Vefat Fıkraları

loading...


Yaşlar ilerlemiş, artık çocukluk, gençlik yılları buğulu bir perdenin arkasında kalmış.
İki mahalle arkadaşı, birinin karısı vefat etmiş diğeri ise muhterem eşi hanımefendi ile birlikte hoş bir hayat sürdürmekte. Görüşülmeyeli hayli zaman geçmiş.

Günlerden bir gün Asım candostu Kemal'i ziyarete gider.

Kapıda hasret dolu kucaklaşmalar. Hanımefendiye uzatılan bir demet çiçek ve...

- Canım bitanem, bir sorar mısın, Asım orta içerdi galiba...?

- Hayatım, bir su rica edebilir miyim ?

- Güzelim, bir elbezi getirebilir misin?

Asım hem mutlu, hem de şaşkın.
- Kemal valla hayran kaldım üstadım. Bu ne incelik bu ne sevgi, ağzından "hayatım", "canım" "cicim" hiç eksik olmuyor.

- Asım'cığım, ah, ahh bi ismini hatırlayabilsem..!

fıkranın devamı


Adam bakmış, küçük oğlu Hz. İsa`nın resmi önünde dua ediyor.
-Tanrımın anneme, babama, büyük babama uzun ömür ver.Güle güle anneanne...
Bir anlam verememiş bu duaya...Ancak ertesi gün acı haber gelmiş.Anneenne sizlere ömür...
Ertesi hafta adam bakmış çocuk yine duada :
-Tanrım anneme babama uzun ömür ver.Gülegüle büyük baba...Ertesi gün büyük baba vefat eder...
Bir hafta sonra adam bakmış küçük çocuk yine duada :
-Tanrım anneme uzun ömür ver. Güle güle baba...
Adam ertesi sabah bir hastaneye gitmip yatmış.Tetkikler, tahliller, kalp
elektrosu, röntgen çekimleri...Sapasağlam.
Bakmış karısı iki gözü iki çeşme ağluyor.
-Ne oldu hanım.
-Bizim postacı, demiş hanım.Ne iyi adamdı.Bugün haber aldım.Ölmüş!!!!

fıkranın devamı


Cennetin kapısında görevli melek yeni vefat etmiş adama: - "Üzgünüm ama seni içeri alabilmem için bana hayattayken yaptığın iyi bir şeyi anlatmalısın." Adam biraz düşünmüş ve: - "Bir grup serserinin yaşlı bir kadının çantasını almak istediklerini gördüm. Ben de kadını kurtarmak için yanlarına gittim. Başlarındaki çocuğun motorunu devirip, çocuğun yüzüne tükürdüm. Yanındakilere de yaptıklarının ne kadar yanlış olduğunu söyledim." - "Ya bu ne zaman olmuştu?" - "Yaklaşık üç dakika önce.."

fıkranın devamı


Yaşli ve zengin bir adamin hepsi birbirinden zeki 3 oglu varmis. Birgün
amansiz bir hastalikla yataga düşen yasli adam verasetini açiklamak için
ogullarini yanina çagirmis.- ogullarim benim vaktim geldi artik, ecel
kapida. ben ölünce tabi ki mallarimin hepsi sizin ve siz çok zekisiniz ama
siz mallarimi bölüseceksiniz diye birbirinize düsmemeniz için sehrin
kadisina gidin. o kadiya benim selamimi söyleyin o size mirasinizi
bölüstürür.

Ve adam ölür ogullari da babasinin istegi üzerine
kadiya gitmek için yola düserler. tabi yesillik
yerlerden, gölden, yagmurdan, çamurdan felan geçerler.
derken önlerine bi adam çikar ve bizim 3 biradere
sorar;

- efendiler ben devemi kaybettim siz yolda bir deve gördünüz mü? der.
büyük kardes sorar;
- tek gözü kör müydü
adam "evet" der.

ortanca kardes sorar;
- kuyrugu kesik miydi
adam "evet" der

küçük kardes sorar;
- bir ayagi topal miydi
adam ona da "evet" der.

bu sorulardan sonra 3 birader devesini kaybeden adama biz senin deveni
görmedik derler. adam birden
sinirlenir. "yaa nasil olur. hem bütün özelliklerini bildiniz hem de
görmedik diyorsunuz.
bende sizinle beraber gidecem ve gittiginiz yerdeki kadiya sizi sikayet
edecegim" der.
biraderlerde "olur gel" derler.

ve sonunda kadinin yanina varirlar, huzuruna çikarlar 3 birader der ki;
- efendim bizim babamiz vefat etmeden önce mirasi bölüsmemiz için size
gelmemizi söylemisti. biz de bu yüzden geldik. kadi devesini kaybeden adama
döner ve;
-sen niye geldin. der
adam da : efendim ben devemi kaybettim. yolda bunlari gördüm. onlara devemi
gördünüz mü dedim onlarda devemin bütün özelliklerini bildikleri halde
görmedik dediler. ben bunlardan süpheliyim - der.

kadi biraderlere döner ve sorar:

- sen nerden bildin tek gözünün kör oldugunu.
- efendim, yolda gelirken yesillik yerden getik. baktim ki yesilliklerin hep
bi tarafindan yenilmis
öbür tarafina yanasmamis bile. tek gözünün kör oldugunu oradan anladim.
- peki sen nerden bildin kuyrugunun kesik oldugunu.
- efendim, yolda gelirken deve pisligi gördüm. devenin pislikleri hep
daginik düsmüs. halbuki kuyrugu olsaydi hep toplu düserdi. oradan bildim
kuyrugunun olmadigini.
- peki sen nerden bildin bi ayaginin topal oldugunu.
- efendim, gelirken gölden getik. baktim ki devenin 3 ayaginin tam izi bir
de yarim ayak izi var. tek
ayaginin topal oldugunu oradan anladim.

kadi devesini kaybeden adama döner ve "kardesim bunlar senin deveni
görmemisler" der. kadi o adami gönderir ve düsünür "ulan bunlar benden zeki
ben bunlara nasil miras bölüstürecegim. neyse ben bunlara bi ziyafet vereyim
sonrada kapi arkasindan dinleyeyim bakalim ne konusuyorlar" diye düsünür ve
bizim 3 biraderi evine götürür hanimina güzel bi ziyafet hazirlattirir yemek
gelir ve kadi "siz
yemeginizi yiyin ben bi yere varip gelecegim" der ve kapi arkasina geçer.

büyük kardes der ki;
- yaa kuzu çok iyiymiste, keske köpek emmeseydi. kadi sasirir.

ortanca kardes der ki;
- yaa sarap iyiymiste, keske mezar topragindan yapmasalardi. kadi iyice
sasirir.

küçük kardes de der ki;
yaa kadı; iyiymiste, keske i.ne olmasaydi. kadi bu lafi duyar duymaz
gelenlerin zeki oldugunu
düsünerek hemen arastirmaya gider.

kuzuyu aldigi adama "bu kuzu ne emdi" diye sorar.
adamda "kuzunun annesi öldüydü ben de kapinin önünde yatan köpege emzirttim"
der.

daha sonra sarabi aldigi adama gider ve "bu sarabin topragi nerden" diye
sorar. adamda "valla bizim burada en güzel toprak mezarlikta var, ben de
mezar topragindan yaptim" der.

kadi "ulan bunlar ikisinide bildi" diye düsünerekten annesinin yanina gider
ve "anne ben i.ne miyim " diye sorar. annesi de "oglum hatırlamzsın sen
küçükken ormanda sana oduncu tecavüz etmişti"
der.

kadi bu saskinliklar içinde bizim 3 biraderin yanina gider ve baslar
sormaya.

büyük kardese;
- söyle bakalim kuzunun köpek emdigini nerden bildin.
- nerden olacak. bak kuzunun budunun bu kenarinda yag olmaz. ama köpegi
emdigi için burada yag var.

ortanca kardese;

- söyle bakalim sarabin mezar topragindan oldugunu nerden bildin.
-nerden olacak. içiyorum içiyorum zevk yerine keder veriyor.

ve küçük kardese sorar;

- söyle bakalim sen benim i.ne oldugumu nerden bildin.

- nerden olacak, girişte (adını siz koyun) bayrağı vardı :))

fıkranın devamı

Zengin bi kadının kocası vefat eder. Trilyonların sahibi olan kadın bütün dünyayı gezer, he...
fıkranın devamı

Devamlı pokler oynayan 4 arkadaşdan biri vefat eder.Akşam masada 3 kişilerdir.Biri sorar; e 3 k...
fıkranın devamı

Zengin bir köy ağası vefat eder. Vasiyeti açılır. Mallarının yarısını büyük oğluna, d
fıkranın devamı

Bir adam, ilk cinsel tecrübesini elli yasinda yasar. Heyecana kapilip vefat eder. Yüzündeki gül
fıkranın devamı

Adam bakmış, küçük oğlu Hz. İsa`nın resmi önünde dua ediyor.-Tanrımın anneme, babama, b
fıkranın devamı

Birgün, adam, fabrikasını oğluna gezdiriyormuş: -Bak oğlum, birgün ben yaşlanacağım veya ...
fıkranın devamı

Temelin güzel kizi birgün vefat etmis.Temel mezar tasçiya gitmis ve; "Bakire yasadi bir döne Bak...
fıkranın devamı

Temelin hanimi fadime vefat ediyor. Herkes üzgün, aglayanlar sizlayanlar v.s...birara temelin olma...
fıkranın devamı

Haber: Bir yüzücü 350 Tonluk gemiyi ceker.
R. M. : - Nasıl çekiyorsunuz gemiyi?
-Inanc meselesi, içinizde bunu hissetmeniz gerekir.
R.M. : - Neyi hissetmem gerekir? Gemiyi mi?
----------------------------------------------------
Haber : Mahkumlar tünel kazarak kaçar...
R .M. : Mahkumlar kaçmak için mi tünel kazdılar?
----------------------------------------------------Haber : Bir okul müdürü cinsel tacizle suçlanır...
R. M. : Sen benim sözümü bile kestiğine göre kim bilir daha neler yapmışsındır.
----------------------------------------------------
Haber : Harika Avcı kürtaj yaptırmıştır.
R.M. : Peki, Bebek şimdi nerede?
----------------------------------------------------
Alparslan Türkeş'in cenaze töreninin olduğu gün sevgili Reha Muhtar Show Haber'de şöyle konuşur:
-Cenaze töreninde sayıları on binin üzerinde yedi bin güvenlik görevlisi vardı.
----------------------------------------------------
Reha Muhtar karısını boğarak öldüren adamı programına çıkarıyor. İlk sözü:
- Efenim, başınız sağ olsun.
----------------------------------------------------
Haber: Cenk Koray'ın oglu DEMİR CAMA(!) kafa atar ve vefat eder...
R.M. : - Peki Sayın Cenk Koray, oğlunuz daha önce de sık sık cama kapıya kafa atar mıydı?
----------------------------------------------------
Reha Muhtar anlamakta bazen güçlük çeker:
- Doğuştan kör olduğunuzu anladım da beyefendi, küçükken de
gözleriniz görmüyor muydu onu soruyorum?
----------------------------------------------------
Reha Muhtar, canli yayinda Serafettin Bey'le konusuyor.
-Sayin Serafettin Bey kardesim, siz orada var miydiniz, yok muydunuz, efenim?
-Yoktum.
-Yoktum diyorsunuz.
-Yoktum diyorum.
-Bak Serafettin sana bir daha soruyorum. Var miydin, yok muydun?
-Valla billa yoktum.
-Yemin etmenize gerek yok efendim, size inaniyoruz.
-Var miydin, yok muydun?
-Vardim efendim..
-Peki Serafettin siz demin yoktum diyordun, simdi vardim diyorsunuz. Bu nasil is kardesim?
-Yoktum dedim inanmadiniz, ne yapayim?
-Ne yapacaginizi ben bilemem efendim. Orasini sen dusun. Var miydin, yok muydunuz?
-Hatirlamiyorum.
-Hatirlayiniz efendim. Bak bir filmimiz var sizinle ilgili. Onu birlikte izleyelim, sonra sana soracagim.

Araya soz konusu film giriyor. Bir muhabir kapiyi kirip Serafettin'in evine giriyor ve kibarca, gizli kamera (!!) ile cekim yapmak icin izin istiyor. Serafettin Bey izin vermiyor tabii. Bunun uzerine kameraman dinlemiyor, cekimlerini yapip gidiyor.

Yine Reha Muhtar geliyor goruntuye:
-Filmimizi izlediniz, Serafettin Bey. Simdi ne diyorsunuz?
-Galiba varmisim.
-Galiba ile olmaz efendim, emin misiniz?
-Eminim.
-Oyleyse eminsiniz yani.
-Evet efendim, eminim.
-Serafettin Bey eminim diyorsunuz ama pek emin gorunmuyorsunuz..
----------------------------------------------------
-Sayin Hamdi Bey iyi aksamlar efendim. Sizin adiniz Hamdi midir, efendim?
-Evet Hamdi'dir, Reha Bey..
-Hamdi diyorsun.
-Hamdi diyorum cunku nufus kagidimda oyle yaziyor.
-Ben nufus kagidinizi sormuyorum efendim.
-Sana soruyorum: Sizin sahte olmayan isminiz nedir?
-Hamdi.
-Nasil yaziliyor?
-He, a, me, de, i seklinde..
-Yani sahte olmayan isminiz Hamdi diyorsunuz.
-Peki sahte olan isminiz hangisi?
-Benim sahte olan bir ismim yok!
-Ama demin sahte olmayan ismim Hamdi dediniz.
-Demek ki bir de sahte isminiz var. Size Yesil diyorlar efendim. Siz Yesil misiniz?
-Hayir Yesil degilim.
-Oyleyse size niye Yesil diyorlar?
-Bana Yesil demiyorlar. Hamdi diyorlar.
-Yani inkar ediyorsunuz. Sukut ikrardan gelir Hamdi.
-Ben sukut etmiyorum, konusuyorum ve Yesil degilim diyorum.
-Yesil degilim dediniz ama mosmor oldunuz. Bakiyorum simdi de kizariyorsun. Ne sarardin Hamdi?
-Sarardim cunku ben Tanri'nin ogluyum. Her renge girerim.
-Ne oldu Hamdi Bey? Bir tuhaf konusuyorsunuz.
-Galiba delirdim. Bana bir doktor lutfen!
-Gecmis olsun, Hamdi Bey. Size acil sifalar diliyorum.Iyi aksamlar efendim.
fıkranın devamı

Bir adam, ilk cinsel tecrübesini elli yaşında yaşar. Heyecana kapılıp vefat eder. Yüzündeki gülümseme üç günde geçer, tabutu kapatmaları'da bir hafta sürer.
fıkranın devamı

Bir gün Temel paraşüt kursuna yazılmış. Kurstan bir gün önce vefat etmiş annesi rüyasına girmiş ve demiş ki :
- Temel oğlum kursa gitme , gideceksen de uçaktan atlama demiş.
Temel uyanmış ve sabah kursa gitmiş.Hocasıyla beraber uçaktan atlarken annesinin nasihati aklına gelmiş ve hocasına :
- Ben atlamasam, yani dün annemi rüyamda gördümde atlama sakın diyordu demiş. Hocası :
- Saçmalama Temel nasıl böyle bir şeye inanıyorsun, yapma etme.
Temel :
- Taaam o zaman uşağum madem inanmiysun gel o zaman paraşütleri değiştirek da demiş. Hocası da kabul etmiş ve önce Temel uçaktan atlamış , paraşütü de açılmış. Hemen sonra hocası atlamış ama paraşütü açılmamış. Temel'in hocası Temel'in yanından çok hızlı şekilde geçmiş.Temel şaşkınlıkla hocasına dönerek:
- Nereye hocam böyle
Hocası kızgın bi o kadar hırçın:
- Ananın yanına...
fıkranın devamı

Temel, yillar sonra eski dostu dursun ile tesadüfen yolda karsilasir. Temel sormaya baslar:
- ula tursun, ha cocuklar nasildur da?"
Dursun:
- iyilerdur, ellerunden öperler.
Temel:
- karin nasildur peci?
Dursun:
- o'da pek iyudur.
Temel:
- anan nasildur tursun, o'da iyu midur da?.
Temel tam bu soruyu sorarken, dursun'un annesinin aslinda yillar önce vefat ettigi aklina gelir. Hemen kivirmaya calisir temel:
- yani ayni mezarda mi yataii?
fıkranın devamı

İdris'in babası vefat etmiştir. Bunu ona alıştıra alıştıra söyleme görevi en yakın arkadaşı Temel'e düşer:
-Ula İdrus' Anan var mi?
-Var.
-Baban var mi?
-Var.
-Nah var!
fıkranın devamı

Temelin hanımı fadime vefat ediyor.Herkes üzgün,aglayanlar sızlayanlar v.s...birara temelin olmadıgını farkediyorlar.Heryeri aradıktan sonra bir odanın kapısını açıncane görsünler temel baldızını beceriyor.ne o temel ne yapıyorsun herkes fadime ye üzülürken sen burda baldızını s...yorsun.Temalde gayet sakin ve biraz mazlum tavırla ben üzüntüden ne yaptıgımı biliyormuyum diyor.
fıkranın devamı

Yasli ve zengin bir adamin hepsi birbirinden zeki 3 oglu varmis. Birgun
amansiz bir hastalikla yataga dusen yasli adam verasetini aciklamak icin
ogullarini yanina cagirmis.
- ogullarim benim vaktim geldi artik, ecel kapida. ben olunce tabi ki
mallarimin hepsi sizin ve siz cok zekisiniz ama siz mallarimi bölüseceksiniz
diye birbirinize düsmemeniz icin sehrin kadisina gidin. o kadiya benim
selamimi soyleyin o size mirasinizi bolusturur.
Ve adam olur ogullari da babasinin istegi üzerine kadiya gitmek için yola
düserler. tabi yesillik yerlerden, golden, yagmurdan, camurdan felan
gecerler. Derken onlerine bi adam cikar ve bizim 3 biradere sorar;
- efendiler ben devemi kaybettim siz yolda bir deve gordunuz mu? der.
buyuk kardes sorar; - tek gozu kor muydu adam "evet" der.
ortanca kardes sorar; - kuyrugu kesik miydi adam "evet" der kucuk kardes
sorar; - bir ayagi topal miydi adam ona da "evet" der.
bu sorulardan sonra 3 birader devesini kaybeden adama biz senin deveni
gormedik derler. adam birden sinirlenir. "yaa nasil olur. hem butun
ozelliklerini bildiniz hem de gormedik diyorsunuz. bende sizinle beraber
gidecem ve gittiginiz yerdeki kadiya sizi sikayet edecegim" der.
biraderlerde "olur gel" derler.
ve sonunda kadinin yanina varirlar, huzuruna cikarlar. 3 birader der ki; -
efendim bizim babamiz vefat etmeden once mirasi bolusmemiz icin size
gelmemizi söylemisti. biz de bu yuzden geldik. kadi devesini kaybeden adama
doner ve; -sen niye geldin. der adam da :efendim ben devemi kaybettim. yolda
bunlari gordum. onlara devemi gordunuz mu dedim onlarda devemin butun
ozelliklerini bildikleri halde gormedik dediler. ben bunlardan süpheliyim -
der. kadi biraderlere doner ve sorar:
- sen nerden bildin tek gozunun kor oldugunu.
- efendim, yolda gelirken yesillik yerden gectik. baktim ki yesilliklerin
hep bi tarafindan yenilmis obur tarafina yanasmamis bile. tek gozunun kor
oldugunu oradan anladim.
- peki sen nerden bildin kuyrugunun kesik oldugunu.
- efendim, yolda gelirken deve pisligi gordum. devenin pislikleri hep
daginik dusmus. halbuki kuyrugu olsaydi hep toplu duserdi. oradan bildim
kuyrugunun olmadigini.
- peki sen nerden bildin bi ayaginin topal oldugunu.
- efendim, gelirken golden gectik. baktim ki devenin 3 ayaginin tam izi bir
de yarim ayak izi var. tek ayaginin topal oldugunu oradan anladim.
kadi devesini kaybeden adama doner ve "kardesim bunlar senin deveni
gormemisler" der. kadi o adami gonderir ve dusunur "ulan bunlar benden zeki
ben bunlara nasil miras bolusturecegim. Neyse ben bunlara bi ziyafet vereyim
sonrada kapi arkasindan dinleyeyim bakalim ne konusuyorlar" diye dusunur ve
bizim 3 biraderi evine goturur hanimina güzel bi ziyafet hazirlattirir yemek
gelir ve kadi "siz yemeginizi yiyin ben bi yere varip gelecegim" der ve kapi
arkasina gecer.
buyuk kardes der ki;
- yaa kuzu çok iyiymiste, keske kopek emmeseydi. kadi sasirir.
ortanca kardes der ki;
- yaa sarap iyiymiste, keske mezar topragindan yapmasalardi. kadi iyice
sasirir.
kucuk kardes de der ki;
yaa kadı; iyiymiste, keske ibne olmasaydi. kadi bu lafi duyar duymaz
gelenlerin zeki oldugunu dusunerek hemen arastirmaya gider.
kuzuyu aldigi adama "bu kuzu ne emdi" diye sorar. adamda "kuzunun annesi
olduydu ben de kapinin onunde yatan kopege emzirttim" der.
daha sonra sarabi aldigi adama gider ve "bu sarabin topragi nerden" diye
sorar. adamda "valla bizim burada en guzel toprak mezarlikta var, ben de
mezar topragindan yaptim" der.
kadi "ulan bunlar ikisinide bildi" diye dusunerekten annesinin yanina gider
ve "anne ben ibne miyim " diye sorar. annesi de "oglum hatırlamazsın sen
kucukken ormanda sana oduncu tecavuz etmisti" der.
kadi bu saskinliklar icinde bizim 3 biraderin yanina gider ve baslar
sormaya.
buyuk kardese;
-soyle bakalim kuzunun kopek emdigini nerden bildin.
-nerden olacak. bak kuzunun budunun bu kenarinda yag olmaz. Ama kopegi
emdigi için burada yag var.
ortanca kardese;
- soyle bakalim sarabin mezar topragindan oldugunu nerden bildin.
-nerden olacak. iciyorum iciyorum zevk yerine keder veriyor.
ve kucuk kardese sorar;
-soyle bakalim sen benim ibne oldugumu nerden bildin.
-nerden olacak, ibne olmasan giriste Galatasaray bayragi asmazdin :))))
fıkranın devamı

Yine bir gün komşudan biri vefat etmişti.Herkes işi bırakıp cenazeye gitmişti.
O sırada bir adam Nasreddin Hoca'ya yaklaşarak; "Hocam size sorum olacak" der ve şöyle devam eder:
-Acımız fazla büyük elbette sabretmeli, cenaze gotürürken neresinde gitmeli? Hoca:
-Elbette sonu budur her kulun, tabutta bulunma da nerde isterse orda bulun!
fıkranın devamı

Cenazenin Neresinden
Yine bir gün komşudan
Biri vefat etmişti
Herkes işi bırakıp
Cenazeye gitmişti..

O sırada bir adam
Yaklaşmış Nasreddin'e
Demiş : Sorum olacak
Ey Hocam sana yine

Acımız fazla büyük
Elbette sabretmeli!
Cenaze götürürken,
Neresinden gitmeli?

Hoca demiş : Elbette,
Sonu budur her kulun.
Tabutta bulunma da
Nerde istersen bulun!
fıkranın devamı

Fırına geldiğimde ortalıkta ekmek görünmüyordu. Eski bir dostum olan
fırıncı,
"Biraz bekleyeceksin hocam," dedi. "İki-üç dakikaya kadar
çıkartıyorum."

Kenardaki tabureye oturup beklemeye koyulurken, içeriye yaşlıca bir
adamın girdiğini gördüm. Eskimiş ceketinin sol yakası altında bir
madalya parıldıyor ve yürürken hafifçe topallıyordu. Selam verdikten
sonra, fırıncının tezgahına yaklaşarak,
"Ekmeklerimi alayım," dedi.
"Benim ikizler acıkmıştır."

Fırıncı, adamın kendesine uzattığı torbayı alarak tezgahın altına
eğildi ve bir gün öncesine ait olduğu anlaşılan ekmeklerden dört-beş
tane çıkardı.

Ben o arada oturması için kendi yerimi o adama vermiş, tezgahın yanına iyice yaklaşmıştım. Ekmeklerden birkaç tanesinin şekli değişmiş, katılaşmış, taş gibi olmuştu.

Fısıltı şeklinde fırıncıya sordum.
Neden taze ekmeği beklemesini söylemiyorsun? Biraz sonra çıkacak ya!..

"Bayat ekmekleri kendisi istiyor." dedi fırıncı. "Çok fakir
olduğundan, ona yarı fiyatına veriyorum."

"Kim bu adam?"diye sordum.

"Kore gazilerinden " dedi. "Oğluyla gelini bir trafik kazasında vefat
edince, ikiz torunlarını yanına almıştı. Yıllardır onlara bakıyor, hemde çok az bir maaşla."

Fırıncının anlattıkları karşısında içimin yandığını hissediyor ve ufakda olsa bir şeyler yapmak istiyordum.

"Aradaki farkı ben vereyim," dedim. "Hiç olmazsa bugün taze ekmek
yesinler." Fırıncı, teklifimi kabul etti ve biraz sonra da, fırından
yeni çıkan taze ekmekleri adamın torbasına doldururken şekli bozuk,
bayat ekmekleri de tezgahın altına koydu.

"Çok şanslısın hacı amca," dedi. Çocuklar için sana bugün pasta gibi
ekmek vereceğim."

Yaşlı adam, bir evlat sevgisiyle kucakladığı torbayı göğsüne
bastırırken. "Allah, senden razı olsun evladım" dedi. "Bugün onların
doğum günü olduğunu nereden biliyordun?"


fıkranın devamı

Hayatında bir çok sey görmüstü yasamıstı genç kız anne ve babasını küçük yasta kaybettiği için bu tecrübeleri annanesinin yanında kalırken edindi.

Hayatında sayısız insan tanıdı onun hem yetim hem öksüz olduğunu öğrenince erkekler yararlanmak bayanlar ise onu hayat kadını olması için çabalıyorlardı ama tüm bunlara rağmen temiz kalabilmeyi basardı 18 yasına geldiğinde çok güzel bir geç kızdı ve hayatını simit satarak kazanmaya çalısıyordu yaslı ananesi yatalak olmustu ona muhtactı o güzel yüznü erkek kılıklarına girerek saklamaya çalısıyordu.

Bir gün genç bir adam onda simit aldı adam çokk yakısıklıydı . Kızcağız görür görmez içinden ona bir seylerin akıp gittiğini hissetti. Genç adam farkında olmadı ama ilgisinin, ilk önce onu bir erkek çocuğu sanmıstı.

Genç kız 1 yıl boyunca her gün kendisinden simit almaya gelen bu adama asık oldu ve her gün aynı kösede onu bekledi.

Bir gün yaslı ananesi yatağında vefat etti. O gün simit satmaya gidemedi genç kız. Acısı ik kat daha artmıstı.

Genç adam kösede bekledi ama gelmedi boynu bükük işe gitti.

Genç kız ertesi gün gözü yaslı ekmek parasını kazanmak için köseye döndü. Genç adam simit almaya geldi yine ve ilk kez ağzından

- DÜn yoktun hayırdır gelmemezlik yapmazdın sen tatlı kız
sözleri döküldü

Ggenç adam utandı hayrret etti bu sözleri söyleyebildiğine

Genç kız "Benim bir kız çocuğu olduğumu anladın mı dedi

evet anladım duyunce genç adam kızın gözlerinin parladığını gördü ve devam etti böyle güzel eller ve böyle güzel gözler bir bayanda olmazda kimde olur. Genç adam elini elinin içine aldı genç kızın

"Adım bahtiyar ve yanlız yaşıyorum bu kentte yanlızlığımı dindirirmisin dedi. Adım bahtiyar benide bahtiyar et dedi ve

EVLENDİLER İKİ GÜZEL KIZ ÇOCUKLARI OLDU onlar da erkek gibi

fıkranın devamı

Kanser hastanesinde başhekimken Serap adında genç bir hanım hastam vardı.
Bu hastam göğüs kanserine yakalanmış ve tedavi için yurtdışına gitmek istemesine rağmen, bazı formaliteler sebebiyle o imkanı bulamamıştı.Serap'ı özel bir ilgiyle biz-zat ben tedavi altına aldım.
Ve kısa bir süre sonra da Allah'ın izniyle iyileştiğini gördüm. Ancak Serap'ın da bütün diğer kanserliler gibi ilk 5 yıllık süreyi çok dikkatli geçirmesi gerekiyordu.
Bir iş kadını olan Serap, 4 yıl kadar sonra 1 ihale için İzmir'e gitmek istedi.Kış aylarında olduğumuz için uçakla gitmesi şartıyla kabul ettim.

Maalesef bilet bulamamış ve benden habersiz
bindiği otobüsün kaza gecirmesi uzerine 6 saat kadar mahsur kalmış. Dönüşünden kısa 1 sure sonra kanser, kemik ve akciğerine yayıldı.Serap bacak kemiklerindeki metasaz nedeniyle yürüyemez hale gelirken, hastalığın akciğerdeki tezahuru sebebiyle de devamlı olarak oksijen cihazı kullanıyor ve söylediği her kelimeden sonra ağzını o cihaza yapıştırarak nefes almak zorunda kalıyordu.
Evine gittiğim gün,yine güçlükle konuşarak:
- Doktor bey, dedi. Ben size...dargınım.
-" Niçin?"diye sordum.
-d indar... bir... insanmışsınız... niçin...bana...da, Allah'ı... ölümü... ahireti... anlat mıyorsunuz?"
Dini inançlarının çok zayıf olduğunu bildiğim için bu teklifi karşısında oldukça şaşırdım. O'nu üzmemeye çalışarak:
-"Doktora ulaşmak kolaydır dedim. Parayı bastırdın mı istediğine tedavi olursun. Ancak iman tedavisi için gönülden istek duymalısın..."

Konuşmaya mecali olmadığından "ben o isteği duyuyorum" manasında başını salladı. Artık ümitsiz bir tıbbi tedavinin yanı sıra,ebedi hayatın ve saadetin reçetesi olan iman derslerimiz başlamış ve son günlerini yaşayan Serap için bu dersler "hızlandırılmalı öğretime" dönmüştü.

Anlattığım iman hakikatlarını bütün ruhuyla meczediyor ve arada bir soruyordu.
Vefatına bir hafta kala:
-"Doktor Bey, dedi.Ben...ölürken...ne...söyleme-liyim?"
-"Senin durumun çok özel" dedim. Kelime-i
Şehadet sana uzun gelir. O anı farkedince Muhammed (s.a.v) sana yeter."

O, haliyle tebessüm ederek yine başını salladı.Çok ıstırabı olduğu için Serap'a sürekli morfin yapıyor ve O'nu uyutmaya çalışıyorduk. Ben, bir iş seyahati sebebiyle bir müddet ziyaretine gidemedim.

Dönüşumde annesi telefon ederek:
-"Serap, bir haftadır morfin yaptırmıyor." dedi.
"Sabahlara kadar inliyor ve çok ıstırap çekiyor."
Hemen eve gittim ve iğne yaptırmamasının
sebebini sordum. Aldığım cevabı hala
unutamıyor ve hatırladıkça ürperiyorum.
-"Ya morfinin tesiriyle ölüme uykuda
yakalanır ve son nefeste "Muhammed" diyemezsem?.

İşte Serap, böyle bir hanımdı.
Bu arada benden istihareye yatmamı ve eğer bir kaç gun daha ömrü varsa , son günü uyanık kalacak şekilde morfin yaptırılmasını
rica etti. Ben hiç adetim olmadığı halde cuma gününe rastlayan o gece istihareye yattım ve Serap'ın acizliği hürmetine olacak ki Salp gunune kadar yaşıyacağına dair işaret sezdim.
Ertesi gün O'na:
-"Hiç korkma!" dedim."İğneyi vurdurabilirsin. "Ve Serap bir veda niteliği taşıyan bu görüşmemizde son sorusunu da sordu:

- Doktorbey...Azrail...bana...nasıl...görünecek?"
-"Kızım," dedim. "O bir melek değil mi?Hiç
merak etme,sana yakışıklı bir prens gibi gelecektir."
Salı günü Serap'ın ağırlaştığı haberini alınca hemen eve gittim. Ancak vefatına yetişememiştim. Ailesi tam manasıyla perişandi. Sadece kendisine uzun müddet bakan dindar bir hanım akrabası ayaktaydı ve beni görünce yanıma gelerek:
-"Doktor bey, biliyor musunuz , bu evde biraz önce bir mucize yaşandı!"dedi ve devam etti:
-Serap, bir saat kadar önce oksijen cihazını
attı ve "yataktan kalkması imkansız" denmesine rağmen kalkarak abdest aldı,
iki rekat namaz kıldı. Bütın ev halkı hayretten donup kaldık. Ve kelime-i Şehadet getirerek vefat etmeden biraz önce de:
-"Doktor bey'e söyleyin, dedi.
Azrail, O'nun söylediğinden de güzelmiş!!!"

Onk. Dr. Haluk Nurbaki
fıkranın devamı

Temelin güzel kizi birgün vefat etmis.Temel mezar tasçiya gitmis ve;
"Bakire yasadi bir döne Bakire yasadi çok sene Bakire öldü fakire Temel kizi fadime" yazacaksin demis.Adamda
-"Bu çok uzun yazamam sunu kisaltalim" demis.Temel:
-"Nasil".
Adam söylemis:

-"Temel kizi fadime açilmdan iade..."
fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama