olmayın Fıkraları

loading...

Nasreddin Hoca’ya sormuşlar;- “Cenazede tabutun önünden mi yürümeli, arkasından mı?”Hoca:- “İçinde ol...
fıkranın devamı

Komşusu Hoca’dan urganını ( yâni kalın ipini ) istemiş.Hoca içeriye girip çıkmış.- “İp boş değil” demiş, &#...
fıkranın devamı


Dünyadaki bütün bilimadamları insanın beyni olmayınca ne tepki vereceğini inceleyeceklermiş bunun icin venedikteki bir kayıkçıyı kullanacaklarmış oralarda kayıkçılar kurek çekerken ESKALAMİYA diyorlarmış.



ilk önce kayıkçının beyninin yarısını almışlar kayıkçı MİYA demeye başlamış.

sonra yarısını daha almışlar adam YA demeye başlamış.



en sonunda beyninin hepsinialmışlar adam başlamış:



ÇAY ELİNDEN ÖTEYE CİDELUM YALİ YALİ.....

fıkranın devamı


İşinize yaramasa bile astlarınızdan hazırlaması zor raporlar isteyin.

*Size sunulan rapor ne kadar özenle hazırlanmış olursa olsun eksik tespit edin ve
beğenmediğiniz kısımlarına çizik atın.

*Asla astlarınıza özel hayatınızdan bahsetmeyin,Onların yanında sürekli işten bahsedin.

*Günaydın,iyi akşamlar derken bile ses tonunuz donuk olmalı.

*Astlarınızın yaptığı işleri beğenmeme yönünde tavır alın.

*Kendi yapabileceğiniz fakat astlarınıza da yaptırabileceğiniz Ufak tefek işleri mutlaka
astlarınıza yaptırın.(Yaptığı işi yine beğenmeyin.)

* Size espiri yapıp da havayı yumuşatmak isteyenlere tebessüm etmeyin.

*Onları yanınıza çağırıp acil iş vereceğiniz vaktin mesai bitimine 5 dk.kala veya öğle
arası olmasına dikkat edin.

* Onlara zor görevler verin ve gerçekleşmesi için kısa vakit tanıyın.

*Bir işi bitirmeden başka bir iş daha vermeye çalışın.

*Şikayetlenirlerse yaptığı işin basit birşey olduğunu ima edin.

*Toplantılarınızda bitirilmiş işlerden değil bitirilmemiş işlerden bahsedin.

*Pazartesi günü öğleden önce toplantı yapın,Bitiremedikleri işler için neden
cumartesi pazar bitirmediniz diye sorarak ücretsiz fazla mesaiye alıştırın.

*Fırça atacak bir bahane bulduğunuzda fırsatı sakın kaçırmayın.

*işiniz icabı firmada olmayacağınız günlerde,gitmeden onlara zor görevler verin
ve geldiğimde tatamlanmış olsun deyin.Gittiğinize sevinemesinler.

*Firma dışında olduğunuz zamanlarda telefonla hesap sorun.

*Onlara verdiğiniz işin daha pratik çözüm yollarını bilseniz bile onlara
söylemeyin.Kendileri uğraşıp,bulabiliyorlarsa bulsunlar.

*Doldurmasını istediğiniz tablo türünden boş raporları kağıt olarak verin,elektronik ortamda
geri isteyin.Uğraşıp aynı tabloyu bir daha çizsinler.

*Astlarınız "müsaitseniz felan iş konusunda görüşecektim"gibi birşey sorduğunda müsait
olsanız bile meşgulmüş gibi onu biraz bekletin.

*Hediye vermek isterlerse kabul etmeyin.

*Sizden izin isterlerse sebebini sorun ve izin verseniz bile zorluklar çıkartın ki bir
daha izin isterken iyice bir düşünsün.

*İzin isteme sebebine göre mümkünse izin kağıdına yazdığı tarihten başka bir tarihe
izin verin ki belki başka bir firma ile randevulaşıp iş görüşmesine gidiyordur.

*İzin isteme sebebi belgelenebilecek birşeyse(para çekme,doktora reçete yazdırma gibi)
izin dönüşü o belgenin fotokopisi isteyin.

*Satışlar iyi gitse bile sürekli kötüymüş gibi bir hava verin.

*Zam verme konusunda yetkiniz varsa zam isteyenlere vasıflarındaki eksikliklerden(ileri düzey
ing.sertifikası vs.) bahsedin.Önce o vasfı kazanması gerektiğini söyleyin.

* Astlarınızdan birine verdiğiniz bir işi bazen ötekine de verin ki,aynı işi ayrı ayrı
yaptıklarını anladıklarında sizin onlara pek güvenmediğinizi anlasınlar.

* Astınızı oturuyor gördüğünüzde "felan iş ne oldu bak ta gel gibi"bir soruyla onu
yerinden kaldırın.

*İki astınızı iş dışında konuşuyor olduğunu hissettiğinizde yanınıza çağırıp"felan acil
iş sonuçlandı mı?"gibi sorularla onu rahatsız edin.

*Boş kadro oluştuğu zaman yeni eleman hemen almayın.Diğer personel işleri yürütüyorsa
gözlemleyin ve sessiz kalın.İşler yürüyorken niye bir kişi alıp maaş veresiniz ki.
Bırakın boş kadroya rağmen işleri yürüten diğer personel belki kendilerinin makamı
arttırılır diye idealist çalışsınlar.Ümitvar olmaları,çalışmaları için güzel
birşeydir.

*Eğer boş kadroya eleman alma zorunlu hale geldiyse yine de aceleci olmayın.Biriken
işleri yeni eleman iş bulmanın sevinci içinde yapar nasıl olsa.

*Eğer boş kadro müdür veya şef pozisyonunda ise yeni aldığınız kişiyi "sorumlu"sıfatıyla
işe alın ama müdür veya şefin tüm sorumluluklarının hesabını ona sorun.Böylece aynı
görevi yapan kişiye hem daha az maaş verirsiniz.Hem de haddini ona bildirmiş olursunuz.

*Eğer sorumlu sıfatındaki kişi kendisinin neden sorumlu diye geçtiğini sorarsa daha
yeni işe girdiğini hemen aceleci davranmaması gerektiğini zamanı gelince yapılacağını
söyleyin.O zaman belki hiç gelmeyecektir ama bırakın ümitvar olsun.

* Zam dönemi geldiğinde işi ağırdan alın.2 veya üç ay sallayın.Soranlara konunun henüz
görüşülmediğini,geçmiş ayların farklarını sonradan alabileceklerini ima edin.Ama geçmiş
ayların farklarını vermeyin.

*Firmanızın araç park bölgesi varsa astlarınızın arabalarını oraya park etmelerini
yasaklayın.Bunu direk siz söylemeyin.Güvenlik görevlisine talimat verin.

*Firma içerisinde yapılmaması gereken davranışları yazılı olarak tebliğ edin ve imza
alın.

*Astlarınızla telefon görüşmelerinde telefonu siz kapatmadığınız sürece onların kapatmaması
gerektiğini prensip edinin.Belki o söyleyeceklerinizi bitirdiniz sandı ama sizin aklınıza
başka bir konu geldi.Ya da başka bir talimat daha vermesin diye kasıtlı yaptı.
Eğer sizden önce kapatırlarsa tekrar arayıp neden önce kapattığının hesabını sorun.

*Bir astınıza bir talimat vereceğiniz zaman telefonla görüşüyorsa telefonu"sonra tekrar
ararım"deyip kapatmasını,sizi bekletmemesini sağlayın.

*Mesai bitiş saati bile olsa ayrılmadan size haber vermeleri gerektiğini prensip edinin.
Haber verdiğinde ise felan iş ne oldu gibi rahatsız edici sorular sorun.

*Haftasonu tatilinde siz firmada iseniz,astınızın evini veya cebini arayacak bir bahane
bulunuz.Direk siz görüşmeyin başkasına aratın ve hemen firmaya gelmesi gerektiğini
kendisine bildirin.Ya gelecektir ya gelemeyecektir yada kasten gelmeyecektir.Ama her
halukarda keyfi kaçacaktır.

*Astınız senelik izinde iken siz çalışıyorsanız onu rahatsız etmenin vakti gelmiş
demektir.Onu arayarak falan dosyayı nereye kaldırdın veya nereye kaydettin gibi
sorularla hedefi vurunuz.

*Arada bir "ekibimden memnun değilim"gibi sözlerle egolarının damarına basınız.

*Elemana ihtiyacınız olmadığı zaman gazeteye "eleman alınacaktır" ilanı veriniz ama
ilanda firma adı olmasın.Müracaatlar felan nolu posta kutusuna yapılacaktır diye
yazdırın.Sizin elemanlardan müracaat edenleri tespit edip,yanınıza çağırın ve
başvurusunu kendisine iade edin.

*Telefonlara 1 dk dış hat sınırı koyun.Vakti aşınca otomatik kesilsin.

*Firmanızın muhtelif yerlerine kamera döşetin.Uygunsuz davranışları ekrandan
tespit ettiğinizde telefonla anında arayıp uyarın ki gözlemlendiklerini
anlasınlar.

*Sizden önce firma personele ikramiye veriyor idiyse önce ikramiyeleri maaşlara
eşit dağıtın.Sonra maaşlar yüksek diyerek zam döneminde zam yapmayın.

*Firmanızda bilgisayar ağının server'ından kim hangi sitelere girdiğini
kontrol ettirin.Uygunsuz sitelere girenlere uyarı yazın.

*Faks cihazından kim nerelere ne çekmiş raporu alın.

*Santralden hangi iç hat nereleri ne kadar aramış raporu alın.

*Her ofise bir yazıcı değil her kata bir yazıcı tahsis edin.

*Bant,makas,kağıt gibi malzeme alım talep fişlerindeki öğeleri çizin
veya miktarı azaltın.Sonra imza atın.

*Fazla mesai yapan büro personeline ücret zaten vermiyorsunuz ama devamsızlık
veya mazeret izinlerinin ücretini maaşından kesin.

*Avans zaten vermiyorsunuz ama zaruri isteyenler olduğunda dilekçe ile başvuru
isteyin.

*Tarafınıza yazılan dilekçelerde imla hataları bulun ve iade edip tekrar
yazdırın.

*İşyerinde kahvaltıyı yasaklayın.

*Mesai başlama saatinde ortalıkta dolanın ve bakışlarınızla vaktinde işe başlayıp
başlamadıklarını kontrol edin.

*Aynı şeyi mesai bitimine yakın herkesin gevşediği zamanlarda da yapın.

*Yemek saatinde yemekhaneye biraz erken girin.Erken yemek almak isteyen uyanıklar
karşılarında sizin ekşi suratınızı görsünler.

*Kendinize sekreter mutlaka alın ama ayrıyeten firmaya santralci almayın.Bekçi
boş boş oturuyor nasıl olsa o bağlasın telefonları.

*Bekçi demişken aklıma geldi.Arabanızı bekçiye yıkatın,sildirin.Nasıl olsa canı hep
sıkılıyor.Ne diye yıkama servisine para veresiniz.

*Firmaya giriş ve çıkışlarınızda bekçiye asker selamı verdirerek egonuzu okşayın.

*Sigorta primlerini eksik gösterin,hatta bazı dönemler hiç yatırmayın.

*Hesapta para olsa bile maaşları gününde yatırmayın.Bırakın biraz repoda değer
kazansınlar.

*Vergi iadesi,nema gibi paraları personele geç ödetin.Bırakın onlar da değer kazansın.

*Herşey yolunda giderken bile ortamı gerecek bir konu veya bir kurban bulun.

*Mesai bitiminde servislerin tamamı birden talimat almadan kalkmasın.Servisleri
vaktinde kaldırmamak için servise binmesi gereken birilerini oyalayın ve servislere
birazdan geliyor deyin.Servis araçlarını bir süre beklettikten sonra oyaladığınız
kişi gelemeyecek diye servisleri gönderin.Hem servisler geç kalksın hem oyalayıp iş
verdiğiniz personel servise binemesin.

*İş başvurusu görüşmelerinde işe almaya karar verdiğiniz personele o an için çok
iyi davranın.İşe girince de feleği şaşsın.

*İşe almamaya karar verdiğiniz görüşmeciye ise kök söktürün.Ama biraz ümit verin.
Sonradan ise başvurunuz kabul edilmemiştir diye bir bildirim yapmayın.Ümit içinde
bekleyip dursun.Eğer o kişi sizi ararsa görüşmeyin.Değerlendiriliyor deyin.

*Astlarınıza önemli tecrübelerinizi anlatmayın ki size alternatif olmasınlar.

*İşe alacağınız astınızın özgeçmişi kabarık ise işe almayın ki o da size
alternatif olmasın.

*Çözebileceğiniz sorunlar çoksa ve tecrübelerinizle kısa sürede çözebilecek olsanız
bile bunu zamana yayarak yavaş yavaş çözün.Çünkü varlık sebebiniz sorunlardır.
Onları çabuk çözerseniz artık size ihtiyaç yokmuş fikri oluşabilir.

*Sorunlar biterse kendiniz sorun yaratın ve onu çözün.

fıkranın devamı

Dünyadaki bütün bilimadamları insanın beyni olmayınca ne tepki vereceğini inceleyeceklermiş ...
fıkranın devamı

İşte, erkekleri sinir etmek için yeni ve geliştirilmiş tüyolar:

1. İlk önce aşkınızı ilan edin; onu da kendinize aşık edin; sonra bir yanlışlık olduğunu söyleyip geri çekilin.

2. İlk önce, "ömrümün sonuna dek seninim" deyip kendinize bağlayın. Daha sonra "Aşk, sürdüğü müddetçe ebedidir" deyin. Bu, onu cin çarpmışa çevirecektir.

3. ğabriel ğarcia Marquez`in Kolera Zamanı Aşk`ını okumasını coşkuyla salık verin ve romandaki kahramanın 51 yıl aşkını beklemesi gibi bir davranış sergilemesini ondan da umduğunuzu ima edin.

4. Kontrolün kimde olduğunu göstermek için, onun telefonlarına ve e-posta mesajlarına - verecekseniz bile - hep geç cevap verin.

5. Telefon ettiğinizde de, kendinizi odadaki kişiyle konuşmayı kesmek zorunda hissetmeyin. Bırakın, telefondaki erkek arkadaşınız beklesin ve konuşmanızın yalnızca sizin tarafını dinlemek zorunda kalsın.

6. `Yanlışlıkla` özel notlarını okuyun, sonra hesap sorun.

7. Eski erkek arkadaşınıza iletmeniz gereken bir mesajı yanlışlıkla onun telesekreterine bırakın.

8. Evini ziyaret ettiğinizde telefon çalarsa, suçlar bir biçimde "Hmm, bu da kim olabilir?" diye dudak bükün.

9. Randevulara 15 dakika geç gitmeyi adet haline getirin. Bir gün, haklı sebepten de olsa geç kaldığında küplere binin.

10. Hatta randevulara hiç gitmeyin. Sözlerinizin hiç birini tutmayın.

11. Sizi kentin en pahalı restoranlarından birine götürmesini sağlayın; yemek gelince de yüksek sesle porsiyonların küçüklüğünden yakının. Ya da kıtlıktan çıkmış gibi yiyin.

12. Evinizin en göze çarpan köşesine eski erkek arkadaşınızın çerçeveli resmini asın.

13. Yatak yapmayı, ütülemeyi, yemek pişirmeyi, temizlik yapmayı bilmemezlikten gelin.

14. İlk öpüştüğünüzde dilinizi boğazına kadar sokun.

15. İzinizi bırakın: boynunun görülebilecek bir yerini İsırın.

16. O evinden bir başka yere taşınırken, münasip bir biçimde tatile çıkın.

17. Bir başka erkek arkadaşınız olduğunu söylemeyi unutuvermiş olun.

18. Onu iş yerinde ziyarete gittiğinizde, amiri ya da daha iyisi memuru ile kesişin.

19. Arkadaşlarının yanında küçük düşürün.

20. Annesini eleştirin. Ebeveynini ziyerete gittiğinizde, onun hiç sevmediği elbisenizi bilhassa giyin. En yakın akrabalarının, kardeşinin falan adını unutun.

21. Sözüm ona size hediye aldığı ütü, ekmek kızartma makinesi, mikser gibi ev eşyalarını yılbaşında annesine hediye edin.

22. En sevdiği dostunu sürekli eleştirin.

23. Vereceği partiden önce en ilgisiz konuda kavga çıkarın ve bütün gece suratınızı asın.

24. Gideceğiniz partide kravat takma mecburiyeti olduğunu söylemeyin.

25. O arabayı sürerken sürekli karışın; arabanın orasına burasına tutunun; frene basıyormuş gibi yapın.

26. Siz arabayı kullanırken, kaybolsanız bile durup yön sormayı reddedin.

27. Film seyrederken elini tutmayın.

28. Esprilerine gülmeyin.

29. Michelle Pfeiffer`ı beğendiğinde hakarete uğramış gibi bozulun; Daniel Day-Lewis`i seyrederken kendinizden geçin, alkışlayın.

30. Eski kız arkadaşlarıyla dalga geçin.

31. Aşka hazırlık safhasında, anatomisinin aşağı kısımlarında rastgele bir şeyi tutun ve "Bu mu?!" diye sorun.

32. Sevişirken onun adı hariç, kendinizinki dahil herhangi bir ad haykırın.

34. Uyumak istediğinde, okumasanız da gece lambasını açık tutun.

35. Uyurken kol ve bacaklarınızla ahtapot gibi ona sarılın ki sabaha kadar bütün vücudu uyuşmuş olsun.

36. Çalar saatin sizin tarafınızda olmasında İsrar edin ama çaldığında, erişemeyeceğini bilerek, uyumayı sürdürün.

37. Her gece, o, yatağa girmenizi beklerken cilt bakımınızı son kerte yavaş yapın; çantanızı baştan düzeltin; bozuk paraları etajerin üzerine büyük bir itina ile yavaş yavaş dizin. Sonra, yosunlu maskeyle yatın.

38. İlişkinizi, gelecek kuşaklar için görüntüleyin; daha doğal oluyor diye hazırlıksızken fotoğrafını çekin.

39. Arkadaşlarınızla saatlerce telefonda konuşun; sonra o sizinle konuşmak istediğinde yorgun olduğunuzu, TV seyretmek istediğinizi söyleyin.

40. TV seyrederken, uzaktan kumanda ile kanalları durmaksızın değiştirerek kıvançla el maharetinizi gösterin.

41. Tam gazetesini, dergisini ya da kitabını okumak istediğinde TV`yi açıp sadece hanımlara hitap eden bir programı seyredin.

42. Ne okuduğunu görmek için elinden kitabı alın ve sayfayı kaybedin.

43. O tam gazete okuyacakken, ayağınızı kucağına uzatın ve ovmasını söyleyin.

44. TV`de heyecanla maç seyrederken odaya girip kanalı değiştirin; "Bu belgeseli kaçıramazsın" deyin.

45. "Meyve yemek ister misin?" diye sorun ve onun kalkıp getirmesini bekleyin.

46. O dışarı yemek almaya giderken aç olmadığınızı söyleyin. Sonra o yerken ağzınızın suları aksın; başınızı yana eğip, size de vermek zorunda kalıncaya kadar sessizce onu seyredin.

47. Sürekli ovulmak isteyin ama onu ovmak için hiç oralı olmayın.

48. O ilk önce ovarsa sizin de onu ovacağınıza söz verin; sonra uyuyakalın.

49. Evlilik lafı edildiğinde yüzünüz kireç gibi bembeyaz olsun.

50. Ne konuştuğunun farkında olmadığını söyleyin.

51. Konuşurken dinlemeyin.

52. Telefonda konuşurken esneyin ve o sırada uzandığınızdan rehavet çöktüğünü bahane edin.

53. Gününün nasıl geçtiğini sorun; sözünü kesin ve kendi gününüzü anlatın.

54. Gününün nasıl geçtiğini sorun; sonra öbür odaya geçin.

55. Gününün nasıl geçtiğini sormayın.

56. Arkadaşlara bir olayı tatlı tatlı anlatırken ortasında sözünü kesin ve siz bitirin.

57. Onun her gün biteviye yaptığı olağan bir işi siz yaptığınızda iltifat bekleyin.

58. Sizi sevdiğinizi söylediğinde boş gözlerle bakın.

59. Her fırsatta, "Ben demedim mi?" deyin.

60. Suratınızı asın; "Neyin var canım benim?" diye sorduğunda, "Hiç!" deyin.

61. Canınızın bir şeye sıkıldığını bildiğini bildiğinizi bildiğinde bile hala "Hiç!" deyin.

62. Nihayet, "Neyin var canım benim?" demekten vaz geçtiğinde kırılın ve artık duygularınıza eskisi kadar önem vermediği için serzenişte bulunun.

63. çok büyük bir kavgadan sonra hiçbir şey olmamış gibi davranın ve yapmakta olduğunuz video kliple ilgili alakasız bir soruyu sakince sorun.

64. çumartesi günü hasta yatağında yatarken, arkadaşlarınızı davet edin ve iskambil oynayın.

65. Kilo aldığında, yerçekimsel özürlü olduğunu bilhassa belirtin.

66. Kilo vermek istediğinde, eski erkek arkadaşınızın egzersiz programını ya da gıda rejimini tavsiye edin.

67. Ona, kendi görsel zevkiniz için, en sevdiğiniz erkek artistin egzersiz videosunu alın.

68. Yeni saç traşı olduğunda aldırmayın, farkına varmayın.

69. Yeni aldığı elbisenin yakışıp yakışmadığını sorduğunda, gözünüzü TV`den ayırmadan yakıştığını söyleyin. Daha sonra baktığınızda, "A, bunu mu giyiyordun?" diye sorun.

70. Ona, `bitirim, son kerte yakışıklı` artist ve modellerin sizi hiiiç mi hiç ilgilendirmediğini, hep *onu* tercih ettiğinizi gereksiz yere, durup dururken anımsatın.

71. Onu, eski erkek arkadaşınızla sürekli karşılaştırıp, "Hayatım, o saçımın dağınık kalmasına hiç aldırış etmezdi" gibi bir laf edin.

72. Her yaşgününde, ilk verdiğinizde çok sevdiği tişörtün hep benzerlerini alın.

73. Onun yaşgününde, kendi gitmek istediğiniz bir etkinliğe bilet alın.

74. Kutlanacak herhangi bir günde, aslında kendinizin istediği bir şeyi hediye edin.

75. Yaşgününde ne istediğini yüzde yüz bildiğiniz halde, daha fazla memnun olacağına `emin` olduğunuz bambaşka bir şeyi alın.

76. Yaşgününü unutun; sonra üstünde üzgün bakışlı bir enik olan bir kart atın.

77. Yıllık tatil için birlikte biriktirdiğiniz parayla makyaj malzemesi alın.

78. Evi kendi zevkinize göre yeniden döşeyerek ona sürpriz yapın. Başka erkeklerle olan anılarınızı canlandıracak şeylerle süsleyin.

79. Tanınmayacak hale gelmiş eşyaları bile bir gün faydası olur diye atmayın.

80. İçine giremeseniz bile lise yıllarından kalan buluzunuzu giyin ve "öldu!" deyin.

81. Eve kedi almakta İsrar edin; başaramazsanız, evdeki bütün çiçeklere ad koyun.

82. önunla konuşacağınıza kedinizle konuşun.

83. Köpeği önüne gelene havlamaya ve saldırmaya başladığında, "Eğitilmesi için, artık köpeği okula gönderme zamanı geldi" deyin.

84. Mırın kırın ettikten sonra kuru temizleyiciden kerhen aldığınız elbisesini, kedinin üzerinde uyuması için yatağın üzerine fırlatın.

85. Sorulmadan, evin bütçesini dengelemek için öğütte bulunun.

86. Alışveriş sırası size geldiğinde, mümkün olduğunca, donmuş yiyecek alın.

87. Buz küpleri yapmaya yarar şeyi buzluğa susuz koyun.

88. İşten eve geldiğinde, akşam yemeği için eksik malzemeyi almak üzere, en yakını iki km ötede olan şarküteriye gönderin.

89. Kırk yılın başında, içinden geldiği için özene bezene yaptığı enfes yemeği TV seyrederek yiyin.

90. Kırk yılın başında, içinden geldiği için özene bezene yaptığı enfes yemeğin içine tuz başta olmak üzere her türlü baharatı koyun.

91. Kırk yılın başında, içinden geldiği için özene bezene yemek yaptıktan sonra, sızlanarak o gün hamburger yemek istediğinizi söyleyin.

92. Kırk yılın başında, içinden geldiği için özene bezene hazırladığı yemeği sizinle paylaşma girişiminde bulunma cesaretini kırın.

93. Kırk yılın başında, içinden geldiği için size yemek yapmak istediğinde ailenizden birinin çok iyi yaptığı bir yemeği yapmasını isteyin; tattıktan sonra yüzünüzü buruşturun.

94. Yemek pişirmesinin sizinki kadar iyi olmadığını söyleyin. Ancak, çok meşgul olduğunuzdan yemek pişirmeye ayıracak vaktiniz olmamış olsun.

95. çamaşır yıkama sırasının ona geldiği hafta, her gün üç kez elbise değiştirin. Hatta bir saat için giydiğiniz buluzu, katlayıp şifoniyere koymaktansa kirliye atmanın daha kolay, her duştan sonra havlunuzu değiştirmenin bayağı yararlı olduğunu birden farkedin.

96. Kan lekeli donlarınızı ortalıkta bırakın.

97. Tuvalet kağıdı bitince, bilhassa bir yolculuk için bir süre kent dışına gidecekseniz, ruloyu değiştirmeyin.

98. Traş losyonu yerine bol bol kullanmaya bayıldığı cilt temizleme losyonunuzu saklamayı ihmal etmeyin.

99. Islak havlunuzu yatağın üzerine, onun yattığı kısma fırlatın.

100. Asetonla temizlenemiyorsa temizlemeye, mutfak bıçağıyla düzeltilemiyorsa düzeltmeye değmez diye düşünün. 101. ö hazır olmasa bile garsona sipariş vermeye hazır olduğunuzu söyleyin.

102. öna sormadan onun için de siparişi verin.

103. Kendisine ait olmayan siyasi görüşleri ona atfedin.

104. Başınızdan geçen tatlı bir olayı anımsatın ve anlamsız gözlerle baktığını görünce, "öyle ya, o sen değildin" deyin.

105. Başka erkeklerle olan ilişkilerinizde belirsiz olun; sürekli tahmin etmeye çalışsın.

106. Yapılması gerekli bir şeyi gelecek hafta yapacağınızı söyleyin.

107. Yapılması gerekli bir şeyi gelecek hafta sonu yapacağınızı söyleyin.

108. Yapılması gerekli bir şeyi `yakında` yapacağınızı söyleyin.

109. Her şeyi baş ağrınıza yükleyin.

110. Annesi geldiğinde, abonesi olduğunuz Playgirl türü derginin ortalıkta gözükmesini sağlayın.

111. Kileri temizleyeceğinize söz verin; sonra sadece içindekilerin yerini değiştirin.

112. Evdeki hayvanın sizi daha fazla sevdiğini söyleyin.

113. Bir spora başlayın ama gerçekte sadece TV`den seyredin.

114. Eve yeni alınan bir aletin işletme talimatını "Bir moron bile bunu işletebilir" diyerek okumayı reddedin; sonra bozduğunuzda kabahatı fabrikada bulun.

115. Onun fütursuz alışveriş huyu üzerine ileri geri konuşun; sonra gidip yarım düzine çift ayakkabı alın.

116. Ertesi çarşıda bir çift daha alın; fazla mal göz çıkarmaz.

117. Sabah kendinize kahve yaptıktan sonra sütü dışarıda bırakın.
118. Yalancı tırnaklarınız salatanın içinden çıksın.

119. Dişinizi ilk önce siz fırçalayın ve macun köpük ve artığını lavabodan temizlemeyin.

120. Yatmadan önce banyoyu önce siz kullanın ve her yere su sıçratın. Naylon çoraplarınız ipte asılı, kanlı tamponlarınız yerde atılı kalsın.

121. Sorduğunda, evlenmek istediğinizi ama zamanını bilmediğinizi söyleyin.

122. Sorduğunda, `işler yoluna girdiğinde` evlenmek istediğinizi söyleyin.

123. Sorduğunda, `belki gelecek yıl` evlenmek istediğinizi söyleyin.

124. Kafası çok fena bozukken çocuk taklidi yaparak konuşun.

125. Kavgadan sonra çiçek gönderin ve artık herşeyin eskisinden daha iyi, güllük gülistanlık olduğunu varsayın.

126. Kilo vermeye çalışırken, "Harika görünüyorsun hayatım, tatlını yiyebilirsin" deyin; sonra geçen yılın pantalonlarına sığmadığını söyleyin.

127. Kendiniz 10 kg aldıktan sonra onun 2 kilo alması ile alay edin.

128. Hayatınızda onu hiç sakallı görmediğiniz halde a-acayip yakışacağını beyan edin.

129. Yetişkin hayatı boyunca bıraktığı sakal ve saçlarını dibinden kestikten sonra uzun saç ve sakalı ne denli çok sevdiğinizi söyleyin.

130. Saçınızı onunkinden daha kısa kesin.
131. Aşikar bir yalan söylemekten sakının. Kilolu görünüp görünmediğini sorduğunda "Yo, *aslında* hayır" deyin.

132. Sözde kompliman yapın; kaş yapayım derken, göz çıkarın: "Siyah da çok ince gösteriyor", "çildin de bayağı düzeldi" falan deyin.

133. Ah bir anlayabildiğinizde, kaygılarını tartışmaktan nasıl da mutluluk duyacağınızı belirtin.

134. Okumak için gece lambasını açık tuttuğunda şiddetle itiraz edin ama o uyumak istediğinde siz okumak için açık tutun.

135. Yatak odanızdaki TV`nin bir süre sonra kendiliğinden kapanacağı konusunda onu temin edin; sonra sabaha karşı söndürmek için kalkmak zorunda kaldığını gizlice ve haince seyredin.

136. Çamaşırlarınızı etraftan toplamayın; sonra "Burası darmadağın" diye yakının.

137. 3 yastıkta ısrar edin; o uyuduktan sonra onun tek yastığını da çalın.

138. Yorganın onun üstündeki kısmını da üstünüze çekin, donsun.
fıkranın devamı

İşinize yaramasa bile astlarınızdan hazırlaması zor raporlar isteyin.

*Size sunulan rapor ne kadar özenle hazırlanmış olursa olsun eksik tespit edin ve
beğenmediğiniz kısımlarına çizik atın.

*Asla astlarınıza özel hayatınızdan bahsetmeyin,Onların yanında sürekli işten bahsedin.

*Günaydın,iyi akşamlar derken bile ses tonunuz donuk olmalı.

*Astlarınızın yaptığı işleri beğenmeme yönünde tavır alın.

*Kendi yapabileceğiniz fakat astlarınıza da yaptırabileceğiniz Ufak tefek işleri mutlaka
astlarınıza yaptırın.(Yaptığı işi yine beğenmeyin.)

* Size espiri yapıp da havayı yumuşatmak isteyenlere tebessüm etmeyin.

*Onları yanınıza çağırıp acil iş vereceğiniz vaktin mesai bitimine 5 dk.kala veya öğle
arası olmasına dikkat edin.

* Onlara zor görevler verin ve gerçekleşmesi için kısa vakit tanıyın.

*Bir işi bitirmeden başka bir iş daha vermeye çalışın.

*Şikayetlenirlerse yaptığı işin basit birşey olduğunu ima edin.

*Toplantılarınızda bitirilmiş işlerden değil bitirilmemiş işlerden bahsedin.

*Pazartesi günü öğleden önce toplantı yapın,Bitiremedikleri işler için neden
cumartesi pazar bitirmediniz diye sorarak ücretsiz fazla mesaiye alıştırın.

*Fırça atacak bir bahane bulduğunuzda fırsatı sakın kaçırmayın.

*işiniz icabı firmada olmayacağınız günlerde,gitmeden onlara zor görevler verin
ve geldiğimde tatamlanmış olsun deyin.Gittiğinize sevinemesinler.

*Firma dışında olduğunuz zamanlarda telefonla hesap sorun.

*Onlara verdiğiniz işin daha pratik çözüm yollarını bilseniz bile onlara
söylemeyin.Kendileri uğraşıp,bulabiliyorlarsa bulsunlar.

*Doldurmasını istediğiniz tablo türünden boş raporları kağıt olarak verin,elektronik ortamda
geri isteyin.Uğraşıp aynı tabloyu bir daha çizsinler.

*Astlarınız "müsaitseniz felan iş konusunda görüşecektim"gibi birşey sorduğunda müsait
olsanız bile meşgulmüş gibi onu biraz bekletin.

*Hediye vermek isterlerse kabul etmeyin.

*Sizden izin isterlerse sebebini sorun ve izin verseniz bile zorluklar çıkartın ki bir
daha izin isterken iyice bir düşünsün.

*İzin isteme sebebine göre mümkünse izin kağıdına yazdığı tarihten başka bir tarihe
izin verin ki belki başka bir firma ile randevulaşıp iş görüşmesine gidiyordur.

*İzin isteme sebebi belgelenebilecek birşeyse(para çekme,doktora reçete yazdırma gibi)
izin dönüşü o belgenin fotokopisi isteyin.

*Satışlar iyi gitse bile sürekli kötüymüş gibi bir hava verin.

*Zam verme konusunda yetkiniz varsa zam isteyenlere vasıflarındaki eksikliklerden(ileri düzey
ing.sertifikası vs.) bahsedin.Önce o vasfı kazanması gerektiğini söyleyin.

* Astlarınızdan birine verdiğiniz bir işi bazen ötekine de verin ki,aynı işi ayrı ayrı
yaptıklarını anladıklarında sizin onlara pek güvenmediğinizi anlasınlar.

* Astınızı oturuyor gördüğünüzde "felan iş ne oldu bak ta gel gibi"bir soruyla onu
yerinden kaldırın.

*İki astınızı iş dışında konuşuyor olduğunu hissettiğinizde yanınıza çağırıp"felan acil
iş sonuçlandı mı?"gibi sorularla onu rahatsız edin.

*Boş kadro oluştuğu zaman yeni eleman hemen almayın.Diğer personel işleri yürütüyorsa
gözlemleyin ve sessiz kalın.İşler yürüyorken niye bir kişi alıp maaş veresiniz ki.
Bırakın boş kadroya rağmen işleri yürüten diğer personel belki kendilerinin makamı
arttırılır diye idealist çalışsınlar.Ümitvar olmaları,çalışmaları için güzel
birşeydir.

*Eğer boş kadroya eleman alma zorunlu hale geldiyse yine de aceleci olmayın.Biriken
işleri yeni eleman iş bulmanın sevinci içinde yapar nasıl olsa.

*Eğer boş kadro müdür veya şef pozisyonunda ise yeni aldığınız kişiyi "sorumlu"sıfatıyla
işe alın ama müdür veya şefin tüm sorumluluklarının hesabını ona sorun.Böylece aynı
görevi yapan kişiye hem daha az maaş verirsiniz.Hem de haddini ona bildirmiş olursunuz.

*Eğer sorumlu sıfatındaki kişi kendisinin neden sorumlu diye geçtiğini sorarsa daha
yeni işe girdiğini hemen aceleci davranmaması gerektiğini zamanı gelince yapılacağını
söyleyin.O zaman belki hiç gelmeyecektir ama bırakın ümitvar olsun.

* Zam dönemi geldiğinde işi ağırdan alın.2 veya üç ay sallayın.Soranlara konunun henüz
görüşülmediğini,geçmiş ayların farklarını sonradan alabileceklerini ima edin.Ama geçmiş
ayların farklarını vermeyin.

*Firmanızın araç park bölgesi varsa astlarınızın arabalarını oraya park etmelerini
yasaklayın.Bunu direk siz söylemeyin.Güvenlik görevlisine talimat verin.

*Firma içerisinde yapılmaması gereken davranışları yazılı olarak tebliğ edin ve imza
alın.

*Astlarınızla telefon görüşmelerinde telefonu siz kapatmadığınız sürece onların kapatmaması
gerektiğini prensip edinin.Belki o söyleyeceklerinizi bitirdiniz sandı ama sizin aklınıza
başka bir konu geldi.Ya da başka bir talimat daha vermesin diye kasıtlı yaptı.
Eğer sizden önce kapatırlarsa tekrar arayıp neden önce kapattığının hesabını sorun.

*Bir astınıza bir talimat vereceğiniz zaman telefonla görüşüyorsa telefonu"sonra tekrar
ararım"deyip kapatmasını,sizi bekletmemesini sağlayın.

*Mesai bitiş saati bile olsa ayrılmadan size haber vermeleri gerektiğini prensip edinin.
Haber verdiğinde ise felan iş ne oldu gibi rahatsız edici sorular sorun.

*Haftasonu tatilinde siz firmada iseniz,astınızın evini veya cebini arayacak bir bahane
bulunuz.Direk siz görüşmeyin başkasına aratın ve hemen firmaya gelmesi gerektiğini
kendisine bildirin.Ya gelecektir ya gelemeyecektir yada kasten gelmeyecektir.Ama her
halukarda keyfi kaçacaktır.

*Astınız senelik izinde iken siz çalışıyorsanız onu rahatsız etmenin vakti gelmiş
demektir.Onu arayarak falan dosyayı nereye kaldırdın veya nereye kaydettin gibi
sorularla hedefi vurunuz.

*Arada bir "ekibimden memnun değilim"gibi sözlerle egolarının damarına basınız.

*Elemana ihtiyacınız olmadığı zaman gazeteye "eleman alınacaktır" ilanı veriniz ama
ilanda firma adı olmasın.Müracaatlar felan nolu posta kutusuna yapılacaktır diye
yazdırın.Sizin elemanlardan müracaat edenleri tespit edip,yanınıza çağırın ve
başvurusunu kendisine iade edin.

*Telefonlara 1 dk dış hat sınırı koyun.Vakti aşınca otomatik kesilsin.

*Firmanızın muhtelif yerlerine kamera döşetin.Uygunsuz davranışları ekrandan
tespit ettiğinizde telefonla anında arayıp uyarın ki gözlemlendiklerini
anlasınlar.

*Sizden önce firma personele ikramiye veriyor idiyse önce ikramiyeleri maaşlara
eşit dağıtın.Sonra maaşlar yüksek diyerek zam döneminde zam yapmayın.

*Firmanızda bilgisayar ağının server'ından kim hangi sitelere girdiğini
kontrol ettirin.Uygunsuz sitelere girenlere uyarı yazın.

*Faks cihazından kim nerelere ne çekmiş raporu alın.

*Santralden hangi iç hat nereleri ne kadar aramış raporu alın.

*Her ofise bir yazıcı değil her kata bir yazıcı tahsis edin.

*Bant,makas,kağıt gibi malzeme alım talep fişlerindeki öğeleri çizin
veya miktarı azaltın.Sonra imza atın.

*Fazla mesai yapan büro personeline ücret zaten vermiyorsunuz ama devamsızlık
veya mazeret izinlerinin ücretini maaşından kesin.

*Avans zaten vermiyorsunuz ama zaruri isteyenler olduğunda dilekçe ile başvuru
isteyin.

*Tarafınıza yazılan dilekçelerde imla hataları bulun ve iade edip tekrar
yazdırın.

*İşyerinde kahvaltıyı yasaklayın.

*Mesai başlama saatinde ortalıkta dolanın ve bakışlarınızla vaktinde işe başlayıp
başlamadıklarını kontrol edin.

*Aynı şeyi mesai bitimine yakın herkesin gevşediği zamanlarda da yapın.

*Yemek saatinde yemekhaneye biraz erken girin.Erken yemek almak isteyen uyanıklar
karşılarında sizin ekşi suratınızı görsünler.

*Kendinize sekreter mutlaka alın ama ayrıyeten firmaya santralci almayın.Bekçi
boş boş oturuyor nasıl olsa o bağlasın telefonları.

*Bekçi demişken aklıma geldi.Arabanızı bekçiye yıkatın,sildirin.Nasıl olsa canı hep
sıkılıyor.Ne diye yıkama servisine para veresiniz.

*Firmaya giriş ve çıkışlarınızda bekçiye asker selamı verdirerek egonuzu okşayın.

*Sigorta primlerini eksik gösterin,hatta bazı dönemler hiç yatırmayın.

*Hesapta para olsa bile maaşları gününde yatırmayın.Bırakın biraz repoda değer
kazansınlar.

*Vergi iadesi,nema gibi paraları personele geç ödetin.Bırakın onlar da değer kazansın.

*Herşey yolunda giderken bile ortamı gerecek bir konu veya bir kurban bulun.

*Mesai bitiminde servislerin tamamı birden talimat almadan kalkmasın.Servisleri
vaktinde kaldırmamak için servise binmesi gereken birilerini oyalayın ve servislere
birazdan geliyor deyin.Servis araçlarını bir süre beklettikten sonra oyaladığınız
kişi gelemeyecek diye servisleri gönderin.Hem servisler geç kalksın hem oyalayıp iş
verdiğiniz personel servise binemesin.

*İş başvurusu görüşmelerinde işe almaya karar verdiğiniz personele o an için çok
iyi davranın.İşe girince de feleği şaşsın.

*İşe almamaya karar verdiğiniz görüşmeciye ise kök söktürün.Ama biraz ümit verin.
Sonradan ise başvurunuz kabul edilmemiştir diye bir bildirim yapmayın.Ümit içinde
bekleyip dursun.Eğer o kişi sizi ararsa görüşmeyin.Değerlendiriliyor deyin.

*Astlarınıza önemli tecrübelerinizi anlatmayın ki size alternatif olmasınlar.

*İşe alacağınız astınızın özgeçmişi kabarık ise işe almayın ki o da size
alternatif olmasın.

*Çözebileceğiniz sorunlar çoksa ve tecrübelerinizle kısa sürede çözebilecek olsanız
bile bunu zamana yayarak yavaş yavaş çözün.Çünkü varlık sebebiniz sorunlardır.
Onları çabuk çözerseniz artık size ihtiyaç yokmuş fikri oluşabilir.

*Sorunlar biterse kendiniz sorun yaratın ve onu çözün.
fıkranın devamı

2002'nin Nisan ayıydı. Üniversite 2. sınıftaydım. Havalar hızla düzeliyor, değişen havada içimiz coşkuyla doluyordu.. Oda arkadaşlarımın sınıf arkadaşlarıyla pikniklere gidiyorduk. Kendim hiç arkadaş edinemediğimden, onlarla olmaktan mutluluk duyuyordum.
Aralarında Cihan adında bir genç vardı ki...

Dünya iyisi, dünya tatlısıydı. Çok hoşlanmıştım ondan..

29 Mayıs 2002 günü oda arkadaşımın doğumgününü kutlamaya gittiğimizde nihayet duygularını açıklamayı başarmış, uğraşlar sonunda bana aşık olduğunu söyleyebilmişti.

Aslında onunla çıkmak değildi niyetim; bencilce beni sevmesini istiyordum. Daha doğrusu, çıkarsak, kıymetim kalmaz, diye düşünüyor; bana hep böyle tatlı tatlı baksa, diyordum.

Ama o kadar iyi niyetliydi ki, ona kanmam o kadar da zor olmadı..

Haziran ayının ortasında okullar tatile girmiş ve biz neredeyse(aynı şehirde olmamıza rağmen) görüşememiştik. Çünkü çok kıskanç bir babam vardı ve beni dışarı bile bırakmak istemiyordu..

Okullar tekrar açılıp geri döndüğümüzdeyse, o aşktan eser kalmamıştı. En azından benim için.. Oysa beni hala çılgınca seviyordu.. 15-20 günlük bir görüşmeden sonra beni nasıl sevebilmişti bu kadar, bilemiyorum..

Ona açıldım. Araya uzak mesafeli ayrılık girdiğinden, bu ayrılığın beni ondan soğuttuğundan bahsettim. Ağladı, ağladı...
"Yeter ki benden ayrılma, yanımda ol, sevmesen de razıyım." dedi. Ağlamasına dayanamayıp kabul ettim. Birkaç defa daha aynı şey tekrarlandı. Sonuç yine aynı..

Kör,topal 1,5 sene sürdü. Sonunda tahammülüm kalmamış, her şeyi, üzülüp ağlamasına rağmen bitirmiştim.

Ama bu da kar etmedi. Defalarca arayıp barışmak istedi. Ona son derece değer veriyordum. Onu kıracağıma, dünyayı karşıma alabilirdim. Ama aşk bu. Olmayınca olmuyordu.

Bu zamandan sonraki 1,5 yıl yolda her karşılaşmamızda arkasını dönüyor, heyecanlı hareketlerle benden kaçıyordu. Selam da vermek istemiyordu. Ama beni sevdiği gözlerinden, hareketlerinden okunuyordu. Oda arkadaşlarımdan aldığım duyuma göre, beni unutması için çevresi, ona 2 kız bulmuş, fakat o beni unutamadığını söyleyerek onlardan ayrılmıştı.

.......

Bu arada ben de üniversite öğrenimimi tamamlamış, yüksek lisansa başlamış; bulunduğum ilin bir ilçesinde Öğretim görevlisi olarak kalmayı başarmıştım.

Bir sabah derse gitmek üzere otobüse yetişmek için koştuğumda, ONU gördüğümü zannettim. Uyku sersemi olmama rağmen, hareketlerinin heyecanından onun da beni gördüğünü ve bunca zaman sonra Hala unutamadığını anladım.
Ama kim takar?.. Derse geç kalmak benim için ÖLÜMDÜ.

Keşke ölüm sadece derse geç kalmaktan ibaret olsaydı da, onu gördüğüm anın kıymetini bilseydim...

Ama keşkeler hiçbir şeyi geri getirmiyor..

Beni gördüğü gün, çok üzülmüş, arkadaşlarının yanına gidip çok hastalandığını söylemiş.. Boğazı şişmiş veee.. bilincini kaybettikten
BİRKAÇ GÜN SONRA KOMAYA GİRMİŞTİ..

78 gününü komada geçirdikten sonra HAYATA GÖZLERİNİ YUMDU..

Ağlamak, bağırmak, çırpınmak insanları geri getirebilseydi, inanıyorum ki, Cihan'ı Rabbim geri gönderirdi benim ağlamalarıma dayanamayıp. Öleli 8 ay olmasına rağmen bir an için bile olsa, hayali gözlerimin önünden gitmiyor.
Hiçbir işe yaramayacağını bilsem de, KEŞKE ONU ÜZMESEYDİM, onunla evlenseydimm..

Ama hak ettim ben böyle bir cezayı..

Şu an AŞKTAN o kadar korkuyorum ki...


fıkranın devamı

Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez.... Biri tıpta okuyordu, öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan sonra, bir kere, bir kere, bir kere daha karşılaşabilmek için, hep aynı saatte, aynı duraktan, aynı otobüse bindiler. Gençtiler, çok genç... Birbirileriyle konuşacak cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda başardılar. İkisi de her sabah otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan binmişti otobüse, kız ise ablasında.... Sırf birbirilerini görebilmek için, her sabah erkenden evlerinden
çıkıp, şehrin öbür ucundaki o durağa, onların durağına geldiklerini, gülerek itiraf
ettiler bir süre sonra...

Okullarını bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem de çok mutlu... Bazen işsiz,bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve elleri hiçbir şeyi umursamadılar. Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarında da hep mutluydular. Zaman aşımına uğrayan, alışkanlıklara yenik düşen, banka hesabında para kalmadığı için yada tam tersine o hesabı daha da kabarık hale getirmek uğuruna bitip-tükeniveren sevgilerden değildi onlarınki... Günler günleri, yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü, büyüdü... Tek
eksikleri çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine rağmen çocuk sahibi olmayınca, "bütün mutlulukların bizim olmasını beklemek, bencillik olur" diyerek devam ettiler hayatlarına. Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler... "Senin için ölürüm" derdi kadın, sımsıkı sarılıp adama ve adam: "Hayır, ben senin için ölürüm" diye yanıt verirdi hep...

Bazen eve geldiğinde, aynanın üzerinde bir not görürdü kadın, "Bir tanem, kütüphanenin ikinci rafına bak...." Kütüphanenin ikinci rafında başka bir not olurdu, "Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi sakın unutma" Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu notları okuya okuya koşturan kadın, sonunda kimi zaman bir demet çiçek, kimi zaman en sevdiği çikolatalar, kimi zaman da pahalı armağanlarla karşılaşırdı.. Aldığı hediyenin ne olduğu önemli değildi zaten....

Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne kadar yoğun olursa olsun hep birbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların ortalarına geldiklerinde, daha az çalışmaya karar verdiler. Adam, hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye başladı. Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece özel projelerde görev aldı. Artık daha fazla beraber olabiliyorlardı. Bir gün sahilde dolaşırken, harap durumda bir ev gördü kadın, üzerinde "satılık" levhası asılı olan. "Ne dersin, bu evi alalım mı?" dedi adama. "Bu viraneyi yıktırır, harika
bir ev yaparız. Projeyi kafamda çizdim bile. Kocaman terası olan, martıları kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz evi yapalım burayı..." "Sen istersin de ben hiç hayır diyebilir miyim?" diye yanıt verdi adam. "Amerika'daki tıp kongresinden döner dönmez ararım emlakçıyı... Kaç para olursa olsun, burası bizimdir artık...."

Sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor oldu adam
Amerika'ya giderken. Her gün, her saat konuştular telefonla. Gözyaşları içinde
kucaklaştılar havaalanında. Fakat birkaç gün sonra, kocasında bir tuhaflık olduğunu
fark etti kadın. Eskisi kadar mutlu görünmüyor, konuşmaktan kaçınıyordu. Onu
neşelendirmek için, sahildeki evi hatırlattı ve çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç
beklemediği bir cevap aldı: "Canım, o ev bizim bütçemizi aşıyor. Sen en iyisi o evi unut..."

Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da acı, daha da çekilmez gelir. Kadın, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri. Derdini söylemesi için yalvardı adama, "Senin için ölürüm, biliyorsun, ne olur anlat" diye dil döktü boş yere... Yıllardır sevdiği adam, duyarsız ve sevgisiz biriyle yer değiştirmişti sanki. Ona ulaşmaya çalıştıkça, beton duvarlara çarpıyordu kadın, her çarpmada daha fazla kanıyordu yüreği...

Bir gün, çocukluğunun, gençliğinin ve bütün hayatının birlikte geçtiği arkadaşına dert yanarken, "Artık dayanamıyorum, sana söylemek zorundayım" diye sözünü kesti arkadaşı. "O, seni aldatıyor. İş yerimin tam karşısındaki restoranda genç bir kadınla yemek yiyiyor her öğlen. Sonra sarmaş dolaş biniyorlar arabaya...."

"Sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanları" diye bağırdı kadın. Onca yıllık arkadaşını, kendisini kıskanmakla suçladı.... Ertesi gün, öğle vakti o restoranın hemen karşısında bir köşeye sindi sessizce ve peri masallarının sadece masal olduğunu anladı... Kocasının eskiden aynı hastanede çalıştığı genç çocuk doktorunu tanıdı hemen. Bazen evlerinde ağırladıkları kadına nasıl sarıldığını gördü adamın...

Akşam kocası eve gelir gelmez, bazen bağırıp, bazen ağlayarak, bazen ona sımsıkı sarılıp bazen de yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi. İnkar etmedi adam. Zamanla duyguların değişebildiği, insanların orta yaşa geldiklerinde farklılık aradığı gibi bir şeyler geveledi ağzında ve bavulunu alıp gitti evden. Kapıdan çıkarken, "son bir kez kucaklamak isterim seni" diyecek oldu ama kadın, "defol" dedi nefretle...

İlk celsede boşandılar... Modern bir aşk hikayesinin böyle son bulmasına kimse inanamadı. Arkadaşlarının desteğiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın. Adamın, sevgilisiyle birlikte Amerika'ya yerleştiğini öğrendi. Bazen yalnız kaldığında, onu hala sevdiğini hissedince, ağlama nöbetleri geçiriyor, aşkın yerini, en az onun kadar yoğun bir duygu olan nefretin alması için dua ediyordu.

Aradan bir yıl geçti... Her şeyin ilacı olduğu söylenen zaman bile, kadının derdine çare olamamıştı. Bir sabah, ısrarla çalan zilin sesiyle uyandı. Kapıyı açtığında, karşısında o kadını gördü. "Sen, buraya ne yüzle geliyorsun" diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı. "Lütfen, içeri girmeme izin ver, mutlaka konuşmamız gerekiyor" dedi genç kadın. Kanepeye ilişti ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı: "Hiçbir şey göründüğü gibi değil aslında. Çok üzgünüm ama o bir saat önce öldü. Geçen yıl
Amerika'daki kongre sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık bir senelik ömrü kaldığını. Buna dayanamayacağını, hep söylediğin gibi onunla birlikte ölmek isteyeceğini biliyordu. Seni kendinden uzaklaştırmak için, benden sevgilisi rolünü oynamamı istedi. Ailesine de haber vermedi. Birlikte Amerika'ya yerleştiğimiz yalanını yaydı. Oysa ilk karşılaştığınız otobüs durağının karşısında bir ev
tutmuştu. Tedavi görüyor ve kurtulacağına inanıyordu ama olmadı. Gece fenalaşmış, bakıcısı beni aradı, son anda yetiştim. Sana bu kutuyu vermemi istedi..." Gözlerinden akan yaşları durduramayacağını biliyordu kadın. Hemen oracıkta ölmek istiyordu. Eline tutuşturulan kutuyu açmayı neden sonra akıl edebildi. İtinayla katlanmış bir sürü kağıt duruyordu kutuda. İlk kağıtta, "Lütfen bütün notları sırayla oku bir tanem" diyordu... Sırayla okudu; "Seni çok sevdim", "Seni sevmekten
hiç vazgeçmedim", "Senin için ölürüm derdin hep, doğru söylediğini bilirdim." "Fakat benim için ölmeni istemedim" "Şimdi bana söz vermeni istiyorum." "Benim için yaşayacaksın, anlaştık mı?" son kağıdı eline alırken, kutuda bir anahtar olduğunu gördü kadın... Ve son kağıtta şunlar yazılıydı:

"Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre yaptırdım. Kocaman terasta martılarla
kahvaltı ederken, ben hep seni izliyor olacağım...."

ONAY TARİHİ : 05.09.2004

fıkranın devamı

Beşpınar köyünden bir kaç pomak sırtlarında çuvallarıyla Manisa'ya pazara inmişler. Cumhuriyet Hamamı civarında tekrar buluşmak üzere sözleşmişler. Ayrılmışlar. Pazarlandıktan sonra biri geri dönmüş arkadaşlarını bekliyormuş. Gelen giden olmayınca telaşlanmış.
fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama