!"

fıkranın devamı


Temel bir gün dertli dertli içiyormuş meyhanede. - "Ne bu hal", demiş Dursun. - "Boşver" demiş Temel de. Dursun ısrar etmiş "biz arkadaş değil miyiz?" diyerek. Temel dayanamamış: - "Ama kimseye anlatma.. Hani ben bir zaman Afrika'ya gitmiştim ayı avlamaya?" - "Hatırladım bayağı da dönmemiştin" demiş Dursun... - "Günler sonra buldum en sonunda avlayacak bir ayı ama tam ateş edecekken tüfek bozuldu. Ben de kaçarken uçurumdan aşağı düştüm." - "Eeeee" demiş Dursun "Sonra..." - "Her tarafım kan revan içinde, komaya girmişim. Sonra ayı beni yuvasına götürdü. Yaralarımı yaladı, balla, sütle besledi beni, iyileştikten sonra da bana tecavüz etti aylarca" demiş. - "Buna mı üzülüyorsun, takma kafanı yaa bak bu kadar zaman geçti. Çoluk çocuğa karıştın, mutlu bir hayatın var" demiş Durmuş. Temel: - "Bu da hayat mı be birader... O Afrika'da ben burda.."

fıkranın devamı


Temel, bir gün tarlasından eve dönmektedir. Karadeniz bölgesinin sarp arazisindeki patikada ilerlerken, birden ayağı kayar ve yüzlerce metre derinlikteki uçuruma yuvarlanır. Can havliyle, uçurumdaki bir ağacın dalına tutunur. Aşağıya bakar, metrelerce derinlikte ve dibinde de sivri kayalar. Belki duyan olur da kurtarmaya gelir diye avazı çıktığı kadar bağırır:
-Çimse yok miiii!
Bir kaç kere daha bağırır. Sonunda, ta yukarılardan, gökten bir ses duyar:
-Ey kulum Temel! Düşüp ölsen ne var ki? Seni cennetime koyarım. Eğer emirlerimi yaptıysan, yasaklarımdan kaçındıysan, kul hakkı yemediysen hiç korkma!
Temel şöyle bi düşünür, emirlerden hemen hiçbirini yapmamış, yasakların neredeyse tamamını yapmış, kul hakkı desen sadece Fadime'nin hakkını ödeyemez. Başını kaldırıp, tekrar bağırır:
-Başka çimse yok miiii!

fıkranın devamı

Aslan ile tilki beraber yürüyorlarmış.iki metrelik uçurumun kenarına gelmişler ve karşıya g...
fıkranın devamı

Temel bir gün bir uçurumun ucunda atmışsekiz atmışsekiz atmışsekiz diye sayıklıyormuşş t...
fıkranın devamı

Temel, bir gün Afrika'ya gider. Hazır gitmişken bir de deveye bineyim öyle döneyim der. Neyse d...
fıkranın devamı

Bir gün Temel ve arkadasi Dursun birlikte sinemada film seyrediyorlarmis. Filmin en heyecanli sahne...
fıkranın devamı

Arabası uçuruma düşen adam, kendini kurtarmak için camdan atlar, yuvarlanır veuçurumun kenar
fıkranın devamı

Adamin biri bir gün Karadeniz Bölgesi'nde gezmeye gider. Arabasiyla ilerlerken bakar bir uçurumun...
fıkranın devamı

- Burasi Galatasaray tribünü degil mi?
- AAbi çok seri bi araba bu yaaa...
- Korkma hayatim, arabamizda ABS ve airbag mevcut.
- Postanede bana ait bi koli varmis onu almaya geldim.
- Oolum, 5 tas çaldim ruhun bile duymadi.
- Bakin çocuklar, bu deney seti, kapagi açilinca güvenlik önlemi olarak elektrigi keser.
- Demek piranha dedikleri sey bu. Hiho, bak Hulusi abi biyiklari ile oynuyom bi sey olmuyo.
- Ey ruuuuhhh, geldiyseeen...
- O irmikleri neden aldin Nurhan, helva mi yapican? Niye?
- Dogalgazin ülkemize hayirli ve ugurlu olmasini diliyor ve dogalgazla çalisan ilk ocagi huzurlarinizda yakiyorum.
- Evladim, beni karsidan karsiya geçirir misin?
- Geeel, geeel sag yap geeel...
- Bah bah bah hala uzunlarla geliyo...
- Canikom, bu etin tadi sana da biraz garip gelmedi mi?
- Müjdemi isterim Turhan abi bi kizin daha oldu.
- Ordular ileri... Allah, allah, allah, allah...
- Kim bekler lan yesilin yanmasini?!
- Esek sakasi yapmayin lan...
- Bekle Cemsit abi ben bi dalip çikicam.
- Korkma hanim bu saatte kapimizi kim çalacak, tanidik biridir.
- Hala karli gösteriyor mu hanim?
- Elektrikçiye ne gerek var canim, ben hallederim.
- Bak simdi nasil solliycaz...
- Gel abi burasi boyu geçmiyo.
- Aya bak aya, kamyon fari gibi !!!
- Ben denedim korkmayin.
- Bak Kadri abi, suyun derinligi önemli diil, asil is atlamasini bilmek...
- Yav Hayrettin abi, burasi Galatasaray tribünü diil galiba...
- Vakkas abi. senin için öyle böyle diyorlar, dogru mu?
- Hihoha... Bak gelen sey köpekbaligina ne kadar da benziyor.
- Rasim abi, kafesin kapisi kapali degil mi?
- Nalan, bi kibrit yak da bak bakalim ne kokusuymus...
- Baba... Ben hamileyim.
- Yapma Satilmis abi, seytan doldurur.
- Rasim abi su omzumu bi kütürdetsene.
- Sözünü geri alman için sana bes dakka veriyorum.
- Bu külüstür essahtan 200 yapiyor mu?
- Ben bunu bilir bunu söylerim Refik. Tren yolculugu en guvenilir yolculuktur.
- Arkamda duracagina gel de uçurumun manzarasina bak kocacigim...
- Semra'cigim bak arabanin ibresi 200'u gösteriyor.

fıkranın devamı

İstanbul-Bolu arasındaki tünellerin girişinde birkaç yıl öncesine kadar "Farlarınızı yakınız" çıkışında ise "Farlarınızı söndürünüz" yazıyordu. Karadenizli bir vatandaşımız gece yolculuğu sırasında tünel çıkışında "Farlarınızı söndürünüz" yazısını görüp gece farlarını kapatınca tünel çıkışındaki uçurumdan aşağıya uçmuş. O günden sonra artık tünel çıkışlarında "Farlarınızı kontrol ediniz" yazıyor.
fıkranın devamı

Adamın biri birgün şehir dışında yolda kalmış.Saat gecenin 2siymiş ve arabaların nadir geçtiği ıssız bir yolmuş burası.Kış mevsimi olduğundan aşırı derece soğuk,fırtınalı,kar yağışlı ve bir metre ötenin bile görünemeyeceği kadar sis hakimmiş.Adam saatlerce yürüdükten sonra yanından yavaşça bir arabanın geçtiğini farketmiş ve bu işkenceye bir son vermek için koşarak arabanın ön kapısından içeri girmiş.Kafasını sola çevirmiş,(Gözlerine inanamamış)şoför koltuğunda kimse yokmuş.Tam bunun şokunu yaşarken ileride bir uçurumun belirdiğini farketmiş ve korkudan ne yapacağını şaşırmış son duasını etmeye başlamış.Bir de bakmışki direksiyonda sadece bir el var ve direksiyonu çeviriyor.Adam bu kadarına da dayanamıyarak arabadan dışarıya atlayarak hızla hiç bilmediği bir yöne doğru koşmaya başlamış ve ağaçların arasında olduğunu farkettiği küçük bir kahveye sığınmış.Bir çay içip kendine geldikten sonra kahvedekilere başından geçenleri anlatmış.Kahvedekileride bir korku sarmış ve kimseden çıt çıkmıyormuş.Derken birden kahvenin kapısı açılmış içeriye iri yapılı,yorgunluktan perişan olmuş,üstübaşı yırtılmış,kanter içinde kalmış iki adam girmiş.herkes hiç ses çıkarmadan onlara bakarken;adamlardan biri yanındakine hitaben ( göz işaretiyle bizimkini göstererek) :"Lan Osman,şurda oturan adam biz arabayı itmeye çalışırken içine oturan şerefsiz değil mi lan." demiş.
fıkranın devamı

Temel birgun ucurumun kenarında dolaşıyormuş.Uçurumun dibini görmek için ucuna dogru yaklaşmiş.Ayagı kayıp düsmus.Asagı inerken ceketi bı dala takılmıs.Temel bagmıs:
-Ulaa kımse yok miduurrr?
Bi ses gelmiş:
-BEN Azraıl canını almaya geldım.Sevabın fazlaysa cennete,günahın fazlaysa cehenneme gideceksin demiş.Temel:
-Baska kimse yok midurr..! :-
fıkranın devamı

Temel, bir gün tarlasından eve dönmektedir. Karadeniz bölgesinin sarp arazisindeki patikada ilerlerken, birden ayağı kayar ve yüzlerce metre derinlikteki uçuruma yuvarlanır. Can havliyle, uçurumdaki bir ağacın dalına tutunur. Aşağıya bakar, metrelerce derinlikte ve dibinde de sivri kayalar. Belki duyan olur da kurtarmaya gelir diye avazı çıktığı kadar bağırır:
-Çimse yok miiii!
Bir kaç kere daha bağırır. Sonunda, ta yukarılardan, gökten bir ses duyar:
-Ey kulum Temel! Düşüp ölsen ne var ki? Seni cennetime koyarım. Eğer emirlerimi yaptıysan, yasaklarımdan kaçındıysan, kul hakkı yemediysen hiç korkma!
Temel şöyle bi düşünür, emirlerden hemen hiçbirini yapmamış, yasakların neredeyse tamamını yapmış, kul hakkı desen sadece Fadime'nin hakkını ödeyemez. Başını kaldırıp, tekrar bağırır:
-Başka çimse yok miiii!
fıkranın devamı

Temel bir deve alır. Deve oh deyince yürür ,oh oh deyince koşarmış. Amin lafında dururmuş. Temel deveye oh oh deyip koşturmuş. Biraz sonra ileride bir uçurum görür ama deveyi durduracak kelimeyi unutur. Son duasını okuduktan sonra amin deyince deve uçuruma milim kala durur.
Temel büyük bir sevinçle ohh çeker gerisini siz düşünün.
fıkranın devamı

Bir gün Temel ve arkadaşı Dursun birlikte sinemada film seyrediyorlarmış. Filmin en heyecanlı sahnesinde bir at, üzerinde adam olduğu halde hızla uçuruma doğru gidiyormuş. Tam bu sırada Dursun :
- Temel bence uçurumdan aşağıya uçacaklar, demiş. Temel :
- Pence düşmeyecekler, demiş. İki arkadaş iddiaya girmişler. Sonuçta uçurumdan aşağıya uçmuşlar ve Dursun iddiayı kazanmış. Dursun :
- Temel pen hile yaptum, pen bu filmi daha önceden seyrettum, demiş. Temel hemen atlamış :
- Haçen pende seyrettum da pok yiyenun aynu hatayu yapacağunu zannetmiydum, demiş...
fıkranın devamı

1.65 boylarında,
iri yeşil gözlü (mümkünse mevsimsel olarak güneşe göre rengi değişebilsin)
minik çene, bıdık burun,
öpülesi, kendinden pembe dudaklar minik bir ağız.
ince bir boyun,
saçlar uzun beline doğru şöyle, esmer
yarım washinton portakalı büyüklüğünde (avuçtan taşmayacak...) gögüsler. (80 - 85 ayarında yani)
gergin bir göbek (şöyle dokunduğunda irkilmesini izleyebilecen...)
bel bölgesindeki kemikleri belli olmasın hafif basenler şöyle (hatun dediğin ele gelecek...)
hafiften iri kalçalar (basenlerle uyum içinde olacak, kalp şekli yakalanabilirse enfes olur)
düzgün bacaklar (kemikleri belli olmayacak)
ince ayak bilekleri
37 yada 38 numara ayaklar
bakımlı parmaklar, pembe topuklar

fiziksel olarak böyle bişey benim düşündüğüm.

gelelim huyuna suyuna,
1 kere eğitimli olmalı, mesela kütüphanecilik, işletme, iktisat, dietisyen mesela
2 benden az kazanmalı (uçurum olmadan, misal ben 1milyar kazanıyorsam oda 700m olsun)
3 aşret bir kız olsun, oturmayı kalkmayı, büyüklerine hürmet etmeyi bilsin.
4 herşeye peki demesin ama orta noktada buluşmayıda bilsin
5 deli gibi aşık olsun bana etrafdaki daha iyi alternatiflerle bana boynuz takmayacak kadar sevsin beni
6 anne vasıflarına sahip olsun şevkat göstermeyi bilsin (kendi isteyince anne olucak, ısrar etmeyecez...)
7 acımızdan ölmeyecek kadar yemek pişirmeyi bilsin yeter (misal yumurta, pilav, makarna)
9 hanım hanımcık giyinsin. (öyle g-string, göbeği açık gömlek tişört olayı bize ters)
10 dinlemeyi bilsin aynı zamanda kendini dinlettirsin benimle ağlasın benimle gülsün.
11 damak zevkimiz birbirine yakın olsun. yemeğe çıktığımızda birimiz aç kalmasın
12 yapmacık/yalancı olmasın, sevdiğine sevdim, sevmediğine sevmedim diyebilsin.
13 arkadaşlarımı sevsin, arkadaşlarımın kız arkadaş/eşlerini sevsin, sevmesede katlanabilsin.
14 ailesi çok zengin olmasın ama bize muhtaç durumda da olmasınlar.
15 ailesi çocuk sever olsun torunları üstlerine atıp tatile gidebilelim.
16 beni çevremdeki hatunlardan kıskansın, zaman zaman bu yüzden bana trip yapsın.
17 eski erkek arkadaşlarının büyük bir kısmı ölmüş olsun. ölmemişler evli ve çocuklu olsun görüşmeyelim.
18 kitap okusun, banada döve döve okutsun. entellektüel birikimi olsun ama entel olmasın.

işte böyle bişiy...

gelen mesajlar üzerine benim eklemeyi unuttuklarım :

19 öyle kulağına göbeğine metal şeyler takmasın
20 hiç bi yerinde dövme olmasın
21 metal müzik dinlemesin
22 evde eğlenmeyi tercih etsin ama dışarda da eğlenmeyi bilsin
23 cebinde faturalı hat kullansın, ayrıntılı faturası bana gelsin ben ödeyeyim.
24 yoga, solaryum, fitness gibi abu işlerle uğraşmasın ama kuaföre gitsin, güzellik salonuna gitsin.
fıkranın devamı

- Bak simdi nasil solliycaz...
- Gel abi burasi boyu geçmiyo.
- Aya bak aya, kamyon fari gibi !!!
- Ben denedim korkmayin.
- Bak Kadri abi, suyun derinligi önemli diil, asil is atlamasini bilmek...
- Yav Hayrettin abi, burasi Galatasaray tribünü diil galiba...
- Vakkas abi. senin için öyle böyle diyorlar, dogru mu?
- Hihoha... Bak gelen sey köpekbaligina ne kadar da benziyor.
- Rasim abi, kafesin kapisi kapali degil mi?
- Nalan, bi kibrit yak da bak bakalim ne kokusuymus...
- Baba... Ben hamileyim.
- Yapma Satilmis abi, seytan doldurur.
- Rasim abi su omzumu bi kütürdetsene.
- Sözünü geri alman için sana bes dakka veriyorum.
- Bu külüstür essahtan 200 yapiyor mu?
- Ben bunu bilir bunu söylerim Refik. Tren yolculugu en guvenilir yolculuktur.
- Arkamda duracagina gel de uçurumun manzarasina bak kocacigim...
- Semra'cigim bak arabanin ibresi 200'u gösteriyor.
- Valla bak sarhos bile olmadim bacanak. Gel bir büyük daha devirelim sonra yola çikariz.
- Korkacak bir sey yok sevgilim. Bir imza icin karakola cagiriyorlar... Hepsi bu...
- Yapma Sefik abi seytan doldurur...
- Bak bu sana son tras olusum Refik abi. Pesin pesin söylüyorum bu sefer de orami burami kesersen bundan sonra baska berbere tras olurum haberin olsun.
- Durumum cok mu kötü doktor bey?
- Nesi var bu kapuskanin?
- Ben öldükten sonra tablolarim cok para edecek Aysegül..
- Bogaza gelip temiz hava almayi iyi akil ettik... Çocugum oynama su arabanin el freniyle...
- Aaa evler ne kadar yakinlasti Perihan. Sanki uçak çatilarin üstünden uçuyor. Aaaa...
- Operasyon basariyla tamamlanmistir.
- Elektrikçiye gerek yok. Ben simdi hallederim...
- Öyle mutluyum ki. Gazetedeki yildiz falimda yüz yasina kadar yasayacagim yaziyor.
- Doktora neyin gerek yok. Beni üfürükçü Sabit hocaya götürün.
- Sssst çocuklar, simdi hepimiz birden sandalin öbür tarafina yüklenelim. Sandal batacak diye Selami'nin ödü kopuyor...
- Hani bu kontrol kalemi bozuktu? Bak ne güzel gösteriyor iste.
- Mektubunda diyorsun ki gel gayri.
- Ibibikler öter ötmez ordayim.
- Vatan borcu biter bitmez ordayim..
- Ulan bir de memleket ilerlemiyor derler. Su bindigimiz asansorler on sene öncesine kadar Yugoslavya'dan getirtilirdi. Bunu bizimkiler yapmis. Ne eksigi var?
- Iddia etme Ebru'cugum. Fren sagdaki pedal bence
fıkranın devamı

Temel bir gün dertli dertli içiyormuş meyhanede.
"Ne bu hal" demiş Dursun.
"Boş ver" demiş Temel de. Dursun ısrar etmiş biz arkadaş değil miyiz diyerek. Temel dayanamamış "ama kimseye anlatma.. Hani ben bir zaman Afrika'ya gitmiştim ayı avlamaya. "Hatırladım bayağı da dönmemiştin" demiş Dursun...
"Günler sonra buldum en sonunda avlayacak bir ayı ama tam ateş edecekken tüfek bozuldu. Ben de kaçarken uçurumdan aşağı düştüm."
"Eeeee" demiş Dursun "Sonra..."
"Her tarafım kan revan içinde komaya girmişim. Sonra ayı beni yuvasına götürdü. Yaralarımı yaladı, balla, sütle besledi beni, iyileştikten sonra da bana tecavüz etti aylarca" demiş.
"buna mi üzülüyorsun, takma kafanı ya bak bu kadar zaman geçti. Çoluk çocuğa karıştın, mutlu bir hayatin var" demiş Durmuş.
Temel; "bu da hayat mi be birader... O Afrika'da, ben burada"
fıkranın devamı



Samanyolu, çobanın peşinden giden bir sürü gibi, göğün yamacına tırmanıyordu. Sürüdeki en küçüklerden bir, bu gümüşi döngüden ve dinginlikten öteye geçmeyen yolculuklardan bıkmıştı artık. Huzursuzdu. Sıkıntının tırnakları, biryerlerini sürekli kanatıyordu. İşte böyle bir gökgününde, sürüden sessizce ayrıldı. Evinden kaçan kısa pantolonlu afacan bir coçuğa benziyordu küçük yıldız. İpinden kopmuş küçük bir uçurtma gibiydi. Hoplaya zıplaya uzaklaştı sürüden. Boşluğu ve birbaşınalığı duyumsadı birdenbire. Arkadaşlarından öğrendiği bir evren türküsünü mırıldanmaya başladı. Bir yandan da ayrıldığı sürünün, bütün bir ömür, evrenin kıyısında yaşamaya nasıl katlandığını merak ediyordu. Şaştı kaldı bu işe. Yıldız aklının hayalsiz olabileceğine inanmak istemiyordu. Sonra unuttu bütün bunları. Geleceği geçmişi ve her şeyi...Ve şöyle düşündü küçük yıldız:

Evren
yalnızlıktan da küçükmüş
Düşlermiş asıl sonsuz olan


Zaman, kar kristalleri gibi ayağına batsa da, yolculuk duygusunun esrikliği gizemli bir tada dönüşüyordu gittikçe. Saklı vadileri keşfetti küçük yıldız, karadeliklerde dolaştı. Ateşarabalarına binip manyetik rüzgarlar denizine indi. Başına belalar açmada gittikçe ustalaşıyordu artık. Kendine yönelmiş bir tehdit gibiydi. Asteroidlerin meteor yağmurlarına uğramış bedenleri delik deşikti. "Ölüm" dedi küçük yıldız,
"ölüm beni cirkinleştirmeden yok olma yollarını öğrenmeliyim". Sonra öteki galaksilerin uğuldayan rüzgarlarına yöneldi. Nebulalar arasından kayarken bir yandanda türküler söylüyordu, yıldız türküleri.

Evren
umutlarda da küçükmüş
Mutsuzluk daha büyükmüş meğer

Küçük yıldız, sönmüş yıldızlar arasından geçerken, terkkettiği sürüyü anımsadı bir ara. Arkadaşlarını, ışıkışığa neşeli dostlarını düşündü. Büyücüleri, bilicileri anımsadı. Dönse ömrü uzayacak, hızla yitirdiği ışığını yenileyebilecekti belki. Ama oraya dönmeyi bir kez bile aklından geçirmedi. Işığının, elmas tozları gibi bedeninden dökülmesine aldırmadı. Çevrenini kendisi yaratmalı, kendisi yok etmeliydi. O hiçbir zaman sönmüş yıldızlar mezarlığına gömülmeyecekti. gerektiğinde kül olup savuracaktı kendini. Diğer yanda samanyolu küçük yıldızın kaybolduğunu yüzlerce ışık yılı sonra ayrımsadı. Ama binlerce ışık yılında açtığı keçi yolundan çıkıp ta onu aramaya yanaşmadı. İmkansızı denemeye kalkmıştı o:

Evren
Sekizinci renge sarınan
Metaforlarmış meğer


Karanlık bölgelerden geçiyordu küçük yıldız, bir ateş böceği kadar kendine yakın, bir okadar kendine uzaktı. Kendini evrenin öteki kıyılarına sürükledi sonra. Yıldızların düş kurdurucu olduklarını ama artık düş de kurmaları gerektiğini duyumsadı. Yıldızların da ütopyaları olmalıydı. Ama bir yandan tükeniyordu küçük yıldız. Hızla, ışık hızıyla tükeniyordu. Karadelikler onu yutabilir, sönmüş gezegenler kendine çekebilirlerdi. Büyükbüyüklerinin masallarındaki gibi tehlikeler ortasında kalabilirdi. Umurunda bile değildi bütün bunlar. Yaşıyordu, ölümlüydü ve firariydi, hepsi bu...

Evren
hiçlik'ten de küçükmüş meğer
Yaşamı ve ölümü ezberleyecek kadarmış


Sonra bir ışık yılında, yırtılmış ozon tabakasının altında Dünya'yı gördü. İnsanlar, çamur içindeki larvalara benziyorlardı. Küçük yıldız dehşetle baktı aşağıya. İşte tam o an ayağı bir meteora takıldı ve kaymaya başladı. Düşüyordu. Tutunabileceği birşey yoktu evrende. Tutunmak ta istemiyordu zaten... Işığa ve kendine veda etmenin vakti gelmişti. "Vedanın anlamı ne" diye düşündü sonra. Anlamsızdı. Dünya'ya inme duygusunun bir biçimiydi veda. Son çabasını aşağıdaki Dünya kirliliğine düşmemek için harcadı ve kılpayı kurtuldu bundan.

Evren
Küçük bir okyanusmuş meğer
Kıyısında yelkenliler batan


Kendini gök uçurumuna bırakırken küçük yıldızın son baladı şu oldu:

D ü ş ü y o r u m
l

t o z l a ş a r a k

d
ü
ş
l ü
y
o
r
u
m
t o
z l
a
ş a
r
a k


y a
ü n o l
D m a s ı
n
d a !
Ahmet TELLİ

fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama