Valiz Fıkraları

loading...

180-ÇİMDUR O!.. Temel askerde nöbetçi kulübesinde gece nöbeti tutmaktadır. Bir ara tel çitlerin dışında ağaçlar arasında ayak sesleri duyar, belli belirsiz karartılar görür, bağırır: -Çimdur O!..,Cevap gelmez,sesler devam edince bir şarjörü o tarafa boşaltır ve allarım düğ-mesine basar. Birlikte koşuşmalar, komutlar, araç homurtuları ve allarım sesleri birbirine karışır. Güvenlik güçleri kısa sürede olay yerine ulaşır, çevre abluka altına alınır ve projektörler ile alan aydın-latılır. Saha dikkatli bir şekilde araştırılırken kulübe yakınından başka bir Karadenizlinin sesi çınlar: - Pir inek furulmuştur,komitanum!.. 181-TAVANA NASIL Almanya’ya çalışmaya giden ilk işçilerimizden birine kalacağı yerden bir oda verilir. Eşyalarını yerleştirirken büyük abdesti gelir, alafranga tuvaleti tanımadığından giderecek bir yer bulamaz, Çok sıkışınca yanındaki bir kesekâğıdının içine yapar, pencereden dışarı atmayı düşünür. İkinci kattan aşağı baktığında insanları görür, daha ileri atmak için sallarken kesekâğıdının dibi yırtılır ve pislik tavana fırlar, yapışır, suları da tabana süzülür. Biraz sonra her tarafı pis bir koku kaplar ve kat görevlisi orada biter. Yerdeki ve tavandaki durumu görür, hayretlere düşer, arkadaşlarını çağırır: -Bu adam yere işerken tavana nasıl s.çtı? Diye merakla olayı çözmeye çalışırlar. 182-SANA BİR KÖY Ümraniye-Artvinliler Derneği Yönetimi, hemşerileri Hasan Mezarcı’yı genel seçimlerde gö-nüllü olarak destekler ve tercih oyları ile farklı seçilmesini sağlar. Aydın bir din adamı olarak tanıdıkları eski Müftüleri, daha sonra Atatürk aleyhindeki söz ve davranışları ile basın-yayında manşet olur. Dernek yönetiminde tartışmalar çıkar ve gerçeği kendisinden öğrenmek için TBMM’deki odasına gidilir. Konu açılır, alınan cevaplardan yayınların doğru olduğu anlaşılır. O sıralarda Orta Asya’daki Türk Cumhuriyetleri bağımsızlığını kazanmıştır ve ileri gelenleri ülkemize sık sık ziyaret eder ve Birleşik Türk Devletleri kurulması konu edilir. Milletvekili Hasan Bey Atatürk’ü eleştirirken bir ara: -Ülkenin bazı fabrikalarını ve arazilerini üzerine geçirdi, diye söyleyince dernek 2.Başkanı ve sözcüsü Fevzi Durmuş: -Fabrikalar ve araziler halka bir örnek olsun, diye bizzat ilgilendi ve sonra da kendi hisselerini halkına hibe etti. Şimdi sizin arkanızda güçlü bir Türkiye var, diğer Türk Devletleri ile “Birleşik Türk Devletleri” kurun ve Başkenti’ni de Ardahan veya Kars yapın; Ardanuç’un Yolağzı ve Yaylacık Köyleri’nin yarısından fazlası benim akrabalarıma aittir, beni kırmazlar, beğendiğin köy senin olsun. Binlerce dönüm arazi; tarlası, çayırı, ormanı, yaylası ve soğuk pınarları ile. Biz sizi dedelerimizin hesabını sorasınız diye buraya göndermedik, onlar gittikleri yerde hesaplaşsın. Biz sizi buraya bizim haklarımızı koruyun diye gönderdik. Şu anda bakanlıklarda rüşvetler dönüyor, sizin göreviniz buna engel olmaktır. Siz şu anda bir millettekisiniz, saygı duyarız. Tartışma şartlarımız eşitlenince konuşuruz, der ve konuyu kapatır. Ertesi günü gazetelerde manşet: ”Bakan Özdağlar’ın makam odasında valizler dolusu rüşvet parası ele geçti”. 183-TEK SU KAYNAĞI Anne alışverişe çıkar, iki buçuk yaşındaki bebeğe babası göz kulak olur. Yavrucak halının üzerinde 'çay seti' oyuncağıyla oynarken baba da koltuğunda gazetesini okur, ara sıra da bebeğinin kendisine -çay seti oyuncağının minik plastik fincanlarıyla- ikram ettiği suları çay niyetine içer ve oyuna katılır. Derken anne eve gelir; baba, anneye sus işareti yapar, bebeği izlemesini ister. Bu çok şirin hareketi anne ile paylaşmayı düşünür. Anne, bebeğin elinde çay fincanıyla salondan çıkıp, biraz sonra içi su dolu olarak babasına getirmesini ve babanın da onu çay içer gibi içmesini izler. Sonra gayet sakin bir tavırla elindekilerle mutfağa geçerken eşine seslenir: - Oyun arkadaşının uzanabildiği tek su kaynağının klozet olduğunu biliyorsun, değil mi koca-cım? 184-BİZ DA… Ardanuç-Yolağzı Köyü’nden “Kotsulo”olarak bilinen Süleyman Dinçer dedemiz çarşıya gi-der. Bir dükkânda alış veriş yaparken köylümüze bir memur takılır. -Amca, O köylü kadınlarla nasıl yatıyorsunuz? Allah aşkına!.diye alaylı bir şekilde so-rar.Dedemizin cevabı hazırdır: -Onlari, şeherlinin karısı saniyeruh, Ço!… 185-SONRA DÖNER Adamın biri köyünden kasabaya gider, yol hayli uzun olunca kasabada yemek yedikten sonra köyüne dönmeyi düşünür. Bir lokantaya girer, garsondan bir çorba ister ve afiyetle yemeye başlar. Bu arada hınzır garson da “şu köylü ile bir dalga geçeyim de aval aval düşünsün”,diye arkadaşına işaret eder ve köylümüz çorbasını içince yanında biter: -Eeemm!.Efendim,arkadan ne alırdınız? Diye sorar. Adam kızarır, bozarır ve cevabı patlatır: -Sen önümdekini kaldır, sonra döner verirsin. 186-BİZ DİYERUH DA Kafkasya’dan yeni göç eden Kontromlu Koçi Pehlivan ile Ali Pehlivan, Samusharlı pehlivanlar ile güreş tutarlar ve önüne gelenleri yıkarlar. Bu işe çok kızan köylüleri kabul etmez, tekrar ettirirler. İki güreşçimiz bu sefer rakiplerinin omuzlarını yere yapıştırdıktan sonra göğüslerine oturur ve “Pes” deninceye kadar kalkmak istemezler. Canları acıyan alttaki güreşçiler bağırırlar: -Ola, biz diyeruh da, aho köyli demiyer… 187-GELİNCİK Bir dağ köyünde hamile bir kadının kocası; doğumdan önce ölür, tek başına kalır, kendisine arkadaş olması açısından dağda yaralı olarak bulduğu bir gelinciği evinde beslemeye başlar. Gelincik kadının yanından bir an bile ayrılmaz. Her ne kadar evcil bir hayvan değilse de, oldukça uysallaşır. Bir kaç ay sonra kadının çocuğu doğar, tek başına tüm zorluklara göğüs gerer ve yavrusuna bakmaya çalışır. Günler geçer ve kadın bir gün birkaç dakikalığına da olsa evden ayrılmak ve yavrusunu evde bırakmak zorunda kalır. Gelincikle bebek evde yalnız kalırlar. Aradan biraz zaman geçer ve anne eve döner, Kapıda Gelincik’in kanlı ağzını yalarken görür, çıldırmış gibi gelinciğe saldırır ve oracıkta hayvanı öldürür. Tam o sırada içerdeki odadan bebeğin sesi duyulur, anne odaya koşar; odada beşiğin içinde bebeğini ve yanında parçalanmış bir yılanı görür. 188-DOKTORA TEZİ VE DANIŞMAN... Bir Tavşan önüne bir daktilo almış, tak tuk tak tuk bir şeyler yazıyor. Oradan geçen bir Tilki: - Hey Tavşan, ne yazıyorsun? - Doktora tezimi yazıyorum. - Ha öyle mi, çok güzel, ne hakkında? - Tavşanların Tilkileri nasıl yedikleri hakkında. - Yok, canım, olur mu öyle şey, hiç Tavşanlar Tilki yerler mi? - Olur canım, gel istersen, sana ispat edeyim. Beraberce Tavşanın yuvasına girerler. Biraz sonra Tavşan tek başına çıkar ve yine daktilosunun başına geçer, tak tuk bir şeyler yazmaya devam eder. Daha sonra oradan geçen bir Kurt, Tavşanı görür. - Hey Tavşan, ne yazıyorsun? - Doktora tezimi. - Ne hak kında? - Tavşanların Kurtları yemesi hakkında. - Yayınlamayı düşünmüyorsun herhalde, buna kim inanır? - Gel istersen göstereyim, der. Beraberce ine girerler, Tavşan biraz sonra dışarıya yalnız çıkar. Tavşanın yuvasını merak mı ettiniz? Manzara şudur: Bir köşede Tilkinin kemikleri. Bir köşede Kurdun kemikleri. Diğer köşede ise tavşanın “Doktora Danışmanı Aslan”, kürdanla dişlerini temizlemektedir!.. 189-TANİMİYAN YOH Artvinli yaşlı bir hanım Trabzon’da uçağa bindirilir, Sabiha Gökçen Hava Alanı’nda oğlu tarafından karşılanacaktır. Uçak havalanır, hostesler servis yapar, nenemiz açık bir çay ister, hostes bir şeyler söylese de anlamaz. Herkes bir şeyler içerken açık çay gelmez, bir müddet sonra isteğini tekrarlar, ancak çay yine gelmez. Nenemiz bu duruma iyice bozulur, inerken yolcuları uğurlayan hostese yanaşır ve: -Sen bizim Yunus’u bilursunuun? Diye sorar. Hostesin “bilmiyorum, neden sordunuz ki?” de-mesi üzerine ağzından baklayı çıkarır: -İstanbol’da Yunus’u tanımayan ŞİLLUH yohtur da. NOT:Sayın admin kategoriler arasında "Artvin Fıkraları" kısmını göremedim.Açmanız olası mı? Teşekkürler.
fıkranın devamı



Genç is adami uçaga binmek üzere havaalanina gelir ve bilet kontrolü yapilan masaya giderek, elindeki valizleri teslim eder.
Görevli; "Biletinizi alabilir miyim?"
Adam biletini verir ve ekler; "Biletimden göreceginiz gibi New York'a gidiyorum. Ancak, verdigim yesil valizin Londra'ya, mavi olanin da Paris'e gitmesini istiyorum".
Görevli kiz saskinlikla; "Özür dilerim, ancak bunu yapmam mümkün degil".
Bunun üzerine genç adam; "Bunu duyduguma çok sevindim. Geçen sene yapmistiniz da!




fıkranın devamı


Temel bir gün yolculuğa çıkmaya karar vermiş. Valizlerini toplamış pasaportunu yanına almış. Hava alanına gitmiş vize işlemlerini halletmiş uçağa binmiş. Birde bakmış ki İngiliz, Fransız, Alman da uçakta Allah Kahretsin Yine mi Siz Demiş ve uçak tan inmiş.

fıkranın devamı


Temel evlenmiş, aradan yıllar geçmiş ama temelin karısı temel'e baştan beri sıcak davranmıyormuş temel karısından şüphelenmiş ve birgün karısına demiş ki; karıcım ben yurt dışına gidiyorum. karısıda tamam temel demiş.Temel sabah valizini almış ve dışarı çıkmış aradan on beş dakika geçmiş karısıda çıkmış.Temel geri içeri girip hemen tavan arasına geçmiş.Bir süre sonra karısı ile Dursun içeri girmiş ve hemen işe başlamışlar.Bunları gören Temel kendi kendine başlamış konuşmaya ''ah ula Dursun şimdi yurt dışında olmasaydım sana gösterirdim.''

fıkranın devamı


Gümrük kapisindan bir Ingiliz, bir Fransiz ve bir Türk geçmek için bekliyorlarmis.
Gümrük görevlileri valizlerini kontrol etmeye baslamis. Önce Ingiliz in valizine
bakmislar. Içinden 7 adet don çikmis. Hemen sormuslar Ingilize :
- Niye 7 tane?
- Haftanin yedi gün var. Hepsi için bir tane. Pazartesi, Sali, Çarsamba...
Gümrük görevlileri, "Vay be! Helal olsun medeniyete, temizlige bak
adamlardaki." diyerek Ingilizi takdir etmisler. Sira Fransiz in valizine gelmis,
açmislarbakmislar 8 tane don. Hemen Fransiz a sormuslar :
- 7 yi anladik da niye 8?
- Pazartesi, Sali, Çarsamba... Hergün için bir tane, bir tane de ne yedek...
Gümrük görevlileri yine, "Vay be! Adamlardaki temizlige medeniyete bak!"
demisler.Sira Temel e gelince açmislar bakmislar tam 12 adet don. "Vay be!
Ne varsa bizim insanimizda var. Su medeniyete, su temizlige bak!" Sormuslar :
- Neden 12 adet?
- Ee, neden olicak 12 ay vardur... Ocak, Subat, Mart,..:-)

fıkranın devamı

Temel bir gün yolculuğa çıkmaya karar vermiş. Valizlerini toplamış pasaportunu yanına almı
fıkranın devamı

Genç is adami uçaga binmek üzere havaalanina gelir ve bilet kontrolü yapilan masaya giderek, eli...
fıkranın devamı

Kaptan pilot uçagi kaldirmis, Amerikaya uçuyorlarmis. Yolculara gereken anonsu yapmis ve fikra o y...
fıkranın devamı

Yeni evli iki çift gerdek gecesi sevişmek için hazırlanırken kadın birden eşine - "Yapamayaca...
fıkranın devamı

Bir fransız bir ingiliz bir türk sınıra gelmişler gümrük kontrol memurları valizleri açtırmış önce ingilizin valizini kontrol etmişler.Bir paket dikkatlerini çekmiş;açıp bakmışlar 7 tane kilot neden diye sormuşlar?Her gün birtane değiştiriyorum demiş.Fransıza sıra gelimiş ondada sekiz tane çıkmış neden diye sormuşlar oda biri yedek demiş.Memurlar birbirlerine bakarak Avrupalılar ne kadar medeni demişler.Sıra Türk'e gelmiş onun valizinden on iki kilot çıkınca Türkler bu kadar medenimi diye sormuşlar ! Türk başlamış saymaya Ocak 1 Şubat 2 Mart diye.
fıkranın devamı

Genç işadamı uçağa binmek üzere havaalanına geldi ve bilet denetimi yapılan masaya giderek elindeki valizleri teslim etti. "Biletimden anlayacağınız gibi, New York'a gidiyorum" dedi. Sonra da, valizlerini göstererek sözüne devam etti: "Ancak verdiğim yeşil valizini Londra'ya, mavi olanın da Paris'e gitmesini istiyorum." Görevli bayan, adama şaşkınlıkla cevap verdi: "Özür dilerim efendim ama, bunu yapmamız mümkün değil." Genç adam gülümseyerek: "Bunu duyduğuma çok sevindim" dedi. "Geçen sene yapmışsınız da!"
fıkranın devamı

Adamın biri sünnetciden tüm sünnet ettiği pipi uçlarını toplayıp ona vermesini ister. Sünnetci bir zaman sonra siparişi getirir. Adam çantacıya gider bana bunlardan birbirine ekleyerek el çantası yap der. Çantacı bir kaç gün sonra adama çantayı verir. Adam bakar bu çanta değil kese olmuş der. Usta adama cevap verir.
- Merak etme biraz okşarsan değil çanta valiz bile olur.
fıkranın devamı

Gümrük kapısından bir İngiliz, bir Fransız, bir Türk geçmek için bekliyorlarmış. Gümrük görevlileri valizlerini kontrol etmeye başlamış.
Önce İngiliz'in valizine bakmışlar. İçinden 7 adet don çıkmış.
-"Niye 7 tane?" diye İngiliz'e sormuşlar. O da
-"Haftanın yedi gün var. Hepsi için bir tane: Pazartesi, Salı, Çarşamba..." demiş. "Vay be! Helal olsun medeniyete, temizliğe bak adamlardaki."
Sıra Fransız'ın valizine gelmiş; açmışlar bakmışlar 8 tane don.
-"7'yi anladık da niye 8?" diye sormuşlar. Fransız
-"Pazartesi, Salı, Çarşamba... Her gün için bir tane, bir tane de ne olur ne olmaz diye yedek aldım" demiş.
-"Vay be! Adamlardaki temizliğe, medeniyete bak!" demiş görevliler.
Sıra Temel'e gelince açmışlar bakmışlar tam 12 adet don.
-"Vay be! Ne varsa bizim insanımızda var. Şu medeniyete, şu temizliğe bak!" Sormuşlar:
-"Neden 12 adet?"
Bizimki cevap vermiş:
-"Ocak, Şubat, Mart,.."
fıkranın devamı

Gümrük kapisinda bir ıngiliz, bir fransiz ve Temel geçmek için
bekliyorlarmis. gümrük görevlileri valizlerini kontrol etmeye baslamis.
önce Ingiliz'in valizine bakmislar. içinden 7 adet don çikmis.
- niye 7 tane?
diye ıngiliz'e sormuslar. o da
- haftanin yedi gün var. hepsi için bir
tane. pazartesi, sali, çarsamba... demis.
- vay be! helal olsun medeniyete, temizlige bak adamlardaki.
sira fransiz'in valizine gelmis. açmislar bakmislar 8 tane don.
- 7'yi anladik da niye 8? diye sormuslar.
fransiz
- pazartesi, sali, çarsamba... hergün için bir tane, bir tane de ne
olur ne olmaz diye yedek aldim demis.
- vay be! adamlardaki temizlige medeniyete bak! demis görevliler.
sira temel'e gelince açmislar bakmislar tam 12 adet don.
- vay be! ne varsa bizim insanimizda var. şu medeniyete, şu temizlige
bak! sormuslar
- neden 12 adet?
bizimki cevap vermis
- ocak, subat, mart,......
fıkranın devamı

Evladum Temel, sivil, asçer parolayi sormalisun, tamam mı? parola hamsidur daa.
- Tamam komitanum.
- Ha göreyum bakalım. Terhis olmuş bir er gelmiş nizamiye kapısına, valizi almak istiyor yatakhaneden. Parolayı bilmiyor tabii ki. Parola diye tutturmuş, Temel, er bilmiyor. Temel izin vermiyor. Er başlamış ağlamaya, Temel acımış,
- Hamsi de de geç pakalum.
fıkranın devamı

Adam akşam iş seyahatine gitmek için eve gelmiş.....
Karısına 3 günlüğüne şehir dışına çıkacağını valizini hazırlamasını söylemiş.
Akşam olup adam evden çıkınca kadın hemen dostunu aramış ve:
- Kocam yok gel 3 gün birlikte olalım.
Kadın dostu ile beraberken adamda şehir dışına gitme işi daha sonraya kalır ve tekrar eve geri döner.Evin kapısını çalar; tabi içerde telaş sevgilisi kadına:
- Hani kimse gelmiyecekti bu kim?
- Kocamdır kapıyı aç bi yumruk vur zaten kaçar!
Adam kapıyı açar açmaz kadının kocasına bir çakar daha ne olduğunu anlamadan kapıyı kapar içeri döner kadının kocasıda içinden allah allah yanlış eve geldim, herhalde der; sonra tekrar evine gelir.
Yine kapıyı çalar. Kadın dostuna:
- Bu sefer 2 yumruk vur bir daha gelmez
Dostu yine kapıyı açar 2 yumruk vurur kapıyı kapar .
Adam:
- Yahu yine yanlış oldu herhalde der ve evini en iyi muhtarın bileceğini düşünerek muhtarın evine gider ve:
- Muhtar bey, ben kendi evimi bulamıyorum, bana bi yardım edermisin .
- İşte evin şu karşı bina
- Yok ben demin gittim. Adamın biri çıkıp bana vurdu!
- Olur mu öyle şey gel benimle deyip muhtar önde adam arkada eve doğru giderler Adam devamlı muhtar o ev değil demesine karşı muhtar kapıyı çalar.
Kadının dostu hışımla yataktan kalkar:
- Yine geldi kocan ne yapalım diye sorar
- Temiz bir sopa çek bir daha gelmesin der.
Dostu kapıyı açar açmaz muhtara girişir.
Adam arkadan:
- Vur arkadaş vur ben bir saattir bu ev benim değil diyorum; Anlamıyo der.
fıkranın devamı

Kaptan pilot uçagi kaldirmis, Amerikaya uçuyorlarmis.Yolculara gereken anonsu yapmis ve fikra o ya, anonsu kapatmayi unutmus.
Uçagi otomatik pilota baglamis ve sööle gerindikten sonra kendi kendine konusmaya baslamis.
-"Oohhhh bee, gidip sööle güzel bi siçayim, sonra da hostesi güsseellll bikeyim demis."
Tabi bütün yolcular duymus. Hostes durumu kurtarmak, pilota haber vermek için tam kosacakmis ki,birinin valizine takilip düsmüs.
Adamin biri hostesi yerden kaldirirken

-"Acele etme bacim herif önce siçacak" demis..
fıkranın devamı

Yeni evli iki çift gerdek gecesi sevişmek için hazırlanırken kadın birden eşine
- "Yapamayacağım", der.
Eşi sebebini sorduğunda
- "Bu papağan bana bakarken rahat davranamıyorum", yanıtını verir.Bunun üzerine adam papağana doğru yönelir. Papağana
- "Şimdi arkanı dön.Eğer bizim tarafa dönecek olursan senin ananı mikerim" der.
Bunun üzerine papağan arkasını döner. Karı kocanın işi biter, sabah olur.Papağanın arkası hala dönüktür.Çift ise balayına gitmek için
valizlerini toplamaya başlarlar.Fakat son bir parça valize sığmamaktadır.İçeride şu diyalog geçer:
- "İttir ittir..."
- "Olmuyor ittiriyorum."
- "Biraz daha zorla, girdi girecek."
- "Dayanamayacağım, gücüm kalmadı."
- "Ha gayret, sık dişini, az kaldı giriyor."
- "Yok bu böyle olmayacak.Ben en iyisi gardolabın üstüne çıkıp oradan atlayiim, belki o zaman girer."
Bunun üzerine papağan arkasını dönerek
-
"Valla diil anamı, sülalemi mikseniz bu pozisyon kaçmaz..."
fıkranın devamı

Sünnetçinin biri yillardir kestigi deri parçalarini saklarmis ve bir gün artik emekli olmaya karar vermis.Elindeki derileri alip terzinin birine gitmis ve;
-"Bana bunlardan birsey yap, manevi degerleri çok fazla" demis.
Terzi de;
-"Abi sen bir tatile çik gel o zamana kadar ben de siparisini bitiririm" demis.Sünnetçi tatile gidip gelmis ve ilk is olarak terzinin yanina ugramis.Ne oldu benim siparis demis. Terzi de sünnetçiye bir cüzdan uzatmis.
Sünnetçi hisimla;
-"Ulan bunca yilin emegi bu küçük cüzdan mi?" demis.Terzi hemen cevaplamis;

-"Oyle deme abi biraz sallayinca valiz oluyor!!!!!!!"
fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama