Yapmadım Fıkraları

loading...


öretmen

çocuklar derslerinizi yaptınız mı?demiş

çocuk demiş ki

öğretmenim insanlar yapmadıkları şeylerden suçlanır mı demiş

öğretmen

hayır diye yanıt vermiş

çocuk

oh be tamam demiş

öğretmen ne oldu niye sordun demiş

çocuk

ödevimi yapmadımda ondan demiş



fıkranın devamı


Bir gün şeytan büyük bahçeli koskoca bir malikaneye girmiş. Merdivenleri çıkmış. Bir kuzu görmüş. Kuzunun boynunda bir ip varmış. Şeytan ipi çıkarmadan sadece biraz gevşetmiş. Kuzu malikenenin önünde bulunan aynayı görmüş. Şaşırınca bir hamle yapıp aynayı kırmış. Çıkan gürültüye evin hizmetçisi gelmiş. Sen naaptın? ben şimdi burayı nasıl temizliycem. Evin beyi bunu duyunca kesin beni kovar demiş ve kuzuya bir tekme atmış. Kuzu merdivenlerden düşünce ip yetmemiş ve kuzunun boynunu kesip onu öldürmüş. Bu sırada evin uşağı gelmiş. Neler olduğunu sormuş. Kadın anlatınca bunu nasıl yaparsın. Bey şimdi ikimizi de kovucak. O kuzu onun için çok değerliydi demiş. Ve hafifçe kadını itmiş. Kadın dengesini kaybetmiş ve merdivenlerden düşüp boynunu kırmış. Sesi duyunca evin hanımı gelmiş. Olanları öğrenince sinirlenmiş. Tam uşağı dövmek için uşağa yaklaşırken uşak lütfen beni bağışlayın ve beni kovmayın diyerek diz çökmüş. Uşağın üstüne hızla gelen kadın ise ona çarpıp merdivenlerden yuvarlanmış ve ölmüş. Evin beyi gelip de olanları dinleyince belinden silah çekip uşağı vurmuş. Sonra kendi kendine eyvah ben ne yaptım? bir kuzu, aynanın kırılması ve sevmediğim karım için elimi kana bulamaya, katil olmaya değermiydi? demiş ve silahı çekip bir kurşunda kendine sıkmış. Bütün bu olanları bir kenardan izleyen şeytansa sırıtarak "Ben hiç bişey yapmadım ki. Sadece acıyarak kuzunun boynundaki ipi gevşettim, o kadar..." demiş...

fıkranın devamı

Birgün bir fakir bir adam elinde sağdece kuru bir ekmekle yürürken bir lokanta görmüş çook g...
fıkranın devamı

Çok utangaç bir delikanlı bir kadını ziyarete gitti.Kadın : - Haberiniz olsun, kocam yarım sa...
fıkranın devamı

Temel gurbette çalışmaktadır. Aradan zaman geçer ve çok kötü azar o kadar kötü ki yapmazs...
fıkranın devamı

Bir gün küçük bir çocuk büyük bahçeli koskoca bir malikaneye girmiş. Merdivenleri çıkmı
fıkranın devamı

Ali annesi hasta oldugu için derste dalgin bir sekilde etrafa bakip duruyormus.Derste ögretmen çi...
fıkranın devamı

Bebek Nasıl Yapılır? .. diye miniklere sormuşlar, onlar da bakın ne cevaplar vermiş: (bazıları bayağı iyi)

"Bebek yapmak için anne bir yumurtanın üzerine yatar sonra baba gelip yumurtayı kırar"
(Abby, 6 yaşında)

"Ben asla bebek yapmıcam.. Babam dedi ki bebek beklerken kadınlar her gün biraz daha hasta ve manyak oluyomuş"
(Marie-Ann, 9 yaşında)

"Bir kadınla bir erkek yatağa girdikleri zaman, ikisinden birinin bebeği olacak demektir"
(Paul, 6 yaşında)

"Bebek annemizin içinden çıkar, doktor da onun poposuna vurur çünkü bebek doktoru ısırmıştır"
(Edward, 6 yaşında)

"Bebek yapmak için, bunu önemsemeyen biriyle olmak gerekir"
(Shelley, 7 yaşında)

"Karşımızdakı evdeki adamın karnında bebek var ama bi türlü dışarı çıkamıyor"
(Alistair, 9 yaşında)

"Bebek yapmak için önce aşık olursun, evlenirsin.. veya bunlara gerek de yok aslında.."
(Peter, 9 yaşında)

"Bebek yapmak için uygun zamanı kollamak lazım, evde misafir olmaması lazım"
(Lyn, 9 yaşında)

"Ben nasıl yapıldığını biliyorum ama hiç yapmadım"
(Francis, 7 yaşında)

"Kediyseniz bebek yapmanız daha kolaydır"
(Paulette, 6 yaşında)

fıkranın devamı

Bir rahibe Chicago uçuşu için havaalanındaymış. Beklerken bir köşede bir makine görmüş, üzerinde "hem kilonuzu ölçün hem geleceğinizi öğrenin" yazıyormuş.. rahibe "hmm bi deneyelim" diyerek makineye para atmış, üzerine çıkmış veee cazurt cuzurt makineden bir kağıt çıkmış. Rahibe kağıda bakmış şunlar yazıyor:
"Siz bir rahibesiniz, 80 kilosunuz ve Chicago'ya gidiyorsunuz" Tabi rahibenin pek hoşuna gitmiş, ama sonra "yok canım" demiş "bu herkese aynı şeyi söylüyodur." Derken rahibe bu işi iyice kafaya takmış bi daha tartılıcam bakalım nolucak diye, gitmiş para atmış tartılmış cazurt cuzurt veeee bu sefer çıkan kağıt şöyleymiş:
"Siz bir rahibesiniz, 80 kilosunuz, Chicago'ya gidiyorsunuz, ve 20 dakika içinde kendinizi gitar
çalarken bulacaksınız".
Rahibe "al işte biliyordum" demiş.."ben kiiim gitar çalmak kim.. amma da yalan" diye gitmiş yerine oturmuş. Birkaç dakika sonra rahibenin yanına bir kovboy gelmiş, sırtındaki gitarı rahibenin yanına
bırakıp "5 dakika sonra dönücem gitarımı biraz size bırakabilir miyim?"
demiş, gitmiş.
Bizim rahibe kucağındaki gitari evirip çevirirken bir süre sonra yavaştan gitarın tellerini tıngırdatmaya başlamış... O anda kafasında şimşekler çakmış: "Aman tanrım gerçekten makinenin söylediği gibi oldu, burda oturmuş gitar çalıyorum!!!"
Hemen kalkmış tekrar makineye gitmiş, para atmış, tartılmış.. ve cazurt cuzurt bu sefer şöyle bir kağıt çıkmış:
"Siz bir rahibesiniz, 80 kilosunuz, Chicago'ya gidiyorsunuz ve birazdan herkesin içinde gaz kaçıracaksınız" Rahibe bunu okuyunca çok kızmış: "Yoooo bu kadarı da fazla..ben hayatımda asla böyle birşey yapmadım bundan sonra da yapmam!!! Bu sefer attı tutturamadı" Hışımla yerine doğru yürürken birden paaaat diye ayağı kaymış, popo üstü yere oturmuş ve o anda pırrrrt diye gaz
kaçırıvermiş!!! Rahibe artık çılgına dönmüş "Hayır..hayır buna inanamıyorum.. tanrım bi kere daha denemeliyim!!!" Ve koşa koşa tekrar makineye gitmiş, para atmış, tartılmış, cazurt cuzurt veeee kağıt gelmiş:
"Siz bir rahibesiniz, 80 kilosunuz, burda gitar çalıp gaz kaçırmakla meşgulken Chicago uçağını kaçırdınız!!!!!!!"

fıkranın devamı

Bir çocuk babasına sormuş:
-Baba! İnsanları yapmadığı bir şey için suçlamak dorumu. Babası:
-Elbette hayır! Demiş. Çocuk kararlı bir şekilde şunu demiş:
-İyi o zaman ben ödevimi yapmadım
fıkranın devamı

Temel bir gemide seyahat ederken fırtına çıkıyor ve gemi batıyor.Kazadan sadece Temel,İngiliz bir adam ve güzeller güzeli sarışın bir afet kurtuluyor.Bu üçü bir adaya çıkıyorlar.Adada sadece yüksek bir palmiye ağacı ve bir pınardan başka bir şey yok.İngiliz,
-"Uzaktan geçen gemileri görebilmek için sıra ile bu ağacın tepesinde nöbet tutalım" diye Temel'e bir teklif sunuyor. Temel
-Olur fakat ağaçtayken aşağıda kalan ve bu kadın birbirinden uzak yerlerde duracak ve kadına sarkıntılık etmek yok.
İngiliz
-Hiç olurmu öyle şey ben asil ve kibar bir ırktan geliyorum.Hiçbir kadına sarkıntılık etmem.
Temel
-Tamam sana inanıyorum.O halde ilk nöbeti ben tutarım. diyerek ağaca tırmanıyor.
İngiliz ve kadın anlaşma gereği birbirlerinden uzakta otururken Temel yukarıdan bağırıyor
-Terbiyesiz adam hani anlaşmıştık,in kadının üzerinden..
gibi laflarla bağırarak aşağıya iniyor.İngiliz..
-Yav vallahi ben birşey yapmadım,bak biz ayrı köşelerde duruyoruz,nasıl kadının üzerinde olabilirim
falan desede Temel
-Hayır efendim, ben yukarıdan baktığımda senin kadının üzerinde olduğunu gördüm.Sanamı inanayım gözlerime mi.?.
-Yahu sana nasıl anlatayım ben birşey yapmadım,O halde ağaca ben çıkayım sen aşağıda dur,fakat sende benim gibi kadından uzak duracaksın.
Temel
-"tamam" diyor.
Kadından epey uzağa gidiyor.İngiliz ağaca tırmanmaya başlayınca Temel hemen kadının yanına koşuyor ve kadını yatırıp üzerine çıkıyor. O esnada ağaca tırmanan İngiliz aşağı bir bakıyor Temel kadının üzerinde.
-Allah,Allah.. haklıymış.. diyor İngiliz,"demekki buradan öyle görünüyor".
fıkranın devamı

ormanın kralı olan aslan akşam yatakdaki karısıyla sevişmek ister karısıda olmaz der ve ikiside uykuya dalarlar
bunlari titizlikle izleyen tilki yataktaki aslanın karısının arkadan işini bitirir 10dk. sonra uyanan aslan hala karısıyla sevişmek ister kız zilli nevar bikere versen der karısıda ulan it daha on dakka önce yaptınya der aslan walla ben yapmadım derve sabah bütün ormanı iştimaya toplar
ulan akşam benimkarıyı kim s*kti çıksın ortaya der kimseden ses seda çıkmaz çalıların arasındaki tilki hemen koşup çakalı uyandırır çakal kardeş çakal kerdeş kalk çakal yarı uykulu yarı uyanık bir vaziyette uyanır nevarlan der tilkiye çakal kardeş aslan ormana müdür arıyor gitte sen older
buarada aslan bagırıyrmuş kimise erkekce çıksın diye çakal ellerini gösüne vurarak benim benim diyerek aslanın yanına varmış aslan gel gel demiş çakalı çalıların arkasındaki derenin kenarında iyicece *ikip dereye atmış.
yürüyemez halde dereden çıkan çakal ayagının bir bitarafta biri bitarafda yürümeye çalışıyormuşki o arada tilki bagırmış ooo çakal kardeş bakıyorumda müdür olalı yürüyüşünbile deyişmiş demiş
fıkranın devamı

Adamcağız her gece yatağını ıslatır hale gelmiş.Yatmadan önce her türlü önlemi alıp çişini de yapıyor, ama gece yine yatağını ıslatıyormuş.Sonunda canına tak etmiş ve soluğu psikologda almış.
Doktor hastasını önce telkin ederek uzanıp rahat etmesini sağlamış ve terapisine başlamış;
- Eveeet... şimdi anlatın bakalım.Her gece yatağınızı nasıl ıslatıyorsunuz?
- Valla doktorcuğum, yatmadan önce çişimi yapıyorum ve yatağa yatıp uyuyorum.
- Ee? gayet güzel devam edin.
- Uyuduktan bir süre sonra rüya görmeye başlıyorum.
- Peki nasıl bir rüya görüyorsunuz?
- Rüyamda yeşil, küçücük bir adam geliyor ve bana ;"-Çişini yaptın mı?"diye soruyor.
Ben de; "-Hayır yapmadım." deyince ;"-Hadi bakalım, öyleyse şimdi yap!" diyor, ben de yapıyorum.
- Hımmm... Tamam anlaşıldı. Şimdi evinize gidin. Bu gece yine çişinizi yapıp yatın. O yeşil küçük adam gelip size "-Çişini yaptın mı?" diye sorarsa siz de "-Evet! Yaptım!." diye yanıtlayın ve yatağınızı ıslatmaktan kurtulun.

Bu reçeteyi alan hastamız eve gider.Yatma vakti gelince çişini yapar ve yatağa yatar.Kısa bir süre sonra uyuyup rüya görmeye başlar ve yeşil küçük adam gelir, bizimkine sorar;
- Çişini yaptın mı ?
- Evet! Yaptım!
- Ya büyüğünü?
- I-ıh yapmadım.
- Hadi bakalım,öyleyse şimdi yap...
fıkranın devamı

Bir gün ülkenin küçük kasabalarından olan Yitan'da şöyle bir haber yayılmış:
- Güzel başkentimizde bir Akıl Okulu varmış. Her kim o okula giderse orada akıl öğretiliyormuş.Herkes bu haberi şaşkınlıkla birbirine anlatıyormuş. Kasabanın en zenginlerinden olan bir adam da bu haberi duyunca kahkahalarla gülmeye başlamış:- Efendim, hayatımda hiç bu kadar komik bir şey duymamıştım. Bir insan akıllıysa akıllıdır. Sonradan akıl kazanılır mı hiç? Olacak şey midir? Duyulmuş mudur? Görülmüş müdür?Bu adam çok zengin olduğu için çocuklarının hiçbirisini okutmamış. Öyle çok parası varmış ki, istese kasabanın tamamını satın alabilirmiş. Fakat çocuklarına devamlı şöyle diyormuş:- Şükürler olsun çok paramız var. Yine de paramıza para katmalıyız. Ne kadar çok kazanırsak o kadar güçlü oluruz.Çocuklarından biri ise, babasının bu düşüncesine katılmıyormuş. Devamlı:- Babacığım, okumak gibisi var mıdır? diyormuş. Bak ne çok paramız var. Ama bu parayla bilgi satın alamayız. Buna kimsenin de gücü yetmez. Neden okumayı kötü görüyorsun? Adam, çocuğunun bu sözlerini günlerce, gecelerce düşünmüş durmuş. Sabahlara kadar sayıklar olmuş: 'Akıl okulu? Akıl okulu?' Bir sabah dayanamamış ve kararını vermiş:- Böyle olmayacak. Şu Akıl Okulu neymiş gidip göreceğim.Adam yolculuk için hazırlanmış. Atına binmiş ve yola koyulmuş.

Günler geçmiş. Geceler geçmiş. Memleketinden ayrılalı tam otuziki gün olmuş. Günün birinde, yolda ağır ağır yürüyen bir ihtiyara rastlamış. İhtiyarın gözleri görmüyormuş. Adam bu ihtiyarın haline acımış. Yanına yaklaşarak:- Ey yolcu, nereye gidiyorsun? diye sormuş.İhtiyar da başkente gitmek istediğini söylemiş. Bunun üzerine adam atından inmiş ve ihtiyarı atına bindirmiş:- Ben de başkente gidiyorum. demiş. Bir günlük yolum kaldı. Birlikte konuşa konuşa gideriz. İhtiyar atın üzerinde, adam yaya yolculuklarına devam etmişler. Şehre vardıkları zaman adam ihtiyara:- İşte başkente geldik, demiş. Burada inebilirsin. Fakat ihtiyar, adama şunları söylemiş:- Madem bir iyilik yaptın, bunun gerisini de getir. Beni şehrin meydanına kadar götür. Ondan sonra var git nereye gideceksen.Adam hiç karşı çıkmamış ve tamam demiş. Beş-on dakika sonra şehrin meydanına gelmişler. Tam bu sırada ihtiyar bağırmaya başlamış:- İmdat!.. Yardım edin. Bu adam atımı çalmak istiyor. Bu garibana yardım elini uzatacak yok mu? İmdat!..Meydandaki insanlar koşa koşa gelmişler onların yanına. İhtiyar kör olduğu için ona acımışlar ve adamı suçlamışlar:- Utanmıyor musun bu yaşta hırsızlık yapmaya! Hem de kör bir adamın atını çalmaya çalışıyorsun. Adam haykırıyormuş:- Hayır yalan söylüyor. Bu at benim. Onu yoldan ben aldım. İhtiyardır, yorulmasın, bir iyilik yapmış olayım, dedim. Bu at benim. Ben hayatımda hırsızlık yapmadım. O yalancıdır.

Fakat gel gelelim insanlar adamı dinlememişler. Atı, kör ihtiyarı ve adamı doğruca şehrin hakimine götürmüşler. Hakim önce kör ihtiyarı, sonra adamı dinlemiş. Ardından da şöyle demiş:- Bana bir baytar, bir nalbant, bir de saraç çağırın. Hemen gelsinler. Bekliyoruz.Adam bu üç kişinin neden çağrıldığını bir türlü anlayamamış. Kimseye de soramamış. Mecburen çağrılanların gelmesini beklemiş. Kısa bir zaman sonra da hep beraber gelmişler. Hakim gelenleri tek tek huzuruna kabul etmiş. Önce baytar alınmış odaya. Hakim ona sormuş:- Ata bak. Bu at hangi memlekete aittir? Baytar şöyle karşılık vermiş:- Çok fazla incelemeye gerek yok. Bu at bu şehirden alınmamış. Yitan yöresine ait bir attır.Adam kendi memleketinin ismini duyunca hayretler içinde kalmış. Bu sefer de hakim nalbantı çağırmış ve ona:- Sen de bu atın nerede nallandığına bak, demiş. Nalbant biraz inceledikten sonra şunları söylemiş:- Bu at burada nallanmamış. Yitan yöresinde atlar böyle nallanır. Bizimkine benzemez.Adam yine şaşırmış. Kendi kendine, 'Nasıl bilebilirler?' diye sorup duruyormuş. Hakim son olarak saraca:- Bu atın koşumlarını incele, demiş. Nasıl eyerlenmiş? Saraç hiç beklemeden cevap vermiş:- Efendim, ilk bakışta bizim yöremize ait olmadığı anlaşılıyor. Yitan yöresinin koşum şeklidir.Hakim cevapları aldıktan sonra atın sahibine dönerek:- Evet, sen doğru söylüyordun, demiş. Bu at senin. Artık atını alıp gidebilirsin. İhtiyara da gereken ceza verilecektir. Hiç meraklanma. Fakat adam dayanamayarak hakime sormuş:- Siz böyle bir şey yapmayı nasıl düşündünüz? Bu adamlar, bu atın Yitan yöresine ait olduğunu nereden anladılar? Lütfen bana söyler misiniz bütün bunlar nasıl olabiliyor?Hakim adamın sorusuna gülerek cevap vermiş:- Ben ve bu gördüğün herkes, bu şehirdeki Akıl Okulunu bitirdik. Her şeyi o okulda öğrendik. Orada doğrunun nerede ve nasıl bulunacağı öğretilir.Adam böylece Akıl Okulunun ne anlama geldiğini yaşayarak öğrenmiş. Heyecanla memleketi olan Yitan'a dönmüş. Bütün olanları ailesine ve arkadaşlarına anlatmış. Sonra da bütün çocuklarını bu Akıl Okuluna göndermiş. Anlamış ki, herkeste akıl var, ama onu kullanabilmek için eğitim gerekiyor.





fıkranın devamı

Ali annesi hasta oldugu için derste dalgin bir sekilde etrafa bakip duruyormus.Derste ögretmen çin seddinin yapilisini anlatiyormus.Ögretmen dersi dinlemedigini görünce aliye Çin seddini kim yapti diye sormus tabi ali dinlemedigi için soruyui anlamamis.hocanin kendisini zarladigini düsünmüs ve hocaya valla ben yapmadim demis.Hoca bunu almis müdürün odasina götürmüs müdüre:
-Hocam ben buna çin seddini ki yapti diye soruyorum oda valla be yapmadim diyo.
Müdür de bunlari dinlememis ve:
-Bunlar yaparlar yaparlar sonrada yapmadim derler demiş..
fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama