rahmetli Fıkraları

loading...

rahmetli mustafa amca yaşınında ilerlemesi dolayısı ile kulakları ağır duyuyordu : kolu ağrıdığı için doktora gitmişti, masasında oturan doktor bilgisayarı ile meşguldu. mustafa amcaya köşeyi göstererek oraya geç ve kolunu soy demişti. anlam veremiyen mustafa amca köşeye gitmiş ve donunu soyduktan sonra dr.hanıma seslenmiş. ben hazırım demiş. dr.hnm.masadan kalkmış ve tam mustafa amcanın yanına gidecek, manzarayı görünce hiddetle bagırmış; ben sana kolunu soy dedim... mustafa amca mahçup bir şekilde donunu toplarken; biraz önce niye bu şekilde bağırarak söylemediniz diye söylenerek muayenehaneyi terketmiş.
fıkranın devamı

gencin biri askerligini havacı olarak yapmakta ertesi gün ise ucaktan atlama tatbikatı var ogece genc rüyasında rahmetli olmuş annesini görür annesi rüyasında oglum sakın yarın parasütle ucaktan atlama der sabahleyin tatbikat icin toplanırlar ve ucaga binerler herkes sırasıyla atlamaya başlar sıra gence gelince komutanım ben atlayamam der komutanı niye atlayamıyosun oglum der genc komutanım dün gece rüyamda annemi gördüm atlamamamı söyledi der komutanıda peki o zaman araşütleri degiştirelim öyle atla der gencde olur komutanım der paraşütleri degişirler genc ucaktan atlar peşinden komutanı atlar malesef komutanının paraşütü acılmaz komutanı hızlı bir şekilde aşşagı inmektedir genc sorar hayırdır komutanım nereye der komutanıda lan orosbu cocugu anan yanına ana yanına diye bagırır
fıkranın devamı

kadının biri her gün kocasının mezarına gidip dua ediyormuş ve ettikten sonrada kıçını açıp gösteriyormuş. İmam bi gün bu kadını görmüş.dayanamayıp sormuş. Neden duanız bittikten sonra kıçınızı gösteriyorsunuz ? Demiş. Kadın cevap vermiş,rahmetli sendeki bu göt ölüyü diriltir derdi,bendekide bi umut işte :))))
fıkranın devamı


İki sarhoş mezarlıkta içiyorlarmış, o sırada bir cenaze alayı
gelmiş. Sarhoşlardan biri , ben bir bakayım kimmiş diye cenazenin
yanına sokulmuş...
Hayrola arkadaş neden öldü acaba demiş... Cenaze sahibi, meftamız
çok içerdi alkol yüzünden oldü demiş...
Buna canı sıkılan sarhoş arkadaşının yanına gelmiş ve artık
içmeyelim adam , alkolden ölmüş der... 5 dakika sonra bir cenaze
daha gelir... Bizim sarhoş merakla, bu da mı alkolden öldü diye
sorar... Cenaze sahibi hayır, rahmetli sağlığında hiç içmezdi,
alkolden nefret ederdi der,
sarhoş koşa koşa, arkadaşının yanına gelir ve, hadi içelim
arkadaşım der, içenle içmeyen arasında 5 dakika var...

fıkranın devamı


Karadenizli bir babanin Almanyada calisan ogluna gonderdigi mektuptan:
"Uy sevgili usagum, Allah"in selami tabiidur.
Mektubumu cok yavas yazayrum, Cunkim bilirumki, okuman zayuftur, cabuk okuyamazsun. Benden sana sual edersen, Allahuma pin sukur iyiyum,yeni pir is buldum. Emrimde 1500"e yakin adam var, hepside sessuz sedasuz, kend
hallerinde... Ne is pulduumu soraysan soyleyecegum patlama, mezarluk pekcisi oldum...
Gectigimiz hafta puraya iki tefa yagmur yagdu... Piri pazartesinden persembeye oburide persembeden pazara...
Bacin Emine bir usak doguracak, daha erkekmidir kizmidir pelli degil, hacan o yuzden saga dayi mi oldin, teyzemi oldin soyleyemeyrum...
Saga kotu bir havadisim var... Emicen Idris havasuzluktan
boguldioldi... Pilirsin rahmetlinin 9 tane usagu vardi, daha fazla usak olmasin diye bir ilac bulmus, prezervatif midur, nedur, bakmiski ustunde,sikica kafana gecur, diye yazulu, oyle etmis, havasizliktan getmis...
Kotu havadisler piter mu
Pahriyede askerlik yapan 10 usaguda kaybettuk.Pindikleri denizaltu pozulmus,motoru turmus , inmis asagu, denizaltuyu itekleyup, motorunu calistirmak istemuslar...
Temel emicende tukkan actu, o da 30 a alduguni 25 e verir, surumden kazaniyormus oyle dedu...
Bizim koye findukcularun Temel"i muhtar sectuk, akullu usakta...Gecen gun hepimizu zelzeleye karsi asi etturdu. Temel hem akillidur, hemde durusttur... Gecenlerde bir taksinin soforu koye varmis, muhtari ariyor, meger yolda bir tavuk ezmis sahibini soraymus. Muhtar Temel tavuga pakmis, ha bu pizden deguldur
pizumkoyde yassu tavuk yoktir demis.
Senin kucugun Egin cok akullu usak cikti. Gecen gun tepeye varmis, elinde bir ip sallayip duriy. Anan uy usagum ne edeysun orada, demis.O da
heva durumuna bakayrum demis. Cektum oni aksam karsuma, anlat bakayum su hava turumu isinu dedum. Anlattu, meger ip sallaninca havanin Ruzgarli
olduguni; ip islanunca da yagmur yagduguni anlaymis. Cokakillu usak vesselam. Sen o yasta boyle akillu
degildun.
Senin gonderdigun resmi alduk, pir yaninda bir Alman herif piryaninda pi Alman karisi var, ortada da sen. Iyiki resmin arkasina ortadaki penum diye yazmissun yaksam tanimayacaktuk.
Yaa iste boyle usagim. Memlecetten saga pol pol havadis..
Yenihavadis olursa yine yazarum. Baki hudaya emanet ol.
Baban
NOT: Mektupa para koyacaktim, ama gec akluma geldi, zarfi kapatmisum."

fıkranın devamı


bir gün teröristler yoldan geçen her arabayı durdurtup onlara isimlerini soruyor ve sonra öldürüyor. Bir kadına sormuş adın ne oda benim adım fadime demiş terorist ona benim rahmetli annemin adı da fadime demiş seni öldürmeyeceğim sen geç demiş. temele sıra gelmiş ona adını sordu temelde "benum adum temel ama çöyde fadime "derler



fıkranın devamı


Baba bir tamirat isi ile ugrasmaktadir.

- baba ya o öyle olur mu. alttan ittireceksin.
- hsss
- ya baba birak allahaskina, o tornavidayla olmaz o, sununla yapsana.
- (dayanamaz isi birakir) bak oğlum bigün dedenin dükkandayım. saat tamir ediyor rahmetli. ben de omuzundan bakiyorum. dedim ki "baba sunu söyle yap, bunu böyle yap", deden elindeki isi birakti, bana döndü, anlatmaya basladi:

birgün devenin biri coskun akan bir irmagin kenarina gelmis, maksadı karsiya geçmek. suya girmis, yürümeye baslamis.Biraz açilinca akintidan ayaklari yerden kesilir gibi olmus. o esnada korkudan yapivermis.

deve bakmis ki boku suda batip çikiyor, girdaplara gire çika, döne döne uzaklasiyor, içinden geçirmis.

"ise bak yahu, siçtigim bok bana yüzme ögretiyor."

fıkranın devamı


Bir gün, bir ahbabi, Hoca´´dan esegini ister.Hoca ne düsündüyse:
"Bir esegin sözümü olur, yoluna feda ama, evde degil!"demeye kalkmaz,
esek eseklik edipde agirda anirmaya baslamaz mi?
Ahbabi bir tuhaf olur. Tutar, Hoca´nin yalanini yüzüne vurur:
"Ask olsun Hoca;
demek bir esek kadar olsun yaninda haysiyetimiz yok;evde ya iste!" deyince
rahmetli: "Yahu der sende pek tuhafsin;
Benim sözüme inanmiyorsun da eseginkine mi inaniyorsun!"

fıkranın devamı


Nasredin hocanin karisi hocaya sinirlendigi bir gün çorbayi hocanin önüne çok sicak bir sekilde kor.

hoca farkina varmadan bir kasik daldirir..O kadar sicaktirki gözleri yasarir karisi..

--- ne oldu hocam neden agliyorsun der

hocada sinirli sinirli;

-yok bir sey aklima anan geldi de der..

- Ne olmus anama;

-Rahmetli olduya ona üzülüyorum o rahmetli olduda senin gibi mendebur bir kariyi bana kakaladigina agliyorum.

fıkranın devamı

Birgün okulda ikinci sınıf çocuklar fotoğraf çekileceklermiş.Öğretmenleride onlara çekilec...
fıkranın devamı

FERDİNAND PORSCHE rahmetli olur. Kendisini bir melek karşılar ve büyük icadından dolayı bir d...
fıkranın devamı

Yasli kadin, yasli kocasinin olumune agliyordu. Komsular kendisini yatistirmak icin ne soyledilerse,...
fıkranın devamı

Ülkenin birinde bir ailenin yakını ölmüş. Orada adet olarak ölü yakınından bir kadın doma...
fıkranın devamı

Bir gün teröristler yoldan geçen her arabayı durdurtup onlara isimlerini soruyor ve sonra öldü...
fıkranın devamı

Senelerdir dul yasayan bir kadin Ismail ile tanisip evlendirmisler.Dugun gecesi eve gelmisler ve Ism...
fıkranın devamı

Dün gece yine ölümle burun buruna geldim.

Kendime bir zarar geleceginden degil ama karim Cemile ne yapar sonra.

Biz aksam yemegimizi genelde saat 11-12 gibi yerdik, ama ev sahiplerimizin
misafiri geldiginden geç vakitlere kadar oturup yatmadilar.

Neyse ki konuklarin gitmesiyle birlikte uykuya daldilar. Bir süre
ortaligin sakinlesmesini bekleyip, yiyecek toplamaya basladim.

Bugün misafirler geldigi için menü çok zengindi. Pasta ve börek kirintilarina
bayiliriz. Her neyse ben nevaleyi toplarken birden mutfagin isigi yandi
ve "Aaaaaa! Karafatma" diye bir ses duydum.

Salak adam, ben bir erkegim Fatma da nereden çikti. Benim adim Ismail. Böyle
seyler delikanliyi bozar. Hadi beni karimla karistirdin diyelim. Sen ne kadar
korkak bir adamsin. Benim kaç katim büyüklügünde olmana ragmen bu bagiris da ne böyle?

O korkunç sesin kesilmesiyle birlikte, sanki ben ona bir bok yapmisim gibi beni
kovalamaya basladi. Inanin o kadar da dikkat ediyorum, tabak, çanak, bardak
üzerinde dolasmamaya çünkü bu dingilin karisi çok titiz. Bazen diyorum ki bu
giciklarin misafiri geldiginde git ortalarda dolas böylelikle utanilacak duruma
düssünler. Ama yapamiyorum iste. Ne olursa olsun, ekmek yedigin tekneye kötü
gözle bakmamak gerekir.

Ben eve geldigim ilk yillari hatirliyorum da ne güzeldi o günler. Rahmetli
kayinbabam ve kayinvalidem beni evlerine kabul etmislerdi. O zamanlar rahattik,
çünkü ev sahibimiz Riza amca kördü. Bu sebeple evin her yerinde serbestçe
dolasabiliyorduk. Hatta Riza amcayla ayni sofrada yemek yedigimiz günlerde
oldu. Gerçi bizleri görebilseydi nasil davranirdi bilmem ama o hep yüregimizde yasayacak.

Riza amcanin durumu pek iyi sayilmazdi, memur emeklisiydi. Bu evde rahmetli
karisininmis, bu yüzden yiyecek konusunda bu kadar fazla seçenegimiz yoktu.
Ama daha mutlu ve huzurluyduk. Riza amca bir gün görünmez kazaya kurban gitti.
Gerçi onun için bütün kazalar görünmezdi.

Riza amcanin topraga verildigi gün biz de oradaydik. Karsi komsusu Osman Zeki
bey bize geldiginde ceketini asmisti. Biz de bunu firsat bilip ceketin cebine
girdik. Ardindan Osman Zeki beyle birlikte mezarliga dogru yola koyulduk. Riza
amcanin üç tane oglu vardi ama bugüne kadar sadece nüfusta gözüküyorlardi.
Hayirsizlar daha ilk günden evi satisa çikardilar. Evi su anda oturan adam ve karisi satin aldi.

Eve ayak basmalariyla kayinbabam ve kayinvalidemi öldürmeleri bir oldu. Adam
sonra igrenerek cansiz bedenleri kagida sararak çöpe atti. Sanki kendisi çok
temizmis gibi. Halbuki tuvaletten çiktiktan sonra ellerini yikamadigina
defalarca sahit oldum. Simdilerde kendine üzerinde rahmetli kayinvalidemin
resmi olan bir ilaç almis, durmadan üzerimize sikip duruyor. Kayinvalidem
Sultan hanim gençliginde fotomodel oldugu için bu tür ilaçlarin üzerinde resmi
bulunuyor. Hatta bir iki reklam filminde de oynamisti. Ama evlenince mecburen
birakti. Çünkü kayinbabam tam bir Osmanli erkegiydi.

Bugüne kadar rahmetli Riza amcanin anisina bu evde oturduk, artik daha fazla
dayanacak halimiz kalmadi. Ese dosta haber saldik. Kendimize göre bir ev bulur
bulmaz tasinacagiz buradan. Belki de sizin evinize yerlesiriz hayat bu belli mi olur?

fıkranın devamı

1) Delikanlı Bilgisayarcı, silmek istediği bir dosyayı shift+del kombinasyonu ile siler, geri dönüşüm kutusu kullanmaz, tükürdüğünü yalamaz.

2) Delikanlı Bilgisayarcı, Windows gezgini kullanmaz, aradığı dosyayı anında bulur!

3) Delikanlı bilgisayarcı, IP numarasını gizlemez.

4) Delikanlı Bilgisayarcı, WindowsXP'de bir hata olduğunda hata raporu göndermez, ispiyonculuktan hoşlanmaz. Hoşgörülüdür.

5) Delikanlı Bilgisayarcı, MS Office yardımcısı kullanmaz.

6) Delikanlı Bilgisayarcı, yardım menüsünü de kullanmaz.İhtiyacı olmaz.

7) Delikanlı Bilgisayarcı, Windows'taki Pinball oyununu uninstall
eder. Oyun bile olsa toplarla işi olmaz!

8) Delikanlı bilgisayarcı, IMAC gibi renkli cicili-bicili bilgisayar kullanmaz.

9) Delikanlı Bilgisayarcı, bilgisayarını sleep modunda
bırakmaz, bilgisayarı her daim hazır ve nazırdır.

10) Delikanlı bilgisayarcı, bilgisayarcı kültürüne saygı gösterir:
Örneğin: "tek rakibim AMD" , "rahmetli de X386ydı", "bir sana
hasretim, birde 3 Ghz cpu hızına", " Windows'un ustasıyım Linux'un
hastasıyım" vb..

11) Delikanlı Bilgisayarcı, görev zamanlayıcı kullanmaz, kafasına
estiğinde defrag yapar.

12) Delikanlı bilgisayarcı monitörünün üstüne meraklı ördek, kuş böcük vb. materyaller koymaz.

13) Delikanlı Bilgisayarcı internette sörf yapmaz, olsa olsa tavla oynar...

... o kadar!..
fıkranın devamı

Aşağıdaki yazıyı kimin yazdığı meçhul ama gayet ilginç...

Azerbaycan'ın adını işyerinde telaffuz etmeye başladığımızda yani 1992-1993 yıllarında, orası bizim için kapalı bir kutuydu. Azerbaycan, çok çok eski olan Rus cihazlarından oluşan haberleşme ağını yenilemeye, köylerine, kasabalarına telefon hizmeti götürmeye çalışıyordu. Tabii dünyaya pencerelerini açtıktan sonra da ilk iş olarak; dil, kültür, din birliği olan kardeş ülke Türkiye'den yardım istemişlerdi. Bizler de Türkiye'nin en önemli iki telekomünikasyon şirketinden biri olarak güzel projeler yapmak için kolları sıvadık.

İlk defa Direktörümüzün Azerbaycan ile telefon konuşmasına şahit olduğumda şok oldum. Konuştuğu kişi dönemin Haberleşme Bakan Yardımcısı' ydı ve bizim patron, hiçbir samimiyeti olmamasına rağmen "sen" diye hitap ediyordu. Azerice'de "siz" kavramı yoktu. Görüştüğünüz kişi Bakan da olsa "sen" diye konuşabiliyordunuz. Birinci dersimizi aldık.

Karşılıklı görüşmeler için Bakü' ye gittik. Havaalanında dakika bir, gol bir hatamı yaptım. Üniformalı birini göstererek, Azerice'de benden daha tecrübeli bir arkadaşıma "bu adam subay mı?" diye sordum. Arkadaş: "sus, adamı peşimize mi takacaksın, burada subay bekar demek" dedi. Bizdeki "subay" ne demek söylemedi.

Bizi karşılayan Azeri arkadaş, arabaya binerken kendisinin dalda (arkada) gideceğini benim de kabaga (öne) oturmamı söyledi. Otelin önüne gelince şoför; "abla sen burada düş, ben arabayı saklayıp gelirim" dedi. Yani ben ineceğim, o da park edip gelecek. Sonra düşmenin inmek yerine her yerde kullanıldığını "merdiveni boşver, gel asansörle düşelim" dediklerinde daha iyi kavradım. Ama bunu bilmeyen arkadaşlarımız Azerbaycan Havayolları ile yaptıkları bir uçuş sonunda, Bakü' ye beş dakika içinde düşecekleri anonsu ile hayatlarını film şeridi gibi bir-iki saniye izleme fırsatını bulmuşlar. Bir diğerimiz de Bakü' ye telefon edip montaj ekibimizin varıp varmadığını öğrenmek istemiş, telefondaki Azeri: "uçak Bakü üzerinde fırlandı, fırlandı, Sumqayit' e düştü" demesiyle feryat figan ortalığı birbirine katmıştı. Anladık ki uçak Bakü' ye inememiş, bir iki tur atıp, başka bir şehre inmiş.

Azeriler çok misafirperver. Herhangi bir ikramı reddetmek çok ayıp. Sizi ağırlamak için paralanıyorlar. Altı saat boyunca yemek yenilebiliyor. Bizi o dönemin gözde bir lokantasına götürdüler. Adı Gülistan. Ordan burdan konuşulurken, çok değerli bir şairlerinin başka bir ülkede rahmetli olduğunu ve sümüklerini Bakü'ye getirmeye çalıştıklarını söylediler. Biz yine anlamsız anlamsız bakınca, sümüğün kemik anlamına geldiği ve Türkçe sümüğün karşılığının da "burun suyu" olduğu anlaşıldı. Sonra bana sümüklü et (pirzola) sipariş edildi. Şu anda Bakü'deki Migros yani ???????? Store'un camlarında "sümüklü et şu kadar, sümüksüz et bu kadar" ilanlarını görmek mümkün. Bu arada garson yanımıza yaklaştı ve yan masadaki adamların arkadaşımızı Sefer Bey'e okşattıklarını söyledi. Tabii okşanmaya maruz kalmış arkadaş da kolay kolay okşanacak bir tip değil. Bıyıklı ve iri cüsseli olan arkadaşımız acayip bozulup, "kim okşatmış beni, bu da ne demek" şeklinde horozlandı. Okşatmanın - benzetmek olduğunu zar zor anlayarak rahatladık. Rus kızların dansları ve "Ada Vapuru Yandan Çarklı" şarkısı eşliğinde yemeğimizi bitirdik. Ertesi gün seherde bizi otelin kabağından aparacaklarını söylediler. Yani sabah, otelin önünden alınacaktık.

Sezen Aksu, İbrahim Tatlıses acayip rağbet görüyordu. Bir de o zamanlar Cuma akşamları TRT'de yayınlanan "Bir Başka Gece" programı çok seviliyordu. Hatta Cuma gecelerine denk gelen düğünlere "Bir Başka Gece" programı süresince ara veriliyor, düğün ahalisi TV salonuna geçerek hep birlikte programı seyrediyordu. Sonra düğüne bırakılan yerden devam ediliyordu. Daha da enteresanı önemli bir iş toplantısının ortasında üst-makamın ofisinin (genelde her ofiste irice bir TV var) kapısı tık tık çalınıyor, departmandaki sekreterler sessizce kenara diziliyor ve sabah saatlerinde verilen Brezilya dizisi hep birlikte seyrediliyordu. Tabii bizim toplantı devam ediyordu etmesine ama Azeri yöneticisinin gözleri de sık sık televizyona kayıyordu. En zevklisi Azerbaycan-Türkiye futbol maçını Azeri televizyonundan, Azeri spikerin anlatımıyla seyretmek: Türk Milli Yığma Komandoları. Türkiye Milli Takımı anlamında. "Türk kapıcısı (kaleci) topu gapı aralığından depti, yirmibirinci dakka olmasına rağmen maç heç heç (0-0) devam etmekte" gibi sevimli cümlelere rastlıyorsunuz. Ya da bir Amerikan filmini Azeri dublaj ile seyretme şansını yakaladıysanız Robert Redford'un "men yahsiyem, istemirem. Sen nicesin?" şeklinde konuşmasına gülmekten kırılıyorsunuz. (Bu arada Arap ülkelerinden birinde iş için bulunan arkadaşım bir filmde: R. Hudson'a barmenin ne içeceğini sorduğunu ve onun da elhamdüllah oruçluyam dediğini söyledi. İnanamadım, yazmış da olabilir). Bu arada bizler de onları Türkiye'ye davet ettik. Hatta bir yöneticinin eşi rahatsızlandı ve doktora götürmek görevi bana düştü. Amerikan Hastanesi'nden randevu aldık. Kadın; "oynaklarım, sümüklerim, kıçım ağrıyor, derman yuttum geçmedi" dedi. Doktorda Hakan Şükür bakışları oluştu. Yani "eklemleri, kemikleri ve bacakları ağrıyor ve ilaç almasına rağmen geçmiyor" dedim. Neyse tahliler filan, derman bulundu.
fıkranın devamı

Dün gece yine ölümle burun buruna geldim. Kendime bir
zarar geleceginden degil ama karim Cemile ne yapar
sonra.

Biz aksam yemegimizi genelde saat 11-12 gibi yerdik,
ama ev sahiplerimizin misafiri geldiginden geç
vakitlere kadar oturup yatmadilar. Neyse ki konuklarin
gitmesiyle birlikte uykuya daldilar. Bir süre
ortaligin sakinletmesini bekleyip, yiyecek toplamaya
basladim.

Bugün misafirler geldigi için menü çok zengindi. Pasta
ve börek kirintilarina bayiliriz. Her neyse ben
nevaleyi toplarken birden mutfagin isigi yandi ve
"Aaaaaa! Karafatma" diye bir ses duydum.

Salak adam, ben bir erkegim Fatma da nereden çikti.
Benim adim Ismail. Böyle seyler delikanliyi bozar.
Hadi beni karimla karistirdin diyelim. Sen ne kadar
korkak bir adamsin. Benim kaç katim büyüklügünde
olmana ragmen bu bagiris da ne böyle ? O korkunç sesin
kesilmesiyle birlikte, sanki ben ona bir bok yapmisim
gibi beni kovalamaya basladi.

Inanin o kadar da dikkat ediyorum, tabak, çanak bardak
üzerinde dolasmamaya çünkü bu dingilin karisi çok
titiz. Bazen diyorum ki bu giciklarin misafiri
geldiginde git ortalarda dolas böylelikle utanilacak
duruma düssünler. Ama yapamiyorum iste. Ne olursa
olsun, ekmek yedigin tekneye kötü gözle bakmamak
gerekir.

Ben eve geldigim ilk yillari hatirliyorum da ne
güzeldi o günler. Rahmetli kayinbabam ve kayinvalidem
beni evlerine kabul etmislerdi. O zamanlar rahattik,
çünkü ev sahibimiz Riza amca kördü. Bu sebeple evin
her yerinde serbestçe dolasabiliyorduk. Hatta Riza
amcayla ayni sofrada yemek yedigimiz günlerde oldu.
Gerçi bizleri görebilseydi nasil davranirdi bilmem ama
o hep yüregimizde yasayacak. Riza amcanin durumu pek
iyi sayilmazdi, memur emeklisiydi. Bu evde rahmetli
karisininmis, bu yüzden yiyecek konusunda bu kadar
fazla seçenegimiz yoktu. Ama daha mutlu ve
huzurluyduk. Riza amca bir gün görünmez kazaya kurban
gitti. Gerçi onun için bütün kazalar görünmezdi.

Riza amcanin topraga verildigi gün biz de oradaydik.
Karsi komsusu Osman Zeki bey bize geldiginde ceketini
asmisti. Biz de bunu firsat bilip ceketin cebine
girdik. Ardindan Osman Zeki beyle birlikte mezarliga
dogru yola koyulduk. Riza amcanin üç tane oglu vardi
ama bugüne kadar sadece nüfusta gözüküyorlardi.
Hayirsizlar daha ilk günden evi satisa çikardilar. Evi
su anda oturan adam ve karisi satin aldi. Eve ayak
basmalariyla kayinbabam ve kayinvalidemi öldürmeleri
bir oldu. Adam sonra igrenerek cansiz bedenleri kagida
sararak çöpe atti. Sanki kendisi çok temizmis gibi.
Halbuki tuvaletten çiktiktan sonra ellerini
yikamadigina defalarca sahit oldum. Simdilerde kendine
üzerinde rahmetli kayinvalidemin resmi olan bir ilaç
almis, durmadan üzerimize sikip duruyor. Kayinvalidem
Sultan hanim gençliginde fotomodel oldugu için bu tür
ilaçlarin üzerinde resmi bulunuyor.Hatta bir iki
reklam filminde de oynamisti. Ama evlenince mecburen
birakti. Çünkü kayinbabam tam bir Osmanli erkegiydi.
Bugüne kadar rahmetli Riza amcanin anisina bu evde
oturduk, artik daha fazla dayanacak halimiz kalmadi.
Ese dosta haber saldik. Kendimize göre bir ev bulur
bulmaz tasinacagiz buradan Belki de sizin evinize
yerlesiriz hayat bu belli mi olur ?

2000 yılının ağustos ayında "TUNÇ DEVRİ" başlığı altında GIRGIR dergisinde yayınlanmıştır. Yazan : Tunç ERDOĞAN
fıkranın devamı

Yaşlı kadın, yaşlı kocasının ölümüne ağlıyordu.Komşular kendisini yatıştırmak için ne söyledilerse, ihtiyar dul dinlemiyor, aglamasını sürdürüyordu :
-Ah benim ritmik kocacığım...Ah benim ritmik kocacığım..Aaaah, ah!......
-Ritmik koca- deyiminden birşey anlamayan komşuları, dayanamayarak sordular :
-Kuzum, ritmik kocam diye ağlıyorsun.Ne demek bu ritmik koca?
Kadıncağız, hıçkıra hıçkıra konuşmaya çalıştı.
-Aaaah, ah! Bilirsiniz, epey ihtiyardı rahmetli.... Ama seks durumunu gayet iyi ayarlamıştı. Karşımızdakı kilisenin çanına
ayarlamıştı doğrusu...çan, Daaan diin...Daaan diin...diye ağır ağır çaldıkça ....Biz de o ritimle...Anlıyorsunuz ya...ikimiz de memnunduk, kilise çanının ritmine uyarak idare edip gidiyorduk...Ama aaah ah! O itfaiye arabası...çan, çan, çan diye hızlı hızlı çalıp da kapımızın önünden geçince...Bizimki de itfaiye sireninin ritmine uymaya kalkınca ...Aaaah...ah!...Gitti işte...

fıkranın devamı

"Arattırma görevlim"
"Göstergebilimin ustasıyım gözlerinin hastasıyım"
"Yüksek lisanslım"
"Entelim ama para bende."
"Tek rakibim james joyce"
"Entelsem günahım ne"
"Varoluşcum"
"İrdeleme beni, irdelerim seni"
"Çenemdeki piercing kadar yakınsın bana boğaziçili."
"Ömur biter, nietzsche bitmez"
"Rampaların ustasıyım rembrandtin hastasıyım"
"Bilgi birikimimin getirisi olan aydin sifatının bana sağladıkları sağolsun"
"Rahmetli de yapibozumcuydu"
"Yapma demagoji alırım aklını, girme polemige yıkarım değer yargılarını"
"Algıda seçiciysem günahım ne"
"Tek rakibim kant"
"Yine mi sen ronesanslı"
"Freud'da sollardi."
"Entelsin dediler kız vermediler"
"Diyalektik bakar gözlerin"
"O şimdi dadaist"
"Sen sus, birikimin konuşsun"
"imgelemim yeter"
"Baba parası değil, 4 yıl lisans, 2 yıl master ve doktora teri."
"Feng Shui'nin hastasıyım rampaların ustasıyım"
"Beatnik isen vur saza, nihilist isen bas gaza"
"Huzur balzacta"
"Bohemia ovası entel yuvası"
"Pozitif alanlarda imge olmaktansa negatif alanlarda bir leke olurum"


fıkranın devamı

Erzurumda ustalığı ve disiplini ile tanınmış, Kavaflar çarşısı esnafından rahmetli Kunduracı Yunus Usta, bir yorgunluk çayı içmek için dükkanının bitişiğindeki İki Kapılı kahveye gitmişti Oturur oturmaz garson önüne yarım bardak çayı koyunca Yunus Usta sinirlenerek garsonu çağırdı.
-Buyur Beybaba?
-Oğlum bu nasıl çay?
-Beybaba yeni demledim.
-Oni demirem. Bah burada tiryakinin ögüne bele yarım bardah çay goydun mi ona söymüş kimi olursan, annadın mi!
-Beybaba dudak payı istemez misin?
-Ben pay isdemirem, çay isdirem çay!
fıkranın devamı

Temel bir iş için doğuya gider...Otobüs dağların arasından geçerken eşkiyalar durdurur...tüm yolcuları aşşağı indirip sıraya dizerler..Ve tüm eşyalarını alıp tek tek öldürürler...Sıra yavaş yavaş Temel'e de gelmektedir...bu sırada eşikyaların lideri Temel'in yanındaki küçük kıza:
-Senin adın ne bakim?..der
-Ayşe efendim...
Eşikiyanın gözleri dolar:
-Rahmetli anamın adıda Ayşeydi...hadi sen git burdan...deyip kızı sebest bırakır...
Sıra Temel'e gelince eşikya gürler:
-Senin adın ne lan?
-Te-Temel efendum...ama akadaşlar kahvede AYŞE DİYİLER.
fıkranın devamı

Temelin karısı Fadime kanser olmuş. Bir çok doktor gelmiş, bakmış ve yapacak hiçbir şey olmadığını söylemiş. Akşam olmuş, Temel ile Fadime baş başa kalmışlar. Temel utana sıkıla Fadime'ye: "Sevgili karıcığım, durumu artık sen de anlamışsındır. Yapacak hiçbir şey yok. Çok utanıyorum ama, yıllardır senden çok istediğim, ama bir türlü söyleyemediğim bir şey var. Ters ilişki istiyorum" demiş. Fadime düşünmüş, taşınmış. Bunca yıllık kocam, kırk yılda bir benden bir isteği oldu, nasıl olsa öleceğim diye düşünmüş ve kabul etmiş. O akşam yapmışlar. Ertesi gün Temel işe gitmiş, akşam eve dönünce bir de ne görsün, Fadime iyileşmiş, hiçbir şeyi kalmamış, evi silmiş, süpürmüş. Çok sevinmişler. Ancak birkaç saat sonra Temel başlamış kara kara düşünmeye. Fadime sormuş: "Temelim, ne düşünüyorsun, bak iyileştim, hiçbir şeyim kalmadı". Temel: "Fadime demiş, düşünüyorum da bunu daha önce akıl etseydik acaba rahmetli babamı da kurtarabilir miydik".
fıkranın devamı

Temel ile Dursun balkondan sarkma yarışı yapıyorlarmış. Rahmetli dursun kazanmış.
fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama