nasre Fıkraları

loading...

Nasreddin Hoca, camide cemaate vaaz veriyordu. Halk, Hoca başka neler anlatacak diye sessizce dinliyordu.


O sırada dışarıdan geçmekte olan deve kervanının sesini duyarlar. Cami, kervanın gürültüsüyle zangır zangır titrer.

Hoca sohbetini yarıda keserek:

- Ey cemaat!! Allah'a deveyi kanatlı yaratmadığı için şükredin, der.

Cemaatten birisi ayağa kalkarak:

- Allah deveye kanat verseydi ne olurdu ki hoca Efendi? der.

Hoca:

- Ne olacak, damlarınıza konar, damlarınız çoktan başınıza çökerdi.

ÖĞÜT

Nasreddin Hoca, kainatta yaratılan herşeyin yerli yerince yaratıldığına çok canlı ve halkın anlayacağı seviyeden misal vermiştir.

Onun halkın seviyesine göre olayları anlatması eğitimde önemli bir noktadır.

fıkranın devamı

Nasreddin hoca, bir gün halka vaaz vermek için kürsüye çıkar. Canı pek konuşmak istememektedir. Camideki cemata:


- Ey cemaat, sizlere ne söyleyeceğimi biliyor musunuz?.. der. Camidekiler hep bir ağızdan cevap verirler:
- Bilmiyoruz.!

 Bunun üzerine Hoca:

- Madem bilmiyorsunuz, ben de boşuna konuşmak istemem, der ve kürsüden iner. 

Bir hafta sonra Hoca kürsüye çıkar ve aynı soruyu sorar. Camidekiler bu kez:

- Biliyoruz! diye cevap verirler.

Bunu duyan Hoca:

- Madem biliyorsunuz, benim tekrar etmeme hiç gerek yok, der ve kürsüden iner gider.

Hoca'nın bu söz ve davranışı karşısında cemaat şöyle bir karar alır. Hoca, bir daha soracak olursa bazıları " Biliyoruz " diyecek, bazıları da " Bilmiyoruz " diyecek.

Bir hafta sonra Hoca kürsüye tekrar çıkar. Cemaate aynı soruyu sorar:

- Bugün size ne söyleyeceğimi biliyor musunuz?

Cemaat, anlaştıkları üzere bir kısmı " Biliyoruz " derken, bir kısmı da " Bilmiyoruz " diye cevap verir. O zaman Hoca şöyle söyler:

- Madem ki içinizde bilenler var. O halde bilenler bilmeyenlere anlatsın. 

ÖĞÜTLER

* Nasreddin Hoca, insanların hatalarını kendine yaraşır tatlı bir üslup ve espriyle düzelten bir eğitimcidir.

* Hoca, bu hikayede dinleme ve anlama sanatını bizlere çok çarpıcı bir örnekle anlatmaktadır. Nasıl ki güzel söz söyleme sanatı varsa, bir de güzel dinleme ve anlama sanatı vardır.

Hocamız bu hikayesinde, etkisiz ve tepkisiz kendisini dinleyen insanları, iyi bir dinleyici yapmak için hikayedeki metodu denemiştir.

* Konuşmak bir ihtiyaç ise, dinlemek de bir sanatır.

Herkes, iyi bir hatip olmasa bile iyi bir dinleyici olabilir. İyi bir dinleyiciyi herkes takdir eder. Arkadaş, dost edinmenin ve başarılı olmanın yolu iyi bir dinleyici olmaktan geçer.

İyi bir dinleyicinin özellikleri:

1- Konuşmacıyı dikkatle dinlemek
2- Konuşmanın ana fikrini iyi kavramak
3- Konuşmacıya ilgiyle dinlenildiğini hissettirmek
4- Mümkünse yazılı not almak
5- Hatibi boş ve duyarsız değil, sessiz, dikkatli, terbieli, hoşgörülü ve uyanık dinlemek
6- Hatibin sohbetini, ko nuşma sonrasında diğer insanlarla değerlendirmek

fıkranın devamı

Nasreddin Hoca, bahçesindeki tadı bal gibi olan o güzelim incirlerini toplar. Satmak için pazara götürür.


- Bal bunlar bal!!! Bal gibi incirler! diye bağırmaya başlar.

O sırada bir kadın çıkagelir. Hoca'ya:

- Hoca Efendi, Ben komşunuz falanın karısıyım. Eğer veresiye verirseniz alayım... der.

Hoca razı olur. İncirleri tartar. Bu arada nezaket olsun diye kadına da bir tane uzatır.

- Hanım! İncirlerim çok güzeldir. Ye de tadını gör! 

Kadın uzatılan inciri almak istemeyerek:

- Teşekkür ederim Hoca Efendi! Oruçluyum. Altı yedi sene evvel hastalanmış ve orucumu hozmuştum. Bugün borcumu ödüyorum!... der. Bunu duyan Hoca:

- Haaaaa!! Öyle mi? Öyle ise Hanım bana gücenme. Ben de veresiye verecek mal yok! Allah'ın alacağını altı yedi senede ödeyen, benim alacağımı kim bilir ne vakit verir? der ve kadına incir satmaktan vazgeçer.

ÖĞÜTLER

Nasreddin Hoca, insanları tanımanın bir yolunun da alışverişten geçtiğini bilir. Kişileri ele alırken onların Allah'ın emirlerini ne kadar yaptığını gözler. Çünkü hakikaten Allah'tan korkan ve ibadetini yapan, kul hakkına da dikkat edecek, borcuna vefa, tartıda hile yapmama, verdiği sözde durma gibi hasletleri de olacaktır.

* "Hırsız, cesaret göstereyim derken, hırsızlığını söyler." Kadın, Hoca'ya dindarlığını göstermek isterken önceki borcunu daha yeni ödediğini ağzından kaçırır.

Bu hikayedeHoca, oruç tuttuğunu, namaz kıldığını, babasının hoca olduğunu söyleyerek insanları kandırmaya çalışan açıkgözlerin tehlikesine dikkat çeker. Bu gibi fırsat düşkünleri, sizin nezdinizde kendilerine bir "prestij" sağlamayı umarlar. Fakat unutulmamalıdır ki kişinin kendisinin samimiyeti ve doğruluğu herşeyden önemlidir. Çünkü mezara herkes yanlız girecek ve hesabını yanlız verecektir.

RESİMLİ NASREDDİN HOCA - MÜRŞİDE UYSAL

fıkranın devamı

Nasreddin Hoca bir köye gider. Orada bir müddet kalır. Bu arada Hoca'nın heybesi kaybolur. Ararlar, tararlar bulamazlar. Sonunda Hoca:


- Heybemi çabuk bulun. Yoksa ben yapacağımı bilirim, diye sert çıkışır.

Köylüler Hoca'nın bu sert çıkışı karşısında telaşlanırlar. Heybeyi aramaya devam ederler. Heybeyi alanlar, Hocanın sert çıkışı karşısında çok korkarlar ve hemen heybeyi geri verirler.

Hoca heybesinin bulunduğuna sevinir. Köylülerden biri:

- Hoca Efendi, doğrusu çok merak ettik. Acaba heybeyi bulamasaydın, bize ne yapacaktın? diye sorar.

Hoca gülerek:

- Hiiiiç! Evde eski bir kilim var, onu bozup heybe yapacaktım! der.

ÖĞÜTLER

Nasreddin Hoca, insan psikolojisinden çok iyi anlar. Kararlı ve yerinde bir çıkışla heybesinin bulunmasını sağlar. Şayet Hoca, heybesi kaybolduğunda sessiz davranıp sineye çekseydi fırsatçıların ekmeğine yağ sürecekti.

Elden birşey gelmeyeceği zaman son derece rahat olan  Hoca, yapılacak bir şey olduğunda gerekeni yapar. O da Hoca'nın zeki, kararlı, toplum psikolojisinden anlayan ve  yaptırım gücüne sahip bir insan olduğunu gösterir.

fıkranın devamı

Bir gün Akşehir'e bilginliğiyle övünen bir papaz gelir. Papaz, sorularına kimsenin cevap veremediğini, bu yüzden dünyanın en akıllı insanı oldğunu iddia etmektedir.


Papazı alıp Nasreddin Hoca'ya getirirler. O sırada Hoca eşeğini çıkarmış, tarlaya gidecekmiş. Papaz:

- İki sorum var. Bütün dünyayı dolaştım. Bu sorularıma cevap verecek kimseyi bulamadım. Bakalım sen denildiği kadar akıllı ve bilgili misin? Birinci sorum şu: Gökyüzünde kaç yıldız vardır?

Hoca hiç tereddüt etmeden:

- Şu kapıdaki eşeğimin sırtında kaç tane kıl varsa, o kadar yıldız var, der.

Papaz şaşırır:

- Bu nasıl cevap? Nereden biliyorsun? der.

Hoca:

- İstersen say da bak!

Papaz memnun olmamış vaziyette:

- Pekala, bu sorunun cevabını vermiş olduğunu kabul ediyorum. Şimdi ikinci soruma cevap verebilecek misin bakalım?

Şu sakalımda kaç kıl var?

Hoca yine tereddüt etmeden:

- Eşeğimin kuyruğunda kaç kıl varsa, senin sakalında o kadar kıl var, der. Papaz:

- Nasıl ispatlarsın? der. Hoca:

- Bundan kolay ne var? Bak eşeğim burada. İnanmazsan otur şuraya. Sıra ile bir onun kuyruğundan kıl koparalım, bir de senin sakalından kıl koparalım. Eğer senin sakalın kalmadığı ve yüzün kabak gibi ortaya çıktığı halde, eşeğin kuyruğunda kıl kalırsa senin haklı olduğuna inanırız, der.

Papaz, bu benzetmeleri ve ispatı duyunca çareyi oradan sıvışmakta bulur.

ÖĞÜTLER

Saçma sorularla kendilerini meşgul eden insanlar, Nasreddin Hoca'yı bu sorularıyla küçük düşürmek isteseler de Hoca, hazır cevap olşu sayesinde kolayca onlara dersini vermiştir. 

İnsan ne kadar az bilirse o kadar çok bildiğini sanır. Hikayedeki papaz gibi.

İnsanlara akıllarının seviyesine göre konuşmaka gerçekten bir hünerdir. Hoca da bunu çok güzel bir misalle bizlere sunmuştur.

*İnsanlara akıllarının seviyesine göre konuşun.

fıkranın devamı

Nasreddin Hoca bir gün camide vaaz verirken uzun uzun öğütler verdikten sonra:


- Ey cemaat, kulağınıza lüpe olsun. Şayet oğlunuz olursa sakın adını "Eyüp" koymayın, der.

Orada bulunanlardan birisi ayağa kalkarak:

- Niçin Hoca Efendi? der. Hoca:

- Çünkü halkın dilinde dolaşa dolaşa "Eyüp", bir de bakarsın "ip" oluverir, kopar, cevabını verir.

ÖĞÜTLER

Nasreddin Hoca, halkı zaman zaman bazı konularda uyarır, aydınlatır. Bu işi yaparken de akılda kalıcı örnekleri seçer.

Hoca bu hikayede, çocuklara isim konulurken çok dikkatli davranılması gerektiğini vurgulamıştır. İsimler çok güzel olsa bile, toplumda alay konusu olabilecekse, gülünecek bir kelimeyi çağıştırıyorsa, bu ismi koymaktan kesinlikle kaçınılmalıdır.

* Çocuklarınıza güzel isimler koyunuz. Çünkü isimler, insanın şahsiyetini etkiler. "Bir insana kırk kere deli desen, deli olur." tekerlemesinde olduğu gibi.

Aynı şekilde, kadın isminin erkeğe verilmesi ya da erkek isminin kadına verilmesi de şahsiyeti etkiler.

* İsmin önemi büyüktür. İnsanları görmeden önce, yanımızda en sevimli olanı ismi güzel olandır. Gördükten sonra ise, yüzü güzel olandır. Denedikten sonra ise ahlakı güzel olandır.

fıkranın devamı

Nasreddin Hoca'yı bir dostu ısrarla evine davet eder. Hoca daveti kabul eder.


Dostu Hoca'yı güleryüzüyle karşılar. Dereden tepeden konuşurlar. Sıra gelir ev sahibinin kendi elleriyle yetiştirdiği arıların balının övülmesine... Kokusunun güzelliği, renginin altın sarısı oluşu, tadının tartışılamaz olduğu... Neler neler!..

Bu arada Hoca'nın önüne kocaman bir kase ba konur. Hoca önce balı ekmekle yemeye başlar. Sonra ekmek bitince ekmeksiz yemeğe devam eder.

Ev sahibi, Hoca'nın balı bitirmeye niyetli olduğunu anlar, canı gider. "Yeme" dese ayıp olacak. Çünkü Hoca'yı çağıran kendisidir.

Ne desem de Hoca'yı böyle iştahla yemekten vazgeçirsem, diye düşündükten sonra Hoca'ya:

- Ekmeksiz bal içini yakar Hocam! der.

Hoca , dostunun ne demek istediğini çok iyi anlar. Fakat aldırış etmeden balı yemeğe devam ederken:

- Kimin içinin yandığını Allah bilir dostum! diye cevap verir.

ÖĞÜTLER

Nasreddin Hoca, bu hikayede, başkalarının menfaatini veya hakkını düşünüyor gözükerek, aslında kendi menfaatını düşünen insanlara bir örnek vermiştir.

* Sofrana oturanın karnı doysun. Misafire cimrilik edilmemelidir.

MÜRŞİDE UYSAL - RESİMLİ NASREDDİN HOCA
UYSAL KİTABEVİ

fıkranın devamı

Nasreddin Hoca, güzel ahlaklı, alim, sevecen ve hazırcevap nadir şahsiyetlerden birisidir.


Hoca'nın sorulan her soruyu soranın aklına göe cevaplaması meşhurdur.

Hocanın, her sorunun altından kalktığını duyan adam;

- Hoca, benim soruma ceap bulamaz, diye öğünür ve kalabalıkta sağdan sola, soldan sağa koşuşan insanları görünce Hoca'ya;

- Hocam!!! Bütün bu insanlar evlerinden çıkınca ne diye hep aynı yöne gitmezler? Kimi o yana kimibu yana gider? diye sorar.

Hoca cevabı hemen yapıştırır:

- Efendi, efendi!!! Bilmez misin herkes aynı yöne gitse dünyanın dengesi bozulur, bir yana devriliverir.

ÖĞÜTLER

Nasreddin Hoca'ya herkes çekinmeden soru sorardı. Bazen de alay etmek, küçük düşürmek maksadıyla soran da olurdu. Fakat Hoca, ona bahşedilen pratik zekasıyla her zaman bu soruların altından kalkmasını bilirdi.

Hoca'nın sorular karşısındaki tavrı da çok önemlidir. Sabırlı, güler yüzlü ama muhatabın anlayacağı dildendir.

* Bir insanın zekası, verdiği cevaplardan değil, sorduğu sorulardan anlaşılır.

Aslında insanların farklı düşünmesi, farklı yere gitmeleri, gerçekten bir denge unsurudur. Bu farklı gidiş gelişler toplumun devamı ve gelişmesi için gereklidir. Bu farklılıkda rahmettir ve denge unsurudur.

fıkranın devamı

Nasreddin Hoca, elinde avucunda birşey olmadığı günlerde yolu pazara düşer. Canı da un helvası istemektedir. Ama un, yağ, şeker, alacak parası yoktur. Dükkanın birinin önünden geçerken çuvallar dolusu unları, şekerleri görür. Tezgahın yanında duran yağlara gözü ilişir.


Dayanamayarak dükkana girer. Sahibine;

- Un var mı? Dükkan sahibi:
- Var.
- Şeker var mı?
- Var.
- Yağ var mı?
- Var.

O zaman hoca içini çekerek şöyle der:

- Be mübarek adam, madem ki un , yağ, şeker var. O halde neden helva yapıp yemiyorsun.

ÖĞÜTLER

Nasreddin Hoca, herşeye sahip olduğu halde, bu nimetleri değerlendirmesini bilmeyenlere mesaj sunuyor.
Elde varken değerlendirmeli, hem kendimiz hem ihtiyaç sahiplerini yararlandırmalıyız. "Varlık içinde yokluk" yaşamak, insanın hem dünyasını hem ahiretini rezil eder.

Nasıl kı bir at, üzerindeki zengin koşumların farkında olmazsa, vurdum duymaz, zevksiz bir adam da, içinde yaşadığı nimetlerin tadına varmaz.

fıkranın devamı

Nasrettin hocadan komsusu camasir ipi isteyince hoca: -Veremem ipe un serdim,demis. komsuda: -İlahi hoca hic ipe un serilirmi? -Agactan dusen birini getirin bana,demis. Agactan dusen cocuga hoca: -İpe un serilirmi demis. BUNUN UZERİNE: -Evet ben yere serildiysem ipe un neden serilmesin?
fıkranın devamı

bir gün nasrettin hoca eşşeğe ters binmiş . sonra onu görenler nasrettin hocaya sormuş. hocam eşşeğe neden ters biniyorsunuz . hoca demiş ki ben eşşeğe ters biniyorum çünkü eğer ters binsem size arkamı dönmüş olurum ve ayıp olur . bu yüzden eşşeğe ters bindim demiş.
fıkranın devamı

Aksak Timur, Nasreddin Hocanın köyüne uğrar.Köylü padişahı layıkıyla ağırlar. Padişah da giderken bu konukseverliğe karşılık; "Köyünüze bir fil hediyem olsun" der ve gider.Fil bu zamanla bağ bahçe koymaz her yanı talan eder.Köylü ne yapsın çaresiz padişahın hediyesi diye ses çıkaramaz.Hocaya: -Hocam perişan olduk bizi kurtar.Biz bu file bişey yapsak padişah kellemizi alır derler.Hoca: -Benimle gelin padişaha durumu arz edeyim der.Köylüyü arkasına alır huzura çıkar.Timur: -Hoca niye geldin? Filim nasıl? diye sorar.Hoca: -Padişahım bu filiniz derken bi bakar korkudan arkasında kimse kalmamış herkes kaçmış.Padişah: -Eeeee ne olmuş file? Hoca: -Padişahım hediyeniz olan filden çok memnun kaldık.Yalnız kalıyor bir tane daha istiyoruz.
fıkranın devamı

Bir gün hoca camide namaz kıldırıyormuş. Camiye hırsız girmiş. Ve bir cüzdan çalacakmış. Nasrettin hoca farkına varmış fakat namazı bozmak istememiş. Ve kul euzu rabbil felak arkamdaki salak cüzdanı bırak .Yoksa yersin dayak Hırsız -kuleuzu rabbil naz .Cüzdan bırakılmaz çok konuşma hoca kıldığın namaz kabul olmaz.
fıkranın devamı

bir gün nasrettin hoca ile karısı yatıyorlarmış.karısı kalkmış demişki hoca kalk kalk buzdolabımı kaçırıyorlar hoca boşver yenisini alırız demiş kadın tekrar kalkmış hoca hoca bulaşık makinamı çalıyorlar demiş nasrettin hoca boş ver yenisini alırız demiş kadın tekrar kalkmış demişki hoca hoca kalk beni kaçırıyorlar demiş hocada boşver yenisini alırız demişşş
fıkranın devamı

Nasrettin hocanın karısı nasrettin hocanın kazağını ağacın dalına asarken kuvvetli rüzgâr hemen onu yere düşürür bunu gören hoca karısına şöyle der:"yarın kurban keseceğiz"karısı bunu duyunca şöyle der:" neden kurban kesiyoruz"nasrettin hoca:Ya kazağın içinde ben olsaydım
fıkranın devamı

Bir yaz günü nasretin hoca biraz serinlemek için ceviz ağcının gölgesine oturmuş biraz ilerdeki kocaman helvacı kabakları kendi kendine şu allahın işine bak, otur üstüne kos koca kabak yerleştiriyor şu dalları yere göge uzanmış bir evlilik yer tutan ceviz ağcının meyveleri ufacık diye düşünürken tam o sırada başına ceviz düşmüş ah başım diyerek yerinden fırlamış hoca tövbe ya rabbim bir daha senin işine asla karışmam ya ağaçtan ceviz yerine kabak yetişseydi demiş
fıkranın devamı

Nasrettin hocaya komşusu sormuş düyanın ortası neresi demiş hoca ayağım bastığı yer demiş komşu inanmam hoca öyleyse ölç komşu demiş
fıkranın devamı

Nasrettin hocaya komşusu sormuş düyanın ortası neresi demiş hoca ayağım bastığı yer demiş komşu inanmam hoca öyleyse ölç komşu demiş
fıkranın devamı

bir gün nasretin hoca eşeyine bin miş sonra nasretin hocanın osuru gelmiş sonra adamın biri gelmiş nasretin hoca adamın azına osurmuş sonra adam demiş ge hocam siz napıyorsunuz demiş hoca donup galmış
fıkranın devamı

nasrettin hoca bir gün bir komşusunun evinin önünden geçerken birde bakarkı birses duyar komşusunun pencerisinden baktığında bide ne görsünbir adam yatarak allaha allahım sen bana bir çok para ver demiş nasrettin hoca demişki akılsıza bak akılsıza yatarak allahtan para istiyon ayıp değilmi demiş sonra ona şöyle bir şaka yapmış komşusunun damına çıkmış koptur koptur koşuyormuş komşusu dama çıkmış birde ne görsün nasrettin hoca komşusu demişki yahu naeşeğimi demişsrettin hoca napıyosun burda nasrettinhoca eşeğimi arıyorum demiş komşusu yahu be adam damda eşek ne gezsin demiş nasrettin hoca demişki yahu be adam sen yatarak allahtan para istiyosunda ben niye damda eşeğiaramayımki demiş
fıkranın devamı

BİRGÜN NASRETTİN HOCA KARISI İLE KAVGA EDER . SONRA AK SAKALLI DEDE GELİR DERKİ YAVRUM AKŞAM PATIR KÜTÜR MÜTÜR DİYE SESLER GELİYOR YAVRUM DER VE SOPASINI KALDIRIR BAŞINA VURMAYA BAŞLAR SONRA AAAAAAAAAA DİYE BAĞIRMAYA BAŞLAR NASRETTİN HOCA VE SON
fıkranın devamı

bir gün nasrettin hoca komşusundan kazan alır o doğurur birdaha alır. oda olur ve komşusu sorar nasıl ödü nasrettin hoca doğurduğuna inanıyorsunda neden olduğune inanmıyorsun...
fıkranın devamı

Memnun mu? Nasreddin Hoca fıkralarıNasreddin Hocaya sormuşlar: - Hocam Ramazan bizden memnun mu, onu memnun edebiliyor muyuz? Hoca cevaplamış: - Memnun olmasa her sene 10 gün önce gelir miydi?
fıkranın devamı

İnanmazsanız Yıldızları Sayın Nasreddin Hoca fıkralarıNasreddin Hoca Konya'da vaaz ediyormuş. -"Ey Müslümanlar! bu şehrin havasıyla bizim şehrin havası birdir" diye söze başlamış. Cemaattekilerden biri sormuş: - "Nereden biliyorsun?" - "Akşehir'de ne kadar yıldız varsa, burada da o kadar var. İnanmazsanız sayın!.." demiş Hoca.
fıkranın devamı

Yorgan Kavgası Bir gece sabaha karşı Hoca’nın evinin önünde patırtı gürültü ayyuka çıkmış. Hoca bakmış birkaç kişi kıyasıya kavga ediyor. Hemencecik yorgana sarındığı gibi dışan fırlayıp adamları ayırmaya kalkmış. Kalkmış kalkmasına da herifler kavgayı bırakıp Hoca’nın sırtından yorganı kaptıkları gibi tüymüşler. Hoca otuz iki dişi mızıka çalarak eve dönmüş. Tir tir titreyen Hoca’ya karısı uykulu bir sesle sormuş: - Kavga ne oldu? - Ne olsun, demiş Hoca, yorgan gitti, kavga bitti! umarım işinize yarar kardeşlerim:))
fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama