Usta Fıkraları

loading...

rahmetli mustafa amca yaşınında ilerlemesi dolayısı ile kulakları ağır duyuyordu : kolu ağrıdığı için doktora gitmişti, masasında oturan doktor bilgisayarı ile meşguldu. mustafa amcaya köşeyi göstererek oraya geç ve kolunu soy demişti. anlam veremiyen mustafa amca köşeye gitmiş ve donunu soyduktan sonra dr.hanıma seslenmiş. ben hazırım demiş. dr.hnm.masadan kalkmış ve tam mustafa amcanın yanına gidecek, manzarayı görünce hiddetle bagırmış; ben sana kolunu soy dedim... mustafa amca mahçup bir şekilde donunu toplarken; biraz önce niye bu şekilde bağırarak söylemediniz diye söylenerek muayenehaneyi terketmiş.
fıkranın devamı

175-KUZUKUNA VERAH!.. Ardanuç-Yolağzı Köyü’nden Beykoz’a göç eden Hasan Yüksel bir zaman sonra kereste atölyesi kurar ve köylüsü Casım Yenigün ile çalışmaya başlar. Babası Veysel Yüksel de misafir olarak oğullarının yanına gelir, sırtındaki kamburdan şikâyetçidir ve bundan dolayı da köyün-de “Kuzuk Veysel” diye anılır. Casım’ın dedeleri de köyde “Karapan” adı ile bilinir. Bir gün iri bir tomruğu testere ağzına verirken Hasan Usta alaylı bir şekilde: -Habu tomruk, nasıl da karapan orta direği olur, Ola!..,der. Casım Usta da kendisine bir taşın atıldığını anlar ve: -Habuni hele testereye kuzukuna verah, der, gülüşürler. Dikili tahtalar arasında konuşmaları gizlice dinleyen Veysel Amcamız, o anda aniden ortaya gelir, iki ustamız ne yapacaklarını şaşırır ve sessizliği Veysel Amcamızın sesi bozar: -Beyuklarıza ey rahmet okiyersiz,Ola!..Der. 176-NASIL YAPILACAĞI Üniversiteyi yeni bitiren bir genç iş arar, bulur. İlk çalışacağı gün patronu gelir: - Hey sen!.. Al şu bezi, yerleri silmeye başla. Genç: - Ama efendim, ben üniversite bitirdim. Patron: - Ha, o zaman başka. Ver bezi, ben sana nasıl yapacağını göstereyim. 177-DONSUZLUK CEZASI Sultan en güvendiği adamını Arabistan’a Vali olarak gönderir. Vali, Arabistan’ da gezerken Arapların entari giydiklerini ama alta donları olmadığını görür. Bir rüzgar esti mi, manzara felaket! Haber salmış, altına don giymeyenler kadı huzuruna çıkartılıp, hapsedilecek. Aradan günler geçmiş Arap’ın bir tanesi don giymediği rüzgârlı bir havada fark edilir, Kadı huzuruna çıkartılır. Kadı sorar: - Adın? - Aptülmecit - Baba adın? - Aptüllaziz - Evli misin? - 5 tane karım var. - Kaç çocuğun var? - İlkinden 15, ikincisinden 17, üçüncüsünden 16, dördüncüsünden 13, beşincisinden 18 tane. Kadı kararını okur: -Aptülazizoğlu Aptulmecit, don giymeye vakti olmadığından beraatına karar verilmiştir. 178-TEMEL’İN İSTEĞİ Temel, gezide olduğundan uzun süre evden uzak kalır, gittiği şehirde küçük bir otele yerle-şir ve danışmaya telefon eder: -Bana bir fahişe bulup gönderin, der ve telefonu kapatır. Otelin sahibi şaşır, yanında duran karısına döner: -Demin gelen müşteri kadın istiyor, der. Kadın köpürür: -Terbiyesiz adam, ne zannediyor bizim otelimizi. Hemen git o müşteriye ağzının payını ver, der. Adam, isteği uygun bulmaz: -Müşteriye ne söyleyeceğim karıcım, bir terbiyesizlik eder, başım derde girer, der. Kadın iyice sinirlenir: -Sen gitmezsen, ben giderim, der ve o hışımla merdivenlerden çıkar. Kocası aşağıda bekler-ken yukardan gürültüler gelmeye başlar. On beş, yirmi dakika sonra Temel aşağıya iner, üstü başı yırtılmış, yüzü tırmıklanmış durum-da; otelciye çıkışır: -Ne biçim kadın göndermişsin be!. İstemem diye tutturdu. Becerene kadar anam ağladı. 179-ÇIKARDIM ONİ Temel ile Fadime Lunaparka gider, dolaşırken Fadime bir ara dönme dolaba binmek ister, Temel karşı çıkar;”olmaz, donun gozukur”,der. Fadime ses çıkarmaz. Biraz sonra Temel ba-lonlara tüfekle ateş ederken Fadime yanından yavaşça uzaklaşır. On dakika sonra hanımını yanında gören Temel: -Neredeydin? Diye sorar. Fadime’nin dönme dolaba bindim cevabı üzerine sinirlenir: -Pen saa, pinme tonun gozukur demedum mi? Diye çıkışınca Fadime gayet sakin: -Dedun ama gözükmedi,çıkardım oni Temel..,der. 180-ÇİMDUR O!.. Temel askerlik görevinde nöbetçi kulübesinde gece nöbeti tutmaktadır. Bir ara tel çitlerin dışında ağaçlar arasında ayak sesleri duyar, belli belirsiz karartılar görür, bağırır: -Çimdur O!..,Cevap gelmez,sesler devam edince bir şarjörü o tarafa boşaltır ve allarım düğ-mesine basar. Askeri birlikte koşuşmalar, komutlar, araç homurtuları ve allarım sesleri birbirine karışır. Güvenlik güçleri kısa sürede olay yerine ulaşır, çevre abluka altına alınır ve projektörler ile alan aydınlatılır. Saha dikkatli bir şekilde araştırılırken kulübe yakınından başka bir Karadenizlinin sesi çınlar: - Pir inek furulmuştur,komitanum!.. 175-KUZUKUNA VERAH!.. Ardanuç-Yolağzı Köyü’nden Beykoz’a göç eden Hasan Yüksel bir zaman sonra kereste atölyesi kurar ve köylüsü Casım Yenigün ile çalışmaya başlar. Babası Veysel Yüksel de misafir olarak oğullarının yanına gelir, sırtındaki kamburdan şikâyetçidir ve bundan dolayı da köyün-de “Kuzuk Veysel” diye anılır. Casım’ın dedeleri de köyde “Karapan” adı ile bilinir. Bir gün iri bir tomruğu testere ağzına verirken Hasan Usta alaylı bir şekilde: -Habu tomruk, nasıl da karapan orta direği olur, Ola!..,der. Casım Usta da kendisine bir taşın atıldığını anlar ve: -Habuni hele testereye kuzukuna verah, der, gülüşürler. Dikili tahtalar arasında konuşmaları gizlice dinleyen Veysel Amcamız, o anda aniden ortaya gelir, iki ustamız ne yapacaklarını şaşırır ve sessizliği Veysel Amcamızın sesi bozar: -Beyuklarıza ey rahmet okiyersiz,Ola!..Der. 176-NASIL YAPILACAĞI Üniversiteyi yeni bitiren bir genç iş arar, bulur. İlk çalışacağı gün patronu gelir: - Hey sen!.. Al şu bezi, yerleri silmeye başla. Genç: - Ama efendim, ben üniversite bitirdim. Patron: - Ha, o zaman başka. Ver bezi, ben sana nasıl yapacağını göstereyim. 177-DONSUZLUK CEZASI Sultan en güvendiği adamını Arabistan’a Vali olarak gönderir. Vali, Arabistan’ da gezerken Arapların entari giydiklerini ama alta donları olmadığını görür. Bir rüzgar esti mi, manzara felaket! Haber salmış, altına don giymeyenler kadı huzuruna çıkartılıp, hapsedilecek. Aradan günler geçmiş Arap’ın bir tanesi don giymediği rüzgârlı bir havada fark edilir, Kadı huzuruna çıkartılır. Kadı sorar: - Adın? - Aptülmecit - Baba adın? - Aptüllaziz - Evli misin? - 5 tane karım var. - Kaç çocuğun var? - İlkinden 15, ikincisinden 17, üçüncüsünden 16, dördüncüsünden 13, beşincisinden 18 tane. Kadı kararını okur: -Aptülazizoğlu Aptulmecit, don giymeye vakti olmadığından beraatına karar verilmiştir. 178-TEMEL’İN İSTEĞİ Temel, gezide olduğundan uzun süre evden uzak kalır, gittiği şehirde küçük bir otele yerle-şir ve danışmaya telefon eder: -Bana bir fahişe bulup gönderin, der ve telefonu kapatır. Otelin sahibi şaşır, yanında duran karısına döner: -Demin gelen müşteri kadın istiyor, der. Kadın köpürür: -Terbiyesiz adam, ne zannediyor bizim otelimizi. Hemen git o müşteriye ağzının payını ver, der. Adam, isteği uygun bulmaz: -Müşteriye ne söyleyeceğim karıcım, bir terbiyesizlik eder, başım derde girer, der. Kadın iyice sinirlenir: -Sen gitmezsen, ben giderim, der ve o hışımla merdivenlerden çıkar. Kocası aşağıda bekler-ken yukardan gürültüler gelmeye başlar. On beş, yirmi dakika sonra Temel aşağıya iner, üstü başı yırtılmış, yüzü tırmıklanmış durum-da; otelciye çıkışır: -Ne biçim kadın göndermişsin be!. İstemem diye tutturdu. Becerene kadar anam ağladı. 179-ÇIKARDIM ONİ Temel ile Fadime Lunaparka gider, dolaşırken Fadime bir ara dönme dolaba binmek ister, Temel karşı çıkar;”olmaz, donun gozukur”,der. Fadime ses çıkarmaz. Biraz sonra Temel ba-lonlara tüfekle ateş ederken Fadime yanından yavaşça uzaklaşır. On dakika sonra hanımını yanında gören Temel: -Neredeydin? Diye sorar. Fadime’nin dönme dolaba bindim cevabı üzerine sinirlenir: -Pen saa, pinme tonun gozukur demedum mi? Diye çıkışınca Fadime gayet sakin: -Dedun ama gözükmedi,çıkardım oni Temel..,der. 180-ÇİMDUR O!.. Temel askerlik görevinde nöbetçi kulübesinde gece nöbeti tutmaktadır. Bir ara tel çitlerin dışında ağaçlar arasında ayak sesleri duyar, belli belirsiz karartılar görür, bağırır: -Çimdur O!..,Cevap gelmez,sesler devam edince bir şarjörü o tarafa boşaltır ve allarım düğ-mesine basar. Askeri birlikte koşuşmalar, komutlar, araç homurtuları ve allarım sesleri birbirine karışır. Güvenlik güçleri kısa sürede olay yerine ulaşır, çevre abluka altına alınır ve projektörler ile alan aydınlatılır. Saha dikkatli bir şekilde araştırılırken kulübe yakınından başka bir Karadenizlinin sesi çınlar: - Pir inek furulmuştur,komitanum!.. 175-KUZUKUNA VERAH!.. Ardanuç-Yolağzı Köyü’nden Beykoz’a göç eden Hasan Yüksel bir zaman sonra kereste atölyesi kurar ve köylüsü Casım Yenigün ile çalışmaya başlar. Babası Veysel Yüksel de misafir olarak oğullarının yanına gelir, sırtındaki kamburdan şikâyetçidir ve bundan dolayı da köyün-de “Kuzuk Veysel” diye anılır. Casım’ın dedeleri de köyde “Karapan” adı ile bilinir. Bir gün iri bir tomruğu testere ağzına verirken Hasan Usta alaylı bir şekilde: -Habu tomruk, nasıl da karapan orta direği olur, Ola!..,der. Casım Usta da kendisine bir taşın atıldığını anlar ve: -Habuni hele testereye kuzukuna verah, der, gülüşürler. Dikili tahtalar arasında konuşmaları gizlice dinleyen Veysel Amcamız, o anda aniden ortaya gelir, iki ustamız ne yapacaklarını şaşırır ve sessizliği Veysel Amcamızın sesi bozar: -Beyuklarıza ey rahmet okiyersiz,Ola!..Der. 176-NASIL YAPILACAĞI Üniversiteyi yeni bitiren bir genç iş arar, bulur. İlk çalışacağı gün patronu gelir: - Hey sen!.. Al şu bezi, yerleri silmeye başla. Genç: - Ama efendim, ben üniversite bitirdim. Patron: - Ha, o zaman başka. Ver bezi, ben sana nasıl yapacağını göstereyim. 177-DONSUZLUK CEZASI Sultan en güvendiği adamını Arabistan’a Vali olarak gönderir. Vali, Arabistan’ da gezerken Arapların entari giydiklerini ama alta donları olmadığını görür. Bir rüzgar esti mi, manzara felaket! Haber salmış, altına don giymeyenler kadı huzuruna çıkartılıp, hapsedilecek. Aradan günler geçmiş Arap’ın bir tanesi don giymediği rüzgârlı bir havada fark edilir, Kadı huzuruna çıkartılır. Kadı sorar: - Adın? - Aptülmecit - Baba adın? - Aptüllaziz - Evli misin? - 5 tane karım var. - Kaç çocuğun var? - İlkinden 15, ikincisinden 17, üçüncüsünden 16, dördüncüsünden 13, beşincisinden 18 tane. Kadı kararını okur: -Aptülazizoğlu Aptulmecit, don giymeye vakti olmadığından beraatına karar verilmiştir. 178-TEMEL’İN İSTEĞİ Temel, gezide olduğundan uzun süre evden uzak kalır, gittiği şehirde küçük bir otele yerle-şir ve danışmaya telefon eder: -Bana bir fahişe bulup gönderin, der ve telefonu kapatır. Otelin sahibi şaşır, yanında duran karısına döner: -Demin gelen müşteri kadın istiyor, der. Kadın köpürür: -Terbiyesiz adam, ne zannediyor bizim otelimizi. Hemen git o müşteriye ağzının payını ver, der. Adam, isteği uygun bulmaz: -Müşteriye ne söyleyeceğim karıcım, bir terbiyesizlik eder, başım derde girer, der. Kadın iyice sinirlenir: -Sen gitmezsen, ben giderim, der ve o hışımla merdivenlerden çıkar. Kocası aşağıda bekler-ken yukardan gürültüler gelmeye başlar. On beş, yirmi dakika sonra Temel aşağıya iner, üstü başı yırtılmış, yüzü tırmıklanmış durum-da; otelciye çıkışır: -Ne biçim kadın göndermişsin be!. İstemem diye tutturdu. Becerene kadar anam ağladı. 179-ÇIKARDIM ONİ Temel ile Fadime Lunaparka gider, dolaşırken Fadime bir ara dönme dolaba binmek ister, Temel karşı çıkar;”olmaz, donun gozukur”,der. Fadime ses çıkarmaz. Biraz sonra Temel ba-lonlara tüfekle ateş ederken Fadime yanından yavaşça uzaklaşır. On dakika sonra hanımını yanında gören Temel: -Neredeydin? Diye sorar. Fadime’nin dönme dolaba bindim cevabı üzerine sinirlenir: -Pen saa, pinme tonun gozukur demedum mi? Diye çıkışınca Fadime gayet sakin: -Dedun ama gözükmedi,çıkardım oni Temel..,der. 180-ÇİMDUR O!.. Temel askerlik görevinde nöbetçi kulübesinde gece nöbeti tutmaktadır. Bir ara tel çitlerin dışında ağaçlar arasında ayak sesleri duyar, belli belirsiz karartılar görür, bağırır: -Çimdur O!..,Cevap gelmez,sesler devam edince bir şarjörü o tarafa boşaltır ve allarım düğ-mesine basar. Askeri birlikte koşuşmalar, komutlar, araç homurtuları ve allarım sesleri birbirine karışır. Güvenlik güçleri kısa sürede olay yerine ulaşır, çevre abluka altına alınır ve projektörler ile alan aydınlatılır. Saha dikkatli bir şekilde araştırılırken kulübe yakınından başka bir Karadenizlinin sesi çınlar: - Pir inek furulmuştur,komitanum!.. 175-KUZUKUNA VERAH!.. Ardanuç-Yolağzı Köyü’nden Beykoz’a göç eden Hasan Yüksel bir zaman sonra kereste atölyesi kurar ve köylüsü Casım Yenigün ile çalışmaya başlar. Babası Veysel Yüksel de misafir olarak oğullarının yanına gelir, sırtındaki kamburdan şikâyetçidir ve bundan dolayı da köyün-de “Kuzuk Veysel” diye anılır. Casım’ın dedeleri de köyde “Karapan” adı ile bilinir. Bir gün iri bir tomruğu testere ağzına verirken Hasan Usta alaylı bir şekilde: -Habu tomruk, nasıl da karapan orta direği olur, Ola!..,der. Casım Usta da kendisine bir taşın atıldığını anlar ve: -Habuni hele testereye kuzukuna verah, der, gülüşürler. Dikili tahtalar arasında konuşmaları gizlice dinleyen Veysel Amcamız, o anda aniden ortaya gelir, iki ustamız ne yapacaklarını şaşırır ve sessizliği Veysel Amcamızın sesi bozar: -Beyuklarıza ey rahmet okiyersiz,Ola!..Der. 176-NASIL YAPILACAĞI Üniversiteyi yeni bitiren bir genç iş arar, bulur. İlk çalışacağı gün patronu gelir: - Hey sen!.. Al şu bezi, yerleri silmeye başla. Genç: - Ama efendim, ben üniversite bitirdim. Patron: - Ha, o zaman başka. Ver bezi, ben sana nasıl yapacağını göstereyim. 177-DONSUZLUK CEZASI Sultan en güvendiği adamını Arabistan’a Vali olarak gönderir. Vali, Arabistan’ da gezerken Arapların entari giydiklerini ama alta donları olmadığını görür. Bir rüzgar esti mi, manzara felaket! Haber salmış, altına don giymeyenler kadı huzuruna çıkartılıp, hapsedilecek. Aradan günler geçmiş Arap’ın bir tanesi don giymediği rüzgârlı bir havada fark edilir, Kadı huzuruna çıkartılır. Kadı sorar: - Adın? - Aptülmecit - Baba adın? - Aptüllaziz - Evli misin? - 5 tane karım var. - Kaç çocuğun var? - İlkinden 15, ikincisinden 17, üçüncüsünden 16, dördüncüsünden 13, beşincisinden 18 tane. Kadı kararını okur: -Aptülazizoğlu Aptulmecit, don giymeye vakti olmadığından beraatına karar verilmiştir. 178-TEMEL’İN İSTEĞİ Temel, gezide olduğundan uzun süre evden uzak kalır, gittiği şehirde küçük bir otele yerle-şir ve danışmaya telefon eder: -Bana bir fahişe bulup gönderin, der ve telefonu kapatır. Otelin sahibi şaşır, yanında duran karısına döner: -Demin gelen müşteri kadın istiyor, der. Kadın köpürür: -Terbiyesiz adam, ne zannediyor bizim otelimizi. Hemen git o müşteriye ağzının payını ver, der. Adam, isteği uygun bulmaz: -Müşteriye ne söyleyeceğim karıcım, bir terbiyesizlik eder, başım derde girer, der. Kadın iyice sinirlenir: -Sen gitmezsen, ben giderim, der ve o hışımla merdivenlerden çıkar. Kocası aşağıda bekler-ken yukardan gürültüler gelmeye başlar. On beş, yirmi dakika sonra Temel aşağıya iner, üstü başı yırtılmış, yüzü tırmıklanmış durum-da; otelciye çıkışır: -Ne biçim kadın göndermişsin be!. İstemem diye tutturdu. Becerene kadar anam ağladı. 179-ÇIKARDIM ONİ Temel ile Fadime Lunaparka gider, dolaşırken Fadime bir ara dönme dolaba binmek ister, Temel karşı çıkar;”olmaz, donun gozukur”,der. Fadime ses çıkarmaz. Biraz sonra Temel ba-lonlara tüfekle ateş ederken Fadime yanından yavaşça uzaklaşır. On dakika sonra hanımını yanında gören Temel: -Neredeydin? Diye sorar. Fadime’nin dönme dolaba bindim cevabı üzerine sinirlenir: -Pen saa, pinme tonun gozukur demedum mi? Diye çıkışınca Fadime gayet sakin: -Dedun ama gözükmedi,çıkardım oni Temel..,der. 180-ÇİMDUR O!.. Temel askerlik görevinde nöbetçi kulübesinde gece nöbeti tutmaktadır. Bir ara tel çitlerin dışında ağaçlar arasında ayak sesleri duyar, belli belirsiz karartılar görür, bağırır: -Çimdur O!..,Cevap gelmez,sesler devam edince bir şarjörü o tarafa boşaltır ve allarım düğ-mesine basar. Askeri birlikte koşuşmalar, komutlar, araç homurtuları ve allarım sesleri birbirine karışır. Güvenlik güçleri kısa sürede olay yerine ulaşır, çevre abluka altına alınır ve projektörler ile alan aydınlatılır. Saha dikkatli bir şekilde araştırılırken kulübe yakınından başka bir Karadenizlinin sesi çınlar: - Pir inek furulmuştur,komitanum!..
fıkranın devamı

11-ISLIKLA ÇAĞIRMA Çobanların en yakın yardımcıları sadık köpekleridir.Çok uzaklardan sesinden ve “früit,früit,früit..” diye ıslıkla çağrılmaları halinde sahibinin yanına koşarlar. Ardanuç-Yolağzı Köyünde Molla Ali Pehlevan’ın evine Kala’dan(1) memur gelmiş,muhtarla görüşmek istemektedir.Muhtar diğer mahallede oturduğundan getirilmesi için torun Adnan Pehlevan görevlendirilir.Zırıki(2) oluşu ile bilinen 10 yaşlarındaki torun ;Veysel Yüksel’in harman yerinden mahallesi karşısına geçerek muhtarı çağırmaya başlar.Muhtardan ses gel-meyince bu sefer de”Früit,früit,früit..” diye ıslıkla çağırmaya başlar,yanındaki arkadaşı karşı gelse de devam eder.Halbuki muhtar yakın bir evdedir,ıslığı duyunca öfke ile gizlice çocuklara yaklaşır, bacaklarına bastonunu fırlatır ve taşlamaya başlar.Neye uğradıklarını şaşıran çocuklar tarladan aşağı doğru kaçmaya başlarlar. Muhtar peşlerinden: -Na var!..Ola it oğlu, itlar? Diye bağırır. Taş menzilinden uzaklaştıktan sonra ıslıkçımız: -Emi!..Dedem çağırıyerdi,dedem!..Diye cevap verir. 1-Kala: Köylülerin Ardanuç ilçelerine verdikleri isim. 2-Zırıki: Şımarık, aksi çocuk. 12-HA BU KARADENİZ Köyün birinde bir çoban, sürüsünün pazarlamasına yardımcı olmak için Batum’a gider. Köyüne dönünce; köyünden hiç ayrılmamış bir arkadaşına gördüklerini anlatmaya başlar. Batum’un yemyeşil bir ova içinde deniz kenarında olduğunu, büyük pencereli çok yüksek bi-nalar gördüğünü, denizin adına Karadeniz dendiğini ve bu denizin de uçsuz bucaksız olduğunu ballandırarak anlatırken; bizimki artık dayanamaz: -Ola heee!..He,da!..Ha bu Karadeniz,bizim Karagol’dan da beyuk degil yaaa,hoş!..Der. 13-GENÇ VALİ İsmet İnönü, Atatürk’ün Başbakanı iken Ardahan üzerinden Artvin’e geleceği duyulur. Artvin’in ileri gelenleri, sözcülüğe Ardanuç-Yolağzı köyünden Molla Ali Pehlevan’ı seçerler ve sınırda karşılarlar. Kutul’da bir yemek verilir. Yemekte yöre meseleleri konuşulur, İsmet Paşa ayrılırken de sözcümüze: -Benden başka bir isteğiniz var mı? Diye sorar. -Sayın Paşam!..Bize genç ve çalışkan bir vali gönderin diye cevap alır. Ancak bu istekten kimse memnun olmaz, Paşamız uzaklaştıktan sonra “Bu kadar sorunu-muz varken, yalnız bir vali istenir mi?”Diye çıkışanlara “Aklında yalnız vali kalır”demesine rağmen tenkitten kurtulamaz. Kısa süre sonra ise Refik Koraltan isimli bir genç, vali olarak atanır. Bayındırlık işleri yanında en uzak köylere dahi okullar açılır, Kuvarshan ve Murgul maden yatakları işletmeye alınır. Artvin, öğrenim ve yüksek tahsilli oranında, nüfusuna göre birinciliği başka bir ilimize bırakmayan bir il haline gelir. 14- YAZ MI, KIŞ MI? Yolağzı Köyü’nden Ömer Pehlevan, Ardanuç-Kapı Köydeki yaşlı akrabasının ziyaretine gider. Dereden tepeden konuştuktan sonra yaşlı adam bir anısını anlatmaya başlar: - “Bir tarihte; okuzlari kızağa koştuh, Killuğa(1) oduna gettuh.(2)Okuzlari çayıra salduh, onlar otliyer, ben başladım odun yapmaya. Ama hava savuh(3),kar adam boyi(4)”diye konuşmaya başlayınca bizimki daha fazla dayanamaz: - Emi!..Yaz miydi?,Kış miydi? Diye atılır. Adam iyice şaşırır ve: - Ola!..Bilmam ki,yaz miydi? Kış miydi? Der. 1-Killuğa: Killik ormanına 2-Gettuh: gittik 3-Savuh: Soğuk 4-Boyi: Boyu 15-KURT DUŞTİ(1) Ardanuç-Yolağzı Köyü’nün akıllı delisi Asım Demirci Ağabeyi ile köyün sığırtmacıdır ve yalan söylemesi ile bilinir. Uzun Çayır otlağında koyun sürüsü ile nahır(2) yan yana otlamaktadır. Asım, Koco (3) oynamakta olan çobanların yanına koşar ve katıla katıla gülerken: - Ola!.. Vallah suruya kurt duşti,kurt!..Der ve gülmeye devam eder. Oyuna dalmış olan çobanlar aldırmaz, oyunlarına devam ederler. Başka tarafta olan ağabeyi durumu anlar ve köpekleri çağırarak kurdu koyunlara zarar vermeden ormana doğru kovar. Köpeklerin koşuşmaları ve havlamaları üzerine oyuncularımız kendilerine gelir, görev yerlerine koşarken de: -Ola tuh!..Asım, Asım olalı, bir defe doğru dedi, ona da biz orali olmaduh(4), derler. 1-Kurt duşti: Kurt sürünün içine girdi 2-Nahır: Sığır sürüsü 3-Koco: Yöresel bir çelik çomak oyunu 4-Orali olmaduh: İlgilenmedik, aldırmadık 16-GEMİLER(1) YERLERDE Ardanuç-Yolağzı Köyünde Abdullah ve M.Ali Pehlevan bir çift öküz, bir çift tosun ile harman dövmektedirler(2). Karşıdaki tek katlı Nazım Yenigün’ün evinin penceresinden de çocuklar onları seyreder. Tosunlar, yeni koşulmalarına rağmen kısa sürede alışmış, uyum sağlar. Çocukların arasındaki Abdulvehap Yasal: -Habunların harmanını bir toz duman edem, hele bir seyredin, der. Bu sırada tosunların göz-leri ile Abdulvehap’ın gözleri çakışır. Tosunlar aniden harman çeperinden (3) atlayarak yola çıkarlar. Öküzle de onları izlerler. Sürüklenen düvenler yoldan duman halinde toz çıkarır. Hayvanlar sakinleştirilir, düvenlerin onarımına geçilir, öküzler otlağa gönderilir. Düvenin taşlarını tamir ederken de M.Ali Usta Ağabeyine: -Havada sinek yoh, habu tosunlar niya(3) bızıklandi(4), anlamadım, der. 1-Gemi: Düven, döven 2-Harman dövme: Harmanda daneleri ayırma işi 3-Çeper: Ahşap çit 4-Niya: Niçin
fıkranın devamı

14- YAZ MI, KIŞ MI? Yolağzı Köyü’nden Ömer Pehlevan, Ardanuç-Kapı Köydeki yaşlı akrabasının ziyaretine gider. Dereden tepeden konuştuktan sonra yaşlı adam bir anısını anlatmaya başlar: - “Bir tarihte; okuzlari kızağa koştuh, Killuğa(1) oduna gettuh.(2)Okuzlari çayıra salduh, onlar otliyer, ben başladım odun yapmaya. Ama hava savuh(3),kar adam boyi(4)”diye konuşmaya başlayınca bizimki daha fazla dayanamaz: - Emi!..Yaz miydi?,Kış miydi? Diye atılır. Adam iyice şaşırır ve: - Ola!..Bilmam ki,yaz miydi? Kış miydi? Der. 1-Killuğa: Killik ormanına 2-Gettuh: gittik 3-Savuh: Soğuk 4-Boyi: Boyu 15-KURT DUŞTİ(1) Ardanuç-Yolağzı Köyü’nün akıllı delisi Asım Demirci Ağabeyi ile köyün sığırtmacıdır ve yalan söylemesi ile bilinir. Uzun Çayır otlağında koyun sürüsü ile nahır(2) yan yana otlamaktadır. Asım, Koco (3) oynamakta olan çobanların yanına koşar ve katıla katıla gülerken: - Ola!.. Vallah suruya kurt duşti,kurt!..Der ve gülmeye devam eder. Oyuna dalmış olan çobanlar aldırmaz, oyunlarına devam ederler. Başka tarafta olan ağabeyi durumu anlar ve köpekleri çağırarak kurdu koyunlara zarar vermeden ormana doğru kovar. Köpeklerin koşuşmaları ve havlamaları üzerine oyuncularımız kendilerine gelir, görev yerlerine koşarken de: -Ola tuh!..Asım, Asım olalı, bir defe doğru dedi, ona da biz orali olmaduh(4), derler. 1-Kurt duşti: Kurt sürünün içine girdi 2-Nahır: Sığır sürüsü 3-Koco: Yöresel bir çelik çomak oyunu 4-Orali olmaduh: İlgilenmedik, aldırmadık 16-GEMİLER(1) YERLERDE Ardanuç-Yolağzı Köyünde Abdullah ve M.Ali Pehlevan bir çift öküz, bir çift tosun ile harman dövmektedirler(2). Karşıdaki tek katlı Nazım Yenigün’ün evinin penceresinden de çocuklar onları seyreder. Tosunlar, yeni koşulmalarına rağmen kısa sürede alışmış, uyum sağlar. Çocukların arasındaki Abdulvehap Yasal: -Habunların harmanını bir toz duman edem, hele bir seyredin, der. Bu sırada tosunların göz-leri ile Abdulvehap’ın gözleri çakışır. Tosunlar aniden harman çeperinden (3) atlayarak yola çıkarlar. Öküzle de onları izlerler. Sürüklenen düvenler yoldan duman halinde toz çıkarır. Hayvanlar sakinleştirilir, düvenlerin onarımına geçilir, öküzler otlağa gönderilir. Düvenin taşlarını tamir ederken de M.Ali Usta Ağabeyine: -Havada sinek yoh, habu tosunlar niya(3) bızıklandi(4), anlamadım, der. 1-Gemi: Düven, döven 2-Harman dövme: Harmanda daneleri ayırma işi 3-Çeper: Ahşap çit 4-Niya: Niçin 5-Bızıklanma: Bızıkı denen iri sineğin ısırması ile hayvanların kaçışması 17-SEN BENİM... Ardanuç-Yolağzı Köyü’nde sığırtmaçlık yapmakta olan köyün akıllı delisi Asım Demirci, çok zor geçinmesine rağmen daha genç yaşında fazla çocuğu olur. Çocuklarının perişan durumu-na acıyan eski muhtar Cemal Önür, kendisini koruması için bir paket kaput alır, hediye olarak kendisine götürür ve: -Asım!..Daha bu yaşta, bir çok çocuk yaptın,hepsi de perişan,kendini koruman için…Derken Asım’ın tepesi atar: -Sen benim s..imin kahyası mısın? Diye çıkışır. Cemal Usta, neye uğradığını şaşırır, elindeki paketi cebine koyarken: -Tamam, Asım, tamam, sen haklısın der ve oradan ayrılır.
fıkranın devamı

temel bir gün fırına girer: ustacuğum bana ordan 299 ekmek ver da! 300 olmazmı? yok ustacuğum okadar ekmeği kim yiyecek!!!
fıkranın devamı


Okyanusta büyük bir gemi hızla ilerliyorken, gemi kaptanı herkesi güverteye çağırmış. Herkes güverteye toplanınca:
- "Size bir kötü bir de iyi haberim var" demiş.
"Önce hangisini söyleyeyim?"
- "İyi olanı" demiş yolcular...
- "11 dalda oscar kazanacağız..."

fıkranın devamı


Bir gün Mustafa Almanya' ya gidecek olmuş. Annesi de ona bir keçi vermiş. Al bunu sütünü sağar içersin, yoğurt yapar yersin demiş. O da almış keçisini gitmiş. Tam gümrükten geçerken memur "Hayır Türk, bu keçi buradan
geçmeyecek." demiş. Mustafa' da; "Abi bu keçi değil köpek" demiş. Memur;
"Peki ya bu boynuzlar ne?" demiş. Mustafa da; "Vallahi memur bey ben
köpeğimin özel hayatına karışamam" ...

fıkranın devamı


Okyanusta büyük bir gemi hızla ilerliyorken, bir an gemi kaptanı herkesi güverteye çağırmış. Herkes güverteye toplanınca:
- "Size bir kötü bir de iyi haberim var" demiş. "Hangisi ile başlayayım?"
- "İyi olanla" demiş yolcular...
- "11 dalda oscar kazanacağız..."

fıkranın devamı


Taksinin yokusta frenleri patlamis, muthis bir hizla asagi iniyor.
Kayseri'li musteri bagirmis..
- "Durdur su arabayi.."
Sofor panik icinde haykirmis..
- "Durduramiyorum!.."
- "O zaman taksimetreyi durdur hic degilse" demis, Kayserili.

fıkranın devamı


Belediye otobusu agzina kadar dolu, yasli bir adamcagiz ayakta. Elindeki bastonu otobusun her kalkisinda ve durusunda kayiyor ve adamcagiz dusmemek icin olanca gucunu harciyor.
Bu sirada oturmakta olan genclerden biri kustahca akil veriyor:
-Baba, baba, bastonunun ucuna lastik taksan kaymaz!
-Ah oglum, demis yasli adam, senin baban o lastigi zamaninda taksaydi ben simdi bu otobuste oturacak yer bulurdum!

fıkranın devamı


Kadinin biri petshop'a gidip bir muhabbet kusu almak istemis.. ordan bir tane erkek kusu gozune kestirmis..adama sormus:
"Bu simdi erkek olduguna gore kesin konusur degil mi?"
"Tabiii efendim..hem de harika bir secim yaptiniz, bu oyle cinstir ki 2 haftaya kalmaz karsilikli sohbet bile edersiniz" Kadinin cok hosuna gitmis,kusu alip eve goturmus. 2 hafta sonra kadin yine dukkana gelmis:
"Bu kus tek kelime etmedi!!"
"Imkani yok hanimefendi salincagina cikip sallana sallana gayet guzel konusuyor olmali"
"Iyi de siz salincak vermediniz ki bana?"
Boylece adam kadina bir salincak satmis, kadin eve donmus....
2 hafta sonra kadin yine dukkanda:
"Bakin beyefendi 4 hafta gecti bu hayvandan hala ses cikmiyor!!!"
"Gercekten anlamiyorum.... merdivenine cikip oynarken konusuyor olmasi gerekirdi!!!"
"Merdiven mi? Bunun merdiveni yok ki?"
Ve adam gule oynaya kadina bir de merdiven satmis. kadin yine evine donmus...
2 hafta sonra:
"Beyefendi bir bucuk ay oldu ve bu kustan hala tek bir kelime duyamadim, olmayacak bu is galiba!!"
"Bakin hanimefendicigim ben bunlardan onlarca sattim biliyorum merdivenine cikip ordan salincagina konarlar ve aynada kendilerini seyrederken bicir bicir konusurlar"
"Ayna mi."
Ve adam o gun de bir ayna satmis olmanin mutluluguyla kadini evine gondermis....
2 hafta sonra petshop'un kapisi acilmis,kadin iceri girmis....elinde kafes, kafesin icinde merdiven, salincak, ayna ve bacaklarini havaya dikmis olu muhabbet kusu....
"BENI KAZIKLADINIZ!!! ISTE KONUSMAYAN KUSUNUZ VE YANINDA BANA KAKALADIGINIZ IVIR ZIVIRLAR!!!" Adam cok sasirmis....
"Hanimefendi bu ilk defa basima geliyor inanamiyorum tek kelime etmedimi bu hayvan??????"
"Valla olmeden once tek bir cumle soyledi"
"Ne dedi??????????"
"O DUKKANDA KUS YEMI SATMAZLAR MI?"




fıkranın devamı


Temel bir gün tuvalete girmiş. Yanında bir adam varmış ve sormuş. Temel:
Haçan sen Karadenizlü misun?
diye sormuş.
Adam evet demiş.
Temel: Pekü Trabzonli musun? diye sormuş. Adam buna da evet demiş.
Temel: Peki senün köyin Çamlıhemşin midur? da diye bir soru daha sormuş.
adam bunada evet demiş.
Temel: Peki senin sünnetçin Kemal üsta midir da? diye bir soru daha sormuş.
Adam sinirlenmiş.
Adam: Ebe adam sen nereli olduğumu, köyümü biliyorsin sünnetçimi nerden
biliyorsun? diye sormuş.
Temel: 'Kemal ustayı kim bilmez!!! Hep yamuk keser yarım saatten beri
bacağıma işiyorsin da demiş

fıkranın devamı


Temel bır gun olmus yanında ak sakallı bır dede belırmıs dedenın elınde saate benzeyen cısımler varmıss temel:

-bu nedur dede? demiş

dede:

-gunah saatı demiş...

tanıdıklarıma bakabılırmıyım demıs temel...

dede:

-tabi demiş

mustafa demıs

-saat yavas yavas donmeye baslamıs

-serhan demıs

normal donmeye baslamıs

-dursun demiş...

dede bakamazsın demiş...

-temel nıye dıye sormuş?

-dede:

-PATRON İÇERİDE VANTİLATOR OLARAK KULLANIYOR DEMİŞ...



fıkranın devamı


istanbulda motorsiklet yarısları yapılacagını duyan karadeniz halkı hemen oranın en usta motorcusu temeli gorevlendirmis temel hazırlıgını yapmıs ve geceden motoruyla yola cıkmıs sabaha karsı gunes dogmadan istanbula girerken karsıdan 2 motorlunun geldigini gormus ve sunların arasından hızlı geceyimde istanbullular motor nasıl kullanır gorsunler diye dusunmus ve basmıs gaza temel gozunu hastanede acmıs hastane yetkilileri hemen ailesine haber vermis tum koy orda sormuslar temele nasıl oldu bu usagum "sorma sabaha karsı gun agırmamısdı karsıdan 2 motorlu geliyodu onlara hava atayım aralarından hızlı geceyim dedim ama megerse ortadaki farlarını yakmayı unutmus...

fıkranın devamı


Samsun´da, bir akşam yemeğinden sonra 4 gaziantepli arkadaş bir çay ocağına gider.

"Usta bize bir açık, üç demli çay!" diyerek çay isterler,



Ocak başından usta seslenir :



-Ha uşağum! hankisi açik olsin...

fıkranın devamı


Trabzon´da, üniversite ikide bir akşam yemeğinden sonra 4 arkadaş bir cay ocağına gittik. Üç arkadaş demli bende açık çay istedim.
- Usta bize bir açık üç demli çay" dedim.
Çaycı:
- Uşağum hancisi açık olsun...

fıkranın devamı


Bir fabrikada imalat hattındaki çok önemli olan ana makinalardan
biri arızalanınca fabrikadaki tüm üretim de durdu. Mevcut teknisyenler makineyi çalıştırmak için çok uğraştılar, ancak ne yaptılarsa nafile, bir türlü başaramadılar. Sonunda dışarıdan uzman
çağırdılar.
Uzman gelip makineyi inceledi. Durumuna baktı. Sonra çantasından
bir çekiç çıkardı. Elinde çekiçle makineye yaklaştı. Makinenin
belli bir noktasına elindeki çekiçle dikkatlice sert bir vuruş yaptı. Makine hemen çalışmaya başladı ve hiçbir arıza olmamış gibi devam etti. Fabrika tekrar harekete geçti. Uzman fabrikadan ayrıldıktan iki gün sonra faturasını gönderdi :
"Hizmet bedeli karşılığı 1.000 USD (bin dolar)" Fabrika müdürü bu faturaya çok kızdı. Tepesi attı ve bir çekiç darbesi için bin doları çok buldu. Uzmandan ayrıntılı fatura göndermesini istedi. Uzmandan bir gün sonra aşağıdaki ayrıntılı fatura geldi :
Makineye cekiçle vurma bedeli.............. 1 $
Nereye vuracağını bilme bedeli........... 999 $
Toplam....................................... 1.000 $

fıkranın devamı


Dünyanın en komik kazası:
Bir duvarcı ustasının şantiyede başına gelen kaza ile ilgili şefine yazdigi mektup:
Sayın şantiye şefim; İş kazası tutanağına planlama hatası diye yazmıştım. Bunu yeterli görmeyerek ayrıntılı anlatmamı istemişsiniz. Şu anda hastanede yatmama neden olan olaylar aynen aşağıda anlattığım gibi olmuştur
.Bildiğiniz gibi ben bir duvar ustasıyım. İnşaatın altıncı katındaki işimi bitirdiğim zaman biraz tuğla artmıştı. Yaklaşık 250kg kadar olduğunu tahmin ettiğim bu tuğlaları aşağıya indirmek gerekiyordu,
.Aşağı indim, bir varil buldum, ona sağlam bir ip bağladım ve ardından altıncı kata çıktım.
.İpi bir çıkrıktan geçirip ucunu aşağıya saldım.
.Tekrar aşağıya indim ve ipi çekerek varili altıncı kata çıkardım.
.İpin ucunu sağlam bir yere bağlayıp tekrar yukarı çıktım.
.Bütün tuğlaları varile doldurdum.
.Aşağı indim, bağladığım ipin ucunu çözdüm.
.İpi çözmemle birlikte birden kendimi havalarda buldum. Nasıl bulmayayım? Ben yaklaşık 70 kiloyum. 250 kilogramlık varil süratle aşağıya düşerken beni yukarı çekti. Heyecan ve saşkınlıktan ipi bırakmayı akıl edemedim.
.Ben yukarı çıkarken yolun yarısında, aşağı inmekte olan tuğla dolu varille çarpıştık. Sağ iki kaburgamın kırıldığını hissetim.
.Tam yukarı çıkınca, iki parmağım iple beraber çıkrığa sıkıştı; Parmaklarım da bu sırada kırıldı.
.Bu esnada yere çarpan varilin dibi çıktı ve tuğlalar etrafa saçıldı. Varil hafifleyince, bu sefer ben aşağı inmeye varil ise yukarı çıkmaya başladı ve yolun yarısında yine varille çarpıştık! Sol bacağımın kaval kemiği de bu sırada kırıldı.
.Yere inince can havli ile ipi bırakmayı akıl ettim. Bu sefer de başımı yukarı kaldırdığımda boş varilin süratle üzerime geldiğini gördüm! Kafatasımın da böyle çatladığını sanıyorum. Bayılmışım, gözümü hastanede açtım.

fıkranın devamı


Temel 0 model BMW cekmis altina ,Dursunun yanina gitmis söyle havali havali
" Dursun nasil buldun arabami,bununla Istanbul -Trabzon arasini 3-4 saatte katederum "
Dursun biraz saskin itiraz edecek olmus
" Temel araba güzel hos ama 3-4 saatte imkansiz demis"
Temel iddiaci tabii demis "denemesi kolay simdi yola cikliyorum 4 saat sonra beni Trabzondaki Hüsnü amcanin bakkalindan ara bak nasil orda olacagim"
Dursun" peki " demis deniyelim ,ve 4 saat sonra Trabzonda Hüsnü amcanin dükkani aramis gercektende telefona Temel cikmis biraz havali ,biraz kibirli sekilde "buna BMW demisler yavas bile geldim sayilir demis ,bak Istanbula 3 saatte dönecegim" telefonu kapatmis yola cikmis
5 gün sonra Istanbula varmis Dursun merak ile telasli sekilde sormus " ula Temel nerde kaldun ? "
Temel sinirli ve Hayal kirikligi icinde
"ula Dursun Gevur su dünyanin parasini aldigi arabaya 5 ileri vites koymusta,geri vites te cimrilik yapmis sadece 1 Geri vites koymus

fıkranın devamı


Bir gün Mustafa Almanya ya gidecek olmus. Annesi de ona bir keçi vermis. "Al
bu keçiyi, sütünü sagar içersin, içemedigini yogurt yapar yersin", demis. O da
almis keçisini gitmis. Tam gümrükten geçerken memur "Hayir, bu keçi buradan
geçemez." demis. Mustafa da, "Abi bu keçi degil, köpek" demis. Memur, "Peki
ya bu boynuzlar ne?" demis. Mustafa da, "Vallahi memur bey ben köpegimin
özel hayatina karisamam" demis...

fıkranın devamı


Temel askerde agacin dibinde gölgelernirken komutan görür ve yanina gider :
- Akser sen ne is yaparsin?
- Insaat ustasiyim komutanim.
- Sen isçini bu durumda yakalasan ne yaparsin?
- Kovarim komutanim...

fıkranın devamı


Bizim Temel ajanliga soyunmus ve talimatlari ögreniyor. Tabi ajan oldugu için
Temel ismi yerine takma isim kullanmasini söyleyip adini Mustafa koyuyorlar ve
Temeli Ingiltereye gönderip oradaki ajanlarla tanismasini söylüyorlar. Temel
Ingiltereye gidiyor ve burada ajanlarin bulustugu bir bara giriyor. Burada
karsisina çikan birine tanismak için adini soruyor. Tabi ingiliz cevap veriyor :
- Bond, James Bond
James Bond da Temele adini soruyor ve bizim Temelde :
- Tafa ,MusTafa...

fıkranın devamı


Kadın doğum uzmanı bir doktor yaptığı işten zevk almamaya başlamış. Yıllardır doğum yaptırmak artık doktara eğlenceli gelmiyormuş ve sonunda işini değiştirmeye karar vermiş. Bir takım araştırmalar sonucunda motorcu olmaya, bu işin çok eğlenceli olduğuna karar vermiş. Hemen bir eğitim kurumuna başvurarak kurs almaya başlamış.
Nihayet kurs bitmiş ve usta öğretici kursiyerleri sınava almış ve sonuçları bakanlığa yollamış. Bakanlık sonuçları incelerken bi bakmışlar bizim doktor 100 puanlık sınavdan 150 almış. "Nasıl olur bu. Bu işte torpil var muhakkak" deyip hemen iki müfettişi göndermişler kurs merkezine. Usta öğreticiyi bulup sormuşlar:
- Ne iş bu ne sordun sınavda.
- Müfettiş bey ne sorayım klasik şeyler işte, yağı değiştir, bujileri temizle, yağ filitresini sök değiştir, radyatörün suyu falan işte.
- İyide kardeşim bu adam nasıl aldı bu notu.
- Valla müfettiş bey adam ne dersem hepsini yaptı.
- Tamam anladık kardeşim onu niye 100 değilde 150 onu soruyorum.
- Haaaaa... İyide müfettiş bey adam bütün dediklerimi ekzos deliğinden yaptı kaç verseydim!

fıkranın devamı


Japonya'da bir çocuk 10 yaslarindayken bir

trafik kazasi

geçirmis ve sol kolunu kaybetmis. Oysa çocugun

büyük bir ideali

varmis . Büyüyünce iyi bir judo ustasi olmak

istiyormus. Sol kolunu

kaybetmekle birlikte, bu hayali de yikilan

çocugunun büyük bir

depresyona girdigini gören babasi, Japonya'nin

ünlü bir Judo

ustasina gidip yapilacak bir seyin olup olmadigini

sormus..

Hoca:

-Getir çocugu ..bir bakalim, demis.

Ertesi gün baba-ogul varmislar hocanin yanina..

Hoca çocugu süzmüs ve

-Tamam demis..yarin esyalarini getir,

çalismalara basliyoruz.

Ertesi gün çocuk geldiginde hocasi ona bir

hareketgöstermis ve

bu

hareketi çalis demis.

Çocuk bir hafta ayni hareketi çalismis..

Sonrahocasinin yanina

gitmis. "Bu hareketi ögrendim baska hareket

göstermeyecek misiniz?"

diye

sormus.Hocanin cevabi:

Çalismaya devam et olmus...

2 ay,3 ay,6 ay derken çocuk okuldaki bir

yilinidoldurmus..

Çocuk

bu bir yil boyunca hep o ayni hareketi tekrarlamis.

.Hocanin yanina

tekrar

gitmis:

-Hocam bir yildir ayni hareketi yapiyorum bana

baska hareket

göstermeyecek misiniz?

-Sen ayni hareketi çalis oglum . Zamani gelince

yeni harekete

geçeriz..

2 yil ,3 yil, 5 yil derken çocuk judodaki 10.yilini doldurmus.

.Bir gün hocasi yanina gelip. .."Hazir ol ! "

demis.. "Seni

büyük

turnuvaya yazdirdim. Yarin maça

çikacaksin!"..Delikanli sok olmus..

Hem

sol kolu yok hem de judo da bildigi tek hareket var.

..Ünlü

judocularin

katildigi turnuvada hiçbir sansinin olmayacagi

düsünmüs ; ama

hocasina

saygisindan ses çikarmamis. ..

Turnuvanin ilk günü delikanli ilk müsabakasina

çikmis. Rakibine

bildigi tek hareketi yapmis ve kazanmis.

Derken.. ikinci

üçüncü

maç....çeyrek, yari final ve final...Finalde

delikanlinin karsisina

ülkenin son on yilin yenilmeyen sampiyonu çikmis.

.Tam bir üstat

delikanli

dayanamayip hocasini yanina kosmus..

-Hocam hasbelkader buraya kadar geldik ama

rakibime bir bakin

hele.. Bende ise bir kol eksik ve bildigim tekbir

hareket var..bu

kadar

bana yeter.. bari çikip ta rezil olmayayim izin

verin turnuvadan

çekileyim..

-Olmaz demis hocasi. Kendine güven,çik dövüs.

Yenilirsen de

namusunla yenil.

Çaresiz çikmis müsabakaya. Maç

baslamis.Delikanli yine bildigi

o

tek hareketi yapmis ve tak.!Yenmis rakibini sampiyon

olmus. Kupayi

aldiktan sonra hocasinin yanina kosmus:

-Hocam nasil oldu bu is? Benim bir kolum yok ve

bildigim tek

bir hareket var. Nasil oldu da ben kazandim.?

-Bak oglum 10 yildir o hareketi çalisiyordun. O

kadar çok

çalistin ki , artik yeryüzünde o hareketi senden

daha iyi yapan hiç

kimse yok.

Bu bir, ikincisi de o hareketin tek bir karsi

hareketi vardir.

Onun için de rakibinin senin sol kolundan tutmasi

gerekir.!

Bunu anlatan dostumuz bir de sunu ekledi:

İnsanlarin eksiklikleri bazen , ayni zamanda en

güçlü

taraflari olabilir: Ama yeter ki bu eksiklik

kafalarinda

olmasin..

fıkranın devamı


Rustada Gazetecinin biri 100 yasinda bir köylüyle roportaj yapiyor :
- Efendim, bu kadar zamanda kimbilir ne güzel olaylar yasamissinizdir. Güzel bir aninizi anlatirmisiniz", diye sormus. Ihtiyar baslamis :
- Bir gün bizim muhtarin esegi kayboldu. Bütün köy esegi aramak için daga çiktik. Saatlerce bir elimizde votka aradik durduk. Sonunda da bulduk.Basladik dag yolundan asagi inmeye. Birden bizim muhtarin esegi gözümüze bir güzel görünmeye basladi ... Derken gazeteci :
- Aman efendim, daha enteresan bir aninizi anlatsaniz. Ihtiyar köylü söze devam etmis :
- Bir gün bizim muhtarin kuzusu kayboldu. Bütün köy muhtarin kuzusunu aramak için daga çiktik. Saatlerce bir elimizde votka, hem yudumlanip hem yuruyerek aradik durduk. Sonunda da bulduk. Basladik dag yolundan asagi inmeye. Birden bizim muhtarin kuzu gözümüze bir güzel görünmeye basladi.. Demeye kalmadan gazeteci yine adamin sözünü kesmis :
- Aman efendim, oraya da girmeyelim. Siz en iyisi kötü bir aninizi anlatin. Adam yeniden söze baslamis :
- Bir gün ben kayboldum...

fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama