Gaz Fıkraları

loading...

Temel tır şoförlüğü yapıyormuş.Bir bir tane yokuştan aşşağı son sürat iniyormuş.Yavaşlamak için frene basmış bir de bakmış ki fren tutmuyor.Ne yapcam ne edicem derken yolun ilerisine bakmış ve yol ilerde ikiye ayrılıyormuş.Sağda bir pazar ve tamı tamına 250 insan,solda ise küçük bir çocuk ve önünde de bir duvar.Lan demiş ben çocuğa çarpıp duvara giriyim ve 250 kişiyi kurtarıp kahraman oluyum demiş.Kaza olmuş bitmiş.Ertesi gün Temel gazetelerde 1. sayfaya manşet olmuş:''ŞOK ŞOK ŞOK Temel tamı tamına 251 kişiyi ezerek öldürdü!''.Bunun ardından gazeteciler hemen Temelin odasına doluşmuşlar.İçlerinden biri Temel bey bu olay nasıl oldu demiş? Temel de: Valla herşey çocuğun pazara doğru koşmasıyla başladı.
fıkranın devamı

Bir gün Ali okula gitmiş hocası ona ödev vermiş yarın istiyorum demiş alide tamam demiş eve gitmiş babası gazete okuyormuş babası demiş ki of şu ayaklara bak demiş ali de yazmış ablasına gitmiş ablası sana sana demiş yazmış annesine gitmiş bügün olmaz yarın demiş kardeşine gitmiş pili bitti pilli bitti demiş onu da yazmış yarın okula gitmiş hoca ödevini istemiş alide of şu ayaklara bak demiş hocada bana mı demiş alide sana sana demiş hocada o zaman müdüre demiş alide bügün olmaz yarın demiş hoca bayılmış alide pili pili bitti bitti demiş
fıkranın devamı

4 kaplumbağa piknik yapmak için bir yere gideceklermiş.4 kaplumbağa herşeyini toplayıp yola koyulmuş.1 yıl,2 yıl, 3 yıl derken 20 yıl sonra piknik yerine varmışlar.Herşeyi ortalığa açmışlar.Gazozları almışlar.Bir de bakmışlar ki gazoz açacağını yanında getirmemişler.En genç kaplumbağaya söylemişler.Kaplumbağa bunu kabul etmiş ama demiş.-Ben gelene kadar bu yemeklere dokunmayacaksınız demiş.Bunu kabul etmişler.1 yıl, 2 yıl,3 yıl 20 yıl derken yaşlı kaplumabağalardan biri fenalaştı.Diğer kaplumbağaya dedi ki: -"Çok fenalaştım şu sarmalardan bir tane versen."demiş.Yaşlı kaplumbağa tam sarmayı yiyecekken genç kaplumbağa çalılıklardan çıkmış ve: -"Gitmiyorum işte gitmiyorum."demiş.
fıkranın devamı

180-ÇİMDUR O!.. Temel askerde nöbetçi kulübesinde gece nöbeti tutmaktadır. Bir ara tel çitlerin dışında ağaçlar arasında ayak sesleri duyar, belli belirsiz karartılar görür, bağırır: -Çimdur O!..,Cevap gelmez,sesler devam edince bir şarjörü o tarafa boşaltır ve allarım düğ-mesine basar. Birlikte koşuşmalar, komutlar, araç homurtuları ve allarım sesleri birbirine karışır. Güvenlik güçleri kısa sürede olay yerine ulaşır, çevre abluka altına alınır ve projektörler ile alan aydın-latılır. Saha dikkatli bir şekilde araştırılırken kulübe yakınından başka bir Karadenizlinin sesi çınlar: - Pir inek furulmuştur,komitanum!.. 181-TAVANA NASIL Almanya’ya çalışmaya giden ilk işçilerimizden birine kalacağı yerden bir oda verilir. Eşyalarını yerleştirirken büyük abdesti gelir, alafranga tuvaleti tanımadığından giderecek bir yer bulamaz, Çok sıkışınca yanındaki bir kesekâğıdının içine yapar, pencereden dışarı atmayı düşünür. İkinci kattan aşağı baktığında insanları görür, daha ileri atmak için sallarken kesekâğıdının dibi yırtılır ve pislik tavana fırlar, yapışır, suları da tabana süzülür. Biraz sonra her tarafı pis bir koku kaplar ve kat görevlisi orada biter. Yerdeki ve tavandaki durumu görür, hayretlere düşer, arkadaşlarını çağırır: -Bu adam yere işerken tavana nasıl s.çtı? Diye merakla olayı çözmeye çalışırlar. 182-SANA BİR KÖY Ümraniye-Artvinliler Derneği Yönetimi, hemşerileri Hasan Mezarcı’yı genel seçimlerde gö-nüllü olarak destekler ve tercih oyları ile farklı seçilmesini sağlar. Aydın bir din adamı olarak tanıdıkları eski Müftüleri, daha sonra Atatürk aleyhindeki söz ve davranışları ile basın-yayında manşet olur. Dernek yönetiminde tartışmalar çıkar ve gerçeği kendisinden öğrenmek için TBMM’deki odasına gidilir. Konu açılır, alınan cevaplardan yayınların doğru olduğu anlaşılır. O sıralarda Orta Asya’daki Türk Cumhuriyetleri bağımsızlığını kazanmıştır ve ileri gelenleri ülkemize sık sık ziyaret eder ve Birleşik Türk Devletleri kurulması konu edilir. Milletvekili Hasan Bey Atatürk’ü eleştirirken bir ara: -Ülkenin bazı fabrikalarını ve arazilerini üzerine geçirdi, diye söyleyince dernek 2.Başkanı ve sözcüsü Fevzi Durmuş: -Fabrikalar ve araziler halka bir örnek olsun, diye bizzat ilgilendi ve sonra da kendi hisselerini halkına hibe etti. Şimdi sizin arkanızda güçlü bir Türkiye var, diğer Türk Devletleri ile “Birleşik Türk Devletleri” kurun ve Başkenti’ni de Ardahan veya Kars yapın; Ardanuç’un Yolağzı ve Yaylacık Köyleri’nin yarısından fazlası benim akrabalarıma aittir, beni kırmazlar, beğendiğin köy senin olsun. Binlerce dönüm arazi; tarlası, çayırı, ormanı, yaylası ve soğuk pınarları ile. Biz sizi dedelerimizin hesabını sorasınız diye buraya göndermedik, onlar gittikleri yerde hesaplaşsın. Biz sizi buraya bizim haklarımızı koruyun diye gönderdik. Şu anda bakanlıklarda rüşvetler dönüyor, sizin göreviniz buna engel olmaktır. Siz şu anda bir millettekisiniz, saygı duyarız. Tartışma şartlarımız eşitlenince konuşuruz, der ve konuyu kapatır. Ertesi günü gazetelerde manşet: ”Bakan Özdağlar’ın makam odasında valizler dolusu rüşvet parası ele geçti”. 183-TEK SU KAYNAĞI Anne alışverişe çıkar, iki buçuk yaşındaki bebeğe babası göz kulak olur. Yavrucak halının üzerinde 'çay seti' oyuncağıyla oynarken baba da koltuğunda gazetesini okur, ara sıra da bebeğinin kendisine -çay seti oyuncağının minik plastik fincanlarıyla- ikram ettiği suları çay niyetine içer ve oyuna katılır. Derken anne eve gelir; baba, anneye sus işareti yapar, bebeği izlemesini ister. Bu çok şirin hareketi anne ile paylaşmayı düşünür. Anne, bebeğin elinde çay fincanıyla salondan çıkıp, biraz sonra içi su dolu olarak babasına getirmesini ve babanın da onu çay içer gibi içmesini izler. Sonra gayet sakin bir tavırla elindekilerle mutfağa geçerken eşine seslenir: - Oyun arkadaşının uzanabildiği tek su kaynağının klozet olduğunu biliyorsun, değil mi koca-cım? 184-BİZ DA… Ardanuç-Yolağzı Köyü’nden “Kotsulo”olarak bilinen Süleyman Dinçer dedemiz çarşıya gi-der. Bir dükkânda alış veriş yaparken köylümüze bir memur takılır. -Amca, O köylü kadınlarla nasıl yatıyorsunuz? Allah aşkına!.diye alaylı bir şekilde so-rar.Dedemizin cevabı hazırdır: -Onlari, şeherlinin karısı saniyeruh, Ço!… 185-SONRA DÖNER Adamın biri köyünden kasabaya gider, yol hayli uzun olunca kasabada yemek yedikten sonra köyüne dönmeyi düşünür. Bir lokantaya girer, garsondan bir çorba ister ve afiyetle yemeye başlar. Bu arada hınzır garson da “şu köylü ile bir dalga geçeyim de aval aval düşünsün”,diye arkadaşına işaret eder ve köylümüz çorbasını içince yanında biter: -Eeemm!.Efendim,arkadan ne alırdınız? Diye sorar. Adam kızarır, bozarır ve cevabı patlatır: -Sen önümdekini kaldır, sonra döner verirsin. 186-BİZ DİYERUH DA Kafkasya’dan yeni göç eden Kontromlu Koçi Pehlivan ile Ali Pehlivan, Samusharlı pehlivanlar ile güreş tutarlar ve önüne gelenleri yıkarlar. Bu işe çok kızan köylüleri kabul etmez, tekrar ettirirler. İki güreşçimiz bu sefer rakiplerinin omuzlarını yere yapıştırdıktan sonra göğüslerine oturur ve “Pes” deninceye kadar kalkmak istemezler. Canları acıyan alttaki güreşçiler bağırırlar: -Ola, biz diyeruh da, aho köyli demiyer… 187-GELİNCİK Bir dağ köyünde hamile bir kadının kocası; doğumdan önce ölür, tek başına kalır, kendisine arkadaş olması açısından dağda yaralı olarak bulduğu bir gelinciği evinde beslemeye başlar. Gelincik kadının yanından bir an bile ayrılmaz. Her ne kadar evcil bir hayvan değilse de, oldukça uysallaşır. Bir kaç ay sonra kadının çocuğu doğar, tek başına tüm zorluklara göğüs gerer ve yavrusuna bakmaya çalışır. Günler geçer ve kadın bir gün birkaç dakikalığına da olsa evden ayrılmak ve yavrusunu evde bırakmak zorunda kalır. Gelincikle bebek evde yalnız kalırlar. Aradan biraz zaman geçer ve anne eve döner, Kapıda Gelincik’in kanlı ağzını yalarken görür, çıldırmış gibi gelinciğe saldırır ve oracıkta hayvanı öldürür. Tam o sırada içerdeki odadan bebeğin sesi duyulur, anne odaya koşar; odada beşiğin içinde bebeğini ve yanında parçalanmış bir yılanı görür. 188-DOKTORA TEZİ VE DANIŞMAN... Bir Tavşan önüne bir daktilo almış, tak tuk tak tuk bir şeyler yazıyor. Oradan geçen bir Tilki: - Hey Tavşan, ne yazıyorsun? - Doktora tezimi yazıyorum. - Ha öyle mi, çok güzel, ne hakkında? - Tavşanların Tilkileri nasıl yedikleri hakkında. - Yok, canım, olur mu öyle şey, hiç Tavşanlar Tilki yerler mi? - Olur canım, gel istersen, sana ispat edeyim. Beraberce Tavşanın yuvasına girerler. Biraz sonra Tavşan tek başına çıkar ve yine daktilosunun başına geçer, tak tuk bir şeyler yazmaya devam eder. Daha sonra oradan geçen bir Kurt, Tavşanı görür. - Hey Tavşan, ne yazıyorsun? - Doktora tezimi. - Ne hak kında? - Tavşanların Kurtları yemesi hakkında. - Yayınlamayı düşünmüyorsun herhalde, buna kim inanır? - Gel istersen göstereyim, der. Beraberce ine girerler, Tavşan biraz sonra dışarıya yalnız çıkar. Tavşanın yuvasını merak mı ettiniz? Manzara şudur: Bir köşede Tilkinin kemikleri. Bir köşede Kurdun kemikleri. Diğer köşede ise tavşanın “Doktora Danışmanı Aslan”, kürdanla dişlerini temizlemektedir!.. 189-TANİMİYAN YOH Artvinli yaşlı bir hanım Trabzon’da uçağa bindirilir, Sabiha Gökçen Hava Alanı’nda oğlu tarafından karşılanacaktır. Uçak havalanır, hostesler servis yapar, nenemiz açık bir çay ister, hostes bir şeyler söylese de anlamaz. Herkes bir şeyler içerken açık çay gelmez, bir müddet sonra isteğini tekrarlar, ancak çay yine gelmez. Nenemiz bu duruma iyice bozulur, inerken yolcuları uğurlayan hostese yanaşır ve: -Sen bizim Yunus’u bilursunuun? Diye sorar. Hostesin “bilmiyorum, neden sordunuz ki?” de-mesi üzerine ağzından baklayı çıkarır: -İstanbol’da Yunus’u tanımayan ŞİLLUH yohtur da. NOT:Sayın admin kategoriler arasında "Artvin Fıkraları" kısmını göremedim.Açmanız olası mı? Teşekkürler.
fıkranın devamı

papa birgün makam aracıyla toplantıdan dönerken araba kullanası gelmiş ve şöföre:'sen arkaya geç ben süriyim birazda arabayı demiş' ve daha sonra bu durumm papa'nın çok hoşuna gitmiş ve biraz gaza basmış radara girmişler bir polis cama tıklatmış papa camı aralamış ve polis heyecanlanıp telsizle merkeze seslenmiş:'komiserim arabada çok büyük bi adam var' demiş, komiser:'kim var olum belediye başkanı mı var?'polis:'hayır efendim dahada büyük.' komiser:'valimi?' polis:'yok efendim dahada büyük!' komiser:'cumhurbaşkanı o zaman.' polis:'valla efendim makam şöförü papa olduğuna göre arkadakini siz düşünün?'
fıkranın devamı

duursun temele "ben bir gün asansörde 12 sasat kaldım" demiş

temel "ben alşveri magazasında yürüyen merdivenlerde 23 saat kaldım" demiş


fıkranın devamı

Dünya'ya en yakın yıldız güneş'tir.

Günışığından daha fazla yararlanmak için saat uygulamasını Benjamin Franklin başlatmıştır.

Bir okyanusun en derin yerinde, demir bir topun dibe çökmesi bir saatten uzun sürer.
fıkranın devamı

Gökyüzünün mavi görünmesinin (dikkat! olmasının değil görünmesinin! çünkü normalde atmosferimiz daha doğrusu hava renksiz bir gazdır!) tek sebebi kırılma hadisesidir.
fıkranın devamı


 Sehrin hayirsever vakiflarindan birindeki çalisanlar
 sehrin en basarili avukatindan henüz herhangi bir bagis
 almamis olduklarini fark ettiler.
fıkranın devamı


Sürücü dikiz aynasında kendisini izleyen polisi görünce kaçabileceğini düşünüp basmış gaza.

Ancak polisi atlatamayacağını anlayınca, pes edip çekmiş kenara.

Polis arabasından inmiş. Bezgin, kızgın ve de küskün bir sesle:

- "Bana bak, çok yorgunum, üstelik keyfim de kaçık. Mantıklı bir özür söyle yoksa yaktım çıranı!"

Kısa bir ara ve Sürücü:

- "Karım geçen ay bir polisle kaçtı. Aynada sizin aracınızı görünce, kaçtığı polis, onu bana geri getiriyor sandım…"

fıkranın devamı


Temel birgün yolda arabasıyla gidiyomuş.firenlari patlak ama.önünde pazar varmış ama pazarın yanında bir yol varmış.yoldan adamın biri geçiyomuş.temel düşünüyor.''pazarı ezsem 100'lerce kişi ölcek.adamı ezsem 1 kişi ölcek.gazetede çıkmış temel 100'lerce kişi ezdi.temele sormuşlar.''nasıl oldu.temel:valla adamı ezsem 1 kişi ölcek pazarı ezsem 100'lerce kişi ölcek bende bir suç yok adam beni gördü pazara gitti.bende direk pazara gittim 100'lerce kişi öldi.

fıkranın devamı


Bir kadinin 3 tane kiz cocugu vardir. Tesadufen ucune de ayni

zamanda talip cikar. Tek bir dugunle ucu de evlenir ve yuvadan ucarlar...

Kizlarin hepsi farkli sehirlere gitmislerdir. Anneleri el bebek gul bebek buyuttugu

kizlarinin evlilik yasamlarini; ancak ozellikle ask hayatlarini merak

etmektedir. Fakat kizlari yatak olaylarini acik acik anlatmaktan

cekindikleri icin bir yontem gelistirirler. Kizlar annelerini o gunku

Hurriyet gazetesinde cikan gazete ilanlarina atifta bulunarak, ask

hayatlari hakkinda, e-mail yoluyla bilgi vereceklerdir.

Evliligin birinci haftasinda buyuk kizdan mesaj gelir; Mesajda

RUFFLES yazmaktadir. Kadin merakla hurriyet gazetesini alir ve ilana bakar

"RUFFLES, HEM EGLENCELI, HEM DOYURUCU"

Kadin cok mutlu olur ve yeniden mesaj beklemeye baslar.

Bir sure sonra ikinci kizindan mesaj gelir. Mesaj da "MAXWELL COFFEE" yazmaktadir.

Hemen gazeteyi alir ve ilana bakar.

"MAXWELL... HER DAMLADA BUYUK ZEVK"

Kadin yine cok mutlu olur.Bu kez kucuk kizindan mesaj

beklemeye baslar. Uzun sure mesaj gelmez kadin tedirgin olur ama yine de

bekler. En sonunda kucuk kizindan da mesaj gelir. "TURKISH AIRLINES"

Kadin merak ve heyecanla gazeteyi eline alir ve ilani okuduktan sonra dusup

bayilir.

"TURKISH AIRLINES, HAFTA DA YEDI GUN, GUNDE 3 SEFER... USTELIK HER TARAFA"

fıkranın devamı


Küçük çocuk babasına 'Babacığım evlenmek
kaca malolur ?'
Baba 'Bilmiyorum oğlum, hala ödüyorum.'

İlan
Adam gazeteye 'Eş aranıyor' ilanı vermiş.
Ertesi gün yüzlerce mektup almış.
'Benimkini alabilirsin!'

Melek
Birici adam gururla 'Benim karım bir melek'
İkinci adam 'Şanslısın benimki hala yasıyor.'

Akıllıca
Kadın adama 'Siz üçüncü kocama ne kadar
benziyorsunuz !'
Adam 'Yaa! Kaç kez evlendiniz?'
Kadın 'İki'

Değişmez
Genç çocuk babasına 'Baba Afrika'nın bazı
yerlerinde erkeğin evlenene kadar karısını
tanımadıgı doğru mu?'
'Evet ama oğlum bu her ülkede böyle.'

fıkranın devamı


Büyük bir kaya soygunundan sonra çalıntı otomobille yol alan üç soyguncu, kent dışında otomobilden inip tarlalar arasında geldikleri yöne doğru hızla ilerlediler. Uzun süren bu iz kaybettirme yürüyüşünden sonra ıssız bir yer bulup oturdular. İçlerinden biri:
- Haydi sayalım artık, dedi. Kaç milyon kaldırdığımızı merak ediyorum.
İkincisi elini şöyle bir salladı:
- Yorgunluktan öldük yahu! Şimdi o kadar parayı saymakla ne diye uğraşalım. Yarın gazetelerde okur, biz de öğreniriz kaç milyon kaldırdığımızı.
Üçüncüsü öfkeyle yerinden fırladı:
- Deli misin be! Yarın her gazete ayrı bir rakam verir, biz de birbirimize gireriz!

fıkranın devamı


Adam yepyeni Porshe'yi almis deniyor.Bastikça gidiyor.100, 150, 200, 250... Muazzam bir hizlanma, büyük keyif! Birden karsina bir pano çikiyor "YAVASLA 50 Km" "Aman her seferinde bizi bulur, tam gazladik yol çalismasina denk geldik!"diye söylenip seri vites küçültüyor...5...4....3... Arabadan çikan motor sesleri, arka koltuga yapisma hissi arasinda 50 kilometreye düsüyor. Bir süre böyle gidiyor, bir pano daha "YAVASLA 40 Km" "Böyle yol çalismasini sevsinler" dilekleriyle vitesi 2'ye takiyor. Bir süre sonra yeni pano "YAVASLA 30 Km" 30'a düsüyor, artik Porshe isyan sesleri çikartmaya basliyor. Bir pano daha "YAVASLA 20 KM" Araba durdu duracak öyle gidiyor.Yine bir pano "YAVASLA 10 Km" Porshe 1'inci viteste hayatinin azabi 10 kilometre gittikten sonra bir pano daha geliyor."YAVASLA'YA HOSGELDINIZ"




fıkranın devamı


Dallas'daki NASA uzay ussunde, us komutani, George ve Bob adindaki astronotlari yanina cagirip, ertesi gun cikacaklari Mars yolculugu hakkinda son talimatlari verir ve bu zor yolculugun oncesinde uyumak uzere evlerine gitmelerini soyler. Her iki astronot da, talimata uyup evlerine giderler. George tam uyumak uzereyken telefon gelir. Arayan Bob'dur.

- "Alo, George. Ben Bob. Uyudun mu?"
- "Henuz degil."
- "Ben cok heyecanliyim. Uyku tutmadi. Sana da uyarsa, benimle birlikte icmeye ne dersin? Uzun sure icki icemiyecegiz..."
- "Ok."
Bir saat sonra George ve Bob bulusurlar, bir bara girip icki soylerler. Barmen tam ickiyi verirken ikisine de dikkatlice bakar.

- "Hey men. Sizi tanidim. Yarin Mars'a gidecek astronotlarsiniz. Size icki verdigim ortaya cikarsa bir daha Dallas'ta ekmek yiyemem ben. Kusura bakmayin."

George ve Bob barmenle tartismalarina ragmen o barda icki icemezler.

Baska barlarda sanslarini denerler; ama TV programlarini surekli izleyen barmenler onlari her seferinde tanirlar ve icki vermeyi reddederler.

Marketler de kapalidir. Tam eve donmeye karar verdiklerinde Bob'un aklina bir fikir gelir.

- "Yahu George'cugum. Bizim uzay roketine koyduklari yakitin kokusunu hatirliyor musun. Ayni viski gibiydi. Istiyorsan ondan icelim."

Birlikte uzay ussune girerler. Kontrol etmek bahanesiyle yakit tankinin yanina gelirler. Kimse suphelenmez. Onlara guvenmeyip te kime guveneceklerdir ki zaten. Ertesi sabah fuzeye binecek olanlar onlardir.

George ve Bob yakit tankindan aldiklari yakittan birer kadeh icerler sonra da evlerine giderler. George tam uyumak uzereyken telefon calar. Arayan yine Bob'dur.

- "Alo George. Yine ben. Rahatsiz ettim ama kusura bakma. Sana birsey sormak istiyorum. Karnin agriyor mu?"
- "Evet Bob. Hem de cok."

- "Peki. O zaman sakin gaz çıkarayım deme. Ben seni TOKYO'dan ariyorum..."




fıkranın devamı


modern bir hapishaneyi gezen gazeteci çığlıkların geldiği bir odanın önünde durdu: "bu çığlık da ne?"...
hapishane yetkilisi:
"burası elektirikli sandalye odası.
bir zenciyi idam ediyoruz."
-peki niye çığlık atıyor
-eletirikler kesildide mumla idare ediyoruz

fıkranın devamı


Nasil yagmur nasil firtina, adam bir taksiye el kaldirir, taksi durur..
Adam gidecegi yeri söyleyince, taksici kizarak
"Ohoo orasi çok yakin alamam seni" der vegazlar gider..
Adam çok bozulur ama sonra bir sekilde evine gitmeyi basarir.. Ertesi gün şans eseri bir bakar ki, dün geceki taksici, evinin önündeki taksi duragindadir ve üçüncü siradadir..
Hemen plan yapar ve ilk taksi söförüne yanasir:
- Ataköye kaça götürürsün ?"
- 5 milyon
- Sana 20 milyon veririm ama bir kere verirsin
- Hadi be sapik misin, defol..
Adam bu cevabi alinca ikinci siradaki taksiye yanasir
- Ataköye kaça götürürsün ?
- 5 milyon
- Sana 20 milyon veririm ama bana bir kere verirsin
- Vay sapikkk vayy defol
Sira üçüncü taksiciye yani bizim taksiciye gelmistir.. Adam yanasir:
- Ataköye kaça götürürsün ?
- 5 milyon
- Peki sana 20 milyon veririm ama bir sartim var
- Nedir ?
- Giderken diger taksicilere el salliyacaksin
- Ayibettin abi tabii...

fıkranın devamı


Dallas'daki NASA uzay ussunde, us komutani, George ve Bob adindaki astronotlari yanina cagirip, ertesi gun cikacaklari Mars yolculugu hakkinda son talimatlari verir ve bu zor yolculugun oncesinde uyumak uzere evlerine gitmelerini soyler. Her iki astronot da, talimata uyup evlerine giderler. George tam uyumak uzereyken telefon gelir. Arayan Bob'dur.
"Alo, George. Ben Bob. Uyudun mu?"
"Henuz degil."
"Ben cok heyecanliyim. Uyku tutmadi. Sana da uyarsa, benimle birlikte icmeye ne dersin? Uzun sure icki icemiyecegiz..."
"Ok."
Bir saat sonra George ve Bob bulusurlar, bir bara girip icki soylerler. Barmen tam ickiyi verirken ikisine de dikkatlice bakar.
"Hey men. Sizi tanidim. Yarin Mars'a gidecek astronotlarsiniz. Size icki verdigim ortaya cikarsa bir daha Dallas'ta ekmek yiyemem ben. Kusura bakmayin."
George ve Bob barmenle tartismalarina ragmen o barda icki icemezler. Baska barlarda sanslarini denerler; ama TV programlarini surekli izleyen barmenler onlari her seferinde tanirlar ve icki vermeyi reddederler. Marketlerde kapalidir. Tam eve donmeye karar verdiklerinde Bob'un aklina bir fikir gelir.
"Yahu George'cugum. Bizim uzay roketine koyduklari yakitin kokusunu hatirliyor musun. Ayni viski gibiydi. Istiyorsan ondan icelim."
Birlikte uzay ussune girerler. Kontrol etmek bahanesiyle yakit tankinin yanina gelirler. Kimse suphelenmez. Onlara guvenmeyip te kime guveneceklerdir ki zaten. Ertesi sabah fuzeye binecek olanlar onlardir. George ve Bob yakit tankindan aldiklari yakittan birer kadeh
icerler; sonra da evlerine giderler. George tam uyumak uzereyken telefon calar. Arayan yine Bob'dur.
"Alo George. Yine ben. Rahatsiz ettim ama kusura bakma. Sana birsey sormak istiyorum. Karnin agriyor mu?"
"Evet Bob. Hem de cok."
"Peki. O zaman sakin gaz çıkarayım deme. Ben seni TOKYO'dan ariyorum..."

fıkranın devamı


Agop'la karisi Haykanus kahvalti ediyorlarmis.
Haykanus sormus:
- Sular akmoor Agop, bir bakarsin degil mi?
- Nereden cikarirsin simdi Haykanus, ben muslukcu ?
- Peki havagazini kontrol etsen.
- Canim, ben tesisatci?
- Agop, elektrik dugmesi de bozulmus
- Yeter artik Haykanus...
Agop aksam eve geldiginde bir bakmis ki butun aksakliklar onarilmis. Merakla sormus Haykanus 'a:
- Canim karim, kime yaptirdin bunlari?
- Kirkor 'a rica ettim beni kirmadi.
- Ne?... Kirkor mu? O dunyanin en kotu adamidir. Karsiliksiz bir sey yapmaz.
- Evet bana " ya benimle yatacaksin ya da cikolatali pasta yapacaksin" dedi
- Guzel...Pastayi yaptin degil mi?
- Ah Agop, nereden cikarirsin bunu? Ben pastaci...

fıkranın devamı


Sevgili oğlum Temel... Senin hızlı okuyamadığını bildiğim için mektubu yavaş yavaş yazıyorum...
Artık senin büyük şehre gittiğin sırada yaşadığımız evde yaşamıyoruz. Baban bir gazetede, "İnsanların başına genellikle evlerinin iki kilometre civarındaki bölgelerde kaza geldiğini" okumuş; o yüzden taşındık...
Sana yeni adresi veremiyorum, çünkü yeni evimizde bizden önce oturan hemşehrilerimiz, taşınınca adresleri değişmesin diye kapı numarasını söküp götürmüşler...
Bu evde garip bir çamaşır makinası var. Geçen gün içine dört gömlek koydum, çalıştırmak için duvardaki zinciri çektiğimden beri bir daha gömlekleri göremedim.
Geçen hafta sadece iki kez yağmur yağdı. İlki üç gün, ikincisi ise dört gün sürdü...
Benden istediğin yeleği postaya verdim. Ancak, halan 'o koca düğmelerle paket çok ağır olur' deyince düğmeleri kopartıp yeleğin cebine koyduk. Orada bulabilirsin...
Not: Sana biraz da para gönderecektim, ama zarfı bir kere yapıştırmış bulundum... Sevgiler... Annen"


fıkranın devamı


Dort kaplumbaga piknige cikmaya karar veriyorlar. Erzaklari hazirlayip yola koyuluyorlar. Bir yil, iki yil, bes, on yil derken 30 yil sonra piknik yerine variyorlar. Hemen erzaklari cikariyorlar, gazozlar, yiyecekler, hersey ortaya cikiyor.
Gazozlar da sise gazoz. Ve acacak YOK! Tek cozum, birinin eve gidip acacagi alip getirmesi. Dogal olarak en genc kaplumbagayi seciyorlar. Genc eleman:
- "Giderim, ama bir sartim var." der ve ekler.
- "Buradaki yiyeceklerin hicbirine ben gelinceye kadar dokunulmayacak." Digerleri de bunu kabul eder. Elemanimiz yola cikar. Aradan bir, iki, on, yirmi yil gecer. Bu arada yasli kaplumbagalardan birisi fenalasir, ölmek uzeredir. Arkadaslari ne yapsa faydasiz. Kaplumbaga'nin son dilegi olup olmadigini sorarlar. O da:
- "Gerci genc kaplumbagaya soz verdik ama, suradaki sarmalardan bir tanesini yesem olur mu?" der. Digerleri de kiramaz ve:
- "Elbette!" diyerek, sarmalardan birini verirler.
Tam agzina atacagi sirada genc kaplumbaga calilarin arasindan firlar ve:
- "Gitmiyorum iste, gitmiyorum!"




fıkranın devamı


Dogumevi bekleme salonuna hemsire kosarak girer , ilk sirada oturan adama yaklasarak :
"Sizi tebrik ederim, ikiz cocugunuz oldu" der.
"Ne tesaduf Minnesota Ikizleri - Basketbol Takimindayim"
Bir saat sonra, ayni hemsire yine kosarak gelir,"Mr.Smith" ismini anons eder. Mr.Smith yerinden heyecanla dogrulur,Hemsire ;
" Artik ucuz babasisiniz" der.Mr.Smith sasirir ve " Olacak sey degil, ben de 3M sirketinde calisiyorum" der.Hemsire bir daha gorundugunde ucuncu adama ;
" Esiniz dorduz dogurdu, kutlarim" der.Adam da saskinlikla
" Ben de Dort Mevsim Otelinde calisiyorum" der.
O sirada yaninda oturmakta olan adam hafif bayginlik gecirerek oturdugu yerden asagi dogru kayar, yetisip mudahale eden hemsire sorar;
"Iyimisiniz, ne oldu size?" diye sorar.
Adam kendine gelmege calisarak dogrulur ;

" Temiz havaya ihtiyacim var, 101 Dalmacyalilar magazasinin muduruyum de..."




fıkranın devamı


Gunun birinde Istanbul'da sarisinin biri hayattan o kadar bezmis ki kendini bogazin soguk sularina birakarak hayatina son vermeye karar vermis.

Bogazici koprusunden gecerken arabasini durdurmus, bariyerlere cikmis ve titreyerek az sonra kendisini bu cekilmez hayattan kurtaracak olan sulara baka baka aglarken yanina genc ve yakisikli bir genc gelmis. Genc ona acimis ve sarisinin ellerini tutup "Bak, yasaman icin cok neden var. Yarin sabah gemim Amerika'ya gitmek uzere demir alacak. Eger istersen, seni de caktirmadan gemiye alip saklayabilirim. Sana hem yemek getiririm hem de sana cok iyi bakarim." demis. Sarisin bakmis kaybedecek bir sey yok; belki de Amerika'ya gidip yeni bir baslangic yaparim umuduyla denizcinin teklifini kabul etmis. O aksam denizci genc onu gemiye almis ve filikalardan birine saklamis. Her gece sarisina uc sandvic ve bir meyve getiriyormus, sonra da sabaha kadar sevisiyorlarmis. Bir kac gun sonra, kaptan rutin kontrolleri sirasinda sarisina rastlamis. Orada ne aradigini sormus. Sarisin da "Ben bu gemideki denizcilerden biriyle anlastim. O bana hergun yemek getiriyor ve Amerika'ya gitmemi sagliyor. Ben de onun benimle sevismesine izin veriyorum." demis. Kaptan, "Seninle sevistigi kesin kucuk hanim" demis, "Ama bu Kadikoy-Besiktas vapuru".



fıkranın devamı


Genc ve guzel sarisin, alisveris merkezinin beyaz esya reyonuna girer ve saticiya sorar:

- "Su kucuk televizyonu almayi dusunuyorum, fiyati nedir ?"
- "Kusura bakmayin hanimefendi sarisinlara satis yapmiyoruz.!"

Genc kadin sinirlenir, evine gider, sacinin rengini degistirir ve ertesi gun magazaya geri gelir, ayni saticiya yaklasir ve:

- "Su kucuk televizyonu satin almak istiyorum." der
- "Kusura bakmayin hanimefendi sarisinlara satis yapmiyoruz !!!!"

Kadin iyice sinirlenmistir, solugu bir kuaforde alir, bu defa koklu bir degisiklik yapar, hatta makyajindan,goz rengine o tam bir esmer bombadir artik.. Ayni magazaya gider, ayni saticinin yanidadir ertesi gun:

- "Su kucuk sevimli beyaz renlki televizyon ne kadar ???"
- "Kusura bakmayin hanimefendi, sarisinlara satis yapmiyoruz"
- "Inanmiyorum, nasil anladiniz sarisin oldugumu, uc gundur kendimi esmere cevirmek icin yapmadigim kalmadi!"

- "Hanimefendi 3 gundur satinalmaya calistiginiz sey Mikrodalga firin!"




fıkranın devamı



Facebook'da paylaş :

Hoş geldiniz! Üye Girişi yapın veya Ücretsiz Kayıt olun. 
Hızlı Arama