ingilizce Fıkraları

loading...

bir gün 1 adam ingilizce öğretmeni olmak için sınava girer sınavda what your name derler adam my name is hikmet der adama tenk you verimaç derler adam deperim geri gaç der
fıkranın devamı


Temel ingiltere`ye gidecekti. Onun icin bir arkadasindan Ingilizce hakkinda bilgi istemisti. Arkadasi turkce kelimelerin son hecesinin uzatilmasi seklinde Temel`e bilgi verdi. Temel ucaga bindi ve on dakika sonra hostesi cagirmak icin, Hosteeees. O da ne hostes gelmisti. Temel ingilizce`yi sokmeye basladigini dusunuyordu. Havaalanindan cikti...Taksiiiii Vay be taksi de durmustu. Temel agir agir kendini kaptirdi...Hoteeeeeeel Otele gitti. Odasina cikti, dus aldiktan sonra bara indi...Viskiiiii. Daha snra Londra sokaklarinda dolasmaya basladi. Parkta bir adam gordu:
-Merhabaaaaa,nasilsiniiiiz?
-Iyiyiiiiim,sagoooooool
-Turk musunuuuuz?
-Eveeeeet
-Kardesim Turksun de neden iki saattir Ingilizce konusuyorsunnn

fıkranın devamı


Temel Laz olduğu için kendinden nefret ediyormuş. Amerikaya gitmiş ve birçok ameliyattan sonra burnunu düzelttirmiş, iyi şekilde İngilizce öğrenmiş ve meşhur bir piyanist olmuş. Birgün büyük bir topluluğa konser verdikten sonra seyircileri selamlarken ön taraftan bir ses duymuş:

-Helal sana hemşerum, çok iyi çalayusun da!

Temel: - Benim Laz olduğumu nereden anladın yahu. Halbuki Lazlara benzememek için bir sürü ameliyat oldum.

- Nasıl anlamayayım, demiş adam. Bütün piyanistler otururken sandalyeyi kendilerine çekerler, sen ise sandalyeye oturup piyanoyu kendine çekeyusun.

fıkranın devamı


Temel İngiltere"ye gitmiş,gelmişti.
Arkadaşları sormuşlar:
-İngilizce bilmezsin,İngiltere"de çok sıkıntı çektin mi?
-Hayır,demiş,sıkıntuyu İnculuzlar çektu hep.

fıkranın devamı


Temel ve arkadaslari cay bahcesinde oturuyorlar. Tesadufen orda iki amerikali Turist cay iciyolarmis. Arkadaslari Temel"e "Lan Temel hani sen iyi ingilizce bilurdun, ispat et bakayim. Cagir onlari gelusnler bureya, saa bi meyva suyu ismarlayacaguk" Temel bildigi bir kac kelimeyle, "Hey, come here" der. Ve Turistler gelir. Arkadaslari "Tamam temel inandik senin ingilizce bildigine, soylede yerlerine gidip otursunlar" Temel kafayi kasir, bisii soyleyecek gibi olur, icinden cikamaz, kalkar Turistlerin oturdugu masaya gider ve "Hey, come here!"

fıkranın devamı


Temel ile türk bir gün ingiltereye giderler ve bir otele girerler.temel yorulduğu için türk"e



- "ben yatayrum sen ne yapacaksun" der.türk

- "bende dışarı çıkıyım biraz geziyim ama temel burda herkes ingilizce konuşuyo biri bana bir şey sorduğu zaman ne diyeyim" diyince temel

- "yes! dersin." türk dışarı çıkar ve gezmeye başlar bir karete kursuna girip ringe çıkar karete hocası türk"e ingilizce olarak

- "dövüş yapalımmı" der ve türk anlamadığı için dediklerinden

- "yes" der ve hoca bunu bir güzel döver.türk azı burnu morarmış bir şekilde oteline döner ve temel e

- "sen bana yes dersin demiştin dedim dayak yedim" der ve temel atılır bu seferde

- "no!" dersin diyince türk tekrar karete kursuna gider ve yine ringe çıkar hoca buna ingilizce olarak

- "ulan sen daha akıllanmadın mı diyince" türk

- "no! "der


ve yine dayak yer...

fıkranın devamı


bir gün temel bir kuşçuya papağan almak için gitmiş.Kuşçuya sormuş


- "bu papağan konuşur mu?diye"

kuşçu da

- "evet bir ayağını çekersen ingilizce bir ayağını çekersen almanca konuşur." demiş


bizim akıllı temel de

- "peki iki ayağını çekersem neolur?"

papağan da

- "salak yere düşerim demiş"

fıkranın devamı


temel gazetedeki yeni kurulan sirkete otuz yasini asmamis askerligini yapmis ingilizce bilen muhasebaci araniyor ilanini okuynca basvursunu yapar.



sirket yöneticileri sorar:

- "kaç yasindasin?"

- "otuz bes"

- "askerligini yaptin mi?"

- "bakayayum"

- "ingilizce bilir misin?"

- "pilmuslugum yoktur"

- "muhasebeden anlar misin ?"

- "annamam"

- "peki neden geldin?"

- "ha pilesunuz pen pu iste yokum diye haber vereyum dedum."

fıkranın devamı


Baba,ortaokul 3. sınıfa giden oğlunun elinde karneyle salona girdiğini görür. "Allah Allah, dönem ne çabuk bitmiş..." diye düşünür ve oğluna seslenir.
-Getir bakalım şu karneyi
-Al baba
Adam bir bakar ki, beden eğitimi ve resim dışındaki tüm dersler zayıf
-Baba: bir dediğini iki etmiyoruz, bilgisayar dedin, bilgisayar aldık, ingilizce kursu dedin. ingilizce kursuna gönderdik, gitar kursu, müzik aletleri ne istersen yapıyoruz. Kız arkadaş uğruna harcadığın çiçek parasının haddi hesabı yok. Ne bu notların hali rezil şey!
-"Çocuk: baba o benim karnerm değil ki, senin kitaplarını karıştırıyordum, birinin arasında karnelerinin birisini bulmuştum..."

fıkranın devamı


Yıl 2050. AB Komisyonu Başkanı odasında otururken, yardımcısı içeriye heyecanla girer:

-Efendim, Türkiye tüm isteklerimizi yerine getirdi. Onları AB'ye alacak mıyız?

AB Başkanı:

-Yok canım, henüz olmaz. Git, duyur, Tüm Türkiye İngilizce konuşacak, Türkçe'yi yasaklıyorum.
-Efendim onu 5 sene önce yaptılar. Hatırlamıyor musunuz?
-O zaman söyle, kokoreç yasaklansın.
-Aman efendim, onu yemeyi 2005'te bıraktılar.
-Ya ne bileyim? Kınayı yasaklayın.
-Ooooo. Beyefendi.Onu çoktan bıraktılar.

AB Başkanı düşünüp taşınmış ve;

-DAĞITIN O ZAMAN AVRUPA BİRLİĞİ'Nİ...

fıkranın devamı


Temel Laz olduğu için kendinden nefret ediyormuş. Amerikaya gitmiş ve birçok ameliyattan sonra burnunu düzelttirmiş, iyi şekilde İngilizce öğrenmiş ve meşhur bir piyanist olmuş. Birgün büyük bir topluluğa konser verdikten sonra seyircileri selamlarken ön taraftan bir ses duymuş:

-Helal sana hemşerum, çok iyi çalayusun da!

Temel: - Benim Laz olduğumu nereden anladın yahu. Halbuki Lazlara benzememek için bir sürü ameliyat oldum.

- Nasıl anlamayayım, demiş adam. Bütün piyanistler otururken sandalyeyi kendilerine çekerler, sen ise sandalyeye oturup piyanoyu kendine çekeyusun.

fıkranın devamı

Kadının biri bir giyim mağazasına gelir. alacağı elbiseleri üzerinde deneyerek beğendikleri ...
fıkranın devamı

Temel İngiltere'ye gitmişti.Arkadaşları Temel'e: - "İngilizce bilmezdin İngiltere'de çok sık...
fıkranın devamı

Temel ingilizce ögrenmek için dersaneye yazilmis.İlk derste "Come" yani "gel" demeyi ögretiyorla...
fıkranın devamı

Temel şimacılıkta başarıdan başarıya imza atmaktadır. bir gün deniz liman işletme genel m
fıkranın devamı

Temel ingiltere`ye gidecekti. Onun icin bir arkadasindan Ingilizce hakkinda bilgi istemisti. Arkadas...
fıkranın devamı

Temel ile Dursun Sultanahmette gezinirken bir turist gelip kendilerine bir adres sorar.Turist ingili...
fıkranın devamı

Temel ve dursun Amerikaya tatile giderler.Ikisinin de ingilizcesivardir.Caddede yururken bir levha g...
fıkranın devamı

Turkceden ingilizceye ceviri: Turning from Turkish to English
Acele ise seytan karisir : Urinate quickly, satan mixes
Adam katila katila gülüyordu : The man was laughing joining by joining
Astigi astik kestigi kestik bir adamdir : He is a
his-hung-is-we-hung-his-cut-is-we-cut man
Can bogazdan gelir : John comes from Bosphorus
Dik dik ne bakiyorsun öyle : What are you looking perpendicular perpendicular like that
Egri oturalim, dogru konusalim : Let's sit italic,let's talk correct
Ekmek elden, su gölden : Bread from hand, water from lake
Nallari dikti : He errected the horse-shoes
O güzelim vazo tuzla buz oldu : That my beautiful vase became ice with salt
Onun elinden az cekmedik : We didn't pull little from his hand
Gözün mosmor olmus : Your eye has become puspurple
Onun gözlemelerine doyum olmaz : There is no saturation to her observations
Senden adam olmaz : Man doesn't become from you
Siraya gir : Enter the desk
Usta ordan bi pilav üstü kuru versene : Master, give a dry on top of rice from there
Yanar Döner : Turning burning

fıkranın devamı

JAPON OLMANIN FAYDALARI
-Bakkalınızdan Japon yapıştırıcısı isterken gururla " - Şu bizim yapıştırıcıdan versene" dersiniz.
-Çok kiloluysanız zayıflamak için milyonlarca lira harcamaz aksine Sumo Güreşçisi olup üstüne para kazanabilirsiniz.
- " -Adamlar yapmış ağbi! "diyerek hep kulaklarınızı çınlatırlar.
- Devleti yönetenlerin koltuklarını bırakmaları için ölmelerini beklemezsiniz.

İNGİLİZ OLMANIN FAYDALARI
- Her zaman için beyaz atlı prensin kapınızı çalma ihtimali vardır(Prens Charles! ) .
- Ve üstteki mantığa göre kaynananız bir kraliçe olabilir.
- Hiç bir baltaya sap olamazsanız, bir tamirhanede " İngiliz anahtarı "olabilirsiniz.
- İngilizceyi su gibi konuşursunuz. (!)

AMERİKALI OLMANIN FAYDALARI
- Kendinizi iyi hissetmeniz ve Amerikalı olmanın hazzını ve gazzını almak için, herhangi bir Amerikan filmini seyretmeniz yeterlidir.Eğer hala övünmekten böğ gelmemiş ve kusmamışsanız.
- Her zaman ülkeniz savaştadır ama size zarar gelmez..
- NBA maçlar ını izlemek için sabahın köründe kalkmazsınız..
- Her apartmandaki 10 kişiden 5 'i dünyayı kurtaracak güçtedir.. Düşman ister uzaylı olsun isterse bir göktaşı ... (örnek: Rambo, terminator, v.s..)

ÇİNLİ OLMANIN FAYDALARI
- Çocuğunuzun ismini tabak çanak kırıp koyabilirsiniz. Çang, Çung, Çing gibi..
- Uzaydan görülebilen tek insan eseri olan " Çin Seddi" ni gerçekleştirmiş olmanın gururunu yaşarsınız..
- Uzağı net görmek için gözlerinizi kısmanız gerekmez.
- Tek yataklı oda parası verip üç kişi yatabilirsiniz.

FRANSIZ OLMANIN FAYDALARI
-İngilizce bildiğiniz için değil, bilmediğiniz için hava atarsınız( Yani onlar öyle sanıyor) ..
- Her şeye Fransız kalabilirsiniz..
- Fransızca küfür bile etseniz şiir okuyosunuz sanırlar...

İTALYAN OLMANIN FAYDALARI
- Kaybolmazsınız. Çünkü her yol Roma'ya çıkar.
- Herkesin sırtını yaslayacak bir dayısı vardır,özellikle Sicilya dolaylarında...
- Dünya kızları, yakışıklılıkta hep sizi örnek gösterir..
- Doğan SLX fiyatına FERRARİ alabilirsiniz( Abartık ama olsun! Eee.. Böyle vergilere böyle espri!) ...

VE TÜRK OLMANIN FAYDALARI
- 2050 yılında dünyanın tek hakimi olabilirsiniz(Çünkü herkes uzaya çıkmış olacak)...
- Eğer dünyanın hakimi olursanız, uzaydan gelebilecek UFO lara taş atıp onları korkutup, kaçırabilirsiniz( UŞAK da yaşanmıştır) ..
- Restoran, lokanta gibi yerlerde masaları birleştirebilir ortaya bir salata söyleyebilir, masanın kısa bacağının altına katlanmış kağıt koyabilirsiniz...
- Otobüs, uçak, hastahane, vb. gibi cep telefonu kullanmanın yasak olduğu yerlerde gizli gizli cep telefonu ile konuşabilir, plajda cep telefonunuzu mayonuza sıkıştırabilir ve herşey çok normalmiş gibi davranabilirsiniz..
-İşsizlik, üretimsizlik, sosyal eşitsizlik, trafik canavarı, enflasyon ve sonu gelmeyen zamlarla canla başla mücadele ederek, " ülke yönetmecilik "oynayan siyasetçilere yıllarca katlanarak " Varolmanın dayanılmaz eziyeti "ve"insanoğlunun dayanıklılık gücü" konularında bilimsel araştırmalara katkıda bulunabilirsiniz...

fıkranın devamı

My mother to be my wife: Anam Avradım olsun

Come with ball my brother Come with ball: Topla Gel Abicim Topla gel

Chicken translation: Piliç çevirme

Leave the door december: Kapıyı aralık bırak

Where is this waiter who I put: Nerede bu kodumun garsonu!...

Clean family girl: Temiz aile kizi.

Your hand is on the job your eye is on playing: Elin işte gözün oynaşta

Sensitive meat ball: İçli köfte.

Urinate quickly, satan mixes: Acele işe şeytan karışır

There is no saturation to her observations: Onun gözlemelerine doyum olmaz

Man doesn't become from you: Senden adam olmaz

Enter the desk: Sıraya gir

Look my ram, I'm an Anatolian child, If I put, you sit.: Bak koçum, ben Anadolu çocuguyum, bir koyarsam oturursun

Airplane out of the fart, say hi to that sweetheart: Osuruktan teyyare,
Selam söyle o yare

Master !!! do something burning-turning in the middle: Usta !!! Ortaya yanardöner bişi yapsana

Exploded egypt has escaped to my bosphorus: Boğazıma patlamış mısır kaçtı

In every job there is a no: Her işte bir hayır vardır

She is such a mother's eye girl: Çok anasının gözü bi kız
fıkranın devamı

ASAGIDAKI "SEHIR EFSANESI" DEGIL, "GERÇEK" :BORNOVA
ANADOLU 'DAN BIR FIZIK HOCASIYMIS
İzmir'in ünlü hocalarından Fizikçi Dehşet Neşet, sınavlarda sorduğu
garip sorularla efsaneleşmiştir. Neşet Bey bi keresinde sınavda,
karmaşık bir makara sistemi sormuş ve öğrencilerden sistemin
dengede durup durmadığını belirlemelerini
istemiş. Öğrenciler kağıtlarını formüllerle,
rakamlarla doldurmuş. Ancak hepsi sıfır
almış. Dehşet, "Doğru cevap 'makara yere
düşer' olacaktı" demiş. Meğer çizimdeki
makara tavana bağlı değilmiş.
Dehşet Neşet müthiş bi Fenerbahçe
fanatiğiymiş. Bi sınavda da, Galatasaray-Fenerbahçe maçıyla ilgili bi soru sormuş ve Fenerbahçe ceza sahası civarından atılan

bir şutla ilgili; vuruş açısı, topa vuruş hızı, kalecinin yeri ve yapabileceği haraketler gibi bilgileri vermiş. Soru, bu

topun gol olup olmayacağıymış. Öğrenciler yine uğraşmışlar soruyu çözmek için.Ama yine hepsi sıfır almış. Sorunun yanıtı

şöyleymiş: "Rüştü ordan
gol yemez!"
Dehşet'in bir de, kendinden 1 saniye sonra gelenlerden dahi geç kağıdı istemek gibi katı bi prensibi varmış. O lisesinin

müdür yardımcısı da sertliğiyle efsaneleşmiş bi hocaymış. Geç kağıdı almak için gidenler genelde sopa yiyip çıkarmış. Bir gün

bi öğrenci Dehşet Neşet'in dersine geç kalmış. Sınıfın bulunduğu koridora girince Dehşet'in sınıfa doğru geldiğini görmüş.

Hemen koşmaya başlamış.Bi bakmış Neşet Hoca da depar atıyor. Yarışı Dehşet kazanmış ve "Git geç kağıdı al!" demiş.Bu efsaneyi

Egemen Seven gönderdi. Sağolsun, varolsun :)
Gul Yanmaz: Dehşet'tin dehşet sorusu
Dehşet Hoca hakkında burada anlatılanlar kesinlikle doğrudur. Neşet lakabıyla o kadar özdeşleşmiş bir insandır ki; çok az

kişi onun
soyadının ne olduğunu bilir. Ben hem ortaokulda hem lisede fizik dersini Neşet'ten alma şanssızlığına uğramış az sayıda

insandan
biriyim. Bir sınavda Kepler yasalarıyla ilgili bir soru sormuştu.Sınıfta bir tek baya inek bir arkadaş bu soruyu

bilebilmişti.Bu sınavdan tek sıfır alan da o oldu. Çünkü o sorunun cevabı "Daha o dersi işlemedik hocam" olacaktı.
Mehmet Kaya: Yaşayan efsane
Dehşet Neşet'in eski bir öğrencisi olarak, onu efsane olarak lanse etmenizi şiddetle kınıyorum. O, olsa olsa "Yaşayan efsane"

olarak nitelendirilebilir. Kendisi ayrıca sıkı bir Clint Eastwood hayranıdır. Tahtada elinde tebeşir, fukara İngilizcesi'yle

birtakım garip hareketler eşliğinde "this is this, this goes this" diye ders anlatması hala kulaklarımda çınlıyor. Evrensel

çekim konusunun ardından yaptığı sınavda, bir gezegenin dünyaya olan uzaklığını milimetre cinsinden
sormuştu. Sorunun verileri de kilometre, feet, inch gibi aklına nasıl eserse öyle vermişti. Çevirmeleri yapacağız diye kafayı

sıyırmıştık.
Yanıt tabii ki "Bu verilerle bu soru çözülemez" gibi dehşetengiz bir şeydi.
SERTAN ERGUR: Psikopat Neşet
Bir gün öğlen teneffüsünde G Blok'un önünde yemek yiyodum.Dehşet Neşet, 5 Mat B sınıfından çıktı ve beni göstererek, "Gel

bakiyim buraya" dedi. Çekinerek yanına gittim. Elimde de tost ve kola vardi. Neşet Hoca, 5 Mat B sınıfını o öğlen

cezalandırıp öğle teneffüsüne çıkarmamıştı.Bana, "Ye lan o tostu sınıfın önünde" dedi.Tostu 45 kişinin önünde yemeye

başladım. Dehşet Neşet bir yandan da, "İç, kolayı da iç" diyodu. Ama esas olay sonraki cümlede patladı:"Ağzını da şapırdat

lan, canlari çeksin!"
Seçil Totan: Pastadan köprü
Dehşet Neşet orta 2 ve orta 3'de fizik dersimize girmişti. Okul nöbetçisi onun dersinde sınıfa girmeye görsün, tahtadaki

fizik
problemini ona çözdürürdü. Çocukcağız konuyu bilmediği için çözemezdi. Dehşet'in gazabına uğrayıp genelde ağlayarak sınıftan

kaçardı. Ağlattığı öğrencilerin arkasından da "Sümüklüüüü!" diye bağırırdı. Bir de sorduğu soruya doğru cevap veremeyen

öğrenciye
"Eylül'de gel!" şarkısınının nakaratını söylerdi. Bir keresinde, dönem ödevi olarak tahtadan köprü yapmamızı istemişti.

Hepimiz tahtadan köprü yaptık. Ancak annesi yemek öğretmeni olan bir arkadaşımızla ailesi zengin bir diğer arkadaşımızdan

pastadan bir köprü
yaptırmalarını istemişti. Ödev teslim günü pastalardan birini öğretmenler odasına gönderdi, diğerini ise bizler afiyetle

yemiştik.
Gunsil Tokcan: Dehşet'in kravatı
Dehşet Neşet'in kulak çekiş stili de ilginçti. Elleri kirlenmesin diye, öğrencinin kravatıyla çocuğun kulağını tutar, öyle

çekerdi.
Hakan Gokalp: Bu soru çözülmez
Ben lise 1'deyken Dehşet Neşet bizim fizik hocamızdı. Bir sınavda sorduğu sorunun cevabı "bu soru çözülemez" olduğu için

sonraki
sınavda çözemediğim sorulara "bu soru çözülemez" cevabını yazmıştım. E, haliyle fizikten geçebilmek için öbür sömestr bayaa

bir
çaba sarfetmem gerekmişti. Vektörlerle ilgili bir şeyleri anlatırken sarfettigi "a kar vit di zpidoff dördi kilomaytir

peravir iz goink du
fuaaaaaaaaaaaaaar" (a car with the speed of thirty km/h is going to fuar) (İzmir fuarı) cümlesi hala kulaklarimda

yankılanıyor.
Orcun Ozelmas: Dehşet'in diğer sorusu
Anlatılanlar doğrudur. Dehşet Neşet'in sorduğu ilginç bir soru daha var: Örümceğin biri arabanın ön camına ağ yapar. Bu ağa

bir sinek
takılır ve örümcek tarafından yenir. Dehşet, ağın gerilme kat sayıları, sineğin öz kütlesi, ağırlığı ve sindirim sonrası

kaybolan kütle gibi değerleri verir ve öğrencilerden ağın gerilme eğrisini bulmalarını ister. Sorunun yanıtı x= 0 (Örümcek

cama ağ yapmaz)'dır.
Alp KAYIRAN: Dehşet teknik direktör olursa
Dehşet Neşet, öğle tatilinde futbol oynayanları seyrediyormuş. Kalecilerden birine kızmış, kulağından yakalayıp bir kenara

çekmiş.Maç yapanlar Dehşet'ten korktukları için maçı kesememiş, kalecisi olmayan takım 4 gol yemiş. Bir de hocamız

Fenerbahçe'nin ancak
kendisi takımın teknik direktörü olduğu zaman şampiyon olabileceğini iddia ederdi. Takıma uygulayacağı müthiş taktiğin devre

arası kötü oynayanları odunla dövmek olduğunu söylerdi.
Serkan Gazel: Dehşet'in görünmeyen yazısı
Dehşet Neşet'in öğrencisi olduğum yıllarda kara tahta - tebeşirden cam gibi tahtalar ve marker diye tabir ettiğimiz

mürekkepli kalemlere geçilmişti. Sınıfta da her gün kalemlerin mürekkepleri ile ilgilenmesi
gereken bir öğrenci vardı. Neşet Hocanın dersi olduğu bir gün görevli zat-ı muhterem kalemleri doldurmayı unutmuş. Neşet Hoca
tahtaya yazmaya başladı ama kalemin boş olduğunu görünce durdu. Sınıfta bir ölüm sessizliği oldu. Biz tam kalemleri

doldurmakla görevli arkadaş için fatiha filan okumaya hazırlanıyorduk ki, Neşet Hoca yazmaya devam etti. Adam boş kalemle

tahtaya görünmeyen yazılar yazdı. "Bakın buraları iyi not edin", "şekilde de görüldüğü gibi" gibi
repliklerle şovunu süsledi. Hatta ara sıra bizden birini çağırıp boş tahtayı sildirdi. "Şurayı iyi temizle" filan dedi.

Gülemiyorduk doğal olarak. O gün anlattığı ve bizim göremediğimiz yazılardan bayaa bi
soru sormuştu.
Alp KAYIRAN: Balıklar neden aptaldır?
Dehşet Neşet'in bence en gırgır sınav sorusu "Balıklar neden aptaldır"dı. Dehşet'e göre bu sorunun doğru yanıtı şu olacakmış:
Balıklar suyun içinden baktıklarından balıkçılar uzakta görünür. Balıkçı nasıl olsa uzakta diye rahat rahat dolanırken ağa

yakalanırlar.
Umut Özdemir: Dehşet'in garip huyları
1- Sözlülerede asla soru sormaz, isimleri okur, öğrencilerin yüzlerine bakarak not verirdi.
2- Lisede henüz tebeşir kullanılırken, silgi
sorunu yaşanırdı. Eğer o ders tahtanın silgisi yoksa, tahta dolduğunda sanki temizlenmiş gibi yazıların üzerini yeniden

yazardı veya sınıf nöbetçisine tahtayı nöbetçinin ceketiyle sildirirdi.
3- Eğer bir cümle yazıyorsa ve tahtanın boyu o cümleyi tamamlamaya yetmezse duvara yazmaya devam ederdi.
4- Fenerbahçe'nin yenildiği haftanın ilk günü okula gelmezdi.
Berker Kilinc: In Torki diziplin iz veri importinıt
Ben 89 mezunuyum. Orta ikideyken sınıfımıza bir yıllığına Amerika'dan bir arakadaşımız gelmişti.Amerika'da büyüdüğü için

Türkçesi bozuktu. Birgün bu arkadaşımız Dehşet'e "Sayın hocam" diye hitap edeceğine karıştırıp "Hocacığım" demişti. Dehşet

muhteşem İngilizcesiyle "In Torki, diziplin iz veri importinıt" diyip bu çocuğun kulağını (tabii kravatıyla ) çekmiş ve ceza

olarak "Eylül de gel" şarkısını ezberlerleme ödevi vermişti.
Leon Telyaz: Kar yağarsa Lise yılları boyunca Neşet Hoca'nın bir öğrencisi olarak anlatılanların tümünü doğruluyorum. Dehşet

Neşet'in dersleri her zaman atraksyon dolu geçerdi. Bütün öğrencileri sınıfın en arkasına
toplayıp tahtaya karınca duası gibi mini minnacık yazarak ders anlatırdı. Ders sonunda da "haftaya bu anlattıklarımdan sınav

olacaksınız" der ve tahtayı sildirirdi. Derste bir tek kelime not alamayan bizler diğer haftayı merakla beklerdik. Bir de her

ders yılı başında "Bu yıl kar yağarsa hepinizi fizikten geçiricem" derdi. Ama beni lise yıllarımda İzmir'e hiç kar yağmadı.
Gözde KAVALCI: Tren, örümcek ve Dehşet
Neşet'ten "Dehşet" bir soru daha: Bir tren ...m/s hızla gidiyor. Bu sırada bir örümcek ...m/s hızla trenin camına tırmanıyor.

Aynı zamanda hızı ... m/s olan yağmur damlası trenin camına kaç derecelik bir acıyla gelmelidir ki; örümceğe göre hızı ...m/s

olsun? Buyrun burdan yakın.
Umut Korkmaz: Yangın kolunda integral sözlüsü
Ben Almanca bölümünde okuyordum ama iki sene eğitsel kollarda Dehşet Neşet bizim kollara gelmişti. Lise 2'de Yangın kolunda

iken
Dehşet, kendi öğrencisi olan Lise Son'lara integral soruları soruyordu. Bu arada sınıfa Orta 1'lerden nöbetçi bir çocuk

geldi.
Dehşet Neşet çocuğu yaklaşık 5 dakika kaale almadan beklettikten sonra (sınıfa giren nöbetçilerle hiç muhatap olmazdı nöbetçi

bir süre bekler sonra sıkılıp dışarı çıkardı) çocuğa integral sorusu sordu. Çocuk tabii ki bilemedi. Dehşet çocuğa " Lise

sona gelince bana hatırlat sana sıfır veriyim" dedi.
irfan bekleyen: Dehşet'ten hayat bilgisi
Dersin konusu elektriksel yüklerdi ve Dehşet sözlü yapıyordu. Tahtaya kimi kaldırsa problemi sorup, hemen akabinde "Nasılsa
bilemeyeceksin. Otur yerine" diyordu. Sıra sınıfımızdaki okul ikincisi arkadaşa geldi. (Bu arkadaş bir yıl sonra ÖSS-ÖYS'de

Türkiye
ikincisi oldu.) Arkadaş rahat, Dehşet ne sorsa bilecek durumda. Ama Dehşet Neşet'in sorusu şuydu "Bir salata tarifi ver

bakalım". Tabii
arkadaşımız ve bütün sınıf şoka girdi. Dehşet gayet sakin bir şekilde ünlü açıklamasını yaptı: "Arkadaşlar iyi salata yapmak, iyi fizik bilmekten daha yararlıdır".
YORUMSUZZZ...
fıkranın devamı

İş İlanlarının Anlamları
TERCİHEN İNGİLİZCE BİLEN
Yapacağınız işle bir ilgisi yok ama, bu sıra herkes ingilizce bilen eleman arıyor. Bir bildikleri olmalı.
ARAŞTIRMACI, ÖĞRENMEYE AÇIK
O kadar işin arasında sizi eğitecek ne paramız, ne de zamanımız var. Mesleğinizle ilgili gelişmeleri iş saatleri dışında kendiniz araştırıp öğrenmek zorundasınız.
İNİSİYATİF SAHİBİ
Üstlerinden habersiz iş yapabilecek, ancak başarısız olursa canına okunmasına katlanabilecek..
SİSTEM OLUŞTURABİLEN
ISO çalışmalarına başladık. Yazılacak 78 adet prosedür var.
SORUMLULUK ALABİLEN
Vergi, sigorta müfettişleri bir usülsüzlüğü yakaladığında ? valla üstlerimin bu işlemlerden hiç haberi yoktu, onlara danışmadan kendim yaptım..." diyebilecek saflıkta olan.
ERKEK ADAYLARIN ASKERLİĞİNİ YAPMIŞ OLMASI
Bayansanız askerlik yapmış olmanız gerekmiyor yaani.( ne yaa, israil mi burası .)
BİLGİSAYAR KULLANABİLEN
Valla geçen gün arkadaşın aklına uyup bir bilgisayar aldık ama.
KARİYER OLANAKLARI SUNAN ŞİRKETİMİZ
Başlangıç ücreti olarak piyasanın altında veriyoruz, ama burada gece yarılarına kadar çalışıp yöneticilerin de gözüne girerseniz sizi terfi ettirebiliriz.
SEYAHAT ENGELİ OLMAYAN
Altınıza bir araba vericez, o şehir senin, bu kasaba benim deli dana gibi dolaşacaksınız. Evliyseniz sorun olabilir, isterseniz eşinize bir danışın.Ya da hiç danışmayın, bu sizin için iyi bir fırsat olabilir. Artık ona siz karar verin.
İNSAN İLİŞKİLERİNDE BAŞARILI
Şirketimizde herkes birbiriyle kavgalı, kimse kimseyle geçinemiyor. Bir de sizle uğraşmayalım. Üst yönetimin hoşuna gidebilecek şeyleri yapabilen, yalakalık becerileri gelişmiş.
İKNA KABİLİYETİ OLAN
Müşterileri kalitesiz ürünleri daha pahalıya almaya razı edebilecek.
ANALİTİK DÜŞÜNEBİLEN
Ne bütçeyi tuturabiliyoruz, ne de muhasebe hesaplarını. Herşey arap saçına döndü. Biri bizi bu durumdan kurtarsın.
TERCİHEN YÜKSEK LİSANS MEZUNU, İNGİLİZCEYİ ANA DİLİ GİBİ KONUŞABİLEN, KONUSUNDA EN AZ ON YIL DENEYİMLİ, ASKERLİĞİNİ YAPMIŞ, 30 YAŞINI AŞMAMIŞ."
Oha demeyin, aslında ne istediğimizi biz de tam bilmiyoruz, bu özelliklere sahip aday bulabilirmiyiz onu da bilmiyoruz. Ama patron yazalım diyor, ilan havalı oluyormuş.
B SINIFI SÜRÜCÜ BELGESİNE SAHİP
Size araba vericez ama şoför vermicez. Uzun yola alışıksınızdır umarız.
TERCİHEN MUHASEBE VE / VEYA İNGİLİZCE BİLEN ( Valla gerçek !)
Şimdi sizi tam olarak nerede kullanacağımızı bilmiyoruz. Ne kadar çok vasfınız olursa o kadar iyi... Hele bir siz işe başlayın.Gerisini sonra düşünürüz.
fıkranın devamı

Londra' da arkadaslar Turk mahallesine gitmisler. Oradaki Turklerden bazilari tek kelime ingilizce bilmiyor.
Cunku adamlar manavdan alis veris yapiyor, manav Turk, ev sahipleri Turk, arkadaslari Turk, esnaf Turk filan...
Neyse efendim bunlar giriyorlar bir bakkala, kasadaki elemanla bir hos sohbet derken iceri bir İngiliz giriyor.
Kasadaki eleman patronuna bagiriyor:
- "Ismail abi bakivercen mi, turist geldi bi tane
fıkranın devamı

Hikaye bir İngilizin bir Çinli bayan ile evlenip Londraya yerleşmesi ile başlar. Çinli kadın İngilizce konusunda oldukça zayıftır. Tarzanca da olsa eşi ile anlaşabilmektedir.
Sorun kadın alış verişe yalnız çıktığında ayyuka çıkmaktadır. Yine bir gün bayan kasaba domuz butu almaya gider. Ama bir türlü derdini anlatamaz en sonunda eteğini sıyırarak kendi poposunu göstermiş ve kasap bayanın ne anlattığını kavrayarak bayana istediğini vermiş. Ertesi gün bu kez kasaba tavuk göğsü almaya gitmiş ve bu kez de gömleğinin dügmelerini açarak göğüslerini göstermiş ve istediğini almış üçüncü gün bu Çinli bayan sosis almak istemiş ve yanına kocasını alarak kasaba gitmiş ne mi olmuş aşağıya bakın:












Ne kadar fesatsınız. Unuttunuz galiba Çinli bayanın kocası İngilizce konuşabiliyor. Hadi işinize geri dönün şimdi.
fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama